Category Archives: Birlik

Kişi Bir Dosttan Nasıl İlham Alabilir?

Yorum: Bana iyi davranan bir dosttan ilham almak kolaydır. Ama ara sıra bana kötü davranan bir dosttan ilham almak zordur.

Cevabım: Zorlukla tahammül ettiğim ya da belki de hiç tahammül edemediğim dostlar var. Neredeyse hiç fark etmediklerim de vardır; beni ne kızdırırlar ne de memnun ederler. Ve son olarak, aralarında bulunmaktan hoşnut olduğum, harika ve neşeli hissettiklerim vardır. Peki hangisini kazanım hedefi olarak görmeliyim? Ne de olsa şöyle denir: “Kendine bir dost satın al.”

Buna evrensel bir yanıt vermek mümkün değil. Ancak şu şekilde söyleyebilirim: her seferinde neler yapabilecek kapasitede olduğunuzu göreceksiniz, ve işte yapmanız gereken de bu. Kimse size özellikle nefret ettiğiniz, grupta olmasına rağmen birlikte olamadığınız kişiye odaklanmanız gerektiğini söylemeyecektir. Bu doğru değil. Aksine, her seferinde hissettiğiniz kadarıyla çaba sarf edebileceğiniz dostlarla birlikte olmalısınız.

Ancak bu, birine “hamle yapmak”, ona ihsanda bulunmak, onunla birleşmek, ve daha yakın olmak için hemen birlikte bira içmeye gitmek temeline dayanmaz. Hayır. Bir dost edinmek için çaba sarf etmek, gruba yapılan genel bir yatırımdır.

Bu, sürekli odaklandığım belirli bir kişiyle kurduğum kişisel bir bağla ilgili değildir. Bir kişinin herhangi bir anda içinde bulunduğu duruma göre, etrafındakiler her seferinde farklı görünür. Bazen manevi anlamda yükselmiş gibi iyi bir durumda olursunuz, ve sonra aniden kendinizi normalde nefret ettiğiniz kişiyi kucaklayıp öpmeye hazır bulursunuz.

How Can One Be Inspired by a Friend?

Alma Arzusu Islah Aracıdır

“Seni eylemlerinden bileceğiz” ifadesi, kişinin kendi çabaları, inişleri ve çıkışları yoluyla, Yaradan’ın eylemlerini giderek idrak etmeye başlaması durumunu anlatır. Sonuçta, her koşulda Yaradan’la bağ içinde olmayı isterim.

Tam da kötü koşullarda O’nun beni nasıl yönettiğini, benimle oynadığını ve kafamı nasıl karıştırdığını anlamaya başlıyorum. Buradan da şunu hissetmeye başlarım: O aslında tüm bunları gerçekleştirerek beni değil, alma arzumu şaşırtıyor ve aldatıyor.

Sonra alma arzusunu bir araç, bir kap, bir Kli gibi ele alıyorum. “Ben” ve Kli var. O anda, Partzuf’un başı (Roş) ve bedeni (Guf) belirir.

Manevi Lider- Ortak Bir Fikir

Yorum: Bilindiği gibi, bir organizasyonun başında birinin durması gerekir—lidersiz olmaz. İnsanların birine inanması gerekir. Birisi onlara örnek olur, sizin öğrencilerinize örnek olduğunuz gibi.

Cevabım: Öğrencilerimin şunu anlayacağını düşünüyorum: ancak birlikte, zaten on binlerce insanı kapsayan güçlü bir grup içinde, bir şeyler başarabilirler. Sonuçta manevi lider, tek bir kişi değildir; ortak bir güç, ortak bir fikirdir. Onun taşıyıcısı ise birleşebilen ve herkesi ileriye taşıyabilen gruptur.

Bu durumda egoist bir dünyadan değil, birlik dünyasından, özgeci bir dünyadan söz ediyoruz; burada lider Yaradan’dır. Sanırım ben, bir anlamda Kabala’da manevi lider sayılabilecek son kişilerden biriyim—çok sayıda öğrencisi olan bir öğretmen ve dağıtıcı.

Amacım, öğrencilerimi yalnızca birliklerinin onları ileriye götüreceği bir duruma ulaştırmaktır. Sadece birlik!

