Category Archives: Uncategorized

Churchill: Zaferin İlkeleri

Yorum: Winston Churchill, sakin, kendinden emin, kararlı ve her zaman elinde puroyla görünen, bir dönemin sembolüdür. O sadece büyük bir devlet adamı değil, aynı zamanda bir sanatçı ve yazardı. Onun aforizmaları bugün bile çok iyi bilinmektedir. Onun liderlik ilkelerini dinlemeye değer.

Kan, emek, gözyaşı ve terden başka verebileceğim bir şey yok.

Cevabım: Fedakârlık yapmamız gerektiğini düşünmüyorum. Bu fedakârlık değildir; her şeyi üst yönetim için feda etmek ve buna uygun olarak her an ona doğru akmak, gücün ve kaderin rasyonel bir dağılımıdır.

Bu fedakârlık değildir, çok akıllıca, doğru ve gerçek bir karardır. Çünkü bu şekilde üst yönetime dayanır ve ona bağlı kalırım. Başka ne olabilir ki? Dünyevi mantığa veya bir felsefeye göre hareket etmemi mi önerirsiniz?

Yorum: Öyleyse, kendim için, egom için hareket edersem, bu bir fedakârlık olur: “Fedakârlık yapıyorum.” Ama “O’ndan başkası yok”a dayanırsam…

Cevabım: Bence bir insanın tek seçeneği budur. Ve bu yüzden benim için bu bir fedakârlık değil, tam tersidir. İnsanın böyle davranması gerektiğini keşfetmek, bu büyük bir armağandır.

Soru: “Rahatla ve keyfini çıkar” derler. Bu da aynı alanda mıdır?

Cevap: Evet. Her an, ne olursa olsun. Her şeyin nasıl düzenlendiğini anlıyorsunuz! Her şey insanın iyiliği içindir, ama bu şartla.

Aşılan zorluklar, kazanılan fırsatlardır.

Cevabım: Aslında, olumsuz olanlar yoktur. Bazıları daha iyidir, bazıları daha kötüdür, bazıları tehditkârdır, bazıları ise sizi rahatlatan uysallıktadır.

Soru: Öyleyse sizin yaklaşımınıza göre, hepsi olumlu mu?

Cevap: Hepsi olumludur, hepsi gereklidir, hepsi ruhunuzun kökünden kaynaklanır ve her biri ıslah olmanız gereken bir sonraki ana karşılık gelir. Bu nedenle, onları uygun ve gerekli olarak kabul etmeli ve buna göre tepki vermelisiniz.

Her an doğrudur; hayatta almanız gereken şeydir.

Soru: Almanız gereken şeyi alıyor musunuz?

Cevap: Evet.

Soru: Ve tam da yasayla uyumlu olduğunuz için mi sadece üstteki sizi yönlendiriyor?

Cevap: Evet. Tangoda olduğu gibi, O’nunla birlikte çalışıyorsunuz.

İnsan asla tehdit edici bir tehlikeye sırtını dönüp ondan kaçmaya çalışmamalıdır… Ancak ona hemen ve çekinmeden karşı çıkarsanız, tehlikeyi yarı yarıya azaltmış olursunuz.

Cevabım: Onları kazanca dönüştürmek, onlarda Yaradan’ın gizli yardımını ve sevgisini görmek için onlara dikkat etmelisiniz.

Soru: Birisi hayatınızı tehdit etse bile mi?

Cevap: Şöyle denir: Keskin bir kılıç boynunuza dayansa bile, bunun Yaradan’ın iyiliksever niyetinden geldiğine inanmalısınız.

Soru: Bu gerçekten mümkün mü?

Cevap: Ben kendim denemedim. Ama buna yakın bir şey olabilir. Aslında, o düzeyde, bilmiyorum. Yine de birçok ameliyat geçirdik ve o anlarda bile, kelimenin tam anlamıyla yaşam ve ölüm arasında kaldığımızda, bunun bir sevgi ifadesi olduğunu hissettim. Böyle anları seviyorum.

Yorum: Bu büyük bir sevgi! O zamanlar sizinle birlikteydim, bu yüzden birinin aniden bunun sevginin bir ifadesi olduğunu hissedebilmesini anlayabiliyorum.

Cevabım: Doğru.

En büyük şeylerin hepsi basittir ve çoğu tek bir kelimeyle ifade edilebilir:        özgürlük, adalet, onur, görev, merhamet, umut.

Cevabım: Onlara sıkı sıkıya sarılın, sürekli geliştirin, yükseltin ve yeniden değerlendirin.

Soru: Sizin için en önemli değer nedir?

Cevap: Benim için en önemli değer, Yaradan’ın kader kitabında yazıldığı gibi kendim olmaktır, kendimi gerçekleştirmektir. Hepsi bu. Kişiye başka hiçbir şey verilmez.

Soru: Kendinizi nasıl gerçekleştirebilirsiniz?

Cevap: Her insanın yapması gerektiği gibi, Yaradan’ın dünyadaki etkisini en optimal ve eksiksiz şekilde kendim aracılığıyla aktararak.

Bunu kendim aracılığıyla yapmaya çalışıyorum, bu dünyadaki herkese Yaradan’ın varlığını, O’nun planını, tutumunu, sevgisini ve cömertliğini aktarmaya çalışıyorum.

Yaradan’ın bizim dünyamızdaki insanlara kendini göstermesi, Kabala bilgeliğinin konusudur.

Tek bir görev, tek bir güvenli yol vardır, o da doğru olmaya çalışmak ve doğru olduğuna inandığın şeyi yapmaktan veya söylemekten korkmamaktır.

Cevabım: Bunun için önce Bina seviyesine, yani tam bir ihsan etme niteliğine ulaşmak gerekir. Ve herkese ihsan etme ve sevgiyle davranırsanız, buna uygun şekilde hareket edersiniz.

