Daily Archives: Ağustos 15, 2025

Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Kısım 67

Neden Bedenselliğin Göz Ardı Edilmesiyle Hemfikir Oluruz?

Maneviyatta, olan bitenle hemfikir olma ya da olmam kavramı yoktur. Manevi yolda, üzerimize parlayan ışığın yoğunluğuna bağlı olarak içinde bulunduğumuz koşulu kabullenir ve onaylarız. Belirli bir ışık parlayıp bizi belirli bir koşul içinde tuttuğunda, “hırsız” olarak adlandırılabiliriz. Daha az ışık parlıyorsa, “soyguncu” olarak kabul ediliriz. Daha fazla ışık parlıyorsa, “erdemli bir insan” oluruz. Dolayısıyla, “Hayır, ben bir hırsızım!” diye yakınmanın bir anlamı yoktur. Koşul, doğal olarak ortaya çıkar ve ancak o zaman onu tanımlayıp adlandırırız. “Ben erdemliyim” etiketiyle kendimizi kandırabiliriz, ancak bu koşulumjzu değiştirmez veya bizi erdemli yapmaz. Sadece nasıl hissettiğimizi değiştirir.

Bu nedenle, koşulumuza tepki vermek yerine, olduğu gibi kabul etmeye odaklanmalıyız. İster beğenelim ister beğenmeyelim, ister katılalım ister katılmayalım, gerçek budur. İçsellikle meşgul olmaya başladığımızda, bedenselliği neredeyse tamamen ihmal ederiz. Bu olgu, iyi ya da kötü olarak yargılanamaz. Tıpkı doğada olduğu gibi, bir aslanı ceylan avladığı için yargılamayız; doğası onu buna zorlar. Benzer şekilde, manevi yolda olanlar için de manevi çalışmanın doğası, bedensellikten sürekli feragat etmeyi gerektirir.

Manevi Ebeveyn Olun

Soru: Hiçbir hesaplama, temel veya bilgi yoksa, tamamen içsel bir eylem nasıl olabilir? Hayal edebileceğim hiçbir amacı, hissedebileceğim hiçbir sonucu olmayan bir eylemden geriye ne kalır?

Cevap: Çocuklarımızı doğurduğumuzda, bir şey yapabilme yeterliliklerinin olmadığını, hiçbir şey yapamayacaklarını anlarız. Tek yapmamız gereken onları desteklemek, eğitmek ve bilgi ve yiyecekle doldurmaktır. Genel olarak, onlara elimizden gelen her şeyi vermek isteriz. Bu bizim içgüdümüzdür.

Aynı şey Kabala biliminde de geçerlidir. Ebeveyn olmaya yani aralarında yeni bir Kelim, yeni bağlar oluşturmaya ve onları mümkün olduğunca Yaradan ile bağ seviyesine yükseltmeye hazır hale gelir gelmez bunu yaparız. O zaman, Yaradan’ın bize nasıl yardım ettiğini hissederiz. Tüm bağımız sadece O’nun rızası için olur.

Soru: Yeni bir Kelim oluşturmak ne anlama gelir?

Cevap: Daha önce sahip olmadığımız, Yaradan ile bir bağın ortaya çıktığını hissetmek anlamına gelir. Ve böylece basamakları tırmanırız.

İki Gücü Birleştirin

Soru: Çaba göstermem gerektiği gerçeği ile artık hiçbir şey yapamayacağım ve sessiz kalıp beklemekten başka bir şey yapamayacağım an arasındaki sınır nerededir? Bu pratikte nasıl hissedilebilir?

Cevap: Bu sınır nerededir? Kişi bunu kendisi hissetmelidir. Araçlara veya göstergelere dayalı talimatlar yoktur.

Manevi alan, yalnızca bize gösterilen güçlerden oluşur. Ve bu alanda öyle bir yol izlemeliyiz ki, her zaman bir taraftan Yaradan’ın tek, temel gücüne, diğer taraftan ise kullanımını reddettiğimiz ve mümkün olduğunca Yaradan’ın ihsan etme gücüyle birleştirmek istediğimiz egoist güce güvenebileceğimizi hissedelim.

Cevapları İçimizde Kim Ortaya Çıkarır?