Ve hepsi tek bir bütün haline gelip, onları ileriye taşıyacak böyle bir yapı oluşturduklarında; birliklerinin içinde Yaradan’ı hissettiklerinde, onları ileriye götürecek olan O olacaktır—sakallı, gözlüklü somut bir kişilik değil. Ancak bu şekilde! Bu yüzden manevi liderlik içinde bir tür uyarıcı oluşturmaya çalışıyorum.

Yani her şey, grubun bir parçası olacak şekilde ayarlanmalı! Eğer tek bir kişi olursa, ikinci bir kişi, sonra üçüncü bir kişi ortaya çıkar ve her şey dağılır; tıpkı geçmişte Hasidik ve diğer hareketlerde olduğu gibi. Bütün bunlar yanlış yola götürdü ve sonunda her şey yok oldu.

Yorum: Ama sizin çok güçlü öğrencileriniz var.

Cevabım: Onlar hiçbir konuda güçlü değiller, kesinlikle! Onlar sadece egoizm açısından güçlü ve kudretlidirler ve onlardan korkulmalıdır. Tam olarak ileri düzeyde kabul edilenler, aslında diğerlerinden hiçbir şekilde daha manevi değildir. Bizim dünyamız seviyesinde, bu tür insanlar sadece daha fazla ikna etme ve konuşma yeteneğine sahiptir.

Bu nedenle, onları takip etmemek gerekir!

Sizi uyarıyorum: Öğrencilerimden hiçbirini bireysel olarak dinlemeyin! Benim yerime sadece manevi bir yönetim kurulu olabilir. Ne bana yakın olanlar ne de benden uzak olanlar—hiçbir koşulda! Ancak bu şekilde!

Ayrı ayrı örgütlenmek isteyen, içinde bir tür “yaratıcı dürtüsü” hisseden varsa, bırakın gitsin ve yeni topluluklar kursun. Kabalistik bir toplumda buna yer yoktur. Yalnızca genel bir kurul olabilir ve onun başında da manevi yöneticiler bulunur!

Grubu Sevin

Doğru çevreyi inşa ederken pek çok ayrıntı vardır, ancak genel olarak bu eylem “sevgi” olarak adlandırılır.

Neden buna otorite, emir, uzlaşma ya da anlaşma denmez de “sevgi” denir? Sonuçta bu, insanın tutunabileceği şeyler arasında en az somut olanıdır.

Sevgiyi sipariş etmek için bir grup mu seçelim? Sevgi aracılığıyla dostlarımı gerçekten değiştirebileceğimi ve onları etkileyerek onların da beni etkilemesini sağlayabileceğimi, yani kaderimi belirleyecek bir şey yaptığımı hissetmiyorum. Sevgi, kaderimi ve hayatımı yönlendirmek için fazla yumuşak bir güç gibi görünüyor.

Bütün bunlar, aslında çevremizdekilere karşı tutumumuzdan başka hiçbir şeyi yönetmek zorunda olmadığımızı bilmediğimizden kaynaklanır. Ve kişinin kendi tutumunu doğru şekilde yönetmesi, tam olarak “sevgi” diye adlandırılan şeydir.

Bu, bizim bu dünyada hayvansal ve insan seviyesindeki yaratılanlar arasında bildiğimiz sevgiden—anne babalar arasında ya da insanlar arasındaki sevgiden—çok farklıdır. Bu sevgi tamamen başkadır ve bu yüzden hissedilmez. Kabalistin bir köşede oturup insanlığa karşı sevgi duyduğunu görmeyiz. Bu sevgi gizlidir; tıpkı Yaradan’ın insanlığa göre gizli olması gibi.

Bu nitelikler manevidir; ancak kişi onlara benzer olduğunda görülebilirler. Doğadaki herhangi bir olguyu—maddi ya da manevi—yalnızca alıcıda aynı özellik bulunduğunda algılarız. Kişi, çevresinde bulunan şeye ne ölçüde benzerse, onu o ölçüde hisseder.

Ve eğer kişinin belirli bir olguyla hiçbir bağı yoksa, onu algılayamaz. Bu nedenle, bu dünyanın üzerinde var olan ilişkileri ve güçleri algılayamayız. Yaradan’ın dünyayı mutlak sevgiyle sevdiğinin ne anlama geldiğini anlayamayız. “Sevgi” kelimesinin ne anlama geldiğini bilmiyoruz.

Yaradan’a Yapışma Noktası

Bizim çalışmamız, Yaradan ile sürekli yapışma içinde olmaktır. Bize bir nokta verilir; bu, bize bağlı olmayan bir şeydir ve çalışmamıza oradan başlarız.