Potansiyelimizi ortaya çıkarmak için anahtar, güç veya zekâ değil, sürekli çabalamaktır.

Cevabım: Meydan okuma kendinizedir, başka kimseye değil. Çünkü sizden başka sadece Yaradan vardır. Siz sadece kendi tarafınızda oynarsınız.

Karşınıza çıkan her şey size gönderilen bir meydan okumadır ve bu meydan okumanın doğru farkındalığına ulaşmak için kendinizi alçaltmalı veya yükseltmelisiniz, çünkü bu Yaradan’dan gelir.

Yorum: Bir egoist için “meydan okuma” başkalarına meydan okumak anlamına gelir.

Cevabım: Ama başkaları yok ki! Kime meydan okuyacaksınız? Sadece Yaradan var. Bu dünya görüşü tamamen yanlış ve aldatıcıdır.

Yorum: Yani gördüğüm her şey, dünyadan bana gelen her şey…

Cevabım: Önünüzde olan her şey mükemmel bir şekilde sahnelenmiş bir oyundur. Ve siz rolünüzü doğru oynamalı ve tüm oyuncuları yönetmenin kendisine döndürmelisiniz.

Soru: Ve tüm bu aktörler aracılığıyla, Yaradan bana mı sesleniyor?

Cevap: Sadece bu.

Soru: Böylece O’na dönebileyim diye mi?

Cevap: Evet. Hepsi bu. Bu şekilde tüm dünya, siz ve Yaradan arasında bir aracı haline gelir. Bu kadar basit—tüm sorunlar çözülür.

Karamsar, her fırsatta zorluk görür; iyimser ise her zorlukta fırsat görür.

Cevabım: Aynen öyle, bu şekildedir. Zorlukları fırsat olarak görün, çünkü ortaya çıkan tüm zorluklar, egoizmimizin bir sonraki seviyeye yükselme fırsatlarıdır.

Geriye bakmaya gücümüz yetmez, buna hakkımız da yoktur. İleriye bakmalıyız.

Cevabım: Bu gereklidir, aksi takdirde ilerleyemezsiniz.

Bakış açısı, Yaradan’ın kişiye tam olarak ifşası anlamına gelir.

Öncelikler, tüm dünyayı benimle Yaradan arasında, aramızda bir bağ haline getirmek anlamına gelir. Tüm dünya! Bu benim, bu Yaradan ve tüm dünya aramızda.

Yorum: Güzel, ama çok net değil.

Cevabım: Dünyaya karşı tutumunuzda, Yaradan’ın size dünyada, her ayrıntısında kendini ifşa ettiği bir koşula ulaşmalısınız. Ve her ayrıntıya buna göre yaklaşmalısınız.

Asla, asla, asla pes etmeyin, büyük ya da küçük, önemli ya da önemsiz hiçbir şeyde, onur ve sağduyu dışındaki inançlar dışında. Asla güce boyun eğmeyin; asla düşmanın görünüşte ezici gücüne boyun eğmeyin.

Cevabım: Egoizminize karşı boyun eğmeyin. Mücadelede kararlı olmak, hayvani doğanızın üstüne çıkmak için kendinizi hazırlamalısınız. Kabala’da buna “kısıtlama yapmak, perde ve yansıyan ışık” denir.

Müttefiklerle savaşmaktan daha kötü tek bir şey vardır, o da onlar olmadan savaşmaktır.

Cevabım: Bir insanın kendi çevresinde küçük bir topluluğuna ihtiyacı vardır — en azından bir dereceye kadar güvenebileceği insanlara. Çünkü kişi kendine bile güvenemez. Ama onlarla ilişkiyi doğru kurarsa, onlara güvenebilir.

Böyle bir topluluk gereklidir, çünkü Yaradan onu kasten zorlar, dengesini bozar ve bazen desteğe ihtiyacı olur.

Bu tür hiçbir durum, onun koşullarından ayrı olarak değerlendirilemez.

Cevabım: Doğal olarak, başka neye göre hareket edebiliriz ki? Koşulun üstesinden gelmek, ona göre hareket etmek anlamına da gelir.

Soru: Öyleyse bu çok mu doğal?

Cevap: Evet, doğru olan budur.

Amacımız nedir diye soruyorsunuz. Tek kelimeyle cevaplayabilirim: Zaferdir — ne pahasına olursa olsun zafer, tüm terörlere rağmen zafer, yol ne kadar uzun ve zor olursa olsun zafer; çünkü zafer olmadan hayatta kalmak mümkün değildir.

Cevabım: Bu bir dilek değil, bir zorunluluktur — kazanmak.

Kabala, zaferin bilimidir; kendini ve kendin aracılığıyla tüm gerçekliği fethetmek, böylece Yaradan’ı Kendi içinde ifşa olmaya zorlamak.

Zafer budur.

Çin’in Kadim Bilgeliği

Yorum: Kadim Çin bilgeliği şöyle der: “Her zaman olayların aydınlık tarafına bakın. Ve eğer aydınlık tarafa yoksa, karanlık olanları parlayana kadar cilalayın.”

Cevabım: Çünkü dünyadaki her şeyin arkasında üst ışık vardır. Ve size karanlık varmış gibi göründüğü yerde, o olgu parlamaya başlayana kadar kendinizi “cilalamalısınız”. Çünkü her olgunun içinde, onun içinde, üst ışık vardır.

Soru: Yani bunun karanlık değil, aydınlık olduğunu görmek için kendimi mi parlatmalıyım?

Cevap: Evet. Egoizminizi silin ve etrafınızdaki dünyanın sadece basit üst ışıktan oluştuğunu göreceksiniz.

Yorum: “Hayatın sırrı genç ölmektir ama mümkün olduğunca geç.”

