Monthly Archives: Eylül 2025

Sürekli Yaradan’ın Varlığı İçinde Yaşamak: Gerçekliği İfşa Etmek

Şu anda başımıza gelen her şey, üst güç tarafından düzenlenmektedir. Bizim görevimiz, Yaradan’ın bu boş alanı O’nun nitelikleri, güçleri, niyetleri ve eylemleriyle doldurmamız için bize yer açtığını hissetmeye başlamaktır. Buna, kendimizi içinde bulduğumuz gerçeklikte Yaradan’ı ifşa etmek denir.

Uzakta başka dünyalar yoktur. “Dünya”- (arzumuz)  denilen tek bir gerçeklik içindeyiz. Bu arzuda, Yaradan’ın niteliklerini ifşa etmemiz gerekir. Tüm bu gerçeklik, ıslah etmemiz gereken arzumuzdur ve o zaman dünya Yaradan’ın nitelikleriyle dolacaktır. O’nu bu şekilde ifşa ederiz: “O’nun eylemlerinden O’nu bileceğiz” arzumuzun içinde, dışarıda bir yerde değil.

Yani gerçekliğimde hissettiğim her şeyin, sadece arzumun içinde gerçekleştiğini anlamamız gerekir. Bana, ben ve bu dünya varmış gibi geliyor ama aslında her şey arzunun içinde gerçekleşiyor. Bütün mesele arzunuzu Yaradan’ın varlığıyla dolacak şekilde nasıl değiştireceğiniz ve ıslah edeceğinizdir.

Soru: Gerçekliği Yaradan’ın varlığıyla doldurmak ne anlama geliyor?

Cevap: “Ben”imi hissettiğim bir nokta dışında, tüm gerçeklik Yaradan’dır. Başka hiçbir şey yoktur. O’ndan başkası yok ve bizler üst gücün içindeyiz. Soru şu ki, bunu nasıl ifşa edeceğiz? Bu bir gerçeklik algısı (ifşası) meselesidir.

Üst gücün ifşası, kendimizi gizlilik içinde bulduğumuz gerçeğiyle başlar. Bizim noktamız, üst derecenin AHP’ında (onun alt arka kısmında) bulunur.

Tüm dünya, tüm ışıktan boşaltılmış olan üst derecenin AHP’ıdır, onun ters tarafıdır ve bu nedenle dünyada Yaradan’ın varlığını hissetmeyiz. Ama eğer kendimizi bu dünyaya göre kısıtlarsak, anne karnındaki bir fetüs oluruz ve üst olan, bizim üzerimizde çalışmaya ve bizi büyütmeye başlar.

Kendini kısıtlamak demek, şu anki dünya algınız yerine, Yaradan’ı ve üst derecenin ters tarafını hissetmek demektir. Bu, benim tüm davranışımı değiştirecektir. Sonuçta, üstte olduğumu bilseydim nasıl davranırdım? Muhtemelen O’nun önünde kendimi tamamen feshederdim; tek sorun şu ki O’nu hissetmiyorum.

Peki, üst neden Kendisini kısıtladı ve O’nu hissetmeme izin vermedi? O bana seçme özgürlüğü vermek istiyor ki böylece ben Yaradan’ı hissetmeden, sanki O beni dolduruyormuş gibi davranayım! Yani, evde yalnız olan bir çocuk gibi davranmıyorum, sanki ebeveynlerim yanımdaymış gibi iyi ve doğru davranıyorum.

Soru: Gerçekliği Yaradan’ın nitelikleriyle doldurmak ne demektir?

Cevap: Bu, ihsan etme niteliğine mümkün olduğunca yakın olmak demektir. Biz egoistlerden beklenen ilk eylem kısıtlamadır. Egomu kısıtlarım, her zaman üstteki gibi olmaya çalışırım ve sanki tüm dünyayı O dolduruyormuş gibi davranırım.

Buna, “Kendimden başka kimse bana yardım etmeyecek.” denir. Üst gücü hissetmiyorum ama sanki yanımdaymış gibi davranıyorum. Kendi haline bırakılmış bir çocuk gibi değil, sanki ebeveynlerim evdeymiş gibi davranıyorum. Anlaşılan kendi içimde manevi bir program oluşturmam gerekiyor.

