Monthly Archives: Ağustos 2025

Bir Kabalistin Ruhuyla Bağ Kurma

Zohar Kitabı’nın yazarı Rabi Şimon’un (RAŞBİ) mezarını, sanki orada özel bir enerji varmış gibi ziyaret etmek neden gelenekseldir? Böyle bir yer, en büyük Kabalist olan RAŞBİ ile bir “bağ kurma noktası” görevi görür.

Kişi onunla bir bağ kurmak isterse, bu gibi yerler ona daha büyük bir şans verir. RASHBİ’nin ruhuyla gerçekten bağ kurmayı arzulayanlar ve gerekli çabayı gösterenler bunu başarabilirler.

Bağ kurmak, sadece mezarlıkta değil, herhangi bir yerden mümkündür, ancak “kök ve dal” manevi yasasına göre, oradaki fırsat daha büyüktür. Bir Kabalist, kendisine egoizm ekleyen biyolojik bedeninden kurtulduğunda, daha da kutsallaşır, Yaradan’a daha da yakın hale gelir. İşte bu yüzden insanlar mezara gelir. Bu, tüm Kabalistler için geçerlidir, ancak RAŞBİ kıyaslanamaz; O, diğerlerinin çok üstündedir.

Bir Kabalistin ruhu ile bağ kurma, onun yazılarını çalışarak da kurulabilir ve neyin daha güçlü bir şekilde işe yarayacağı, kişinin ruhunun köküne bağlıdır. Ama tabii ki kişi Kabalist ‘in eserlerini hiç çalışmaz ve sadece mezarını ziyaret ederse, gerçek bir bağ kurulamayacaktır. Orijinal kaynağa bir bağ gereklidir.

Bir Kabalist artık fiziksel bir bedende değilse, kişi onun mezarına gidebilir ve ona daha yakın olmak isteyebilir. Aynı istek, Kabalistik metinleri çalışırken de yapılabilir. Sonucun ne kadar güçlü olacağı, kişinin manevi köküne ve Kabalist ile bağ kurma arzusunun ardındaki niyete bağlıdır.

Bir ruhun kökü, Yaradan tarafından belirlenir ancak kişinin ne kadar içtenlikle dua ettiği ve bağ noktasına ulaşmak için ne kadar çaba gösterdiği kişiye bağlıdır. Sadece dua, Yaradan’ı kişinin ruhunun kökünü gerçekleştirmeye ikna etmeye yardımcı olabilir. Kişi, RAŞBİ’nin manevi kökü ile bağ kurma fırsatını istemelidir.

Birçok Kabalist vardır, ancak RAŞBİ Yaradan ile yakından bağlantılı ve tüm ruhlarla ilişkili eşsiz bir ruhtur. Eğer dua eder ve kendi içinizde özel bir manevi Kli (kap) oluşturursanız, onun eşsiz manevi kökünden aydınlanma alabilirsiniz.

Pek çok şey, kişinin ruhunun köküne, Kabalist ile olan bağlantısına, onun yazılarına, kutsal mezarının bulunduğu yere bağlıdır, ancak kişi kendi ruhunun kökünü nasıl bilebilir? Yaradan’dan anlayış isteyin, belki bir cevap alacak ve ruhunuzu kökünü ifşa edeceksiniz.

 

Dünyada Barışı Nasıl Sağlayabiliriz?

Soru: İsrail Topraklarının bir kısmını vermemize izin var mı?

Cevap: Kendimizi politikaya ya da buna benzer bir şeye dahil etmemeliyiz, sadece niyetle ilgilenmeliyiz! Toprağı zorla tutamazsınız. İşe yaramadığını kendiniz görebilirsiniz.

Kişi ne kadar çok güç kullanırsa, o kadar çok kaybeder; atalarından çok daha fazla. Bakın; Golda Meir hiçbir şey vermedi. Şimdi generaller geliyor ve her biri bir öncekinden daha fazla taviz veriyor. Neden? Kişi ne kadar alçalırsa, o kadar çok verir.

Biliyoruz ki burada bir milimetreyi bile zorla elde tutamayacağız, çünkü dünyamız manevi dünyaya göre yapılandırılmıştır. Bu nedenle köklere uygun olmamız gerekir. Her ne pahasına olursa olsun barış veya güvenlik sağlamak isteyenler bile bunu başaramıyor.