Cevabım: Evet, çünkü genç olmak her zaman ileriye doğru çabalamaktır. Gençlik yıllarla ilgili değildir. 200 yıl yaşayıp yine de genç kalabilirsiniz ya da 20 yaşında bile yaşlı, tükenmiş bir insan olabilirsiniz.

Her şey sizin özleminize bağlıdır! Hayatın anlamını edinme arzusuna sahipseniz, o zaman daima gençsinizdir. Bu en önemli şeydir. Bu hem size hem de içinde bulunduğunuz topluma, çevrenize bağlıdır. Ama hiçbir koşulda özleminizin yok olmasına izin vermemelisiniz. Bu çok önemlidir.

Soru: Öğretmeninize “koşucu” deniyordu. Sizin için o gerçekten genç miydi?

Cevap: Onun yanında, yaşlı olan bendim. Aramızda kırk yaş bir fark vardı. O 1906’da doğmuştu, ben ise 1946’da. Çok güçlü, kuvvetli, enerjik, sürekli ileriye doğru çabalayan biriydi ve işte bu yönüyle gençti.

Yorum: “Vazgeçme isteği, zaferden hemen önce en güçlü hâlini alır.”

Cevap: Evet, durum her zaman böyledir. İnsan hedefe yaklaşırken, tuhaf bir şekilde bir zayıflık belirir: “Neden? Niçin? Yoruldum. Olamaz. Asla.”

O anda, kişi hedefe yönelik arzusu için sınandığını anlamalıdır. Bunu başarmak için, kişi yeni bir şey, daha da büyük bir istek eklemelidir. Daha fazla dürtü, tutku, değerlerin takdiri ve hedefin önemi aşılanmalıdır. Ve sonra hedefe ulaşacaktır.

Soru: Yani pratik olarak yakındır, ancak önünde tırmanamayacağı bir dağ mı vardır?

Cevap: Evet. Bu yüzden, o dağa koşarak çıkmak, tırmanmak için şimdi hedefin önemini artırmalıdır.

Soru: Peki, bu nasıl olur?

Cevap: Bu, hedefin önemi sayesinde içsel gücün harekete geçirilmesidir.

Soru: Ama mantıken, insan hedefe yaklaştıkça daha fazla güce sahip olmaz mı?

Cevap: Hayır, bu bir koşucu gibidir; son aşamada gücü sanki tükenmiş gibi gelir. İşte o anda, yeni bir kaynağı, ikinci bir nefesi devreye sokmalıdır. İnsan bunu öğrenir ve o zaman başarılı olur.

Yorum: “Kusursuz bir dost yoktur. Eğer kusur ararsan, sonunda dostsuz kalırsın.”

Cevabım: Elbette. İnsan bunu anlamalı ve dostu kusurlarıyla birlikte sevmelidir. Ve bu kusurlar dostunuzda olsa bile, aslında onlar sizin kusurlarınızdır.

Soru: Yani bir dosta baktığınızda, aslında kendinize mi bakıyorsunuz?

Cevap: Evet. Bu kusurların, sizin içinizde olduğunu anlamalısınız.

Yorum: Ama biz tam tersini yapıyoruz. Genelde çevremizdeki dünyayı eleştiriyoruz.

Cevabım: Kesinlikle, eleştiriyoruz. Ama aslında her şeyi kendi içimizde algılamamız gerekir. Bu çok zor!

Yorum: Başarısız olan işletmelerin çoğu, arkadaşlarla kurulanlardır. Sonrasında birbirlerinden nefret ederler.

Cevabım: Onlar eğitimli değillerdir. Bütün sorun bu, insanlığa birbirleriyle doğru bir şekilde nasıl ilişki kuracakları öğretilmiyor. Ve bu konuda hiçbir şey yapamıyoruz.

Her insan tam bir egoist! Ve insanlar bu şekilde yetiştirilmeye devam ediyor. Ne kadar fazla egoizme sahipsen, başkalarının önüne geçme şansının o kadar fazla olduğuna inanılıyor. Ama sonunda gerçek başarının, başkalarıyla doğru ilişki içinde olmak anlamına geldiğini anlamıyoruz.

Dünyanın egoizm yüzünden yanıp tükendiği bir koşula çoktan ulaştık. Artık egoistçe ilerleyemez hale geldi. Tüm büyük hayallerimiz ve diğer her şey sönüp gidiyor.

Ve geriye tek bir şey kalıyor — nasıl var olmaya devam edeceğiz? Bu, ancak birbirimizle olan bağımıza değer vermeye başlarsak mümkün olur. O bağın içinde bir amaç, boyutlar ve bambaşka bir dünya keşfedeceğiz.

Soru: Bir dostluğu sonuna kadar nasıl sürdürebileceğinize dair en önemli tavsiyeyi verebilir misiniz?

Cevap: Başkalarında gördüğünüz kötülüğün tamamen içinizde olduğunu anlamalısınız. Çevrenizde kötü olan hiçbir şey yoktur; sadece kendinizsiniz. Çevrenizdeki her şeyde güzel bir dünya görene kadar kendinizi ıslah etmeye çalışmalısınız. O zaman kendinizi manevi dünyada, Aden Bahçesi’nde bulacaksınız. İçinizdeki cehennemi cennete dönüştürün ve cennette olduğunuzu göreceksiniz.

Ama içinizdeki cehennemi değiştirmezseniz, cehennemdeymişsiniz gibi görünecektir.

Başkasında cehennem görüyorsanız, o sizin içinizdedir. Kendinizi değiştirin, harika bir dünyada olduğunuzu göreceksiniz.

Yorum: “Benim erdemlerimden söz ettiklerinde benden çalıyorlar. Kusurlarımdan söz ettiklerinde ise bana öğretiyorlar.”