Ama bunu nasıl yapacağımı bilmiyorum, bu yüzden üst güçten talep ediyorum ve O da benimle oynamaya başlıyor.

Akıllı Telefonlar Mı, Çocuklar Mı?

Soru: Akıllı telefonlar günümüzde dünyayı fethediyor; herkes cep telefonlarına bakıyor. Ancak akıllı telefonlara bakmanın bir başka tarafı daha var: sonuç olarak ebeveynlerin çocuklarına olan ilgisi azaldı.

Bir ebeveyn çocuğuna ne kadar ilgi göstermeli ve çocuk, ebeveynin kalbinin onunla olmadığını hisseder mi?

Cevap: Modern ebeveynler çocuklarına ne verebilir? Gerçek şu ki, giderek daha büyük bir egoizme batıyoruz. Çocuğa karşı hislerimiz eksik, hatta birbirimize karşı daha da eksik. Bu yüzden kendimizi çocuklara dayatmamamız daha iyi. Tek yapmamız gereken çocuklar için iyi oyunlar, her türlü faydalı program icat etmek. Henüz çok fazla yok.

Soru: Bu nereye varacak? Ne tür çocuklar yetiştireceğiz?

Cevap: Çocuklar zaten sanal bir alanda büyüyor; artık bizim dünyamızla pek ilgilenmiyorlar. Gelecek nesil sürekli bu alanda olacak, sanal dünyadan alışveriş yapacak, sanal dünyadan öğrenecek, her şeyi sanal dünyadan yapacak. Bir insan ve bir ekran olacak.

Doğanın böyle bir eyleminin, kesinlikle haklı olduğuna inanıyorum; doğayı eleştiremeyiz. Bizler sadece varoluşumuzun her döneminde içimizde ortaya çıkanı nasıl doğru bir şekilde kullanacağımızı düşünebiliriz.

Soru: Çocukların içinde şimdi ne ortaya çıkıyor?

Cevap: Kendilerine bir dünya kurma imkanı içlerinde ortaya çıkıyor. Kendi dünyaları! Yani insan, hayvansal bedeninin kendisine dayattığı dünyadan, manevi bedeniyle kendisi için yaratacağı dünyaya yavaş yavaş ilerliyor ve bu dünyada var olacak. Ve bu dünya tamamen her şeyi içerecek.

Doğanın bizi nasıl geliştirdiğini gözlemlememiz yeterli. Ve doğa bizi çok ilginç bir şekilde geliştiriyor; bize yavaş yavaş kendimiz için yeni bir gerçeklik yaratma ve içinde var olma fırsatı veriyor.

Soru: Çocuk, bu gerçeklikte ne görmek ve hissetmek isteyecek?

Cevap: Çocuk, bilinçaltında buna bir çekim, ona doğru bir hareket, bir dürtü hissedecek. Ve yeni gerçekliğe doğru hareketleri onu yavaş yavaş yeni nitelikler edinmeye zorlayacak.

Bir sonraki aşama, çocuğun bir program nedeniyle değil, kendisi değiştiği için bu dünyada var olmak isteyeceği bir aşama olacak. Şimdilik sadece bir ara aşamadan geçiyoruz.

Ama doğa bizi ileriye doğru yönlendirdiği ve içimizdeki tüm bu hareketlere, isteklere ve dürtülere neden olduğundan, bir sonraki aşamalar öyle olacak ki, bilgisayar aracılığıyla yeni bir sanal dünya inşa ederek, aniden bu doğaya doğrudan girebilmek için kendimizi de değiştirmemiz gerektiğini hissedeceğiz. Çizdiklerimizin, yarattıklarımızın ardında, aslında bizim için çizilmemiş başka bir dünya var.

Bunun için süper bilgisayarıma yeni programlar yüklememe gerek yok. Kendimi biraz yeniden programlamam gerekiyor ve o zaman gerçekten de yeni dünyada var olacağım.