Bu sadece tüm yaratılışı yöneten güçler aracılığıyla mümkündür. Dünyamız bunun bir sonucudur. Eğer manevi dünyanın güçlerini düzene sokarsanız, bu kaçınılmaz olarak dünyamızda bir sonuç doğuracaktır.

Bu dünyada, kişi madde aracılığıyla gerçekleştirmek istediği herhangi bir eylemle, kendisine gerçekten fayda sağlayacak bir şeyi yapmayı asla başaramaz. Er ya da geç, bunu hissedecektir.

Kişinin niyetleri ne kadar iyi görünürse görünsün, eğer yalnızca maddi dünyanın güçlerini, maddesini veya yasalarını kullanırsa, onların içerdiği kötülüğü keşfedecektir. Doğa böyle inşa edilir; ıslah, düzen ve değişim yukarıdan aşağıya doğru akmalıdır. Ve bunun üstünde, sadece niyetimizle hareket ederiz.

Dünyaya karşı tutumumuz bize ne kadar önemsiz görünürse görünsün (sonuçta, tutumum ne fark eder, onu ölçemem veya gerçekten anlayamam); bununla birlikte, güce sahip olan tam olarak budur! İnsanlığın ifşa etmesi ve kuşanması gereken şey budur: niyet, doğru tutum. Aksi takdirde, dünya daha da hızlı bir şekilde parçalanmaya devam edecektir.

Ruhtan Ruha Bağ

Bir Kabalist ile kurulan bağ, ruhla ruhun birleşmesidir: ruh ruha (Ruach beRuach). Kişide, manevi köküne bağlandığı yeni bir manevi nokta ortaya çıkar. Kişi, kiminle bağ kurduğunu bilir ve hisseder.

Kişi, RAŞBİ veya Baal HaSulam’ın ruhuyla bağ kurduğunda, oradan güç ve aydınlanma alır ve Kabalistle içsel bir bağ hissetmeye başlar, daha fazlasını verme, daha fazlasını sevme yeteneği kazanır. Yine de her Kabalist’ten, o Kabalist’in bize iletmek istediği şeye bağlı olarak, kişi benzersiz bir şey alabilir.

Kişi, sürekli olarak tam da eksikliğini duyduğu şeyi talep etmeli ve bu talebin, ruhun kökünün gerçekleşmesi için doğru doyumla ilgili olmasına gayret etmelidir. Hepsi bu.

Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Kısım 65

Günlük Dünyevi Eylemler Maneviyatla Ne Kadar Bağlantılıdır?

İnsan formuna bürünmüş ve ıslah edilmesi gereken ruh ile beden arasında ayrım yapmamız gerekir. Gün boyunca ister bedenimiz ister hayvani ve insani arzularımız aracılığıyla olsun, çevremizle ilgili olarak yaptıklarımız, Tora, manevi ilerleme veya Yaradan ile ilgili değildir. İnsanlar Tora ve Mitzvot’u bilmeden önce de yaşıyorlardı. Eşleri, çocukları, evleri ve geçimlerini sağlayacak araçları vardı. Bunların hiçbiri maneviyatla ilgili değildi.

Kabala’dan kopuk, sıradan yaşam maneviyatla ilgili değildir. Bu dünyada bedensel, maddi bir varoluştur. Böyle bir yaşam, manevi dünyadan tamamen kopuk olmasa da, her şey manevi köklerden çıkan “dallar” olarak var olduğundan, bu dünyadaki cansız nesnelerde, bitkilerde, hayvanlarda ve insanlarda tezahür ettiği şekliyle alma arzusuyla karşılaştırılabilir. Yavaş ilerleyişi içinde, yaratılışın evrensel zaman çizelgesine göre ıslahın sonuna doğru ilerler.

Niyetler Dünyasına Giriş

Soru: Neden niyetler dünyası önce ölüm gibi gelir, sonra ise yaşam gibi hissedilir dediniz?

Cevap: Yaradan hakkında düşünerek günde 24 saat yaşamanın nasıl mümkün olduğunu sordunuz, çünkü sıkıcı oluyor, bunda hiçbir şey görmüyorsunuz!

Bu konuda hiçbir destek noktanız olmadığını söyledim: Yaradan ifşa edilmedi, O’nunla olan ilişkinizin yaşam olduğunu hissetmiyorsunuz, onunla dolu değilsiniz ve sürekli olarak, her zaman O’nunla birlikte olduğunuz, maddesel dünyayı cansız, kesinlikle cansız bir şey olarak, sanki taşlara bakıyormuşsunuz gibi gördüğünüz o boyutta yaşamıyorsunuz.