Cevabım: Evet, bu doğru. Kabala’da denir ki, bir dost, kusurlarınızı onun aracılığıyla keşfettiğiniz kişidir. Çünkü bu şekilde ilerlemenize yardımcı olur.

Sizi öven kişiler yolunuzu zayıflatır; sizi gereksiz bir üstünlük, mükemmellik vb. duygusuyla doldururlar. Hiç yardımcı olmazlar.

Olumsuz niteliklerinizi hissettiğiniz kişiler arasında gerçekten gelişirsiniz.

Bu, bir dostun, yanında kendini rahat hissettiğin “Seninle kendimi iyi hissediyorum, çok hoş,” dediğin biri olmadığı anlamına gelir. Hayır, tam tersine. Gerçek dostlar, sizi uzaklaştırıyor gibi görünen ve yakınlaşmak için çaba göstermeniz gerektiğini hissettiğiniz kişilerdir. Sizi kendinizin ötesine geçmeniz için harekete geçirenler, gerçek dostlarınızdır.

Yorum: “Görünmez bir kırmızı iplik, zamana, mekâna veya koşullara rağmen kaderde buluşacak olanları birbirine bağlar. İplik, uzayabilir veya dolaşabilir, ancak asla kopmaz.”

Cevabım: Elbette. Çünkü başından beri hepimiz birbirimize bağlıyız. Herkes zaten kendi koşulu içinde var olur. Ve eğer ortak ruhun ıslahı sonucunda bir şekilde birbirimizle karşılaşmamız gerekiyorsa, bu zaten manevi genlerimiz tarafından önceden belirlenmiştir.

Bu yüzden, karşılaşmalarımız veya ayrılıklarımızda tesadüfi değildir. Endişelenmeyin.

Önemli olan, gelişiminizin her aşamasında başkalarıyla karşılaştığınızda olabildiğince nazik, dostane ve samimi olun. O zaman asla hata yapmaz ve her zaman ruhunuzun ıslahı yönünde ilerlersiniz.

Hiçbir şey tesadüf değildir. Tüm karşılaşmalarımız önceden belirlenmiştir. Bu kaderdir!

Neyi Seçmelisiniz?

Soru: Kişi neyi seçeceği konusunda bir seçimle karşı karşıyadır. Bir seçimle karşı karşıya kalsaydınız, en önemli şeyi ne olarak belirler ve bu kararı uygulardınız?

Cevap: Kendimden nasıl kopabilirim ve ancak o zaman doğru seçimi yapabilirim? Ancak o zaman seçimim doğru olur.

Soru: “Ben”im bana emir vermesin diye mi?

Cevap: Elbette.

Soru: Bu nasıl yapılabilir? Zor bir soru.

Cevap: Kendinizden ayrılarak.

Soru: Yani, iç sesimi çok fazla dinlememeli miyim?

Cevap: Hayır, burada hiçbir şeye güvenemezsiniz.

Soru: Peki ya örnekler? Diyelim ki başkaları bana “Bak, oraya gittim. Zaten bir bilim insanıyım ve doktoram var. Zaten Nobel Ödülü sahibiyim. Bu yolu seçmelisin.” diyor. Başka biri de “Ben zaten bir iş adamıyım.” diyor. Etrafımda bir sürü farklı ses var. Etrafımdaki insanları dinlememeli miyim? Görüyorsunuz, kolay bir soru değil ama var.

Cevap: O zaman hiçbir şey seçmemek daha iyidir. Dediğimiz gibi, Tanrı’nın iradesine güveniyorsunuz. Hiçbir şey yapmıyorsunuz; sadece oturuyorsunuz, hepsi bu. Denildiği gibi: “Otur ve hiçbir şey yapma, daha iyi.” Sırada ne var, Tanrı verecektir.

Soru: O’na güvenebilir miyim?

Cevap: Çalışmak zorundasınız; gereken her şeyi yapmak zorundasınız. Ancak böylesine önemli, hayati kararlar bir insan için her zaman zordur.

İnsanlardan meslek, üniversite veya başka şeyler hakkında sorular alırdım. Genellikle tavsiye vermezdim. İnsan, ruhunun veya yeteneğinin onu nereye çektiğini kendisi anlamalıdır.

Soru: Yine de, deneyiminizi takip edip,  kişisel olarak sizinle ilgili sormak istiyorum. Bir seçeneğiniz olduğunda neyi seçersiniz? Kararlarınızı nasıl verirsiniz?

Cevap: Her zaman toplumun en büyük yararına karar veririm çünkü Yaradan’ın bunu istediğinden eminim.

Hata yapıp yapmadığımı bilmiyorum. Genelde hata yapıp yapmadığımızı bilemeyiz.

Soru: Genel olarak, muhtemelen hata yaparız, değil mi?

Cevap: Bu önemli değil. Diğer senaryoda ne olacağını bilmiyorsunuz. Bu yüzden Yaradan için en büyük faydanın nerede olacağını tahmin ediyorum. Yaradan benden ne yapmamı ister? Ve genel olarak bu, toplumun, insanların yararınadır.

Yorum: Belki de bunda bir doğruluk payı vardır. Kendim için en iyi olana göre karar verdiğimde, kesinlikle hata yaparım. Ancak toplumdan yanaysam, muhtemelen cevap budur.

Cevabım: Gördüğünüz gibi, karar verdiniz.

Einstein’ın Ölümsüz Sözleri, Bölüm 2

 

Bütün insanlar yalan söyler ama bu korkutucu değildir, kimse birbirini dinlemez.

Cevabım: Korkutucu olan şey, dinlememeleridir. Bu doğrudur.

Dinlemek, farkına varmak, anlamak demektir. Mutlaka aynı fikirde olmak değil, karşınızdaki kişinin ne demek istediğini, neden böyle bir dünya görüşüne sahip olduğunu anlamaktır.

