Daily Archives: Ağustos 7, 2025

Yaradan İle Bağı Koparmayın

Soru: Yaradan’a hitap ettiğinizi bildiğiniz halde nasıl hata yapmazsınız? Bir çeşit doğrulama var mı?

Cevap: Hayır, O’na nasıl isterseniz öyle hitap edin, hata yapın; önemli olan O’nunla her zaman iletişim halinde olmaktır.

Ne isterseniz yapın, sadece O’nunla bağınızı koparmayın. En önemli şey kesintisiz diyaloğu her zaman sürdürmektir.

İki Yönlü İletişim

Soru: Kolektif duygularımızla Yaradan’ın isteğimize yanıt vermesine layık hale geldiğimizi söylediniz. Bu hangi noktada gerçekleşecek?

Cevap: Alma ve ihsan etme arzularımız ve taleplerimiz Yaradan’ın bize yönelik arzusuyla hizalandığı anda Yaradan’ın yanıtına layık hale geliriz. O zaman birbirimize bağlı hale geliriz.

Yaradan’ın bana gönderdiklerini, O’ndan alırım ya da ben Yaradan’a gönderirim ve O alır. Aramızda iki yönlü bir bağ oluşur. Birçok Kabalistik kaynak bundan bahseder. Böylece bu bağın nasıl kurulduğunu ve deneyimlendiğini çabucak anlayacağız.

Gerçek Minnet

Soru: Gerçek minnettarlık nedir? Nihayetinde, ödüle, Yaradan’ın bize armağanlar vermesine duyulan şükran vardır.

Bu şükran, tüm çalışma ve yükselişten önce gelen bütün koşullar için de olmalıdır. Gerçek minnettarlık nedir? Neyden kaynaklanmalıdır?

Cevap: Doğru minnettarlık, kişinin başlangıç koşuluna olan farkındalığından ve nihai koşul olan yükselmeye dair farkındalığından kaynaklanmalıdır.

Yaradan’ın bende tüm bunları yaptığını gördüğümde, bana böyle bir hizmette bulunan bir kişiye nasıl teşekkür edeceğimi ve O’na nasıl teşekkür edeceğimi hayal etmeliyim.

Yaradan’a minnettarlık, çok güçlü bir eylemdir. O halde, bunu başarmaya çalışalım.

Grup – Kişiyi Etkileyen Bir Sistem

Soru: Niyeti tutmak için kişinin bazı eylemleri gerçekleştirmesi ve aktif olması gerekir mi?

Cevap: Niyet, kişi için ancak önemli olduğu ölçüde geliştirilebilir. Bu önem derecesini ancak grubun yardımıyla, bu bilgiyi bedene duygular şeklinde nasıl aktaracağımı aklımla anladıktan sonra geliştirebilirim. Sonuçta beden yalnızca duygulara tepki verir, aklın onun üzerinde neredeyse hiçbir etkisi yoktur.

Aklımın yardımıyla duyguları ne kadar uyandırırsam uyandırayım, sonuç getirmeyecektir. Hareket ettirilmeliyim, korkmalıyım ve bu da çevre aracılığıyla sağlanır. Baal HaSulam’ın bunun benim tek seçimim olduğunu söylemesi boşuna değildir.

Ama bu benim seçimim, sonuçta beni bu şekilde etkilemesi için grubu seçen ve yönlendiren benim. Sanki kendi kendilerine “beyin yıkamak” zorunda olduğunu anlamayan insanların bana gelmesi gibi.

Bu nedenle, kişinin etrafında ona yardım edecek, onu etkileyecek ve ona önem verecek sistemler inşa edilir.

Her izlenimi silen doğamıza karşı, ne kadar çok çalışmak zorunda olduğumuzu görüyorsunuz. Dün bir patlama yaşadık ve on dakika sonra bunu unuttuk. Radyoda bir olay duyduğumuz an, bunu unutmanın bir yolunu arıyoruz. Hemen o anda!

Peki ya sonra? O zaman soruyoruz, milyonlarca insan nasıl gaz odalarına gönderilmiş olabilir? Çok basit, insan kendine neden ve sonuç ilişkisini silen bir sistem kurar.

