Category Archives: Realite

Yaradan’ın Eylemlerini İfşa Etmek

Soru: Lo Lişma’dan Lişma’ya (Yaradan rızası için) niyet değişimi ne zaman gerçekleşir? Mahsom’dan sonra “yakıtım” değişiyor mu yoksa hâlâ “kendi iyiliğim için” niyetiyle mi hareket ederim?

Cevap: Mahsom’dan sonra kişinin “yakıtı” değişir. Mahsom’dan önce içinde bulundukları çift ve tek gizlilikten çıkarlar ve Yaradan’ın ifşasına gelirler. Kurtuluş ve sürgün arasındaki fark nedir?

Kurtuluş, Yaradan’ın varlığının, tüm realite üzerindeki üst yönetimin hissedilmesidir. Ancak bunu hissetmiyorsanız, o zaman sürgündesiniz demektir (aslında şu anda bulunduğunuz yer). O’nu dinleyebilir, düşünebilir ve tasvir edebilirsiniz, fakat O’nu gerçekten hissetmezsiniz. Dolayısıyla, bu his hayatınızın yönünü belirlemez.

Ancak Yaradan’ı hissetmeye başladığınızda, O’nun haricinde başka hiçbir gücün işlemediğini hissedersiniz. Ve Firavun ve diğer tüm “karakterler”, Yaradan’ın hem içsel hem de dışsal olarak size olan her şeyi belirlediği ve düzenlediği faktörlerdir. Ve tüm bunlar böylece, bu değişimlerin idraki yoluyla, kalpteki tek noktanın gelişebilmesi içindir. Kalpteki nokta, ruhun (Nefeş) başlangıcıdır.

Hem içsel hem de dışsal olarak başınıza gelen her şeyin yalnızca O’nun eylemleri olduğunu nasıl ifşa edeceğinizle ilgili olarak şöyle denir: “İki ışık, iç ve saran, Kli’yi su gibi parlatır. Böylelikle, Kli inşa edilir.”

Reveal the Actions of the Creator

Gerçeklikten Kaçış

Soru: İnsanın gelişmesi ve değişmesi gerektiğini söylüyorsunuz. Bazı insanlar dünyada neler olup bittiğini ve nedenini akıllıca açıklayabiliyor. Bazı dinler bunu şöyle açıklıyor: “İnsanlar Tanrı’ya inanmadığı için Tanrı onları cezalandırır.” Bu kadar çok zeki insan arasından nasıl öne çıkabiliyorsunuz?

Cevap: Öne çıkmayacağım.

Yorum: Ama insanların gerçeği bilmesini istiyorsunuz.

Cevabım: Söyleyeceklerimi söylerim, fakat başkalarını eleştirmek istemem. Sebep–sonuç olgularının ciddi biçimde analiz edilmesini ve sorgulanmasını arzulayan bir kişi, bende rasyonel bir tohum görecektir, diğer herkeste ise onların başarısızlıklarını görecektir.

Yorum: Birçok insan Budizm’e geçiyor. Budizm’de huzur bulacaklarını düşünebilirler.

Cevabım: Böyle düşünebilirler; birkaç yıl orada otururlar ve sonra akılları başlarına gelir, çünkü bir çözüm bulamayacaklardır. Onların çözümü bu dünyadan kopmak, nirvanaya ulaşmak ve her şeyden elini eteğini çekmektir.

Budistlerin mutlu olduğu bir örneği nerede görüyoruz? Hindistan’da (kast sistemi ve bölünmüşlükle, insanların sefalet içinde yaşadığı ve herkesin ekmek parası için savaştığı ve sokaklarda dolaşan kutsal ineklere taptığı bir ülkede) böyle yaşamamız gerektiğine dair bir örnek nerede görüyoruz? En azından bu hayattan bir kaçış yolu bulup illüzyonlara kapılmaları mı? Yoksa ruhları yakıp ardından Ganj Nehri’nde mumlarla aydınlatılmış tekneler salma inanışları mı?

Bunda hiçbir şey görmüyorum, ne devlet yapılarında ne de “sevgi” diye bağırırlarken birbirleriyle olan ilişkilerinde. Kast sistemlerinde başkasına elini bile uzatamayacağın, başka bir kasttan biriyle evlenmenin mümkün olmadığı; bu kadar yoksulluğun, sınıflar arasında böyle bir ayrımın olduğu bir yerde nasıl bir sevgiden söz edilebilir?