Yorum: Onu biraz içinize almak mıdır?

Cevabım: Hayır, onu içinize almak bile değil. Onun içine girip, nasıl davrandığını, nasıl düşündüğünü anlamaktır. Onun düşünme şekli, hayata yaklaşımı doğru olabilir. Onunla tartışmaya çalışın, bir şekilde onunla aynı fikirde olun, vb.

Başka birini dinlemek budur. Dinlemek, her şeyden önce anlamak demektir.

Soru: Sizce insanlar birbirlerini dinliyor mu, dinlemiyor mu?

Cevap: Hayır. Egoistler birbirlerini dinleyemezler. Onlar başlangıçta egoizmlerini açıkça tatmin etmeye ayarlıdırlar.

Soru: Yani, sadece kendi fikirlerini dayatmaya mı?

Cevap: Sadece kendi görüşlerini değil, istediğim her şeyi elde etmek için. Bu, tüm davranışlarımın temelidir ve kimse beni bundan vazgeçiremez. Sadece büyük bir acı altında fikrimi biraz değiştirebilirim; yine de egoistçe, bir tarafa ya da diğer tarafa meylederken, yine de egoistçe hareket etmeye devam ederim.

Yorum: Bu, prensip olarak, tüm sorunların sebebidir — insanlar başkalarını dinlemezler.

Cevabım: Biz böyle yaratıldık. Sonuçta, ortak ruhun, ortak arzunun parçalanmasından geldik. Bu nedenle, her birimizin içinde sadece kendi içinde hareket eden egoist bir arzu vardır. Her birimiz kendi içimizde yaşıyoruz.

Yorum: Eğer insan bunun egoist doğasının bir sonucu olduğunu duysaydı, bu küçük bir değişimin başlangıcı olur muydu?

Cevabım: Hayır, bu yardımcı olmaz. Duymak yeterli değildir; mesele de budur.

Burada, doğanın üs güçleri gereklidir, doğanın içindeki gizli güçler, bizim farklı olmamıza, şu anki durumumuzun tam tersi olmamıza yardımcı olabilir. Bu da, bütün bir metodu gerektirir.

Soru: Einstein’ın, doğanın gizli güçlerinin olduğunu anladığını düşünüyor musunuz?

Cevap: O, insanı değiştirmenin mümkün olduğunu anlamamıştı.

Her şey mümkün olduğunca basit hale getirilmeli ama daha basit hale getirilmemelidir.

Cevabım: Bu doğru. Çünkü her şeyi ayrı ayrı, birbirinden yalıtılmış olarak değil, birbiriyle bağlantılı olarak algıladığımızda, üst dünyanın yani ihsan etme dünyasının, sevgi dünyasının ne kadar basit, bize yakın ve zıt olduğunu hayal bile edemeyiz.

Yorum: “Sevin, bu çok basit! Birleşelim, birbirimizi sevelim.” diyoruz. Siz ise “Bu o kadar basit değil!” diyorsunuz.

Cevabım: Hayır. “Bu o kadar basit değil” diyorum, çünkü bunu yapabilecek durumda değiliz.

Aynı tuzağa tekrar düşmemeliyiz. Ayrıca, sevgi, bizim dünyamızda sevgi olarak tanımladığımız- bazı hormonal, psikolojik veya cinsel tatminler- değildir. Hayır.

Burada kastedilen, insanların içsel bir birlik içinde birbirleriyle kurdukları bağdır; bedenlerimizin değil (bedenler sanki yok olur), kendimizin içsel olarak birbirine bağlı olduğunu hissettiğimiz, bir tür içsel birleşmenin, kaynaşmanın gerçekleştiği ve bunun yeni bir topluluk, içsel, manevi bir topluluk yarattığı durumdur. Bu içsel, manevi toplulukta, kendimizi sanki başka bir balonun içinde, yeni bir dünyada yaşıyormuşuz gibi hissetmeye başlarız.

Soru: Bu sevgi midir?

Cevap: Bu, sevgi ile elde edilir. Böyle bir bağa sevgi denir.

Eğer dağınık bir masa, dağınık bir zihnin işareti ise, boş bir masa neyin işaretidir?

Soru: Sık sık gerçekliğin algılanmasından bahsediyorsunuz. Boş bir masa, bu aslında ne anlama geliyor?

Cevap: Bu bir alegoridir. Genel olarak, içsel düşünceleri, mücadelesi, sürekli kafa karışıklığı, sürekli arayışı olmayan bir kişi ilerlemez, gelişmez. Kişi her zaman kendinden şüphe duymalı ve sürekli araştırmalıdır.

Soru: Hayat dediğiniz şey bu mu?

Cevap: Evet. Ama böyle bir insana baktığımızda, “Muhtemelen hiçbir şey bilmiyor. Muhtemelen emin değil.” diye düşünürüz. Gerçekte ise tam tersidir.

Hayvansal huzur, her şeyi öldürür. Bu elbette korkunç bir şeydir! Yaradan’ın bizi gözetmesini ve huzur bulmamıza izin vermemesini umalım.

Einstein’ın Ölümsüz Sözleri, Bölüm 1

Yorum: Einstein’ın sözleri oldukça basit ve aynı zamanda çok derindir. Lütfen onun tam olarak ne demek istediğini yorumlayın.

Başarılı olmak için değil, değerli olmak için çabalayın.

Cevabım: Ancak bu şekilde gerçek başarıya ulaşabilirsiniz. Kendinizi diğer insanlarla karşılaştırarak değil, doğayla karşılaştırarak ulaşabilirsiniz: onu gerçekten nasıl ifşa edebileceğiniz, tanıyabileceğiniz ve onunla uyum içinde olabileceğinizi. Doğa ile uyum içinde olmak, işte hayatın anlamı budur.