Dünyada Savaş Varken Bir Kabalist Ne İçin Dua Eder?

İnsanlar bana dünyada savaş varken bir Kabalistin ne için dua ettiğini soruyorlar. Bir Kabalist, asıl savaşın dünyanın herhangi bir yerinde olmadığını, kalplerimizden geçtiğini bilir. Bu yüzden bu savaşın ortadan kalkması, bizi ayıran nefretten nefret etmeye başlamamız ve tek kalpte tek adam olarak birleşmeye çabalamamız için dua eder. Bu savaştan bu şekilde çıkabiliriz.

Savaşın amacı, Yaradan’ın yüceliğini yüceltmek, O’nu her birimizin sahip olduğu diğer tüm hedeflerin ve bağların üzerine çıkarmaktır. Sadece aramızdaki bağ kalplerimizde ifşa olduğunda, kötü eğilimimize karşı savaşı kazandığımızdan emin olabiliriz.

Eğer savaş, sadece içsel değil aynı zamanda dışsal, maddesel dünyadaysa, o zaman bize tek kalpte tek adam olarak birleşmemizi engelleyen şeyin ne olduğunu bularak, aramızdaki iyi ilişkiyi ifşa etmekten başka bir seçenek bırakmaz.

Her aşamada, bizi birbirimizden uzaklaştıran ve bağımızı bozan pek çok güç iş başındadır. Bunlara karşı mücadele etmeli ve savaş güçlerinin üstesinden gelerek yakınlaşmamıza ve birleşmemize yardımcı olabilecek güçleri aramalıyız.

Her savaş gücü, bizi bölmeyi ve birbirimizden ayırmayı amaçlar. Eğer kişi başkalarına bağlı değilse, o zaman tamamen güçsüzdür, tam sıfırdır. Kişinin gücü, başkalarıyla olan bağının sonucudur. Bu bağdan çıktığında, elinde hiçbir şey kalmaz.

Dolayısıyla bunu sürekli hatırlamalı ve yalnızca birlik için mücadele etmeliyiz. Eğer dünyada gerçekten barış istiyorsak, kendimizi o kadar sıkı bir şekilde birbirimize bağlı hayal etmeliyiz ki bu bağın kendisi, Yaradan’ı aramızda Kendisini ifşa etmesi için uyandırsın.

Bu şekilde, nihayetinde hepimizin birbirimize bağlı olduğumuzu ve Yaradan’ın birliğimizin merkezinde olduğunu keşfedene kadar, tüm ayrılık güçlerinin üstesinden yavaş yavaş geleceğiz.

Ruhların Yapısı

Soru: Karşılıklı garanti, grup içinde de var olan piramidal yapıya nasıl uyuyor?

Cevap: Bunun bir önemi yoktur. Bu, tüm ruhlar farklıysa, nasıl oluyor da hepsi tek bir ruhta “tek kalpte tek adam olarak” var oluyor ve aralarında hiçbir fark yok ve her biri tam ölçüyü alıyor ve her biri diğerleri kadar katkıda bulunuyor diye sormak gibidir. Sonuçta hepsi birbirinden farklıdır.

Eğer tek bir sistem içindeysek, karşılıklı olarak birbirimize bağlıysak, birimiz hepimizde, hepimiz birimizdeysek ve her birinin yapısı diğerleriyle aynıysa, o zaman hiçbir farklılık yoktur.

Elbette ruhların temel noktalarında farklılıklar vardır. Yani, kalpteki nokta her ruhta farklıdır, ancak kişinin edindiği diğer “ilk dokuz” aynıdır: ben ve dahiliyet, sen ve dahiliyet, o ve dahiliyet ve hepsinin yapılarının aynı olduğu ortaya çıkar.

Soru: Bu farklılık nedir?

Cevap: Bu fark, hakkında şöyle dediğiniz Yaradan’dan gelir: “Beni yaratan Efendiye git.” Bunu değiştiremezsiniz.

En Önemli Şey Sonsuzluk Seviyesine Ulaşmaktır!

Soru: Niyetler alanına geçiş, fiziksel eylemlerin ihmal edilmesine yol açmayacak mı?

