Daily Archives: Ağustos 4, 2025

Yaradan’ın Düşüncesi İçinde

Sadece tek bir düşünce vardır – her şeyi içeren yaratılış düşüncesi. Sadece biz, yaratılanlar, henüz bunu anlamıyor ya da hissetmiyoruz. Ancak bu dizaynın içindeyiz ve onun tarafından yönetiliyoruz. Tüm çalışmalarımız bunun içinde yer alır. Bu düşünce yaratılışın tamamıdır, onun tasarımıdır ve bunun dışında başka hiçbir şey yoktur.

“Her şey düşüncede kararlaştırılmıştır” ve her şey düşünceyle yaratılmıştır. Madde yoktur; tüm gerçeklik düşüncede yer alır. İlginçtir ki, mutlak materyalist olan modern bilim adamları, evrenin düşünce olduğunu söylerler. Ve insan beyni araştırmacıları, tüm düşüncelerimizin, arzularımızın ve kararlarımızın kişinin dışında var olduğunu ve beynin yalnızca bu düşünceyi algılayan ve bize ileten bir araç olduğunu iddia ediyor.

Dolayısıyla bilim, Kabalistlerin uzun zaman önce keşfettiği: Yaradan’ın tasarımından başka bir şey olmadığı ve bizim de onun içinde var olduğumuz gerçeğine yavaş yavaş yaklaşıyor. Gerçekliği, güçler, madde, hisler ve akıl olarak bölmemize rağmen, esasında sadece Yaradan’ın düşüncesi işler ve biz onun içinde var oluruz.

Yaradan’ın yaratılışla ilgili bu düşüncesini edinmemiz gerekir ve o zaman O’nu, O’nun kendisini değil, yaratılışa ilişkin tutumunu bileceğiz. Sadece bu tek düşünce vardır. Ve algıladığımız tüm çeşitli zıt nitelikler, bu düşüncenin derinliğini ve eşsizliğini ortaya çıkarmak içindir.

O’ndan başkası yoktur, ancak bu gerçeğe ters taraftan, Yaradan’ın bize yönelik çok çeşitli ve çelişkili eylemleri ve tezahürleri aracılığıyla ulaşırız.

Olan biteni anlamamıza ya da kabul etmemize izin vermeyen tüm bu paradokslar ve çelişkiler, bizi öyle bir gelişime doğru iter ki, bilginin ötesinde ve tüm zıtlıkları birleştirerek Yaradan’ı ediniriz. O’nu birbiriyle birleşen ve birbirini tamamlayan iki zıtlıktan başka bir yolla edinmek mümkün değildir.

 

Yaradan İle Birleşmek İçin Çaba Gösterin

“Kör bir kişinin önüne engel koymayın” diye yazılmıştır. Nasıl oluyor da İsrail halkının bir rahipler krallığı ve kutsal bir ulus olması isteniyor?

Sina Dağı’nda halktan tek kalp tek adam olmaları istenir; aksi takdirde “burası sizin mezar yeriniz olacak”. Sina Dağı’ndaki koşul bir safhadır, bizim koşulumuz değildir. Bu, artık Mısır’dan, alma arzusundan çıktığımız anlamına gelir. Bu kaçış Hohma’nın ilk üç Sefirot’u (GAR de-Hohma) aracılığıyla, üst kuvvet aracılığıyla, yukarıdan uyanışla gerçekleştirilmiştir.

Şimdi bunun ne olduğu hakkında biraz fikrimiz olduğuna göre, girmemiz gereken; “rahipler krallığı” ve “kutsal ulus” olarak adlandırılan bir sonraki safhaya geçmeliyiz.

Alma arzusundan çıkmak ve manevi dünyaya girmek, ihsan etme kaplarında, Yaradan’a bağlılık uğruna, kendisi için herhangi bir endişe duymadan gerçekleşmelidir. Bencillikten uzak bir koşul, bir grubun yardımıyla “komşunu kendin gibi sev” denilen bir yolla elde edilir. Yaradan’la birleşme ise O’nunla birlikte çalışarak elde edilir.

Kişi ihsan etme kaplarını edindiğinde, Yaradan’la etkileşime girer. Ancak niyet, en başından itibaren, Yaradan’la birleşmek için olmalıdır.

