Monthly Archives: Ağustos 2025

Kötü Eğilime Karşı Savaş

Soru: Kötü eğilime karşı savaşmam ne demektir?

Cevap: Bu, birliğe, Yaradan’a doğru yükselmeye karşı olan, tüm düşünce ve arzularla savaşmak, onları silmek ve onlara kulak asmamak istediğiniz anlamına gelir.

Soru: Çalışmalarımız belirli bir programa göre düzenli olarak yürütülüyor: dersler, Zoom toplantıları ve dağıtım. Bunu gerçekten kötü eğilime karşı bir savaşa dönüştürmek için buna ne ekleyebiliriz?

Cevap: Bu, düşüncelerinize ve hedeflerinize, gerçekten bir şey yapıp yapmayacağınıza bağlıdır. Ve eğer yapacaksanız, o zaman hangi niyetle ve nasıl ifade edeceğinize bağlıdır.

Bu nedenle, içimizde kötü eğilime karşı savaş hiç bitmez. Yaradan, biz buna ikna olana kadar bekler. Ancak o zaman, O’ndan, bizi kötü eğilimin üzerimizdeki gücünden kurtarmasını, bizi özgürleştirmesini içtenlikle isteyebiliriz.

Görevimiz Kötü Eğilimi Yenmek

Soru: Sürekli olarak kötü eğilimle olan savaştan bahsediyoruz ve bizim görevimiz kazanmak. Ancak aynı zamanda, kötü eğilim olmadan doğru çizgiyi oluşturamayacağımızı da açıkça anlıyoruz.

Kötü eğilim olmadan ilerleyemiyorsak, “yenilgi” kelimesinin sınırları nerede?

Cevap: Kötü eğilim olmadan ilerleyemiyoruz çünkü ilerlememiz, onu kontrol etmek için giderek daha fazla güç kazanmakta yatıyor.

Bu nedenle, o zafer için mümkün olan her şeyi yapmalıyız: uyanmak, uyumak ve gün boyunca sürekli kendimizi yükseltmek.

Ayrıca, grup içinde karşılıklı destek olmalı, birbirimizi desteklediğimizden emin olmalıyız. Yaradan, egoizmimize karşı koymak için bize iyi bir eğilim vermeyi kabul edene kadar, bu şekilde ilerlemeliyiz. Ve sonra, bu iyi eğilim sayesinde, tüm dünyayı görmeye başlayacağız.

En İyi Koşula Dönüş

Yorum: Kişi maneviyata girdiğinde, arzu, Aviut yoktur, sadece Masah ve yansıyan ışık vardır demiştiniz.

Cevabım: Evet, tüm boş alan yansıyan ışıkla doludur. Fotoğraf filminde olduğu gibi, Yaradan’ı size ifşa etmeye başlar ve bu boşlukta ilahi güçleri, mutlak iyiliği keşfedersiniz.

Tüm bunlar, sanki geniş bir uzayda, anne karnındaki bebek gibi, içeride bulunan tüm ruhlar etrafında tezahür eder. Bu en iyi koşula dönüş, tüm insanlık için hazırlanmıştır.

Ne yazık ki, insanlar bunu acı çekerek hissetmeye başlayacaklar ve bu, onları istem dışı olarak “doğum sancıları” olarak adlandırılan şeye itecektir. Bundan kaçış yoktur; insanı doğurmak, onu bu koşula itmek için baskı gereklidir.

Bunu hissetmeye başladığımızda, Kabalistlerin çalışmalarının pratik olarak tamamlandığını düşünebiliriz. Bu tür durumları deneyimleyen insanlık, kendi kendine ilerleyecektir.

Akıllı Telefonla Çocuk Yetiştirmek

Soru: 43 yaşında ve beş çocuk babası olan Justin Smith, kendi YouTube kanalını oluşturdu. Çocuklarının sürekli akıllı telefonlarına yapışık olduğunu fark ettiğinde, onlarla başka bir şekilde iletişim kuramayacağını anladı. Bu kanalda, kendisi hakkında konuşuyor – nerede çalıştığını ve dünyayı nasıl gezdiğini anlatıyor. Bundan sonra çocuklarıyla bu şekilde iletişim kuracağına inanıyor, zira aradaki uçurum o kadar büyük ki, artık çocuklarla doğrudan konuşmak mümkün değil. Onların olduğu yerde olmak gerekiyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Cevap: Bence bu kesinlikle doğru. Çocuklar dikkatlerini tamamen ekranlara kaydırmış durumda. Dünyayı görmüyorlar, manzaraları görmüyorlar. Onları doğaya götürseniz bile, yine de akıllı telefonlarına bakmaya devam ediyorlar.

