Monthly Archives: Ağustos 2025

Yaradan’a Tutunun

Biri beni rahatsız ediyorsa, bunu “bana karşı yardım” olarak kabul etmeliyim ki bu da bana Yaradan’a henüz nerede bağlanamadığımı gösterir.

Bu rahatsızlık sayesinde, Yaradan’a yaklaşıyorum ve bu nedenle bu kişiye her şeyin en iyisini diliyorum ve iyi için olduğu gibi kötü için de şükrediyorum. Ne de olsa bu rahatsızlıklar sayesinde her seferinde Yaradan’a doğru yükselme fırsatına sahip oluyorum. Onlar olmadan ilerlemem mümkün olmazdı.

Bu nedenle, bir yandan maddesel hayatta kendimi savunmalı ve bu tür rahatsızlıklara karşı savaşmalıyım. Ama özünde, içsel çalışmamda, onları tamamen kabul ediyorum ve tüm kötülükler için iyilikler için olduğu gibi şükrediyorum.

Bize çok fazla çaba, para ve zamana mal olsalar da, bize ıslahı getiren tam da bu tür rahatsızlıklardır. Önemli olan onlarla doğru biçimde ilişki kurmak, yani onların üzerinde Yaradan’a tutunmayı istemek için onlara karşı savaş açmaktır.

Yaradan’ın bana bu rahatsızlıkları gönderdiğini anlıyorum ve tüm bunlarla birlikte O’na bağlı kalmak istiyorum. Ne de olsa, Yaradan’a olan bağlılığım O’na ne kadar güçlü tutunduğumla sınanır.

Diyelim ki tavana bağlamak istediğim beş kiloluk bir yük var. Bunun için en az beş kilo ve biraz da güvenlik için daha fazlasını tutabilecek bir yapıştırıcıya ihtiyacım var. Bu nedenle tutkalın gücünü yükün ağırlığına göre değerlendiriyorum. Eğer yükü takarsam ve düşerse, tutkal yükün ağırlığından daha zayıf demektir. Bu demektir ki Yaradan’a olan bağlılığım, O’nun gönderdiği rahatsızlıktan daha azdır.

Fakat Yaradan’dan, rahatsızlıktan daha büyük bir güçle O’na tutunmam için bana yardım etmesini istersem ve tüm bu sorunla birlikte tavana yapışırsam, mantık ötesi bir inanç, akılda hissedilen rahatsızlıktan daha güçlü bir tutunma gücü edinirim demektir.

Yaradan’dan aldığım tutkal, isteğim üzerine bana gelen ışıktır, Yaradan’a bağlı kalarak O’na ihsan ettiğim ihsan etme gücüdür, Bina’dır. Beni Kendisinden uzaklaştırdığı bu rahatsızlığın üzerine çıkıp, O’na tutunmak istiyorum ki tüm günahlar Yaradan’a olan sevgiyle örtülsün.

Günah işlememiş erdemli yoktur. Her zaman rahatsızlığın kendisine, bize sorun çıkaran kişiye veya duruma odaklanarak düşeriz. Rahatsızlığa asla hazırlıklı olmayız çünkü her seferinde yeni bir şey olur, kırılmadan yeni bir Reşimo ortaya çıkar. Ve sanki sorun Yaradan’dan gelmiyormuş gibi, düşmeye ve aldatmacaya boyun eğmeye zorlanırız.

Ancak hemen ardından doğru algıya dönmek gerekir. Buna “şeytanın çimdiklemesi” denir; hafif bir çimdikleme, kişinin aklını başına getirmeye yeter.

İlk başta, rahatsızlığın hissinden dolayı “ah” diye ağlıyorum ve ikinci “ah” bunun bir rahatsızlık olmadığını, Yaradan’ın beni kendisine çektiğini fark etmemden kaynaklanıyor. Bütün bunlar tek bir nefeste gerçekleşir. Her rahatsızlığa verilecek tek yanıt, Yaradan’a daha da güçlü bir şekilde tutunmaktır.

 

Niyette Yaşayın

Soru: Günün 24 saati niyette kalma gücünü nasıl kazanabilirim?