Hangi konularda örnek olabilirler? Gerçeklikten kaçış konusunda.

Bizim Gerçekliğimiz Kesinlikle Nesnel Mi?

Soru: Dünyamızda, ölçebildiğimiz dış nesnelerle, sözde nesnel bir gerçeklik nasıl var olabilir?

Cevap: Gerçekliğin resmini, hayvansal bir haz alma arzusuyla algılayarak yaşamaya alışkınız ve maneviyat hakkında da aynı şekilde düşünüyoruz; onun kendi başına var olduğunu ve içimizdeki değişimlere bağlı olmadığını düşünüyoruz.

Bu, algımızın göreceliliğini hissedene ve onun niteliklerimize bağlı olduğunu anlayana kadar devam eder.

İnsanlık, yavaş yavaş dünyanın tüm vizyonunun, gözlemcinin niteliklerine bağlı olduğu gerçeğinin farkındalığına doğru ilerliyor. Kuantum fiziğinde bilim insanları, bir deneyin sonuçlarının da gözlemciye bağlı olduğunu söylüyor. Ancak düşüncenin madde üzerindeki etkisini ölçmenin bir yolu yok.

Genel olarak, tüm bunların göreceli olduğuna, insanın niteliklerine bağlı olduğuna karar verene kadar, her şey yavaş yavaş anlaşılmaz hale gelir. Her şey gözlemleyip gözlemlemediğime, düşünüp düşünmediğime değil, düşünen ve gözlemleyen bu kişinin kim olduğuna, niteliklerinin ne olduğuna bağlıdır.

O zaman, bilim insanının niteliklerine bağlı olmayan sıradan bilimden, öncelikle kendi niteliklerine dikkat etmesi ve ancak ondan sonra maddeyi araştırması gereken araştırmacıya geçeriz. Bu da zaten bir Kabalisttir.

Realiteye Karşı Doğru Tutum

Realiteye karşı doğru tutum, çok daha ileri bir aşamadır. Sonuçta, dünyanın belirli bir şekilde yapılandırıldığını ve her insanın kendi işlevine ve bir şekilde ulaşması gereken kendi hedefine sahip olduğunu bilmek, bu bilgi her insana ulaştıktan sonra, tüm dünyayı doğru şekilde düzenlemeye başlayacaktır.

Dünyadaki tüm madde, tüm eylemler ve gerçekleşen her şeyin, gerçekte işleyen güçlerle ne derece uyumlu olduğunu göreceğiz. Dünyada etki eden tüm güçler %100 Yaradan’ın güçleridir.

Yalnızca insanın uyumsuzluğu, tüm dünyanın – cansız, bitkisel, hayvansal ve özellikle de konuşan seviyelerin – Yaradan’ın yaratılışa yönelik niyetiyle form eşitliğinde olmamasına neden olur. Bu, kendini bu dünyada bulan insan için korkunç bir duyguya neden olur.

Neden özellikle bu dünyadaki insan? Çünkü sadece bu dünyadaki insanlar, özellikle de bizim zamanımızda ve özellikle bizler, gerçeklikle nasıl doğru bir şekilde ilişki kuracağımızı özgürce seçmek yükümlüyüz.

Sorun şu ki, dünyayı bir madde kütlesi olarak görüyoruz, ancak maddenin niyete, tutuma dayanan nihai, en düşük, cansız sonuç olduğunu unutuyoruz. Görüyorsunuz, güçler ne kadar gizliyse, o kadar güçlüdürler. İlişkilere biraz bile dikkat etmeye başlarsak, onlar aracılığıyla maddenin kendisi de dahil olmak üzere her şeyi nasıl değiştirdiğimizi göreceğiz.

Niyet Gerçekliği Değiştirir

Dünyaya karşı tutumumuzun onu ne kadar geliştirdiğinin farkında değiliz! Fizikçiler madde ile yaptıkları deneylerin sonuçlarının deneyi yapan kişiye ve onun tutumuna bağlı olduğunu ancak şimdi keşfediyorlar. Bir bitkinin bile benim onunla nasıl ilişki kurduğumu hissettiğini ancak şimdi keşfediyoruz.

Tüm gerçekliği değiştirenin, tam olarak bizim tutumumuz yani niyetimiz olduğunu anlamıyoruz. Bunu göremiyoruz çünkü sonuçları göremiyoruz. Ve niyetleri anlamıyoruz, onları netleştiremiyoruz, göremiyoruz ya da ölçemiyoruz. İşte sorun budur.