İşte, varacağımız yer orası. Ama belki de henüz bu nesilde bile değil.

Her Şeyi İçeren MAN

Soru: Bizler MAN (dua) yükseltmeliyiz. Bu, arzuya dayalı bir eylem midir?

Cevap: MAN, ihsan etme gücünü talep ettiğim anlamına gelir. Malhut’tan Binah’a dönerim ve Binah’tan ihsan etme yeteneğini talep ederim.

Ama bu duayla (MAN) dolu olduğum bir koşula ulaşmak zorundayım, bu da benim için yeterlidir. MAN’ı yükseltebildiğim için mutluluk hissederim.

Bu koşul Tora’da nasıl anlatılıyor? Gün ışığına çıkarsınız. Sizin için gün, hiçbir şeye sahip olmadığınız zamandır; çölde yürür ve MAN’ı, ihsan etme arzusunu ararsınız ve onu bulduğunuzda, bu sizi canlandırır ve tüm zevklerinizi doldurur. Arzuladığınız her şey ondadır.

Peki, bu zevk nedir? Nereden gelir? Bu MAN nedir? Binah’tan gelir ve o zaman Yaradan’dan talep etme imkânına sahip olmanız yeterlidir: “O’nunla bir bağım var. O’ndan talep edebilirim. Ve başka hiçbir şeye ihtiyacım yok.”

Ama içinde Yaradan’ı ifşa edeceğim bir arzuya sahip olmak istemez miyim? Hayır. O’na olan özlemin ta kendisiyle bile yetinirim. Şu anda benim için bu, bir tür içsel doygunluğun verdiği mutluluktur. Grup aracılığıyla Yaradan’la olan bağ beni doldurur.

Peki, bu ne tür bir bağdır? Nereden bir şeye sahip olursunuz? Hiçbir şey yoktur. Peki, O’na bu şekilde dönebilir miyim? Bu yeterlidir. Buna “çölde yürümek” denir, “Hafetz Hesed” (kendim için hiçbir şey arzulamamak) niteliğini edinmektir.

Çünkü çölde hiçbir şeye sahip değilsin; gerçekten de kendiniz için hiçbir şey istemezsiniz. Ama bu, ihsan etme niteliğiyle ıslahın, Yaradan’a benzerliğin edinilmesidir ve bunun içinde sizin tamamlanmanız vardır.

Yaradan’ı Uyandırmak

İhsan etme arzusunu bize vermesi için, Yaradan’ı uyandırmak zorundayız. Alma arzusuna sahip olmamız yeterli değildir, zira bize yeni bir ihsan arzusu vermesi için, ihsan edende de olumlu bir arzu olmalıdır.

Yukarıda yaratılanlara genel bir iyilik yapma arzusu olmasına rağmen, O yine de bizim arzumuzun O’nun arzusunu uyandırmasını bekler.

Başka bir deyişle, O’nun arzusunu uyandıramıyorsak, bu alan tarafındaki arzunun hala eksik olduğunun bir işaretidir. Bu nedenle tam olarak yukarıda bir arzu oluşması için dua ederek, arzumuz, bolluğu almaya uygun bir Kli (kap) olmak üzere gerçek bir arzu haline gelir. (Baal HaSulam, Şamati 57, “O’nun Arzusuna Yaklaştıracak”).

Onludan Yaradan’a sürekli olarak yapılan yakarışlar, sonunda isteğimizin gerçek olduğunu ve bir cevap alacağımızı gösterecektir. Yaradan, doğanın bir kanunudur. Belirli bir çaba eşiğine ulaşmamız gerekir, o zaman yukarıdan yeni bir hayat, yeni bir nitelik yani ihsan etme niteliğini alacağız.

Henüz bu eşiği geçmedik, bu da henüz bu arzuya sahip olmadığımız anlamına gelir. İhsan etme niteliğini doğru bir şekilde kullanamayız, onu bencilce kullanırız. Üst yönetim buna hiçbir şekilde izin vermez.