Şu anda dünya hayat dolu, insanlarla dolu gibi görünüyor. Ama ileride göreceksin ki, onlar gerçekten ‘insan’ değiller, çünkü onların kendi özgür iradeleri yok. Onlar, eylemlerin sonuçlarıdır; eylemlerin efendileri değil.

Niyetler dünyasına girdiğinde (Asiya, Beriya, Yetzira, Atzilut, Adam Kadmon ve Sonsuzluk – bunların hepsi niyetlerdir!), yaşamı hissetmeye başlarsın – ebedî, mükemmel, gelişim, anlayış ve gerçekleştirme için sınırsız olasılıklarla dolu bir yaşam. Tüm bunlar sonsuzdur, size bağlı olmayan hiçbir sınır yoktur; her şey size bağlıdır! İşte gerçek yaşam budur.

Ama ilk başta, buna girmeden önce, sürekli olarak Yaradan’ı düşünmek ölüm gibi görünüyor. O’nu nasıl düşünebilirsiniz, O sizden ne istiyor? O’nun sizden istediği şey hala ölüm olarak hissediliyor çünkü henüz ondan herhangi bir doyum almıyorsunuz.

Saflığın Kıvılcımları Dünyaya Aksın

Bugün, ıslahlar yapmak zorunda olduğumuz bir koşuldayız. Eğer bunu yaparsak, özgür seçimimizi kullanmış oluruz. Kendimizi güçlendirdiğimiz, Kelim’i analiz ettiğimiz ve basitten karmaşığa doğru onları ıslah ettiğimiz bir grup oluşturuyoruz.

Önce “İsrail’i kendi topraklarında” mümkün olduğu ölçüde ıslah ederiz, sonra da dünya uluslarına dahil oluruz. Bu, dünya uluslarına ıslah metodunu verdiğimiz, onlara her şeyin neden var olduğunu, amacının ne olduğunu ve yaratılış sürecinin ve hedefinin ne olduğunu açıkladığımız anlamına gelir.

Galgalta ve Eynaim’in (GE), AHP üzerinde çalışması, onun içinde olması ve bu nedenle AHP’ın mümkün olduğu ölçüde GE’ye katılması ile kastedilen budur.

Eğer gerektiği gibi çalışırsak, Baal HaSulam’ın yazdığı gibi “aydınlanma ve arınma kıvılcımları” İsrail’den dünya uluslarına geçecektir. Bunu yaparak, özgür seçimimizle gerçekleştirebileceğimiz tek eylemi gerçekleştirmiş oluruz.

Ancak özgür irademizi, özellikle de tarihin bu belirli anında bize verilmiş olanı kullanmazsak, o zaman bizi ve dünyanın tüm uluslarını ıslahın sonuna (Gmar Tikun) getirmekle yükümlü olan genel güç, gerekli olanı yerine getirmemizi sağlayacak şekilde üzerimizde eylem yapacaktır.

Doğru yönden saptığımız ölçüde, bu güç bizi ona döndürmek için üzerimizde eylem yapar, ancak bu dönüş acı çekerek gelir ve bu nedenle kendimizi en korkunç durumlarda bulma riskiyle karşı karşıya kalırız.

Acı Çekmek İstemiyorum, Haz Almak İstiyorum!

Soru: Darbelerden kaçınma arzusuyla hareket etmeyip, kendi irademle ilerlemeye başlamam için geçiş nerede gerçekleşir?

Cevap: Hayır, kendi iradenizle ilerlemenize gerek yok. Sırf düşünce güzel, soyut ve hayvansal derecenin üzerine çıkma şansı sunuyor diye ilerleyebilir miyiz? İşler böyle yürümez; böyle bir şey mevcut değildir.

Bu düşünceyi takip ediyorum çünkü kendimi kötü hissediyorum! Hayatımın anlamı nedir? Bu soruyu sadece bir hayvan gibi darbeden kaçmak istediğim için soruyorum. “Hayatımın anlamı nedir?” Bu hayvansal bir soru! Kendimi kötü hissettiğimde, bunu bedenimde hissettiğimde ortaya çıkar.

Şöyle düşünmüyorum: “Yaradan ne kadar perişan olmalı! Belki de O’na eşlik etmeliyim? Ben ve O, zaten iki kişiyiz. Belki bir başkası da katılır.” Kişi böyle bir tutum içinde olamaz! Bu bir yanılsamadır. Bizler alma arzusundan yaratıldık ve yalnızca bu özden talep ortaya çıkar: Acı çekmek istemiyorum, haz almak istiyorum! Ya da haz almak değilse bile, en azından daha az acı çekmek istiyorum.