Uçağa biniyorlar, uçakla ilgilenmiyorlar. Gemiye biniyorlar, gemiyle de ilgilenmiyorlar. Her zaman ekranlarına bakıyorlar. Ekranlarında bir uçak gösterirseniz, ilginç gelir; bir gemi gösterirseniz, o da ilginç gelir; bir manzara gösterirseniz, o da ilginç gelir. Ama sadece ekranda!

Yani, artık tamamen farklı bir algıları var ve bunu dikkate almamız gerekiyor. Başka ne yapabilirsiniz ki?

Yorum: Diyelim ki manzaralardan koparıldılar. Ama bu süreçte, babalarından ve annelerinden de koparıldılar.

Cevabım: Hayır! Babaları ve anneleri ekranın önünde, tam önlerinde duruyor. Çocuk için bu çok net. Ama gerçek hayatta birini gördüklerinde, bu net değil.

Bir kafede veya başka bir yerde otururken bile birbirleriyle konuşmuyorlar; sadece akıllı telefonları aracılığıyla iletişim kuruyorlar. Peki, bunu nasıl önleyebilirsiniz? Ne yapabilirsiniz? Geri dönüş yok.

Tüm dünyamız sanal. Annemi ve babamı bana gerçek gibi görünen ekranda görmekle (gerçekte var olmasa da, içimde bir imge oluşturuyor) akıllı telefonumda görmek arasında ne fark var? Kabala’nın bakış açısından hiçbir fark yok. Her şey sadece algı meselesi. Duygularımızı biraz değiştirdik ve çocuklar dünyayı daha “klip gibi” algılamaya başladılar. Buna uyum sağlamamız gerekiyor. Başka yolu yok.

Ve ne kadar çabuk uyum sağlarsak, çocuklarla o kadar çabuk iletişim kurabiliriz. Ve birdenbire, kendimizi bu akıllı telefonun içine koyduğumuzda, sadece anne ve babanın konuşan kafaları olarak, onlara her şeyi, her türlü filmi gösterebileceğimizi keşfedeceğiz! Ve onlar bunu anlayacaklar, asıl önemli olan bu. Aksi takdirde, bizi anlamayacaklar. Bir çocukla konuşuyorsunuz ama o cihazına bakıyor.

Soru: Onların çocukluklarından mahrum bırakıldıklarını düşünmüyor musunuz?

Cevap: Onlar hiçbir şeyden mahrum bırakılmadılar! Onlar için bu çocukluktur. Ve yakında çocukluk daha da sanal hale gelecektir. Ne istiyorsunuz, mağaralara geri dönmek mi?

Yorum: Ben bahçelere geri dönmek isterim.

Cevabım: Gerek yok! Bu sizin nostaljik anınız ama onlar için böyle bir şey yok. Onlar için nostalji sadece akıllı telefonlar için. Onlara her seferinde daha gelişmiş bir akıllı telefon verin, hepsi bu, başka bir şeye ihtiyaçları yok.

Soru: Bu sonunda neye yol açacak?

Cevap: Kişinin tüm dünyayı bir ekran aracılığıyla algılayabileceği ve dünyanın kendisinin var olmadığı gerçeğinin farkına varılmasına. Var değil! Şelaleler mi? Ekran üzerinde şelaleler bulabilirsiniz. Bunu bulursunuz, şunu bulursunuz. İnsanların bana söylediği her şey, duyduğum her şey, hepsi gözümün önünde.

Bu arada, hiçbir yere seyahat etmeme bile gerek yok. Neden gereksin ki? Her şey gözümün önünde. Tüm evren, tüm küçük Dünya, her şey orada. Harika! Herhangi bir arkadaşımı arayıp onunla sohbet edebilirim. Hiçbir yere koşmama gerek yok. En fazla bir araya gelebiliriz ama o zaman da ne için? Herkes yine kendi ekranına baksın diye mi?