Soru: Rahatsızlıkların bağlantısı nasıl meydana gelir?

Cevap: Rahatsızlıklar, Yaradan’ın etkisi altında gerçekleşir. O, bunları içimizde kasıtlı olarak uyandırır çünkü bunlar bizi birbirimizle bağ kurmaya ve bu niteliklere neden sahip olduğumuzu, bunların nereden geldiğini, yaratılışın amacının ne olduğunu ve dostlarımızı onluya nasıl çekebileceğimizi netleştirmeye zorlar.

Bu, Yaradan çalışmasıdır ve bizim bu sorulara cevabımızdır. Bunları içimizde Yaradan ortaya çıkarır.

Erdemli Birinin Mezarı Başında Dua

Soru: Dua ettiğimiz yerin, o duanın gücüyle nasıl bağlantılı olduğunu açıklayabilir misiniz? Dün grubumuzun bir kısmıyla Radun’a gidildi ve erdemli bir kişinin mezarı başında dua ettik. Herkes o duanın gücünü hissetti.

Cevap: Tam da olması gereken budur. Her şeyden önce, özel bir yer. İkincisi, gerçekten istediğiniz içindir. O anda, arzularınızın uyumlu olduğunu hissettiniz. Birbirleriyle çelişmiyor, aksine birbirlerini tamamlıyorlardı.

Tüm arzularınızla ilgili olarak bu şekilde davranmaya devam ederseniz, o kadar birleşik bir arzu oluşturacaksınız ki, bunun Yaradan üzerinde kesinlikle bir etkisi olacaktır.

Basit Bir Aksiyom

Soru: Tek seçeneğimiz niyet midir?

Cevap: Elbette, niyet,  eylem olarak adlandırılır.

Soru: Niyet, almak için veya vermek için olabilir. Ancak almak için olduğunda darbeler alırsınız. Peki, nasıl bir yön seçebiliriz?

Cevap: Seçimimiz doğru yöne gitmek değil, kendimizi güçlendirmek ve darbelerin yardımıyla değil, öneme dayanarak doğru yöne gitmektir.

Er ya da geç o yöne gideceksiniz. Bugün de ilerleme kaydediyorsunuz ama her seferinde darbeler sayesinde. Artan önemin yardımıyla ilerlemek de bir olasılıktır.

Yaratılışın amacı nedir? Yaratılanları memnun etmek. Yaratılan ne yapmalıdır? Yaratılışın amacına ulaşmalıdır. Bu demektir ki, Yaradan için amaç, yarattıklarını memnun etmektir ve siz de aynı noktaya gelmelisiniz. Peki, bu noktaya ne zaman ulaşacaksınız? Tutumunuz: “O’nun yarattıklarını memnun etmek.” ile aynı olduğunda. Bu çok basittir!

Hayat Anlam Kazandığında

Soru: Bize hayatın anlamının ne olduğunu söyleyebilir misiniz?

Cevap: Hayatın anlamı, kişinin doğasını almaktan ihsan etmeye, nefretten sevgiye, reddetmekten başkalarıyla yakınlaşmaya dönüştürmesidir. Ve sonra, bu nitelikler sayesinde bambaşka bir varoluş biçimi hissedeceksiniz. Tam tersi bir dünya olacak.

Başkalarını tatmin etmekte doyum bulacaksınız. Ve bunda hiçbir hayal kırıklığı olmayacak.

Yorum: Bir insan pat! diye yapabilse ve bu gerçekleşse, harika olurdu.

Cevabım: Oraya varacağız.

Tora Nedir?

Soru: Tora nedir?

Cevap: Tora, bizi ıslah eden, birbirimize bağlayan ve çeşitli tezahürleriyle bize gelen bir güçtür. Bu güç, bize kötülüğün farkına varmayı, onun ıslah edilmesini, iyilikle bağ kurmayı sağlar ve bize birliğin örneklerini gösterir; yani, bizim tüm ıslah sistemimiz Tora olarak adlandırılır.

Atzilut dünyasının ZA – Zer Anpin’ine Tora denir çünkü ben bu surete, bu sisteme benzemek için, Atzilut dünyasının Malhut’unda bulunan tüm ruhları, aralarındaki bağı, Atzilut dünyasının ZA’inin yapısına benzeyecek şekilde bir araya getirmeye çalışırım.