Bu nokta, sonsuzluk, mükemmellik ve ebediyet durumundaki gerçekliğimizdir. Ancak sonsuzluk durumundan biz yalnızca bu noktayı hissederiz; yoğun bir şekilde bir şey isteriz ve bir şeyin eksik olduğunu hissederiz. Fakat aslında eksik olan yalnızca bir noktadır ve bu gerçek bir arzu değildir. Bu durumun içinden kişi, kaplarında bir boşluk durumuna ulaşmalıdır ki son ıslahta NRNHY’ın tüm ışığıyla dolsun.

Bizim tüm çalışmamız, sonsuzluğun ifşasına sürekli odaklanmış kalma çabasıdır. Bu, “O’ndan başkası yokt” sözünde ifade edilen, Yaradan’a tam bir yapışma anlamına gelir ve bizim özlem duymamız gereken şey de budur. Tüm engeller ise yalnızca bizi manevi karakterimizin farklı yönlerine doğru itmek için vardır: gurur ve korku, ayrıca Klipot’un bize getirdiği çeşitli hisler ve düşünceler.

Klipot, bizi bu noktadan uzaklaştırmak ister gibi görünür. Biz ise, bizi farklı yönlere çeken tüm çelişkilere rağmen o noktaya geri dönmeye çalışmalıyız. Diyelim ki bir Klipa beni sağa doğru on santimetre çeker; yani bana yabancı bir düşünce veya güvensizlik verir. Buna rağmen merkez noktaya geri dönmem gerekir, çünkü Yaradan ile yapışma noktası oradadır. Eğer bunu yaparsam, aslında durumumu sağa doğru on santimetre genişletmiş olurum.

Sonra on santimetre sola, aşağıya ya da yukarıya, hangi yönden geldiğinin önemi yok, merkezden farklı yönlere doğru bir engel gelir ve bu şekilde bir Sefira inşa ederim. Tam da Klipot, bana noktadan boş bir kap inşa edebilmem için gerekli olan maddeyi verir. Ve ben engeli alırken, aynı zamanda bu boşluğu Yaradan’a yapışma ile doldururum.

Böylece, o noktadan başlayarak küçük bir Sefira’ya doğru genişlemeye başlarım, sonra giderek daha da büyürüm ta ki tüm engelleri alıp onların üzerine yükselene kadar, sonunda, onlara rağmen ya da onlarla beraber, Yaradan ile kesintisiz bir yapışma (Zivug) durumuna ulaşırım. Ve bu, çalışmamı tamamladığım ve son ıslaha ulaştığım anlamına gelecek.

Böylece Klipa, büyümeme yardım eder ve aynı zamanda büyüme sürecimde beni korur. Bu nedenle yabancı düşüncelerden ve her türlü engelden korkmamalıyız. Onlar, mevcut durumumuza uygun olarak içimizde uyanırlar ve onların yardımıyla ilerler, gelecekteki durumlarımızı—yani geleceğimizi—inşa ederiz. Bu engellerin bizi geriye çektiği düşünülmemelidir, tam tersine, bize aynı ölçüde ileriye doğru ilerleme fırsatı verirler.

Yaradan’ın rızası için çalışmak ile kişinin kendisi için çalışması arasındaki fark budur. Tüm bilgelik, alma arzusunu nasıl kullanacağını bilmekte yatar. Kabala, alma arzusunu yani Klipot’u ve engelleri kullanma bilimidir, diğer yöntemler ise bunlardan korkar; insana bu engelleri önlemeyi, onlardan kaçmayı öğretirler. Kabala ise onlardan kaçmak yerine onları nasıl kullanacağını öğretir.

Kendinizi Çemberin Merkezinde Hissedin

Bir kongreye katılıyormuşum gibi hissediyorum. Sadece ilk gün 3.000 kişi katıldı, bunların 800’ü farklı ülkelerden geldi ve 3.500 kişi sanal olarak bağlandı. Herkes kongrenin alışılmadık derecede ciddi ve sorumlu olduğunu söylüyor.

Bu yüzden en önemli şey, her arzunun gerçek biçimiyle gerçekleştirilmesi niyetiyle konsantrasyonumuzu korumaktır.

Tüm katılımcıların toplantının merkezinde, kongrenin merkezinde bir bağ hissetmelerini diliyorum. Umarım herkes bunu hisseder ve bu bizi adım adım ileriye götürür.