Cevap: Evet, bu mümkündür. Ama bunda yanlış olan nedir? Neden bir insan belli bir aşamada, örneğin iki ya da üç bin yıl önce gelişimini durdurmuş ve eylemler yerine niyetler yönünde gelişmeye başlamış olsaydı, bugün mutsuz olacağını düşünüyorsunuz?

Bir bilim doktoru olarak söyleyin bana, biliminizin faydası nedir? Hangi acıların önlenmesine yardımcı oldu ve hangi darbeleri tatlandırdı? Ya da belki de onun yardımıyla daha aydınlanmış bir dünya mı ortaya çıkarıyoruz? Bir insanın içsel mutluluğu buna mı bağlı? İki ya da beş yüz yıl önce neydi? İki ya da beş yüz yıl sonra ne olacak?

Yorum: Yani, grup içindeki fiziksel eylemler, dağıtım ve benzerleri bile. Eğer niyetin en önemli şey olduğuna karar verirsek…

Cevabım: En önemli şey, sonsuzluk seviyesine ulaşmaktır! Ondan sonra geri kalan her şeyin bizim için ne önemi var? Hepsi basitçe iptal olur.

Realiteye Karşı Tutumları Değiştiren Bir Oyun

Kabala çalışmaya gelen bir kişi, sonunda Kelim’i değiştirme sürecinden bahsettiğimizi anlamaya başlar. Bu sadece manevi yolda ilerlerse gerçekleşir.

Kişinin amacı kendini tatmin etmek olduğundan, şu anda düşündüğü, anladığı ve istediği şey, yarın farklı olacaktır. Bunu anlarsa, o zaman kendisi de alma arzusuyla oynar, bu da onun ilerlemesini sağlar.

Her şey burada başlar: grup önünde kendilerinde bir utanç duygusu uyandırırlar. “Nasıl olur da derse gelmem, diğerlerinden farklı davranırım? Grup için bir şey yapmadıysam grupla ilgili olarak nasıl gurur duyabilirim?”

Bu iyi bir şeydir – kendinizle bu şekilde oynamak. Söylendiği gibi: “Kıskançlık, şehvet ve onur arayışı, insanı dünyadan uzaklaştırır.” Yani kişiyi bulunduğu dereceden daha yüksek bir dereceye yükseltirler. Bu olmadan hiçbir şey yardımcı olmaz.

Ve bu, kıskançlık, şehvet ve onur kaplarında haz almak yerine, insanlar yavaş yavaş Yaradan’la olan ilişkilerinden gelen hazlara değer vermeye başlayana kadar devam eder: “O’na karşı tutumum nedir? O benimle nasıl ilişki kuruyor? Nitelikler bakımından O’na benzemek, O’na yakın olmak istiyorum” vb. Kişi, Yaradan’a duyduğu saygıya uygun olarak özsaygı kazanmaya başlar.

Ahişena Yolunda Neşe

Kendi çabalarımızla, Yaradan’la olan bağımızı sürekli olarak koruduğumuz ve kolektif Kli (kap) yani grubumuzun hem içinde hem de dışında, hayvansal ve manevi bedenimizin her hücresinde neler olup bittiğini gözden kaçırmadan, birbirimizle ve O’nunla bağda kalmaya çalıştığımız bir koşula ulaşmaya gayret etmeliyiz.

Tüm bunlar yalnızca O’nun arzusuna, niyetine ve etkisine göre gerçekleşir. Ancak biz O’nun sürekli niyetinde ve sürekli çağrısında olmayı arzuluyoruz. Bu şekilde, içimizde meydana gelen her türlü değişimden, her türlü dalgalanmadan sevinç duyarız çünkü bunlar bize bir yerlerde var olduğumuzu ve bir şeyler yaptığımızı hissetme fırsatı verir.

Sonuçta, eğer böyle bir hareket olmasaydı, hiçbir değişiklik hissetmezdik. Rahatsızlıkları hissetmeseydik, yaşamı ya da onun içsel hareketini de hissetmezdik. İşte bu yüzden, ne olursa olsun, her türlü rahatsızlıktan memnuniyet duyarız! Bunlar bizi karşılıklı destek içinde birbirimize daha da yoğunlaşmaya zorlar çünkü ancak bu şekilde kendimizi Yaradan’ın önünde, O’nunla bir çift oluşturacak şekilde nasıl konumlandıracağımızı anlayabiliriz: O ve biz.