Yalnız Niyetle İlgilenin

Yaratılışın başlangıcından sonuna kadar, yalnızca alma arzusunun arka planındaki niyetle, onun üzerinde ilgilenmeliyiz. Bu nedenle, birisi bana “Hadi dünyayı değiştirelim! Söyle bana, ne yapılması gerekiyor?” dediğinde şöyle cevap veriyorum: Bu dünyayı yıkmaya ya da yeniden inşa etmeye gerek yok. Tüm eylemler dünyaya, gerçekliğe ve birbirimize karşı tutumumuzda yatar. Hepsi bu, başka hiçbir şeye gerek yok

İşte bu yüzden bizim çalışmamız, dünyadaki başka hiçbir çalışmayla kesişmez. Dünyanın her zaman olduğu gibi davranmasına müdahale etmezsiniz. Bırakın istedikleri gibi davransınlar; sonuçta kimse niyetle uğraşmıyor.

Ama siz dünyaya tek bir şey ekliyorsunuz: niyet. İnsanlığa getirmeye çalıştığınız tek şey bu, ona gerçekten eksik olan şeyi eklemek. Bunu yaptığınız ölçüde, dünya daha iyiye doğru değişmeye başlar.

Şamati , “Manevi Çalışmada Tora’nın Sağladığı Yardım” Üzerine Kısa Düşünceler

Tora’nın sağladığı yardım olarak adlandırılan ve kişiyi manevi yolda güçlendiren araçlar şunlardır: iyi bir ruh hali, ilham, yükselmiş bir ruh, günlük rutin, dostların desteği, çeşitli sorumluluklar.

Tüm bunları kendi etrafımda organize ediyorum, böylece sürekli olarak manevi yolda ilerlemeyi arzuluyorum. Ve eğer aniden bunu arzulamazsam, o zaman en azından kendimi mecbur hissediyorum, bir şey yapmadığım için utanıyorum ve grup tarafından baskı altına alınıyorum.

Etrafımda bunun gibi her türlü destek sistemi yaratıyorum, böylece beni tutuyorlar, kaçmama izin vermiyorlar ve beni zorluyorlar, böylece her dakika fayda sağlamaya ve çaba göstermeye çalışıyorum. Ve hiçbir zaman çaba gösterip karşılık alamadığım olmuyor. Sadece bazen yanıt o kadar içsel seviyelerde gelir ki, ifşa olana kadar henüz hissetmem.

Ancak sürekli ve ısrarla çaba göstermeliyiz, “Kuruş kuruş birikerek büyük bir servete dönüşür” denildiği gibi; bunu göz ardı etmemeliyiz. Sıçramalarla değil, en küçük, en ayrıntılı eylemlerle ilerleriz.

Niyeti Koruyun

Soru: Niyetin ya ihsan etmek için ya da almak için olabileceği söylenir. Gerçekten sadece iki koşul mu vardır yoksa derecelendirmeler de var mıdır?

Cevap: Çalıştığımız şey tam olarak budur: alma niyetinden ihsan etme niyetine nasıl geçilir. Bu ikisi arasında pek çok eylem vardır.

Soru: Ama asıl soru şu: bu ikisi arasında birden fazla niyet var mı?

Cevap: Bu tam olarak Ibur, Yenika, Mochin, vs. safhalarından geçiştir. Biz eylemden değil niyetten bahsediyoruz.

Bir Partzuf’un doldurulmasından bahsettiğimizde bile, ne ile doldurulur? Niyeti ne ile doluysa, o niyet tezahür eder. Bu fiziksel bir eylem değildir.

Aynı şey Zivug DeHakaa için de geçerlidir: ihsan etme niyeti doldurulur. Bu ne tür bir dolumdur? Niyetinizin gerçekleşme şekli: Yaradan ile ne ölçüde ortak bir parça inşa ettiğinizdir. O sizin için, siz de O’nun için: birlikte olduğunuz yeri inşa ettiniz. Buna Partzuf’un iç kısmı (Toh) denir.