Cevap: Grup sizi zorlayarak değil ama etkileyerek mecbur bırakabilir. Bunu istemenizi sağlayabilir, gece gündüz bunu düşünürsünüz ve bu düşünce sizi terk etmez.

Soru: Yükselişteyken böyle bir niyeti sürdürebilirim ama arzu olmadığında ne yapmalıyım?

Cevap: Eylemlerden ziyade niyetlerde yaşamaya başlamalısınız. Bu farklı bir boyuttur: Eylemlerle ve ilişkilerle yaşamıyorum, niyetin içinde yaşıyorum! Ben ve Yaradan – O’nunla nasıl bağ kurarım? Her zaman bu niyetin içinde kalarak.

Eğer böyle bir duruma 24 saat boyunca girerseniz, bu Mahsom’u geçtiğiniz ve manevi dünyaya girdiğiniz anlamına gelir. Sonuçta manevi dünya, Yaradan’a olan niyetinize dayanan tavrınızdır.

Elbette bu olduğunda kaygılarınız değişir, içiniz bambaşka bir şeyle dolar, bununla yaşarsınız! Bu yüzden korkmayın!

O zaman ister okuyor, ister yiyor, içiyor, ister maddi hazlara dalıyor olun, her ne olursa olsun bu niyette kalırsınız. Bizler bunu yapabiliriz. Bunun olacağına söz veriyorum.

Açıklamalar Yerine

Yorum: Kabalayı insanlara açıklamanın her aşaması kendi içinde bir kanıt gerektirir. Birinci aşama – daha yüksek bir güç olduğu, ikinci – bu gücün bizi etkilediği, üçüncü…

Cevabım: Kanıt aramamalıyız. Dünyamıza odaklanmalıyız ve bir yandan onun içinde var olduğumuzdan, diğer yandan da daha yüksek dünyaya ait bir şeye (metodolojimize) sahip olduğumuzdan, bunları organize etmekten ve birbirine bağlamaktan başka bir şey yapmamalıyız. Örneğin, doğa olayları ve onların doğa ötesi açıklamaları gibi: bu olayların nereden kaynaklandığı ve bize neden bu şekilde göründükleri.

Sadece doğru bağlantıyı, doğru resmi, açık, ikna edici ve anlaşılır bir şekilde kurmamız gerekiyor ve bu da yeterlidir.

Işık Aracılığıyla Islah

Kelim’i ıslah etmek için gelen güçlü Işık (ki bu Işık, Kli’yi yarattı ve onu nihai haline getirene kadar şekillendirdi) onu ıslah edebilecektir. Sadece Işık, bizim kararımıza ve MAN yükseltme olarak adlandırılan, ön talebimize göre Kli’yi ıslah eder.

Bir yetişkinin kollarında oturan ve “Şunu istiyorum, şunu istiyorum ve bunu ve bunu istiyorum!” diyen küçük bir çocuk gibi yaratılışa katılıyoruz. Ve büyük olan, onun isteklerini yerine getiriyor. Sadece ne isteyeceğini bilmen gerekir ki, bu istek büyük olanın seni ilerletmek için planladığı eylem ve yollara uygun olsun, böylece bu süreçten O’nun aklını edinebilmiş olasın.

Büyük olan, O’na ulaştıktan sonra, O’nun gibi olmanızı, küçük bir durumdan büyük bir duruma geçmenizi ister, çünkü her seferinde O’nun istediği ve size vermeye hazır olduğu şeyi arzularsınız, böylece en başından itibaren O’nun gibi olmak istediğinizi bilirsiniz. Bu konuda şöyle söylenir: en küçüğünden başlayarak her eylem, Yaradan’a yapışma uğruna olmalıdır.

Niyetin Sonucu Nedir?

Niyet, içimde var olan Bina gücünün ve onu ne ölçüde kullandığımın bir sonucudur: ya Yaradan’ı kendim için kullanarak ya da doğamı O’nun rızası için kullanarak.