Bu nedenle, Yaradan’ın onludan sürekli uyandırılışı, onluda gerçek arzunun doğru büyüklükte ve nitelikte ortaya çıkması için gerekli bir koşuldur. Başarımız sadece buna bağlıdır!

Ayna İlişkiler

Soru: Erkek ve kadın arasındaki ilişki hakkında konuşurken, “ayna ilkesi”nden bahsettiniz. Buna göre, ben egomu eşime yansıttığım için onda kendimin bir yansımasını görüyorum. Bu ne anlama geliyor? Eğer kocamın bana değer vermediğini düşünüyorsam, bu benim kendime değer vermediğim anlamına mı geliyor?

Cevap: Neden ondan daha fazla takdir bekliyorsunuz? Özünde, bu tatmini gerektiren şey sizin egoizminizdir. Peki, egoizmin üzerine çıkıp bu tür taleplerde bulunmazsak ne kazanırız?

Birincisi, bunu yaparak partnerimiz tarafından değersizleştirildiğimizi hissetmeyeceğiz. İkincisi, bu sayede yeni bir nitelik kazanırız. Saygı ve güç talebi, tam tersini ortaya çıkarır: belirli bir egoist niteliğin üstesinden gelip onu aşmaya başladığımda, onun tam tersi bir nitelik kazanırım. Bu, bana yeni bir araç, dünyaya karşı yeni bir tutum kazanmamı sağlar.

Örneğin, daha önce partnerimden ilgi ve saygı talep ediyorsam, şimdi taleplerimde daha mütevazı olurum. Sonuçta, objektif olarak baktığımda, onun bana gayet normal davrandığını anlarım; sadece egoizmim beklentilerimin çıtasını yükseltmiştir. Öyleyse kabul edelim ve egoist taleplerimizi azaltalım.

Eşimin dikkatli, anlayışlı olmasını ve verdiği sözleri tutmasını isterim; ev işleriyle ilgili her şeyde bitmek bilmeyen “suçlamalarına”, ilgi alanlarımı ihmal etmesine, sevgi ve ilgi göstermemesine son vermek isterim. Sonuçta, yıllar geçtikçe koca, karısını arayıp nasıl olduğunu sormaya daha az vakit ayırıyor, onunla daha az ilgileniyor. Dolayısıyla, şikayetlerimi azaltırsam, şikayetlerimi saymaz ve kendim üzerinde çok çalışırsam – çünkü bu benim için hala çok önemli – o zaman aramızdaki eski, bozulmuş bağı ortadan kaldırırım.

Abartılı taleplerin üstesinden gelir ve partnerimle, tıpkı bir annenin çocuğuna olan sevgisi gibi, sevgiyle ilişki kurarım. Çabalarıma rağmen onun tarafında hâlâ “suç” olsa bile, “Sevgi tüm suçları örter” ilkesine bağlı kalırım.

Partnerimin de bizim derslerimizin çerçevesine katılmış olduğunu göz önünde bulundurarak, ona nasıl yardımcı olabilirim? Ona bir örnek veririm ve onda da aynı karşılıklı ilişkiye hazır olma isteği uyandırırım. Böylece, burada yeni bir hayata davet vardır. Esasen, partnerimden yeni bir tutum almak için kendimi açarım. Ve bu tutumu egoistçe değil, aksine, burada önemli olan ikimizin de egoizmin üzerine çıkarak ilişkimizi karşılıklı olarak geliştirmemiz ve birbirimizi desteklememizdir.

Örneğimle partnerimin egoizmin üzerine çıkmasına yardımcı olurum. Çaba gösteririm, doğal, temelsiz, egoist dürtülerimizin üzerine çıkarsak hayatın ne kadar güzel olacağı hakkında onunla konuşurum. Ve sonuç olarak, karşılıklı örnek ve karşılıklı destek bizi yukarı taşır.

Dahası, artık her birimiz dünyaya doğru, mantıklı ve boyun eğmeye hazır bir şekilde bakarız. Tekrar tekrar, dünyayı kendimle karşılaştırdığımda mükemmel bir şey olarak görürüm. Yeni bakış açısı, onu mükemmel bir doğa olarak görmemi sağlar. Artık sadece partnerimle ilgili değil, tüm dünya benim aynam olur.