O’na karşı tutumunuz başınızdır (Roş); bunu yapamadığınız yer Partzuf’un alt kısmıdır (Sof); O’nunla birlikte olduğunuz yer ise Toh’unuzdur. Yani, bu bir niyetin tezahürüdür, niyetlerinizin bir tür sonucudur: şimdi, Partzuf’un içinde, bunun sizin niyetiniz olduğunu görür ve bilirsiniz.

Yani bunların hepsi niyetler. Orada ne gibi eylemler olabilir? İster bu dünyada olun, ister çoktan ölmüş, kendinizi hayvansal bedeninden ve burada olan her şeyden kurtarmış olun, hiçbir şey sona ermez, çünkü niyetlerde kalırsınız!

Yaşam onların içindedir ve diğer her şey, tüm bu dünya, niyetin edinilmesinden önceki bir koşuldur. Niyete geçtiğinizde ve kendi manevi Partzuf’unuzu yaratmaya başladığınızda, artık bu yaşama ihtiyacınız kalmayacaktır.

Mutlu Olmak İçin Neyimiz Eksik?

Soru: Kendimi kötü hissetmem neden daha iyi bir şeyin var olduğu anlamına geliyor?

Cevap: Neyin iyi, neyin daha iyi ya da daha kötü olduğunu anlamak için çektiğiniz acının sizin için yeterli olup olmadığını analiz etmeniz gerekir. Belki de içinde bir fikir veya mantık bulmaya çalışmaya değer?

Belki de belli bir örüntü vardır ve bunu keşfedersem daha iyi yaşayabilirim? Sonuçta, hayattan nihai olarak ne istiyoruz? Sadece daha iyi yaşamak! Hayatın akıntısına karşı yüzmüyorsunuz; onunla birlikte hareket ediyorsunuz.

Bu dünyada eksik olan şey, mutlu olmak, neden yaşadığımızı, neden acı çektiğimizi, neden öldüğümüzü, neden doğduğumuzu, hayatımızla ilgili her şeyi bilmek için belirli bir bilgi unsurudur! Tüm bunların bir amacı var mı?

Her halükarda, bu sorulardan kaçamazsınız! Bu sorulardan ve başımıza yağan belalardan duyduğumuz tatminsizlik ve acı, ciddi bir cevap arayışına girmemiz için yeterli değil mi? Değilse, o zaman eskisi gibi yaşamaya devam edelim: “Yiyelim, içelim, çünkü yarın öleceğiz.”

Ama bu olasılık bile artık bize tanınmıyor. Acı peşinen geliyor ve artık “yiyip içmek” ve yarını unutmak istemiyorum. Bugünün neşesi daha gelmeden elimden alınmış durumda.

Boşluğu Kapatın

Soru: Eğer doğru hareket edersek, bu kötülüğün daha hızlı ifşa olmasına yol açacak mı? Gelişimin hızlanması bu mudur?

Cevap: Çalışmayı hızlandırırsak, hızlandırmak ne anlama gelir ki? En azından aradaki farkı kapatmayı hedeflemeliyiz! Kendimizi uyandırır ve dünyaya insanlar arasındaki ilişkilerin üst güce yaklaşmada en önemli faktör olduğunu anlamaları için ilham verirsek, bunun sonucu olarak iyiyi ifşa edeceğiz.

Belki de kişi çalışma, dağıtım ve diğer eylemler yoluyla Kabala çalıştığında, kişinin kendisini bekleyen ıslahları ifşa etmeye başlaması ve kendini kötü hissettiği aşamalardan geçmesi hakkında soruyorsunuz. Kişi depresyon, düşüş ve benzeri gibi hoş olmayan koşullara düşer. Peki, dünya şu anda önerdiğimiz şeyle meşgul olmaya başlarsa, aynı düşüşlerden ve acı verici hislerden geçmesi gerekmez mi?

Ben böyle bir tehlikenin var olduğunu düşünmüyorum. Dünyanın yaşayacağı ıslahlar büyük ölçekte olacaktır. Başka bir deyişle, fikir çok sayıda insanı etkisi altına alacak, karşıt fikir ise sürekli zayıflayacaktır çünkü insan kitleleri yaşamaya nasıl devam edeceklerini bilemeyerek umutsuzluğa düşeceklerdir.