Bu durumda, Atzilut dünyasının Malhut’una dahil olan tüm ruhlar birleşir ve Atzilut dünyasının ZA ile, Yaradan ile yapışmaya (Zivug) girer. Aramızdaki bağı ve yapışmayı bu şekilde ifşa ederiz.

Her şey Atzilut dünyasının ZON’unda (ZA ve Nukva) olur, başlar ve biter. Atzilut dünyasının Malhut’u, ZA seviyesine ulaşana kadar yedi safhadan geçer, ona tam olarak benzerlik gösterir. Islahın sonunda, iki büyük ışık gibi olurlar.

Bu nedenle, Tora veya Yaradan olarak adlandırılan, Atzilut dünyasının ZA’ni, yapısı, gücü ve etkisiyle bize bir örnek teşkil eder.

Ve her şeyden önce, karanlıkta birbirimizle birleşmeye çalışmalı ve O’nun yardımına olan ihtiyacı ifşa etmeliyiz.

Birleşmek için gösterdiğimiz tüm çabalara rağmen bunu yapamayacağımızı keşfettiğimizde, o zaman küçük çocuklar gibi ağlamaya ve O’ndan bir örnek, bir ıslah talep etmeye başlarız.

O zaman üstteki bize bir örnek gösterecek ve bize birleşme gücü verecektir. Ancak istek ve talebimiz sadece birbirimizle birleşme çabalarımızdan gelmelidir. Aksi takdirde, bir cevaba layık olmayacağız. Aksi takdirde, Malhut ile Atzilut dünyasının ZA arasında bir bağ içinde değiliz, Malhut’ta değiliz. Malhut sadece bağı hisseder.

Ve hepimiz aşağıda, BYA (Beriya, Yetzira, Asya) dünyalarındayız. Malhut’ta ise sadece Yaradan’ı ifşa etmek ve ihsan etme niteliğini edinmek için birbirimizle birleşme arzularımız bulunur.

Islah Mekanizması Nasıl Çalışır?


Soru: Kişi, manevi bir güçlendirici işlevi gören grup aracılığıyla kalpteki noktayı nasıl yönlendirebilir?

Cevap: Kullandığımız dışsal araçlar vardır: kitaplar, grup, öğretmen, çalışma sistemimiz ve küresel bağlantı. Bu koşullar, bizim için Kabalistler tarafından oluşturulmuştur.

Bunları uygulamaya koyarsak, kendimiz için dışsal bir çerçeve inşa edersek ve maneviyata olan arzumuzu bu sisteme eklersek, o zaman arzu büyümeye başlar.

Başlangıçta kalbimde sadece bir noktam vardır ve bunu dostlarıma iletirim, onlardan da tüm kalpteki noktaları alırım! Aramızdaki, ruhlar arasındaki bu bağlantı ağı zaten vardır.

Dünyaların yukarıdan aşağıya inişi sırasında, bu dünyadan sonsuzluk dünyasına yükselişimiz için her şey önceden hazırlanmıştır.

Sadece bu sisteme girebilmem, kendimi alçaltabilmem, diğer herkesi ıslah olmuş olarak görebilmem ve onlar vasıtasıyla ıslah eden ışığı almayı arzulayabilmem gerekiyor.

O zaman başkalarından ihsan etme arzularını alacağım ve bu da benim kendi arzumu genişletecektir.

Bununla birlikte, başlangıçta kalbimde sadece küçük bir nokta vardı ve bunun bile yönü belirsizdi.

Gruba yatırım yaptım, ona katılmak istedim; yani, bir ihsan etme eylemi gerçekleştirdim! Ve karşılığında diğerlerinden gerçek bir güç, gerçek bir ihsan etme arzusu aldım!

Birdenbire bunu gerçekten istediğinizi ve buna değer verdiğinizi anlarsınız. Ve sonra korku gelir. Yaradan’a ihsan etmeye ulaşabilecek miyim yoksa bunu başaramadan hayatımı sonlandıracak mıyım?

Bunlar hala egoist düşüncelerdir, ancak onlar zaten ihsan etmeye nasıl ulaşılacağı etrafında dönerler! Buna Lo Lişma denir: a) ihsan etmeye çabalamak ve b) faydayı düşünmek.