İnsanlığın, bu küçük telefonların yerini alacak araçlar yaratacağından eminim ve özel gözlüklerle, gözlüksüz veya başka bir şekilde önümüzde harika şeyler göreceğiz. Bunu içimizde hissedeceğiz.

Aslında bu, gerçek dünyaya yönelik bir yaklaşımdır, sadece kendi içimizde algıladığımız mekanik dünyamıza değil. Aslında önümüzde ne olduğunu bilmiyoruz çünkü bu gerçeklik görüntüsü içimizde oluşuyor.

Çeşitli güçler içimde bu gerçeklik resmini çiziyor. Öyleyse neden bu “gerçeklik” uğruna kopmalıyım? Neden bu duvarlara, tüm bu şeylere ihtiyacım var? Neden? Sonuçta, tamamen farklı bir durumda yaşayabiliriz.

Yorum: Ama insanlar dünyayı dolaşmayı seviyorlar…

Cevabım: Biz onu yaratacağız, yapacağız ve o şekilde seyahat edeceğiz!

Soru: Hisler aynı mı olacak?

Cevap: Daha da iyi olacak! Benim yaşımda bastonla nereye seyahat edebilirim ki? Ama bu şekilde, maymun gibi sarmaşıklardan sallanabilir, yüzebilir, okyanuslara dalabilirim – her şeyi yapacağım! O ben olacağım.

Soru: Bu iyi bir şey mi?

Cevap: Neden olmasın? Zaten şu anda da hayali bir dünyada yaşıyoruz. Ve gerçek dünyaya, kendimizin yaratacağı dünyaya doğru ilerliyoruz.

Sonunda insanlık, sadece bir akıllı telefon ve hayvansal bedenini tatmin etmek için asgari düzeyde bir şeye ihtiyaç duyduğu bir duruma ulaşacak. Bunda ne var ki?

Robotlar, kendimizi doyurmak için ihtiyacımız olanı bize sağlamak için çalışacak. Akıllı telefonuma baktığımda neyle doyacağımı umursamıyorum, diğer her şey orada.

Tarih, coğrafya, iletişim, seyahat, uçuşlar, romanlar, istediğiniz her şey, hepsi orada. Neden bunların hepsine dışarıda ihtiyacım olsun ki? Neden bu büyük kuleleri ve tüm bunları inşa edelim?

Harika! Bu dünyayı memnuniyetle karşılıyorum. Torunlarım için üzülmüyorum, onlar için mutluyum! Çünkü özünde, bizden aldıkları dünyadan çok daha iyi bir dünya inşa ediyorlar.

Kişiye Yaşam Gücünü Veren Şey Nedir?

Soru: “Doğru Hisaron” (doldurulma eksikliği) nedir? Bu, kişinin kendini kötü hissetmesi anlamına mı gelir?

Cevap: Hayır, Hisaron iyi de hissettirebilir. Kişi bir şeyin nereden geldiğini ve ne olduğunu anlamadığında, nedenlerini ve sonuçlarını, sebeplerini görmediğinde, o zaman bu elbette bu kötüdür. Ancak genel olarak, bu durum söz konusu değilse, Hisaron’a sahip olmak iyidir.

Kabala’da, “kötü” diye bir kavram yoktur. Her şey onu nasıl kullandığınıza bağlıdır.

Hiçbir arzusu olmayan bir insanı düşünün – o kişi ölüdür. Kaç kişinin depresyonda olduğunu, nasıl acı çektiğini bir düşünün.

Aynı zamanda, hiçbir şeyi olmayan ama gözleri parlayan ve arzu ettikleri şeyin önlerinde olduğu insanlar, bu onlara yaşam gücü verir. İçsel yaratıcılığa sahip bir insanın, “tutkusunu” sıradanlıkla takas edip, hiçbir şey yapmadan öylece yatacağını mı düşünüyorsunuz? Hayır.

Dolayısıyla, bir hedef varken duyulan eksiklik, özlem ve arzu hissi her zaman olumludur. Hedef bilinmediğinde, neyi nasıl yapacağınızı bilmediğinizde, bu sizi yiyip bitirir. Bu kötüdür. Ancak yine de duygusuzluk ve kayıtsızlıktan iyidir.

Doğru Tutumu Nasıl Öğrenebilirsiniz?

Soru: İnsanlar resmi bir eğitim almadan birbirlerine karşı doğru tutumu nasıl öğrenebilirler?