Eğer sadece alma arzumuz olsaydı, o zaman burada niyet için bir yer olduğunu söylemek imkânsız olurdu. Ancak alma arzusu, Bina’nın niteliklerini içerdiğinde, kendisini iki yönde aktive etme yeteneğine sahip hale gelir: kendisi için almak ya da Yaradan’ın rızası için almak.

Alma arzusunun içindeki eylem aslında değişmez, ancak Bina’yı içermesi nedeniyle ona sadece niyet eklenir: ya kendisi için ya da ihsan etmek için.

Rasyonel Açıklama Yoluyla

Soru: Kabala’nın dağıtımını yaparken gerçekler, dinleyicilerde duygular uyandıracak şekilde mi sunulmalıdır?

Cevap: Aktardığınız gerçekler hem duygusal hem de mantıklı olarak algılanmalıdır.

Baal HaSulam, “Zohar’ın Tamamlanması İçin Bir Konuşma” adlı makalesinde, Ari’nin öğretilerinin akla yönelik olduğunu, Baal Shem Tov’un etkisinin ise kalbe hitap ettiğini, ancak günümüzde hem aklın hem de kalbin birlikte sürece dâhil olduğunu yazar.

Soru: Yarı yarıya mı?

Cevap: Bugün, aklın daha fazla etkisi var. Biz Ari’ye Baal Şem Tov’dan daha yakınız.

Bu nedenle, Baal Shem Tov dönemi yani Hasidizm çağı sona ermiştir ve artık daha çok Ari’ye yöneliyoruz.

Kabala’yı, dünyanın yapısını, nedenini ve amacını gerçekten araştıran bir bilim olarak sunarak insanlara özellikle rasyonel açıklama yoluyla ulaşmalıyız.

Realiteye Karşı Doğru Tutum

Realiteye karşı doğru tutum, çok daha ileri bir aşamadır. Sonuçta, dünyanın belirli bir şekilde yapılandırıldığını ve her insanın kendi işlevine ve bir şekilde ulaşması gereken kendi hedefine sahip olduğunu bilmek, bu bilgi her insana ulaştıktan sonra, tüm dünyayı doğru şekilde düzenlemeye başlayacaktır.

Dünyadaki tüm madde, tüm eylemler ve gerçekleşen her şeyin, gerçekte işleyen güçlerle ne derece uyumlu olduğunu göreceğiz. Dünyada etki eden tüm güçler %100 Yaradan’ın güçleridir.

Yalnızca insanın uyumsuzluğu, tüm dünyanın – cansız, bitkisel, hayvansal ve özellikle de konuşan seviyelerin – Yaradan’ın yaratılışa yönelik niyetiyle form eşitliğinde olmamasına neden olur. Bu, kendini bu dünyada bulan insan için korkunç bir duyguya neden olur.

Neden özellikle bu dünyadaki insan? Çünkü sadece bu dünyadaki insanlar, özellikle de bizim zamanımızda ve özellikle bizler, gerçeklikle nasıl doğru bir şekilde ilişki kuracağımızı özgürce seçmek yükümlüyüz.

Sorun şu ki, dünyayı bir madde kütlesi olarak görüyoruz, ancak maddenin niyete, tutuma dayanan nihai, en düşük, cansız sonuç olduğunu unutuyoruz. Görüyorsunuz, güçler ne kadar gizliyse, o kadar güçlüdürler. İlişkilere biraz bile dikkat etmeye başlarsak, onlar aracılığıyla maddenin kendisi de dahil olmak üzere her şeyi nasıl değiştirdiğimizi göreceğiz.

Öncelik Dostlar Arasındaki İlişkilerdir

“Dostunu kendin gibi sev” Mitzva’sı, kurban sunan kişiden daha önemlidir (Baal HaSulam, “Arvut [Karşılıklı Garanti]”).

“Kurban etme” eylemi neyi temsil eder? Kişi, 620 arzusundan birini ıslah eder ve onu ihsan etmeye yöneltir; buna “Yaradan’a kurban sunmak” denir çünkü bu ıslah sayesinde Yaradan’a yaklaşırlar (İbranice “Korban” – “kurban” kelimesi, “Karov” -“yakın”dan gelir).