Mutlu bir hayat yaşamak istiyorsanız, onu insanlara veya nesnelere değil, bir hedefe bağlayın.

Cevabım: Burada ekleyecek hiçbir şey yok; bu çok doğru. Elbette nesnelere değil. Ve insanlara da değil, çünkü insanlar kendileri eşyalara bağlıdır.

Bu, her şeyden kendinizi koparmanız, en büyük hedefinizi belirlemeniz ve sadece ona doğru çabalamanız gerektiği anlamına gelir. Aynı zamanda, bir şekilde başkalarına da bunu açıklamaya, onları aynı hedefe yönlendirmeye çalışın. Einstein da hayatı boyunca bunu yaptı.

Öğrenmemi engelleyen tek şey, aldığım eğitimdir.

Cevabım: Herhangi bir eğitim, prensip olarak, kişiyi belirli sınırlar içine hapseder ve bu sınırların dışına çıkmasına izin vermez.

Ama öte yandan, eğitim olmadan da yapamazsınız. Yine de, eğitimin sizi sınırlamaması için bir şekilde hareket etmelisiniz. “Çocuğu kendi yoluna göre eğitin” sözü bunu ifade eder. Onu, kendini geliştirebileceği şekilde yönlendirin.

Bazen kafamı karıştıran bir soru: Ben mi deliyim, yoksa diğerleri mi?

Cevabım: Ben deliyim demek daha doğru olur. Peki, bu yüzden ne değişirdi?

Yine de, benim “deliliğimin” dünyaya bir şeyler katacağına, bir şekilde onu sarsacağına, bir gün yardımcı olacağına ve insanların yaratılış hedefine ulaşmalarını kolaylaştıracak bir iz bırakacağına inanıyorum.

Soru: Bu durumda, kendinizden mi bahsediyorsunuz?

Cevap: Elbette. Onun yerine başka nasıl konuşabilirim ki?

Yorum: Dürüst olalım; insanlar sizi deli olarak görmüyor, ancak olup biteni anlamadığınız için pek de mantıklı bulmuyorlar.

Cevabım: Neler olup bittiğini anlamıyor muyum? Aksine, herkesle konuşmaya hazırım. Politikacılar ve bilim adamları bu stüdyoya geliyor.

Yorum: Ama insanın değişmesi gerektiği yönündeki önerileriniz onları caydırıyor. “O değişemez!” diyorlar.

Cevabım: Evet, bizim bedensel yöntemlerimizle haklılar. Bu konuda onlara tamamen katılıyorum.

Ama insanı ve insanlığı değiştirebilecek başka bir metod daha var. Burada hiçbir şey yapılamaz, bunu yapmak zorunda kalacağız. Aksi takdirde, ölümün eşiğine gelince, insanlık ne olura olsun kabul edecektir.

Churchill: Liderlik Yasaları

Yorum: Büyük devlet adamı, Büyük Britanya Başbakanı, askeri lider ve edebiyatta Nobel Ödülü sahibi Winston Churchill, büyük bir stratejist, taktikçi, politikacı ve konuşmacı olmasını sağlayan liderlik yasalarını formüle etmiştir. Birinci yasa: “Anın tadını çıkarın.”

Cevabım: Doğru. Çünkü içinde bulunduğunuz andan memnun olmadıkça hiçbir şey üretemezsiniz.

Yorum: “Gerçekçi olun.”

Cevabım: Evet, insan karanlık ve aydınlık tarafları, olasılıkları mutlaka tartmalı ve gerçekçi bir şekilde orta yolu seçmelidir.

Yorum: “Kaderinizi belirleyin.”

Cevabım: Var oluş amacınızı seçin ve bunu yavaş yavaş, sürekli ve kesin bir şekilde gerçekleştirin.

Yorum: “Hatalardan ders alın.”

Cevabım: Mümkün olduğunca.

Soru: Bunun mümkün olmadığını mı söylemek istiyorsunuz?

Cevap: Mümkündür, ancak yalnızca belirli sınırlar dahilinde. Çünkü prensipte hatalar, onlardan ders çıkarmak için gereklidir. Geçmiş hatalardan pişmanlık duymak için değil, tam olarak onlardan ders çıkarmak için.

Soru: Peki insan gerçekten hatalardan ders çıkarır mı?

Cevap: İnsan ders çıkarmaz, tekrar hata yapar. Sürekli bir şekilde yükselmek için hatalar gereklidir.

Soru: Yani kişi sürekli onlara mı dayanıyor?

Cevap: Evet, onlara ihtiyaç vardır. İnsan hiçbir durumda geçmiş hatalardan pişmanlık duyulmamalıdır. Aksine, bunları yaşayıp ilerlediğiniz için sevinmelisiniz.

Yorum: İnsan sürekli “Ne hata yaptım! Ne yaptım!” diye düşünmeli.

Cevabım: Kendinize eziyet etmek olabilecek en kötü şeydir!

Yorum: Nasıl olduğunu bilmiyorum. Kendimi defalarca bu düşüncenin içinde buluyorum.

Cevabım: O zaman şu anda bile hata yapıyor olabileceğiniz gerçeğini kabullenin, her şey yoluna girecektir. Ve o zaman zaten iyi bir ruh haline sahip olursunuz ve ilk maddeye göre doğru anı yakalarsınız: “Anın tadını çıkar” ve her şey yolunda gider.

Yorum: “Sadece işinizi yapın.”

Cevabım: Doğru, her gün sistematik olarak yapmak zorunda olduğunuz şeyi yapın ve bir günü diğerine, bir günü diğerine ekleyin ki, hepsi fikrinizin, kendinize koyduğunuz hedefin gerçekleşmesine katkıda bulunsun.