Bu, bir tür psikolojik eğitim, en üst düzeyde psikolojik bir metottur ve kişinin gerçekliğe, dünyaya, aileye ve partneriyle ilişkilerine dair yeni bir algıya yükselmesini sağlar; bu, daha önce sahip olmadığımız bir algıdır.

Elbette bunu önce ailede uygulamalıyız ve sonunda yeni bir dünya, yeni ilişkiler kuracağız. Ve burada karşılıklılık şarttır. İkimiz de, iki egoistin içlerinde gelişen egoizmi doğru bir şekilde kullanmaya çalıştığı küçük bir “laboratuvar” gibi bir şeyi temsil ettiğimizi anlamalıyız. Bizim neslimizde egoizm o kadar büyüdü ki her şeyi mahvediyor ve biz onu bir kaldıraç olarak kullanıp hayatın devam etmesini sağlayacak sağlıklı ilişkiler kurmak istiyoruz. Aksi takdirde bizi sadece yıkım bekliyor.

İyi Koşul

Soru: Yaradan’la, öğretmenle, dostlarınızın yüceliğiyle tam bir uyum içinde olduğunuz ve tek bir şeye, dostlarınızın Yaradan’ı memnun etmeleri için sürekli dua etmeye odaklandığınız bu koşul nedir?

Cevap: Bu iyi bir koşuldur. Geliştirmeye devam edin.

TES Çalışması

Soru: “Önsöz”ü (Pticha) veya TES’i (On Sefirot’un Çalışılması) çalıştığımızda, sanki biri başka bir galaksiden bir şeyler açıklıyormuş gibi hissediyorum. Bunun içimde nerede olduğunu anlamıyorum. Dostlarımın sorularını dinliyorum, sanki tüm bunları kendi içlerinde ifşa ediyorlarmış gibiler. Bunu en azından biraz olsun bu şekilde algılamaya başlamak için ne yapabilirim?

Cevap: Burada sadece tek bir tavsiyede bulunabilirim. Bizler, Kli’nin içinde, arzunun içinde ışığın yayılmasından bahsediyoruz.

Işığın üzerinizde etki ettiğini hayal edin – doldurma, haz verme, her şeyi ihsan etme arzusunu. Onu alma niyetiyle ifşa edersiniz ve ışık yavaş yavaş içinize girer ve içinizde karşılık gelen dereceleri inşa eder.

Prensipte, Kabala biliminin tamamı budur.

Maneviyatta Daire Ve Çizgi

Soru: “daire”, “çizgi” veya “Sefira” kelimelerini duyduğumda, zihnimde bu dünyanın imgeleri beliriyor. Bir dairenin veya çizginin ne olduğunu nasıl doğru bir şekilde hayal edebilir ve hissedebilirim?

Cevap: Bunlar ışığın yayılmasının farklı yollarıdır. Daire, ışığın herhangi bir sınırlama olmaksızın yayılmasıdır; Kav (çizgi) ise sınırlamalarla yayılmasıdır.

Soru: Kav dışında bir şeyi, örneğin İgul’u (daire) edinebilir miyiz?

Cevap: Hayır, yalnızca çizgiyi (Kav) edinebiliriz, ancak onun içinde gerekli olan her şeyi ediniriz. Yaradan Kendini tamamen bu şekilde ifşa eder.

Kendiniz İçin “Putlar” Yaratmayın

Kabalaistik makaleleri okurken, bunları zaman ve mekan kavramlarına bağlamamaya ve kendimiz için “putlar” yaratmamaya çok dikkat etmeliyiz. Kabalistler tarafından yazılan her şey, geçmişte meydana gelen herhangi bir tarihsel olayla değil, yalnızca arzumuzla ilgilidir.

Tarih, aynı zamanda içsel gerçeklik algımızla da ilgilidir. Tüm bunların gerçekleştiği coğrafi bir konum yoktur; “mekan” bizim arzumuzdur. Ve zaman yoktur; “zaman”, koşulların değişimini ifade eder.