Bunu yapmak çok basit: kendinizi iptal edin ve tüm katılımcıları cennete yükseltin. Yaradan’ın bizden memnun olacağına şüphe yok.

Öğretmenim Rabaş ile çalışırken, Bnei Baruch gibi binlerce insanı içeren böylesine geniş bir dünya çapında hareketin olacağını hiç hayal etmemiştim. Bunun benim tarafımdan yapıldığını düşünmüyorum; hepsi yukarıdan yapıldı. O’ndan başkası yok. Yaradan’ı birliğimizin merkezinde görmeli ve tek bir şey istemelisiniz: bizim için yaptıklarından dolayı O’na teşekkür etmek.

Bir yandan bugün olanlardan memnunum, diğer yandan da her bir kişinin çemberin merkezinde olduğunu, herkesle bağda olduğunu ifşa edecek bir birliğe ulaşacağımızdan eminim. Bu bağ içinde almamız gereken her şeyi alacağız.

Bu, gelişimin zirvesidir: yıllarca sabahtan akşama kadar çalışmak ve sonunda kendinizin hiçbir şey yapmadığınızı, her şeyi Yaradan’ın yaptığını hissetmek. Sonuçta, Yaradan’ın tüm işi sizin aracılığınızla yapmasına izin verdiniz. Kişi kendini Yaradan’a teslim eder ve O’nun dünyayı geliştirmek için her şeyi kendisi aracılığıyla yapmasına izin verir. Sonuçta, kişi gerçekte hiçbir şey yapmadığını, her şeyi Yaradan’ın yaptığını görmeli ve kendisine ne gelirse gelsin, her şeyi Yaradan’a geri vermek istemeli.

Yaradan’ın yapmanızı istediği her şeyi yaparsınız ama tüm bunlar Yaradan’ın eseridir. Ve kişinin tek erdemi şudur: Kendini Yaradan’a layık bir Kli haline getirmek.

Grup Bize Ne Öğretir?

Soru: Eğer grubun yapması gerekeni yapmadığını hissediyorsam, bu, benim bu duruma hazır olmadığım anlamına mı gelir, yoksa grup gerçekten yapmıyor mu? Bunun benim sorunum olup olmadığını nasıl anlayabilirim?

Cevap: Eğer siz gruba karşı eylemlerinizi yerine getirmeyi taahhüt ederseniz, grup da size karşı eylemlerini yerine getirmelidir.

Burada hem dışsal eylemlerden hem de içsel eylemlerden bahsediyoruz. Dışsal eylemler tek başına hiçbir anlam ifade etmez! Sadece dışsal eylemler gerçekleştirirsek, bu sadece bir girişimden ibaret olur.

Bu yüzden içsel eylemler burada son derece önemlidir. Gruptan ne istiyorum? Arzumu, enerjimi ve çabalarımı ona hangi amaçla yatırıyorum? Bunu sebepsiz yere mi yapıyorum? Çabalarımla bir şeye ulaşmak istiyorum!

Eylemlerimle, esasen gruptan tüm umutlarımı yerine getirmesini, beni ilerletmesini, uyandırmasını talep ediyorum. Aksi takdirde, tüm bunları neden yapıyorum ki? Sadece zaman geçirmek için mi?

Gruptan bir şeyler almalıyım. Soru şu: Ne istiyorum?

Ve grubun bana öğretmesi gereken şey bu: ondan ne istemem gerektiği.

Yaradan’ın Yönetiminin Benzersizliği

Baal HaSulam’ın “O’ndan Başka Yok” adlı özel makalesi, daha yüksek güçle, yani hayatlarımızla, başımıza gelenlerle olan ilişkimizi, bu yaşamı nasıl anladığımızı ve daha doğru bir algı nasıl oluşturabileceğimizi ele alır.

Yaradan’dan başka hiçbir güç olmadığı ve her şeyi yönetenin yalnızca O olduğunu söyler. Eğer kişi birçok farklı, çelişkili güç olduğunu hissediyorsa, sadece bir kuvvetin var olduğuna dair doğru niyetten sapmamız ve tam tersine, sadece ona yönelimimizi güçlendirmek için bu kasıtlı olarak yapılır.

Kişi, tam da Yaradan’a yönlendirilip aynı zamanda çeşitli şekillerde O’ndan uzaklaştırılarak, her şeyin Yaradan’dan geldiğini anlamaya başlar ve böylece kendini tamamen O’na bağlar.