Soru: Tutumum ne zaman korkudan sevgiye dönüşür?

Cevap: Çok basit! Korkudan O’na döndüğünüzde ve iyi bir karşılık aldığınızı hissettiğinizde, sevmeye başlarsınız.

Diyelim ki biri size sürekli vuruyor ve görünüşte sizden nefret ediyor. Ama sonra, bu darbelerden iyi bir sonuç görmeye başlarsınız ve o zaman O’nun size karşı tutumunu anlamaya başlarsınız. Size vurmak istemez ama bunu sadece başka seçeneği olmadığı için yapar. Sadece sonuca dayanarak Yaradan’a karşı tutumumuzu değiştirmeye başlarız.

Nihai Hedefi Unutmayın

Soru: Önce kendimizi Yaradan’a yönelttiğimizi ve ancak ondan sonra O’nu edinmek için dostlarla çalıştığımızı söylüyoruz. Ama pratikte, metoda göre bunun tam tersi olur. Önce kişinin bir dosta karşı tutumuyla ilgili emirler, sonra da Yaradan’a.

Cevap: Eylemin sonu orijinal planın içindedir. Sürekli olarak nihai hedefi korumalısınız ve yol boyunca yaptığınız her şey, sadece bir araçtır. Bu nedenle, nihai hedefi düşünmüyorsanız, ara eylemleriniz yanlış yöne gidebilir ve ters sonuç verebilir.

Baal HaSulam bu konuda yazarken komünizmden, Kibbutzim’den ve insanlığın “komşunu kendin gibi sev” kuralını, On Emir’i ve benzerlerini kullanarak kendi yararına yaratmaya çalıştığı her şeyden bahseder. Sonuç, sadece kötülük ve yıkım oldu. Bunun nedeni, nihai amacın tam olarak bu emirlerin verildiği ve tüm yaratılışın gerçekten var olduğu amaç olmamasıdır.

Cansız, bitkisel ya da hayvansal seviyelerin ötesindeki herhangi bir şeyi, Yaradan’la birleşmeyi edinme niyeti olmadan kullanırsanız, o zaman en küçük eylem bile çevredeki gerçekliğe zarar verir.

Ve eylem ne kadar büyük ve önemli olursa, size getirdiği zarar da o kadar fazla olur. Sonuçta, tüm gerçeklik, yalnızca özgür seçiminizi insan olarak adlandırıldığınız yerle birleştirebilmeniz ve böylece tüm gerçekliğin bir kez daha Yaradan ile birleşmesi için yaratılmıştır.

Maneviyatta Eylem

Soru: Maneviyatta eylem nedir?

Cevap: Maneviyatta eylem, artık Yaradan’la bağ içinde olmak istediğiniz yeni bir arzunun ifşa olmasıdır. Burada istediğiniz herhangi bir örneği verebilirsiniz.

Soru: Diyelim ki bir dostuma kahve getirdim yani onun arzusunu yerine getirdim. Buna Yaradan uğruna bir niyeti nasıl ekleyebilirim?

Cevap: Niyetinizi dostunuza kahve ile birlikte verirsiniz. Bunu ona madde olarak, onun için yaptığınız şey olarak aktarırsınız ve hepsi bu kadar. O da bu kahveyi alarak, bunu aranızdaki bağı korumak ve artırmak için yaptığı niyetine sahip olabilir. O zaman bu, bu şekilde gerçekleşir.

Korku Duygusunu Ne Yok Eder?

Soru: Dün tam bir ihsan etme içindeymişsiniz gibi görünmesine rağmen, bedenin manevi çalışmadan hiç tat almadığı bir duruma gelirsek, kendinizde korku uyandırmanın bir anlamı var mıdır?

Cevap: Hayır, bunu deneyebilirsiniz ve buna tutunmanın ne kadar imkânsız olduğunu göreceksiniz, zira gerçek korku yukarıdan gelir.

Soru: Ama eğer bu duruma düşersem, bununla mücadele etmenin doğru yolu nedir?

Cevap: Dua edin. Size başka bir şey söyleyemem.

Soru: Bu durumda okumak için en faydalı kaynaklar hangileridir?

Cevap: Her ne çalışıyorsak. Bu öncelikle korku duygusunu siler.