Dolayısıyla bu dünyada, kişi tarafından getirilen cansız, bitkisel veya hayvansal seviyelerden herhangi bir kurban, ihsan etme niyetiyle 620 arzunun tümünün kademeli olarak ıslah edilmesini sembolize eder.

Doğal olarak bu, sunakta kullanılan hayvan, buğday, şarap, su ya da kanla ne yapılacağı ile ilgili değildir. Tüm bu şeyler, gerçekten de dünyamızda fiziksel bir şekil alırlar, ancak gerçek anlamları 620 arzudan oluşan ruhun ıslah edildiği manevi dünyada yatar.

Arzuları ıslah etme sürecinde, kişi ile dostları arasındaki emirler, kişi ile Yaradan arasındakilerden daha etkilidir.

Neden? Baal HaSulam, arzularımızı, onların niyetlerini almaktan ihsan etmeye çevirerek ıslah etmemiz gerektiğini açıklar. Nitelik olarak bize yakın olan ve aynı hedefi paylaşan dostlarla çalışırken, bunu Yaradan’la olduğundan daha etkili bir şekilde yapabiliriz. O gizlidir; O’nun tepkisi bizim tarafımızdan doğrudan hissedilmez. Ancak O’nun bize yönelik yasaları değişmediği gibi, bizim de O’nunla olan ilişkimiz sürekli olmalıdır.

Bununla birlikte, bizler hala ıslah olmamış kaplar içindeyiz. Koşullarımız sürekli olarak dalgalanır ve kaybolur, bu nedenle henüz O’nunla bizi etkili bir şekilde etkileyecek bir bağa giremiyoruz.

Bu nedenle, ıslah yolunda ilerlemek için en etkili araç olarak yalnızca dostlarımızla olan ilişkilerimiz kalmaktadır. Başka bir deyişle, “kişi ile dostu arasındaki” emirler, “kişi ile Yaradan arasındaki” emirlerden önceliklidir.

Farklı şekilde ifade etmek gerekirse, “Komşunu kendin gibi sev” emri tüm kurbanlardan ve kişi ile Yaradan arasındaki diğer tüm ilişki biçimlerinden çok daha önemlidir çünkü ruhun ıslahına daha fazla katkıda bulunur.

Farklı Ruhların İşlevleri

Niyet seviyesinin altındaysanız neden bedensel yaşama ihtiyacınız var? Özgür seçiminizle bu seviyeye ulaşmak için! Bu nedenle, doğru niyetleri edinmeden önce, onlarla hiçbir ortak noktanızın olmadığı bir durumda olmalısınız.

Aynı zamanda, bir varoluş duygusuna sahip olmalısınız ve bu duyguyla yavaş yavaş niyetleri anlamaya başlar ve manevi dünya denilen şeye yani niyetin gelişimine girer ve onunla meşgul olmaya devam edersiniz.

Bunu yapan sizsiniz. Bu nedenle, bağımsız hareketinize başladığınız “bu dünya” adı verilen belirli bir ön gerçeklik olmalıdır.

Ancak bir Partzuf’un, Roş, Toh ve Sof’una sahip olan bu aracı edindikten sonra, onlarla ilerlemeye devam edersiniz ve artık bu dünyaya ihtiyacınız kalmaz. Buradaki herhangi bir fiziksel eylem size yardımcı olabilir mi? Olsun ya da olmasın, bu dünyanın varlığı sizin niyetle, manevi dünyada yaşamanıza engel değildir.

Şu anda bile, sahip olduğunuz her şeyle burada oturabilir ve aynı zamanda tamamen işleyen bir Partzuf ile Atzilut’ta olabilirsiniz. Ve tersine, fiziksel bedeniniz olmadan sadece orada da olabilirsiniz.

Bu zaten diğer tüm ruhlarla olan ilişkinizdeki rolünüze bağlıdır: Onlarla ne kadar temas halinde olmanız gerektiği, onlara göre işlevinizin ne olduğu ve fiziksel bir bedende kalmanız gerekip gerekmediği.