Bu kolay elde edilmez; uzun yıllar alır. Sonuçta bütün hayatımız, Yaradan’ın birliğini ifşa edecek şekilde düzenlenmiştir. Bu nedenle sürekli hatırlamalıyız ki “O’ndan başkası yoktur”. Her şeyin, onu yöneten tek güce doğru olan yöneliminden saptırmak üzere düzenlendiği bu dünyamızdaki kişi için ana emir budur.

Bu reddedilişlerin faydası, kişinin Yaradan ile tek başına bağ kuramayacağını, tüm sıkıntıların Yaradan’dan geldiği düşüncesini tutamadığını ve başına gelen her şeyin onu Yaradan’a yönlendirdiğini anlamaya başlamasıdır.

Sonunda umutsuzluğa kapılır, ne yapacağını bilemez ve tam da Yaradan’ın “olumsuz yardımı” sayesinde (ki bu yardım onu yorar ve kişide başka nitelikler, güçler, sorunlar veya hastalıklar, Yaradan dışında herhangi bir şey varmış gibi) sağa sola savurur, öyle bir duruma ulaşır ki, tüm bu eylemlere rağmen yine de onların üzerinde yükselir ve Yaradan’a tutunur.

Kişi ancak tüm engelleri doğru şekilde aşarak bu rahatsızlıklarla başa çıkabilir. Ancak görürüz ki her zaman daha fazla engel ortaya çıkar. Hayatımızda, nadiren her şeyin Yaradan’dan geldiğini ve O’na yöneldiğimizi hissederiz. Genellikle bu tür düşünceler günde sadece birkaç dakikayı kaplar o da ve sadece bunu düşünürsek. Eğer düşünmezsek, günler, haftalar, hatta yıllar — belki de tüm bir hayat — bu durumda geçip gidebilir.

Fakat kişi sürekli olarak kendisi için, onu kaçınılmaz şekilde Yaradan’a yöneltecek bir topluluk, koşullar ve bir çevre oluşturmaya çalışırsa; o zaman gerçekten O’nu kavrayabilir, bırakmaz ve Yaradan’ın kendisini tutması için yalvarır. Böylece hayatın tüm olayları aracılığıyla Yaradan’a yönlendirilebilir.

Her şey, kişinin Yaradan’dan gözlerini ve kalbini açmasını ne ölçüde içtenlikle dileyebildiğine bağlıdır; öyle ki kalbinde hissedebilsin ve açıkça görebilsin ki yalnızca Yaradan ile bir bağı vardır ve onu yönlendiren, döndüren ve yol gösteren yalnızca Yaradan’dır.

Genel olarak, bize olan her şey yalnızca tek bir güç tarafından yapılır. Bu ne iyi ne de kötüdür. Her şeyden önce, bu sadece tek bir güçtür. Ve kişi yaratılışın planını anlamaya başladığında, artık bu gücü olumlu olarak değerlendirmeye başlar.

O zaman kişi için açık hâle gelir ki tüm uzaklaştırmalar yalnızca, kişinin Yaradan ile küçük bir bağ ile yetinmemesi, aksine gerçekten öyle durumlara ulaşması için gereklidir ki dünyada onun için başka hiçbir şey kalmaz ya ölüm ya da Yaradan ile birleşme vardır.

Böylece kişi, Yaradan’a çok açık ve net bir şekilde yönelmeye başlar; O’ndan gerçekten yardım etmesini ve kendisini sonsuza dek Yaradan ile birleştirecek gücü vermesini ister.

Artık kişi, kendisine aşılmaz görünen ve nefret ettiği tüm engellerin aslında bizzat Yaradan tarafından gönderildiğini anlar. Bunlar onun içinde yalnızca onu uzaklaştırmak için ortaya çıkmış gibi görünse de aynı zamanda onu gerçekten Yaradan’a daha da yaklaştırmak içindir. Çünkü kişi tam da bu engeller sayesinde onlara karşı koymak zorunda kalır ve böylece giderek daha fazla Yaradan ile bağ kurar; ta ki tam bir birleşmeye ulaşıncaya kadar.

Ve Yaradan, insana verilen engelleri çok hassas bir şekilde ölçmüştür. İnsan doğasını bildiği için, her bir kişiye bireysel olarak tamamen doğru ve tam yerinde engeller gönderir; böylece insan bu engellerden güç alarak yeniden Yaradan’a daha da yakınlaşabilsin.