Cevap: Sadece içsel bir dürtü, bir eğilim ve bunun gerekli olduğunu fark edenler eğitim almaya giderler. Aksi takdirde, ne öğretilecek ki? Doğru tutum mu?

Kişi, kendi duyguları ve içsel eylemlerine dayanarak, kendini kötü hissettiği ve iyi olanı bulmak istediği gerçeğinden yola çıkarak doğru tutumu öğrenir. Kişinin insanlara ve Yaradan’a karşı doğru tutumu sayesinde kendini daha iyi hissedebilmesi için olumlu duyguyu nerede bulabileceği açıklanır. Bu, resmi bir eğitimle elde edilemez.

Başkalarına öğretmek için metodolojiyi öğrenmek istediğimiz için çalışırız. Ancak bir kişiye öğretirken, onu sadece oturup çalıştırmamalısınız. Neden birdenbire? Bunlar, bir kişinin içsel olarak geçmesi gereken doğal süreçlerdir. Dahası, yapılandırılmış öğrenmeye doğal olarak uygun olan çok az insan olduğunu görüyoruz. Bu, daha sonra başkalarına öğretecek olanlar içindir, ancak onlara pratik olarak nasıl davranacaklarını öğretir.

“Evet, ama çalışarak saran ışığı üzerimize çektiğimiz yazıyor ve bunun dışında başka bir araç yok” diyebilirsiniz. Yine de bu, din adamı veya öğretmen olarak kendilerini ıslah etmek zorunda olanlar için geçerlidir. Diğerleri ise sadece tutumlarıyla kendilerini ıslah ederle. Sadece tutum, başka bir şeye gerek yoktur.

Saatlerce oturup ders çalışmak mı? Hiç de değil! Bir insanın tek ihtiyacı olan şey bir açıklamadır. Yaratılışın amacına, yani Yaradan ile birleşmeye ulaşmak için nasıl davranması gerektiğini gösteren bir gruba ihtiyacı vardır. Yaradan’ın doğada işleyen üst güç olduğunu öğretmek de gereklidir. Bu güce ne kadar itaat edersem, O’nunla o kadar birleşirim; O’ndan uzaklaştığımda ise, O’nunla birleşmediğim için mantıksız bir çocuk gibi “cezalandırılırım”.

Bugün bu sözler anlamını yitirmiş ve insanlara bunun dinle ilgili olduğu izlenimini veriyor. Gerçekte, bize sadece doğanın kanunlarını nasıl yerine getireceğimiz öğretiliyor. Evrensel bir kanun vardır: Eğer ona uymazsanız, acı çekersiniz. O’na karşı tutumunuzla bu kanunu yerine getirmelisiniz: O sizinle nasıl ilişki kuruyorsa, siz de O’na karşı öyle davranmalısınız.

Yaradan’a Benzerlik Yeri

Soru: Yaratılışın, aldığı hatta verdiği yerde değil, ne alabildiği ne de verebildiği yerde Yaradan’a benzediğini söyleyebilir miyiz? Ve bu güçsüzlük içinde, ışıkta bile var olmayan bir şey yaratılır mı?

Cevap: Kişi, ne alabilen ne de verebilen biri olduğunu hissediyorsa, kendini iptal etmeli ve gruba katılmalıdır. Bununla birlikte, yine de bir şekilde Yaradan’a yaklaşacak ve oradan da veren biri haline gelebilir.

Soru: Hangisi daha önemli, hangisi daha derindir: ihsan etmek için almak mı, yoksa almadan ihsan edememenin acısını çekmek mi?

Cevap: Acı çekmek bir amaç değildir. Ve genel olarak, acı çekmek gibi bir arzumuz da yoktur.

Yaradan’a ihsan etmek ve O’ndan bize ihsan etmek istediği her şeyi almak ve O’na verebileceğimiz her şeyi ihsan etmek hissinde olmaya çalışmalıyız.

Bir Bütün Olarak Hissetmek

Soru: Kendimizi bir bütün olarak hissedip, böylece benim hissettiklerim ile dünya Kli’sinin hissettikleri arasında hiçbir fark kalmayana kadar hazırlığımızı derinleştirmemiz gerektiğini söylediniz. Bu koşula nasıl ulaşabiliriz?