Böylece grup aracılığıyla Yaradan’a doğru daha içsel bir yönlendirme alırsınız.

Kendinizi Yaradan’a yönelttiğinizde, inanca daha da yaklaşırsınız, çevrenizdeki başka bir ışığı çekmeye başlarsınız. Işık değişmiş değil; siz değiştiniz ve bu nedenle ışık sizi farklı şekilde etkiler. Şimdi size ihsan etme niteliğini verebilir.

Ve ihsan etme niteliğini edindiğinizde, egoizminizin üzerine çıkmaya başlarsınız. Bu, en başından beri elde etmek istediğiniz şeydir, ancak şimdi ışık bunu zorlama yoluyla değil, kendi arzunuzla gerçekleşecek şekilde düzenlemiştir.

Birdenbire inanç niteliğinin sizi nasıl doldurduğunu hissedersiniz yani ihsan etme niteliğinin, zira inanç ihsan etmektir, Bina’dır.

Bu sizi egonuzdan özgürleştirir! Ve bu sizi egoizmden tamamen kurtarmaz ama size onun üzerine çıkma gücü verir. Bu artık Mahsom’un üzerindedir.

Kırılma Yaşamamış Ruh Yoktur

Soru: Galgalta ve Eynayim’i (GE) ıslah etmek için, önce AHP’a mı dönmem gerekiyor?

Cevap: Eğer ıslahların Kelim’de nasıl gerçekleştiğinden bahsediyorsak, o zaman ıslaha başladığımız her bir Kli, en safı bile olsa, dört bölümden oluşur: GE, AHP, AHP içindeki GE, GE içindeki AHP.

Işık tüm Kelim’i etkilese de daha saf olanlar ilk uyananlardır, çünkü form benzerliği kuralına göre ıslaha daha yakındırlar. Onların ihsan etme kaplarının, alma kaplarından daha büyük olduğunu gösteren nedir? Bunu açıklamak zordur.

Bir yandan, perdeye sahip olan ve yüksek bir derecede bulunan biri, çok düşük bir seviyeye düşebilir. İhsan etme niteliği içinde olan kişi, doğal olarak Bina’ya yakındır, nerdeyse hiç düşmez çünkü perdesiz ihsan etme Kelim’i bozulmuş olsa da, alma Kelim’i kadar bozulmamıştır; alma kapları perdeye sahip olduklarından çok yüksek kalırlar, ancak perde olmadan çok kötü olurlar ve çok aşağı düşerler.

Islaha başladığımızda bu hesaplamaları pratikte yapmamıza gerek yoktur. Işık uyandırır, aydınlatır, Kelim’i süzer ve onları ıslah eder. Bu yüzden, ıslaha yakın hissedenler kendiliğinden gelir, katılır ve bunun bir parçası olduklarını hissederler.

Bu nedenle, bugün doğru bir hesaplama yapamıyoruz. Bedenlerde böyle bir kırılma olmadı. “Bedensel” bir bakış açısıyla Yahudi olarak adlandırılan insanlar var ve dünya ulusları olarak adlandırılanlar var.

Her ikisi arasında da birbiriyle karışmayanlar var, yani zamanla aralarında karışık evlilikler olmadı. Ama parçalanma ruhlarda oldu! Bunun için herhangi bir açıklama yapılmamıştır. Kabalistler bu konuya değinmek istemezler.

Kayıp kabilelerin nerede olduğunu, nasıl parçalandıklarını bilmediğimiz için, buna dayanarak dünyaya karşı bir tutum oluşturamayız. Dışsal kriterlere dayalı olarak bir şeyle ilişki kuramazsınız. Sadece şu gerçeği kabul etmeliyiz: eğer ruhlardan bahsediyorsak, tüm parçalarıyla tam bir kırılma yaşamamış hiçbir ruh yoktur.

Bundan şu sonuç çıkar ki, ışık ıslah eder ve kaynağa geri döner, bu yüzden insanlar diğer faktörlerle herhangi bir bağlantısı olmadan ıslaha uyanırlar. Sonuçta, bu bir zaman meselesidir: er ya da geç.