Yorum: “Kendi deneyiminizle doğrulayın.”

Cevabım: İnsan bazen bir çizgi çekip, sonuçta bir şey yaptığından, dünyaya bir şey getirdiğinden, kendini bir şekilde gerçekleştirdiğinden emin olmalı.

Soru: Yani bu onay işareti gerekli mi?

Cevap: İlerlemek için bu onay işareti gereklidir. Belki biraz düzeltme yapılır ama genel olarak pek bir şey değişmeyecektir, olduğunuz gibi kalacaksınız. Ama bu gereklidir.

Yorum: “Adil olun.”

Cevabım: Her şeyden önce kendinize karşı adil olun. Kendinizi başkasının yerine, başkalarını da kendi yerinize koymaya çalışın ve bundan şu sonucu çıkarın: Başkalarından ne kadar daha iyi değilsiniz ve prensipte işlevini ne kadar yerine getiriyorsunuz? En azından, kendinizden beklediğinizin fazlasını başkalarından beklemeyin.

Yorum: “Çizgiyi çekin.”

Cevabım: Altına düşemeyeceğiniz ve her zaman üstünde olmak istediğiniz. Bu elbette bir rüya!

Soru: Peki sizin çizginiz nedir?

Cevap: Bu çok değerli bir hayal. İnsan böyle şeylerden bahsetmez. Öğrencilerimi bu dünyanın büyük liderleri olarak görmek isterim. Evet, öyle.

Soru: Öğrencilerinizin içinde zamanla kaybolmak mı istiyorsunuz, yoksa onlar sizin devamınız mı olsunlar?

Cevap: Evet, benim devamım… Ben kimim? Onların, öyle bir seviyeye yükselmelerini istiyorum ki, dünyayı manevi hedefine ulaştırmaya layık olsunlar.

Yorum: “Her zaman kendiniz olarak kalın.”

Cevabım: Yani, kendinizi kandırmayın. Kendinizi olduğunuzdan daha üstün görmeyin; buna alışın, belki de (belki de!) herkesten daha kötü olduğunuz gerçeğini kabullenin. Ve her zaman şöyle diyebileceğiniz şekilde davranın: “Herkesten daha iyisini yapmaya çalıştım ve ortaya çıkan sonuçtan her zaman memnunum.”

Yorum: Ama herkesten daha kötü olmanız, normal bir insanı gerçekten memnun etmez. Eğer böyle hissederse, her zaman depresyonda olacaktır.

Cevabım: Ama bana soruyorsunuz, sıradan birine değil. Ben iki çizgi arasında varım: gerçek çizgide ve arzulanan çizgide ve her zaman ikisinin arasında olmaya çalışıyorum.

Yorum: “Gerçeği doğrudan yüzüne söyleyin.”

Cevap: Gerçi deniyorum. Her ne kadar öğrencilerimden her gün belki de hiç söylenmemesi gerektiğini hissetsem de.

Soru: Yani, çok fazla gerçeği doğrudan yüzüne söylüyorsunuz. Bunu öğrencilerinize söylüyorsunuz. Peki, öğrencinize değil de başka birine gerçeği doğrudan yüzüne söyleyebilir misiniz?

Cevap: Hayır, kişi bunu yapmamalı. Kesinlikle hayır! Ne demişler: “Körün önüne engel koymayın.”

Yorum: “Kendi pusulanızı takip edin.”

Cevabım: Evet. Bu demektir ki, hayatta bir yönünüz varsa, pek çok hoş olmayan şey söylemek ve doğal olarak da birçok hoş olmayan şey duymak zorunda kalacaksınız. Ama o yoldan ilerlemelisiniz, zira aksi takdirde bir hiçsiniz.

Burada hiçbir uzlaşma olamaz. Aksi takdirde, o siz olmayacaksınız, o zaman gidin bulaşıkları yıkayın. Hepsi bu.

Yorum: Bir keresinde şöyle demiştiniz: Öğretmeniniz Rabaş sizi öyle bir hazırladı ki, ondan sonra hiçbir şeye, var olan tüm o “tekliflere” kanmayacaktınız.

Cevabım: Evet, çünkü çok fazla fırsat vardı. “Bize gel, her şey güzel olacak. Burada böyle bir grup, böyle bir toplum yaratmalıyız. Yoksa…” diyen çok sayıda düşman vardı.

Yorum: “Kimse size gelmeyecektir.”

Cevabım: Sadece “kimse gelmeyecek” değil, “Seni yiyeceğiz!” İşte! Sonunda beni yemediler. Birbirlerini kemiriyorlar ve biz varız.

Yorum: “Bilinmeyeni kabul edin.”

Cevabım: Evet, bilinmeyenin içinde yaşamak çok güzel. Yani senin için her an, beklemediğin yeni bir şey ortaya çıkıyor ve nasıl olacağı senin için önemli değil. Çünkü bir yerlerde belirlenmiş ve sana iniyor ve sen onu kabul etmeye hazırsın.

Soru: Ama hedefe ulaşıp ulaşamayacağınız sizin için önemli değil mi? Yoksa önemsiz mi?

Cevap: Hayır! Ona ulaşmaya çalışıyorum ama benim için hiçbir şeyin önemi yok. Hiçbir şeyin! Hayır-hayır, bunlar farklı şeyler. Bunlar iki çizgi.

Soru: Yani, sonuç, ona ulaşıp ulaşmamanız sizin için önemli değil mi?

Cevap: Elbette hayır.

Soru: Peki burada önemli olan ne: gayret etmek, ilerlemek, devam etmek mi?

Cevap: Elimden geldiğince devam ediyorum. Ve her dakika, başıma ne gelirse gelsin, onu şükranla karşılamalıyım. Ve hepsi bu. Bu kadar basit!