Ve bugünün “Ve Izdırap Şehirlerini İnşa Ettiler” başlıklı, Firavun için köle emeğiyle ilgili özel bir makaleyi okuduğumuzda, anlatılan her şeyi yalnızca kendimizle, manevi yolumuzda başımıza gelenlerle ilişkilendirmeliyiz.

Bu makale, arzumda, kendimle, grupla, Yaradan’la olan ilişkimde neler yaşamam gerektiğinden; yüce güçle birleşmem için bana verilen tüm araçlardan bahseder. Ben ve O’ndan başkası yoktur. Ve geri kalan her şey, aramızdaki birleşmeyi sağlamanın bir aracından ibaret.

Makalede yazılan her şey, yalnızca içimde, ruhumda gerçekleşmeli; onu böyle anlamalıyım. Ve o zaman, materyalin içsel anlamını gerçekten inceleyeceğim.

İhsan Etmek, Zorlama Değildir

Dolayısıyla, ulusun tüm üyeleri hemfikir olur olmaz Tora onlara anında verildi, çünkü artık onu yerine getirebilirlerdi. Ancak tam bir ulus haline gelmeden önce ve özellikle de bu topraklarda benzersiz olan atalarının zamanında, Tora’yı arzu edilen biçimiyle yerine getirme niteliğine sahip değillerdi, çünkü az sayıda kişiyle, insan ile insan arasındaki Mitzvot’a, “Dostunu kendin gibi sev” derecesine varacak kadar başlamak bile imkânsızdır… Bu nedenle Tora onlara verilmemişti. (Baal HaSulam, “Matan Torah [Tora’nın Verilmesi]”).

Ataların Tora’sı ile Mısır sürgünü dönemindeki Tora arasında bir ayrım yapılmalıdır. Mısır’da egoizm Firavun seviyesine kadar büyüdü ve kaynağa geri dönen ışıkla ıslah edilmesi gerekiyordu. Ancak ataların zamanında ifşa olan arzular çok saftı ve bu ışığa ihtiyaç duymuyordu.

Daha sonra bile, Talmud bilgelerinin dönemine kadar geçen neredeyse bin yıl boyunca, insan kişisel zevklerden arınmak ve Tora’ya emek vererek arzularını alçaltmak zorundaydı. Yalnızca Talmud bilgelerinin yaptığı ıslahlar sayesinde, kaynağa geri dönen ışığı (ıslah eden ışığı) getiren ortak bir çalışma yapmamız yeterlidir.

Her halükarda, atalarımızın ıslah biçimi bizimkinden farklıydı. Gelişimimizin mevcut aşamasında, “komşunu kendin gibi sev” ilkesini edinmeliyiz ve bu, Tora’nın yani Kabalistik metodun nasıl uygulanması gerektiğini açıkça ortaya koyar. Zohar Kitabı’na Önsöz’ün sonunda Baal HaSulam, bunun öncelikle İsrail halkı içinde, ardından tüm dünyada gerçekleştirilmesi gerektiğini açıklar.

Kabalistik metodun uygulanması, birbirini destekleyen ve birbirinin garantörü olan çok sayıda insan arasında mümkündür. Herkes diğerleriyle ilgilenmekle yükümlüdür ve o zaman kişi kendisi için endişelenmez. Zira en temel ihtiyaçlarını bile başkaları onunla ilgilendiği için karşılar. Sonuç olarak kişi, egoist arzularından tamamen kopar ve ona bir kısıtlama uygular.

Bu kısıtlama, zorlayıcı metotlara veya kendi kendini zorlamaya dayanmaz. Bu, kendimi lezzetli bir pasta dilimi yemekten alıkoymak anlamına gelmez. Bu bir kısıtlama değil, bir diyet olurdu. Burada sözünü ettiğimiz şey, ışığın eylemidir: ışık, gözümde ihsan etmeyi almanın üstüne çıkarır ve o zaman ben egoistçe hiçbir şeyi alamam. İçimde alma arzusu kalır, fakat onun üzerinde ihsan etme arzusu hüküm sürer.