Bu, insanın her şeyin yalnızca tek bir olumlu güç tarafından gerçekleştirildiğini anlaması için yapılmıştır ve dünyada Yaradan’dan başka hiçbir güç olmadığını fark etmesi içindir. Başka bir deyişle, dünyada olumsuz güçler yoktur.

Olumsuz güç, kişinin kendisidir; kendi egoizmi, onun çevresinde ise yalnızca Yaradan vardır ve Yaradan bize yalnızca olumlu güç yöneltir. Bunu doğru bir şekilde değerlendirdiğimizde, hiçbir sorun ortaya çıkmaz ve biz sadece Yaradan’a yaklaşma yolunda ilerleriz.

Kabala’da, tüm diğer felsefeler, metotlar ve bilimlerin aksine, özel bir yön vardır: kişi, aslında hiçbir özgür iradesi olmadığını anlamaya başlar. Zihninde çeşitli düşünceler, kalbinde çeşitli arzular ortaya çıkar ve kişi bunlar üzerinde hiçbir kontrole sahip değildir; çünkü bunların tümü Yaradan tarafından yönetilmektedir. Yani, Yaradan kişinin içinde bulunur ve onun zihnini, kalbini, düşüncelerini ve arzularını yönlendirir.

Ve biz bunun hakkında hiçbir şey yapamayız. Başımıza gelen tüm olaylardan yalnızca şunu anlamamız gerekir: tek bir kaynak vardır—benzersiz, birleşik, yüce bir güç.

Ve ne şekilde hareket edersek edelim, doğru ya da yanlış, her türlü eylemde bizi yönlendirenin Yaradan olduğunu anlamalıyız. Bu yüzden dünyada ne suç ne de ceza vardır. Tek olan şey şudur: her şey, Yaradan’ın birliğini ortaya çıkarmak amacıyla yaratılmıştır. Biz de bu duruma ulaşmalıyız.

Ve “her şey Yaradan’dan geliyorsa, o zaman bize ne kalıyor?” şeklindeki tüm kaygılarımız yanlıştır. Kendi kendimizle ilgili endişelenmemeye, “Ben”imizden kopuk olmaya ve kendimizi onun üstünde hissetmeye dikkat etmeliyiz. Sadece bu şekilde, kendimizden doğru bir şekilde uzaklaşarak, Yaradan’ın yönetiminin birliğini gerçekten kavrayabiliriz.

Akıl Ya Da Kalp

Yorum: Birçok insan, şarkı ve danslarla ifade ettiğimiz Kabala’nın dışsal biçimini kabul etmekte çok zorlanıyor. Neden buna bağlı kalıyoruz? Neden başka bir biçim denemiyoruz? Kabala’nın bir bilim olduğunu söylüyorsunuz, üniversitelerde olduğu gibi dersler verseydiniz, Kabala’nın dağıtımına ne kadar daha fazla yardımcı olabilirdi?

Cevabım: Bunun dağıtıma yardımcı olacağını sanmıyorum. Dünyadaki insanların yüzde doksan dokuzu bizim bilimimize hiç ihtiyaç duymuyor. Onların ihtiyacı, kendilerini iyi ve güvende hissetmek, bu da birbirleriyle hoş bir iletişim, hoş bir birliktelik içinde ifade edilir.

Doğam gereği, ben tamamen antisosyal bir insanım. Dahası, hayatım boyunca dört duvar arasında oturmaya hazırım ve bunu hiç de hapishane gibi hissetmem. Bilgisayarım, kitaplarım ve içimdeki şeyler var. Bu bana yeter! Dünya bana ne katabilir ki?

Ancak manevi olarak ilerlemek için bu dünyevi dünyaya ihtiyacımız var. Bu nedenle dış çevreye çıkıyorum, aksi takdirde öğretmezdim.

Kendimizi açık bir üniversite olarak konumlandırmanın, büyümüş çocukların daireler çizip şarkı söyledikleri bir anaokulu gibi bulanık bir imajdan çok daha saygıdeğer olacağını anlıyorum. Bunun neye benzediği hiç belli değil.

Ancak ortak yemekler, şarkılar ve danslar, Baal Şem Tov zamanından beri eski Kabalistler arasında kabul görmüştür. Bence hem Ari hem de Rabbi Şimon için durum böyleydi. Bu, insanların içsel duygularının, özlemlerinin ve birlikte olma arzularının doğal bir ifadesidir.