Bu nedenle, ıslah fikrine bağlı kalanlar düşüşler değil, aksine nispeten yükselmiş bir durum, bir yükseliş yaşayacaklardır. Düşüşler yaşıyoruz çünkü etrafımız sürekli olarak rahatsızlık veren düşmanca bir çevreyle çevrili.

Tanrı, Yaradan Ya Da Üst Güç Mü?

Soru: Birçok insanın düşündüğü Tanrı var mıdır?

Cevap: O yoktur.

Yorum: Ama sizin de söylediğiniz gibi bir Tanrı var, şu şekilde adlandırılan…

Cevabım: Yaradan, üst güç.

Soru: Peki bu gerçekte nedir?

Cevap: Tüm doğayı içeren doğanın en üst gücüdür. Yaradan’ın Kendisi Tanrı’dır. Doğanın kendisi Tanrı’dır. Dünyamızın doğası değil, ama genel olan doğadır ki, onunla, bu doğayla birleşebileceğimiz noktaya kadar ifşa etmeye başlayabiliriz. Hatta onu yönetebiliriz. Yaradan, Kendisine ortak olabilmemiz için böyle bir seviyede olmamızı ister.

Soru: “Doğa” dediğinizde bununla neyi kastediyorsunuz?

Cevap: Tüm dünyaları kastediyorum. Tabii ki bizim dünyamız sayılmaz bile. Tüm dünyalar, toplamda beş dünya da dahil olmak üzere, hepsi tek bir güce, tek bir yasaya dahildir ve onun tarafından yönetilir, bu birlik yasası Yaradan’dır.

Yorum: Anlıyorum, ama bu oldukça yüksek.

Cevabım: Gerçeğe az ya da çok yaklaşmaktan bahsediyorsak pek sayılmaz. İşte bu yüzden, doğal olarak…

Yorum: Ateist, Tanrı’ya inanmayan vb. gibi.

Cevabım: Evet.

Kaderinizi Kontrol Etmeye Başlayın

Soru: İnsanlara Tanrı’nın var olup olmadığını söyleyebilir misiniz?

Cevap: Bizim hayali dünyamız da dâhil olmak üzere, tüm dünyalarda tüm doğanın tek bir gücü vardır. Buna Olam Amedume – hayali dünya – denir. Dolayısıyla, kesinlikle her şeyi, tabii ki bizi de içeren en yüksek güce Yaradan denir.

Soru: Peki O’nunla, bu doğayla, dediğiniz gibi Yaradan’la nasıl etkileşim kurmalıyız?

Cevap: Bu Kabala’nın öğrettiği şeydir. Kesinlikle doğrudan bir hatta çıktınız: “Yaradan’a nasıl hitap etmeliyim? Ne yapmalıyım? O’nu nasıl bulabilirim? O’na göre koşulunuzu nasıl düzenlersiniz? Ve her neyse, hayatımla ne yapmalıyım? Nasıl yaşamalıyım? Ya bunun karşılığında bir şey alırsam?”

Ve burada Yaradan’ın ne olduğunu anlamamız gerekir. Peki, Kabala ne yapar? Kendinizi kötü hissetmemeniz için nasıl davranmanız gerektiğini söyler.

Peki, neden dua ediyorsunuz? Bu aslında dünyanın uzaktan kontrolünü hissetmek ve kaderinizi gerçekten kontrol etmeye başlamakla ilgilidir. Bu insana verilmiştir. Ve bildiğimiz üst güç, Yaradan, bizim bu noktaya gelmemizi istiyor.

Manevi Çalışma İle İlgili Sorular – 232

Soru: Diyelim ki bir onlu, mantık ötesi inanç koşuluna ulaşmak için çalışıyor. Doğru yol hangisidir: mantık ötesi inancın mutlak olarak mükemmelleştiği bir koşula ulaşmak mı yoksa üst aklı edinmek için çabalamak mı?

Cevap: Prensip olarak her ikisi de gereklidir. Bu yüzden bu onlunun tam olarak neye ihtiyacı olduğunu söyleyemem. Buna cevap vermek için onları daha yakından tanımak gerekir.

Soru: Eğer dostlarımı harika, ıslah olmuş, sevgi dolu ve yardımsever olarak görürsem, bu bizi Yaradan’a yaklaştırır mı?

Cevap: Evet.