Bu nedenle, hayatımızı, Yaradan’la yakınlık kazanmakta değil O’na doğru hareket etmekle hissetmeye başlarız ki bu bizim için en önemli, en neşeli ve en tatmin edici şey haline gelir. Başka bir deyişle, amaç O’nunla benzerliğe ve birleşmeye ulaşmak değil, aksine buna doğru çabalamaktır çünkü manevi yaşamın hareketini tam da bu çabada deneyimleriz.

Bu herhangi bir yaratıcılık biçimine benzer; kişi yarattığında yaşar. Sürecin kendisi bir yaşam hissi verir çünkü harekettir; yeni sorunların, yeni arzuların ve bunların çözümlerinin ifşa olmasıdır. İşte bu yüzden, bu şekilde hareket ediyoruz.

Her gün ve her an, Yaradan’a doğru Ahişena yolunda ilerleme uğruna gösterebileceğimiz çabalardan sevinç duymamız gerekir.

Islah Gücünü Alma Bayramı

Soru: Tora’nın verilmesiyle özünde ne aldık?

Cevap: Tora’nın verilişinde, tek kalpte tek adam olmayı derinden arzuladık. Ama aynı zamanda aramızda ifşa olan egoizmin dağı, nefret dağının etrafında durduk. Kendimizi ondan kurtarmak ve karşılıklı sevgiye ulaşmak istediğimiz için Tora’yı aldık.

Eğer aramızda çok fazla sürtüşme yoksa, o zaman aramızdaki ilişkileri düzelten güç olan Tora’ya ihtiyacımız yoktur. Fakat bugünkü İsrail topluluğunda olduğu gibi birbirimize karşı, karşılıklı nefret ve ayrılık keşfedersek, o zaman ıslah gücü anlamına gelen Tora’ya ihtiyacımız vardır. İşte bu yüzden binlerce yıldır gizli olan Kabala bilgeliği şimdi ifşa oluyor.

Kabala tam olarak bugün ifşa oluyor çünkü onsuz idare edemeyeceğimiz bir duruma ulaştık. Islah eden güce olan ihtiyacımızı hissetmek için, karşılıklı tüm nefretimizi ifşa etmeliyiz. Nefret açıkça ifşa olana dek, Tora’ya ihtiyaç yoktur.

Bu yüzden şöyle denir: “Kötü eğilimi ben yarattım”, yani kötü eğilimimizi ve başkalarına karşı egoist tutumumuzu ifşa ederiz ve sonra onu düzeltmek için Tora’ya ihtiyaç duyarız. Bu nedenle Tora, nefret dağı olan Sina Dağı’nda verilmiştir.

Soru: Sina Dağı’nda, İsrail halkı tek bir ulus gibi mi hissetti?

Cevap: Sina Dağı’nda kendimizi henüz tek bir ulus olarak hissetmedik, ancak buna gelmeye hazırdık. Herkese soruldu: “Birleşmeyi kabul ediyor musunuz, yoksa burası sizin mezar yeriniz mi olacak?”

Soru: Bugünün İsrail topluluğu birliğe doğru en ufak bir dürtü bile olmayacak kadar parçalanmışsa ne yapabiliriz?

Cevap: İşte tam da bu yüzden Kabala bilgeliği gizlilikten çıkıyor ve İsrail halkına görevlerinin ne olduğunu açıklıyor. Aksi takdirde bu topraklarda var olma hakkımız olmayacak. Sina Dağı’nda ilan edilen On Emir tam da şimdi yeniden son derece önemli hale geliyor.

Ne de olsa, fiziksel olarak İsrail Topraklarına geri döndük ve üzerinde bağımsız bir Yahudi devletini yeniden kurma fırsatını elde ettik. Aramızda her geçen gün daha da büyüyen bölünme ve nefret karşısında, ıslah gücüne ihtiyacımız olduğunu anlamaya başlıyoruz.