İnsanlar ateşin etrafında daire şeklinde oturup birlikte şarkı söylediklerinde, bunun onları birleştirdiğini biliyoruz. Bunda garip bir şey görmüyoruz. Bunlar Güney Amerika’daki yerli halklar, ateşin etrafında mızraklarıyla oturan Afrikalılar, masalarında oturan Avrupalılar, çömelmiş Japonlar veya Çinliler olabilir; kim ve nasıl olduğu önemli değildir. Bu, birleşme yöntemi, duyguların ifadesi olduğu için her yerde kabul görür.

Doğal olarak, Avrupa’da İsrail’deki gibi böyle bir dışsal ifade çok garip ve hatta itici olarak kabul edilir. Ancak öncelikle İsrail’i, sonra da dünyanın geri kalanını ıslah etmemiz gerektiğinden, bu şekilde davranmak zorundayız. Bunun dünyanın geri kalanında da kabul gördüğünü görüyorum. Ben kendim büyük çember danslarının hayranı değilim, ama insanlar kendiliğinden bu şekilde davranmaya başlıyorlar.

Ben ateşin başında oturup şarkı söylemeyi ve konuşmayı tercih ederim. Bu, insanların zıpladığı ve terli arkadaşlarını kucakladığı danslardan daha fazla heyecan veriyor bana.

Buna ilgi duyan insanlar var ama bazıları ise, edinmekten, anlamaktan gelen içsel bir duygudan daha fazla ilham alıyor.

Kalp ya da akıl yoluyla, bize ulaşan iki tamamen farklı ıslah yöntemi vardır. Biri Ari’den (akıl yoluyla), diğeri Baal Şem Tov’dan (kalp yoluyla) gelmiştir. Ve ikisi de eşittir.

Günümüzde, hangi yöne gittiğimizi söylemek hala zor. Ben ve Baal HaSulam, günümüzün Ari’nin zamanı olduğunu, akılla kanıtlamak, göstermek ve açıklamak zorunda olduğumuzu düşünsek de, insanları daha çok etkileyen şeyin tam olarak “içelim ve dans edelim” olduğunu görüyorum. Çünkü bu, ortak bir arzu aracılığıyla kalpten kalbe geçiyor.

Yani şarkılar ve danslar gerekli, ancak daha fazla içsel derinleşme gerektiriyorlar.

Soru: Rabaş bu konuya nasıl yaklaşıyordu? Sonuçta, kendisinin bazı ilkeleri vardı. Ortodoks bir ortamda yaşadığına göre, hem dışsal hem de içsel bir formu olmalıydı.

Cevap: Dışsal formu çok basitti; diğerlerine benziyordu. Ama içsel olarak, diğerlerinden tamamen farklıydı, ancak bunu göstermiyordu.

Yoksullara Dikkat Edin

Yazılmıştır ki, yoksulların oğullarına dikkat edin… onlardan, Tora ortaya çıkacaktır. Kendini yoksul hisseden, Yaradan’ın ifşasının ışığını almak için gerçek Kelim’e (kaplara) sahip olmayan kişi, yoksul adam olarak adlandırılır. Örneğin, “bilgi açısından yoksul”.

“Dikkat edin” ne anlama gelir? Gerçek şu ki, kişi bu tür durumları ihmal eder, onları istemez ve hiçbir şeyi olmadığında yoksulluk hissinden kaçar. Sonuçta, alma arzusu, egoizm, acı çekmek istemez, doğası budur.

Kişi her zaman kendini sakinleştirir ve bir şeyin eksik olduğu, kendisinde bir sorun olduğu hissini örtbas eder. Gerçek arzularını ifşa etmek için hazır hissetmez.

Egoizm, ona kendine acıma ve kendini “kemirme” için fırsat vermekten hoşlanır ve buna hazırdır, ancak buna yoksulluk hissi denmez.

Burada yoksulluk hissi, ihsan edecek gücün olmamasıdır ve burada alma arzusu bize hiçbir fırsat bırakmaz, bizi her zaman ondan uzaklaştırır. Bu nedenle, “Yoksulların oğullarına dikkat edin” diye yazılmıştır, yani yoksul hissetmenin sonuçlarına, bunun sonucunda talep ettiğimiz şeye dikkat etmeliyiz. Sonuçta, Tora tam da bu talepten doğar ve kaynağa geri dönen ışık da buradan gelir. Islahı alma Kli’si “yoksullar” olarak adlandırılır.