Eğer buna mecbursanız, o zaman artık reenkarne olmanıza gerek kalmasa bile, bunu yapmaya devam edersiniz. Bunlar farklı türden hesaplamalardır.

Büyük Kabalistlerde olan da budur. Görüyorsunuz, Adem’den İbrahim’e, Musa’ya, Rabbi Şimon’a, Ari’ye ve Baal HaSulam’a kadar aynı ruh reenkarne olmaya devam ediyor. Kendisi için buna ihtiyacı var mıdır?

Hayatımızın Filmi

Kabala bilgeliği, hayatımızdaki her türlü olay aracılığıyla Yaradan’dan gelen düşüşler, uzaklaşmalar ve reddedişler sırasındaki çalışmalardan bahsetmesi bakımından basit popüler kör inançtan farklıdır.

“Yaradan’dan başkası yoktur” demeye hazır olabiliriz. Ne de olsa, her şeyi yaratan ve her şeyi yöneten tek bir güç olması kulağa doğru ve iyi geliyor. Ancak haksız gibi görünen çeşitli sorunlarla karşılaştığımızda bu güç tarafından reddedildiğimizi hissettiğimiz an bunu unuturuz.

Dahası, bunların hepsinin Yaradan tarafından, yaratılışın en başından itibaren her birimiz için önceden planlandığı anlaşılıyor, zira her şey ıslahın sonuna kadar önceden belirlenmiştir. Bu nedenle tüm yaşamımız, kendi çabalarımızla ve özellikle uzaklaşma zamanlarında “620 kat daha” eklememiz gereken bir filmdir.

Asıl çalışma, düşüş sırasında gerçekleşir. Yaradan çeşitli sıkıntılar, sorunlar ve gizlemeler göndererek ve önümüze engeller koyarak yolu bizim için ağırlaştırır. Ancak tüm bunların üstesinden nasıl geleceğimizi biliriz ve bu, tüm engellerin üzerinden kahramanca atlayarak olmaz.

Gerçek üstesinden gelme, tüm engelleri ve kalbin ağırlığını Yaradan’a atfetmek ve bunların kaldırılmasını istememekte yatar. Engeller aslında yükselmemiz gereken derecelerdir.

Haz alma arzusu her arttığında, yükselmek ve Yaradan’ın birliğini daha yüksek bir derecede onaylamak için Yaradan’dan bir davet olarak bir sorun ortaya çıkar. Bu yüzden sorundan soruna, hayal kırıklığından hayal kırıklığına, korkudan dehşete yaşarız. Ancak tam da bu noktada, Yaradan’ın lütfunu görmeliyiz çünkü O bizi terk etmez, aksine bizi ileriye iter.

Bir kolektif olarak tüm İsrail ulusunda ve son ıslah safhalarına doğru ilerleyen her bir bireyde bu böyle olur. Tam da düşüşler sırasında Yaradan’dan yardım isteme fırsatına sahip oluruz. Düşüşlerin, Yaradan’ın, tam da bizi O’ndan ayırmaya yönelik karışıklık ve huzursuzlukların üstesinden gelmek yoluyla, kişiyi yakınlaşmaya davet ettiği durumlar olduğu ortaya çıkar.

Eğer tüm engellere rağmen, engellerin daha fazla birleşmeye doğru onların üzerlerine yükselmek için O’ndan yardım istememizi sağlamak adına, Yaradan’dan geldiğini beyan edersek, o zaman engeller bir bağ aracı, Yaradan’a yapıştığımız tutkalın ta kendisi haline gelir.

Engellerin aslında bir talebe yol açmakta yardımcı olduğu anlaşılmaktadır, buna karşılık olarak kişi, Yaradan’dan ihsan etme, mantık ötesi inanç, rahatsızlıkların üzerindeki gücünü alır. Ve bu şekilde ilerler.

Bu nedenle, bizim çalışmamız, Yaradan’dan O’na yaklaşmayı istemek için fırsatlar olarak rahatsızlıklardan sevinç duymaktır.