Bununla birlikte, evrende yalnızca bu işlemektedir; madde özellikle ona yönelik tutum tarafından harekete geçirilir. Bir madde kendi başına ne işe yarar? Kendi başına herhangi bir hareket üretemez.

Bu nedenle, dünyanın geri kalanı karşısında nasıl görünmemiz gerektiğinden bahsederken, sanki aktif olarak siyaset, ekonomi, güvenlik ya da bu türden herhangi bir şeyle ilgileniyormuşuz gibi konuşmamalıyız.

Bizim ilgimiz yalnızca eğitimle, bu bilgiyi yaymakla ve isteyen herkesi gerçekliğe, doğaya ve içinde yaşadıkları dünyaya karşı doğru tutuma getirmekle ilgilidir.

Realiteye Karşı Tutumları Değiştiren Bir Oyun

Kabala çalışmaya gelen bir kişi, sonunda Kelim’i değiştirme sürecinden bahsettiğimizi anlamaya başlar. Bu sadece manevi yolda ilerlerse gerçekleşir.

Kişinin amacı kendini tatmin etmek olduğundan, şu anda düşündüğü, anladığı ve istediği şey, yarın farklı olacaktır. Bunu anlarsa, o zaman kendisi de alma arzusuyla oynar, bu da onun ilerlemesini sağlar.

Her şey burada başlar: grup önünde kendilerinde bir utanç duygusu uyandırırlar. “Nasıl olur da derse gelmem, diğerlerinden farklı davranırım? Grup için bir şey yapmadıysam grupla ilgili olarak nasıl gurur duyabilirim?”

Bu iyi bir şeydir – kendinizle bu şekilde oynamak. Söylendiği gibi: “Kıskançlık, şehvet ve onur arayışı, insanı dünyadan uzaklaştırır.” Yani kişiyi bulunduğu dereceden daha yüksek bir dereceye yükseltirler. Bu olmadan hiçbir şey yardımcı olmaz.

Ve bu, kıskançlık, şehvet ve onur kaplarında haz almak yerine, insanlar yavaş yavaş Yaradan’la olan ilişkilerinden gelen hazlara değer vermeye başlayana kadar devam eder: “O’na karşı tutumum nedir? O benimle nasıl ilişki kuruyor? Nitelikler bakımından O’na benzemek, O’na yakın olmak istiyorum” vb. Kişi, Yaradan’a duyduğu saygıya uygun olarak özsaygı kazanmaya başlar.

Gerçeklik Farklı Olabilir

Yorum: Anladığım kadarıyla, ıstırap yolu insan gelişiminin doğal bir sürecidir.

Yanıtım: Bu yolun doğal olduğunu düşünen bizleriz çünkü biz böyle davranıyoruz. Ancak neden bu doğal olsun ki?

Soru: Gerçekliğimiz farklı olabilir mi?

Cevap: Elbette. Neden Yaradan’ın gözünde ve duygularımızda kabul edilebilir olanı yapmıyoruz?

Yorum: Ama sekiz milyar insanın her biri “Yaradan’ın gözlerini” kendi şeklinde anlıyor.

Yanıtım: Yaradan’ın arzusunun ihsan etmek, aramızda bir bağ ve iyi eylemler olduğunu anlamalı ve kabul etmeliyiz. Başkalarından aldığımız iyiliği takdir etmeyi ve karşılığında aynısını yapmayı öğrenmeliyiz.

Bunu yaparsak, gelişimimizi doğru yolda ilerletmeye başlayacağız. Aksi takdirde, gelişimimiz kırbaç altında, darbelerle gerçekleşecektir.

 

Egoist Arzular Dünyamızın Temelidir

Soru: Genel sistemin parçalanması ne zaman oldu ve bu olgunun anlamı nedir?

Cevap: Kelim’in (Kapların) parçalanması, realitenin yaratılışının en başında meydana geldi. Sonuçta, onu yaratmak için doğanın tek gücüne yani Yaradan’a karşıt olan bu tür arzulara ihtiyacımız vardı.

Yaradan ihsan etme, tamamlama, sevme ve birlik olma arzusudur. Yaradan’dan bir şekilde farklı olacak ve yaratılış olarak adlandırılabilecek zıt bir arzunun ortaya çıkması için, verme arzusu birçok küçük egoist arzuya bölündü.