Aksi takdirde insan yaşayamaz. Yoksa bunca yıl taşıyabilir miydim? Hayır.

Yorum: Tekrar derse, tekrar derse, tekrar tekrar herkesi canlandırmak, harekete geçirmek için.

Cevabım: Evet. Ve bu benim için zor değil. İnsanlar bunun çok büyük bir çaba olduğunu, tekrar tekrar, her seferinde ve defalarca tekrarlandığını düşünüyor. Ama ben kendimi tekrar etmiyorum, benim için hiçbir dakika bir diğerine benzemiyor! Hiçbiri!

Yorum: Sizinle geçirdiğim bunca yıl boyunca hep aynı soruların sorulmasına şaşırıyorum! Ve böylece, yeniden başlıyorsun, yeniden başlıyorsun…

Cevabım: Bana göre bunlar aynı sorular değil.

Soru: Öğrencinin yeni olduğunu mu, yoksa kendinizin yeni olduğunu mu hissediyorsunuz?

Cevap: Ne o ne de ben, birlikte şimdi dünyada daha önce var olmayan yeni bir niteliği ifşa etmiyoruz. Çünkü dakikaların hepsi birbirinden farklıdır.

Ve bu yüzden zor değil. Hiç zor değil! Ama dünya bunu anlamıyor. Kabala öyle bir yaklaşım sunuyor ki, tüm yaşam gerçek bir macera.

Yorum: Yani, tıpkı gözleri kocaman açık, sürekli yeni bir dünya keşfeden bir çocuk gibisiniz…

Cevabım: Evet, bu yüzden enerji ve kıvılcıma sahipsiniz. Elbette. Bu, Yaradan’ın bir hediyesidir!

Işığın Eylemlerini Anlayın

Soru: TES’te şöyle denir: “Arzunun noktası, bunu O’nun özünden dolaylı bir uzantı olarak hissetti.” İçimizdeki “dolaylı uzantı” nedir?

Cevap: Baal HaSulam burada şunu kastediyor bir darlıktan geçsek bile, hâlâ ışığın etkisi altındayız.

Işığın tezahürünün etkileri içimizde birikene kadar beklemeliyiz. Her defasında bizi aydınlatarak, eylemlerini doğru bir şekilde anlamamız için bizi yavaş yavaş hazırlar.

Manevi Çalışma İle İlgili Sorular – 252

Soru: Kişi ne zaman özgür yaratılanın ne olduğunu gerçekten hisseder?

Cevap: Özgür yaratılan, kişinin kendi üzerinde incelediği bir şeydir. Kişiye özgür değilmiş gibi görünse de, aslında içinde bulduğu özgürlüğü ifşa eder.

Soru: Yaratılışın amacının O’nun yarattıklarını memnun etmek olduğu söylenir. O’nun bize vermek istediği hazzı hissetmeli miyiz?

Cevap: Hepimizin tüm evreni, tüm dünyaları, ama yavaş yavaş mutlak bir şekilde hissetmemiz gerekir.

Soru: Kabala bilimi, entropiye zıt süreçlere ne ad verir?

Cevap: Entropiye zıt süreçler yoktur.

Geçmişe Özlem Duymalı Mıyız?

Soru: İnsan ileriye bakmanın yanı sıra bazen geriye de bakar. Bu, nostalji adı verilen keskin bir duyguya yol açar. Bu duygunun manevi bir kökü var mıdır?

Cevap: Evet, insan geçmişe öncelikle aşina olduğu için çekilir. Ve aşina olan şey, hiçbir tehdit unsuru taşımadığı için zaten hoş ve kolay algılanır. İşte bu yüzden geçmişi severiz. Eski, naif filmlerden, kitaplardan vb.den çok hoşlanan insanlar vardır.

Şahsen, geleceğin bize aşina olması, bizi iyilikle çekmesi ve bizim için parlaması için, ileriye bakılması gerektiğine inanıyorum. İnsan geriye dönmemeli; aksi takdirde Lut’un karısı gibi bir tuz sütunu oluruz. Sadece ileriye doğru hareket etmeliyiz! Geçmişe bakarak kendimizi koruyormuşuz gibi oluruz.

Kudüs Sendromu

Soru: Kudüs’ün benzersiz özelliklerinden biri, sadece bu şehirde görülen bir psikolojik bozukluktur. Buna “Kudüs Sendromu” denir. Her yıl, dini ne olursa olsun, yaklaşık 50 yabancı turist bu durumdan muzdarip olur. Kudüs’ün insanlar üzerinde gizemli bir etkisi olabilir mi?

Cevap: Elbette, Kudüs çoğumuzda silinmez bir iz bırakan özel bir şehirdir. Antik çağın havasını solur ve insanlık tarihi bu şehirden geçer.

Bununla birlikte, Kudüs sendromu yalnızca psikolojik bir fenomendir, tamamen anlaşılabilir ve açıklanabilir. Sonuçta, benzer etkiler dünyaca ünlü diğer simge yapılarında da görülür.

Üç dinin başkenti olan Kudüs’ün içsel titreşimleri, Tanrı tarafından seçilmiş olmasının eşsiz aurası, tüm bunlar insanlar tarafından yaratılmıştır ve yukarıdan gönderilmemiştir. Taşlarda kutsallık yoktur. Manevi nitelikler, maddi fiziksel dünyamızda kıyafetlenmez.

Gerçek ruh, yalnızca insanlar ihsan etmeye ve sevgiye yönelik ortak bir arzuda birleştiği zaman yaratılır.

Gerçek Kudüs kalpte olandır, tüm dünyanın manevi başkentidir. O sadece bir şehir değil, insan bağının özel bir derecesidir. Yaratılışın Yaradan ile bağ kurma arzusu ve O’nun cevabının bir bütün halinde birleştiği bir seviyedir.