Cevap: Egoist arzularınızdan çıkıp sadece Yaradan ile olan hesaplaşmanıza sahip olduğunuzda, kendinizi ayrı ve yalnız hissetmezsiniz; kendinizi var olan, güçlü ve tüm dünya Kli’si için bir şeyler yapabilecek durumda hissedersiniz.

Bu dünya Kli’si aracılığıyla, Yaradan da sizin herkes için arzuladığınız şeyi hisseder. Ve sonuçta, tüm dünya Kli’sine ve Yaradan’a karşı tutumunuz bir ve aynı hale gelir. O zaman her şey ortak bir bağa gelir.

O Zaman Çocuğun Hiçbir Sorunu Olmayacak

Bir çocuğa nasıl tepki verdiğiniz, Yaradan’ın ona nasıl tepki vereceğini belirler.

Soru: Yani Yaradan, benim aracılığımla çocuğa tepki veriyor mu? Bu farkındalıkla yaşarsam, buna eğitim denir mi?

Cevap: Evet, böyle yaparak çocuk ile Yaradan arasında bağ kanalları açarsınız.

Soru: Yaradan, benim aracılığımla çocukla bağ mı kuruyor? Yaradan’ı çocuğa açmam mı gerekiyor?

Cevap: Evet.

Yorum: Bu inanılmaz bir sorumluluk!

Cevabım: Sanki onları birbirleriyle tanıştırıyormuşsunuz gibi.

Soru: Harika! Söyler misiniz, bu farkındalık çocuk daha doğmadan önce bile ebeveynlere gelmeli mi?

Cevap: Genel olarak, evet. Bunu birden fazla kez konuştuk.

Soru: Evet konuştuk, ancak ondan sonra milyonlarca sorumuz var. İnsanlar için bu sadece ilginç değil, hayati önem taşıyor. Ama aslında, bunu hiç sizin az önce: “Çocuk için kendim aracılığıyla bir kanal açıyorum.” dediğiniz gibi söylemedik.

Böylesine sıcak ve sevgi dolu bir yetiştirilme tarzından sonra, çocuk nasıl bu kadar soğuk bir dünyaya çıkabilir?

Cevap: Çocuk dünyayı doğru algılarsa, hiçbir sorunu olmaz. Dünyanın, en azından kendisi, ebeveynleri, evi vb. ve yabancılar olarak çok katmanlı olduğunu hissedecektir. Tüm bunları doğru bir şekilde nasıl ilişkilendireceklerini bilecekler.

Soru: Bu, ebeveynlerin çocuğa Yaradan’ı başarıyla ulaştırdığı anlamına mı geliyor?

Cevap: Evet.

Gruba Dönmeye Hazırlık

Nasıl gruba gelip, bana hedefe ulaşmanın önemini hissettirmelerini sağlayabilirim? Sonuçta, gruba bunu bana vermelerini zorunlu kılma ihtiyacı hissetmiyorum. Öyleyse nereden başlamalıyım?

Bu zorunluluğu hissetmesem bile gruba gelmeliyim. Buna “arzunun yokluğundaki arzu” denir ve tam da bu yüzden her şey gizlidir. Gruba gelip şöyle diyebilirim: “Dostlar, ben hiçbir hedef istemiyorum. Ama sizinle bir sözleşme imzalıyorum; beni etkileyin ki ben de bunu isteyeyim!” Her insan bu yeteneğe sahiptir!

Örneğin, diyabetin tehlikeli olduğunu biliyorum. Ne olmuş yani? Ara sıra tatlılar, pastalar yiyeceğim ve sorun olmayacak.

Hedefin önemini henüz hissetmeden gruba gelirim. Evet, bunun hakkında konuşurlar, bana bir şeyler gösterir, örnekler verirler ama ben bunu kendim hissetmem. Bu yüzden bir grup bulurum, onlara para öderim ve şöyle derim: “Hedefin önemini ve gerekliliğini fark etmemi sağlayın, böyle devam etmenin acı verdiğini hissettirin, vazgeçmek istememi sağlayın, zira aksi takdirde kendimi mahvediyorum.”

Kişi bu şekilde gruba dönebilir. Bu olmasaydı, bu metodun tamamı var olmazdı çünkü metodun tüm amacı, darbe gelmeden önce sanki çoktan almışım gibi acı çektiğimi hissetmektir.