Her arzu yalnızca kendini nasıl tatmin edeceğini düşünür. Daha sonra evrimleştiğimiz doğamız, bu şekilde ortaya çıkmıştır. Egoist arzuların oluşumu, parçalanma sürecidir.

Bu arzular dünyamızın temeli haline gelmiştir: cansız, bitkisel, hayvansal ve insan doğası.

Son Nesil – Gerçeklik Algısı

Soru: Son nesil insanının gerçeklik algısı nasıldır?

Cevap: Son neslin gerçeği şudur, insanlar doğanın sayısız parçası arasındaki tüm bağları görecekler.

Hiçbir şey değişmeyecek, sadece bağ anlayışı değişecek.

Örneğin bir uzaylı aniden gezegenimize gelseydi, aramızdaki farkları anlamazdı. Bunlar polis, bunlar hırsız, bunlar zengin, bunlar fakir, bunlar kadın, bunlar erkek, tüm bunlar ona akıl almaz gelirdi. Bu anlayışa sahip değildir. Bizim için de durum aynı.

Üst dünyayı ifşa ettiğimizde, yaradılışın tüm unsurları arasındaki doğru ilişkiyi anlamaya başlamamız dışında yeni bir şey görmeyiz. Bu çok şaşırtıcı ve büyüktür; doğmamışlarla, doğmuşlarla, yaşayanlarla ve ölülerle, evrende olup biten her şeyin derinliğine dair bir anlayış verir.

Her şey buraya dahildir: onun tüm döngülerindeki cansız, bitkisel, hayvansal ve insan maddesi. Ama en önemlisi, bu dünyada ortaya çıkmadan önce, bu dünyadaki varlıkları süresince ve sonrasında, doğanın her derecesindeki parçaları arasında bir bağ ve karşılıklı bir etki ağı vardır.

Bu etkileşim bir bütün olarak ortaya çıktığında, insan, istisnasız tüm sorularına cevap veren sonsuz, ebedi bir resim görür. Dünyada olmuş, olmakta ve olacak ne varsa insan için her şey netleşir.

Doğanın tüm parçalarının birbirine bağlı olduğunu gördüğü için, her şeyin geliştiği yasayı açıkça anlar. Bu bir kasnak üzerindeki nakış gibidir: bir tarafta güzel bir resim, diğer tarafta düğümler vardır ve onları keserseniz her şey dağılacaktır. Bizler de böyleyiz, bağları hissetmeden birbirimizden uzaklaşıyoruz.

Gurur Duyacak Hiçbir Şeyimiz Yok

Yorum: Bir kahramanın sürekli çaba gösteren biri olduğunu ve her zaman kaybetmesine rağmen yine de bir kahraman olarak kaldığını söylüyorsunuz.

Cevap: O kaybetmiyor! Doğasına, ona bilerek dayatılmış ve ona değişim ve dönüşüm için verilmiş gibi davranıyor! Peki ya ona verilmiş olan doğasına karşı kendini zayıf hissediyorsa? Ve o kim ki! O böyle yaratıldı!

Kişi daha yüksek bir amaçla meşgulse, o zaman bir sonraki aşamadan itibaren gücü olur. Ve eğer bunu yapmazsa, o zavallı küçük gezegenimizi kirleten dünyamızın küçük bir hayvanı olarak kalır. O kadar. Bunun dışarıdan nasıl göründüğüne bir bakın.

Neyle gurur duymalıyız?! Bir insan neyle gurur duymalı?! 150 kilo kaldırabildiği gerçeğiyle mi?! Orantılı ölçülerde bir sivrisinek, bir insanın kaldırabileceğinden daha fazlasını kaldırabilir. Diyelim ki herkesten daha akıllısınız ama aklınızı ne için harcıyorsunuz?

Hayvanlar onu hayatta kalmak, var olmak ve yavrularını büyütmek için kullanırlar. Ve siz ise tam tersini yapıyorsunuz! Kendinizi, evladınızı, herkesi, her şeyi mahvediyorsunuz. Hayvanların hiçbiri yaşadıkları yere dışkılamazlar. Kendilerini yok etmezler. Ancak kişi kesinlikle doğal olmayan bir şekilde hareket eder. Kesinlikle gurur duyulacak hiçbir şeyimiz yok!

İnsanlar çok zeki ve yetenekli yaratıklar! Ve bunları oldukça zıt bir şekilde kullanıyorlar. Peki bu övgüyü hak ediyor mu?!