Category Archives: Eğitim

Soruları Yanıtlama Sistemi

Soru: İnsanlar size soru sorduğunda, kelimeleri mi dinlersiniz yoksa kişinin içsel dürtülerini mi hissedersiniz?

Cevap: Mesele şu ki, ben bir soruyu ses olarak algılamam. Önce soruyu soran kişinin bir resmini kendi içimde oluşturmam gerekir; sonra bu resmi genel bir resme, genel bir imgeye dönüştürmem gerekir (bana sordukları o özel şeyle ilgili olmayan bir imgeye). Ancak bundan sonra onu gerçekten var olan doğru resimle karşılaştırabilirim.

Sonuçta, insan soruyu tam olarak doğru şekilde sormaz. Sorduğu durumu anlamıyor olabilir, onu yanlış hayal ediyor olabilir. O zaman duygularını ve olgularını uyandıran derin bir resmi ortaya çıkarmam gerekir. Tüm bu çeşitli tipte hisler, birbirinin üzerine katmanlanmış hâlde, aynı anda içimde var olmalıdır. Ancak o zaman soru soran kişiyle bağ kurabilir ve hem onun hem de diğerlerinin sorusuna cevap verebilirim.

Yorum: Bu oldukça karmaşık bir sistem!

Cevabım: Bu karmaşık bir sistem değil; başka türlü yapamam ki. Aksi hâlde nasıl bir cevap olurdu? Düz, tek katmanlı bir cevap. Oysa dört ekran olmalıdır; tıpkı Windows’ta olduğu gibi, biri diğerinin arkasında, ışığın olduğu en içteki ekrandan, üst güçten, kişinin durumlarının tasvirinden, hissedebildiği dışa doğru, oradan da sözde kelimelerle ifade ettiği daha da dıştaki ekrana kadar uzanır.

Bütün bunları hissetmem gerekir; aksi takdirde verilen cevap gerçekten bir cevap olmaz. Ya dışsal, dünyevi psikoloji seviyesinde kalır ya da yarı mistik, tam olarak açıklanmayan bir şey olur.

Soru: Farklı insanları aynı stüdyoya koyup hepsini aynı şekilde giydirsek ve hepsi aynı soruyu sorsa, her birine farklı mı cevap verirdiniz?

Cevap: Hayır. Birkaç kişi aynı soruyu sorsa bile, bunun pratikte kişiye bağlı olduğunu düşünmüyorum. Soruyu genel bir seviyeye taşımaya çalışırım ve onu hiçbir şekilde bireysel düzeyde bırakmam.

Prensip olarak, ne tür kişisel sorular olabilir ki? Hepsi aslında aynıdır. Herkes aynı durumlardan geçer; yalnızca birbirimizle karşılaştıramayacağımız o içsel hislerde küçük farklılıklar vardır. Ben kırmızıyı, sıcaklığı, acıyı ve tatlıyı nasıl hissediyorsam, sen de öyle hissedersin; fakat bunu nasıl hissettiğimizi birbirimizle karşılaştıramayız.

Sadece aynı izlenimleri aynı kelimelerle, uzlaşmaya dayalı olarak ifade ederiz. Bu yüzden, bu tür tartışmaların içine girmemiz gerektiğini düşünmüyorum.

Zohar Kitabı şöyle der: Bu çalışma, bir şeyi kendi içimizde nasıl algıladığımızı, nasıl anladığımızı ve ona nasıl uyum sağladığımızı inceleyen çok derin bir çalışmadır. Sonuçta her birimiz, tüm evrene ve tüm dünyalara yayılmış son derece karmaşık bir sistemiz. Bu nedenle, en azından şimdilik, özel ve genel hakkında konuşmak doğru değildir. Bu konu, diğer Kabala kitaplarının değil, Zohar Kitabı’nın seviyesine aittir.

Kendinizi Bulun

İnsanları eğitmedeki temel sorun, onlara kendileri için en önemli olan şeyi, yani bir amaç bulmayı öğretmememizdir. Dahası, bu konuda gerçekten bağımsız olmalı ve kendinizi, ne medyanın ne toplumun ne de başka bir şeyin etkilediği, bunların hiçbirinin sizin için önemi olmadığı ve herkese karşı koyabileceğiniz bir koşula getirmelisiniz.

Bu, bir savaştan daha korkutucudur, çünkü güçlü bir bilgi saldırısına, çılgın bir kalabalığın çeşitli fikirlerine, sözde insanlık değerlerine dayanmak zorundasınız. Bunun için içsel gücü, şeyleri karşılaştırma, her şeyin üstesinden gelme, gerektiğinde diğer her şeyi göz ardı etme yeteneğini nereden bulacaksınız? Bu hiç de kolay değildir. Bu kişiye öğretilmelidir.

Gelişen nesle bunu öğretmezsek, onlar çalı çırpı gibi savrulacak ve hayatları boyunca mutsuz kalacaklar. İnsanların kendilerini bulamadıklarını görebiliyoruz. Yedi milyar insanın %99’unun hiçbir şeye uygun olmadığını düşünüyoruz. Hayır, onlara hiç öğretilmedi. Her insanın kendine özgü bir kişiliği vardır.

Bir insana kendini ve amacını, bu çok sayıdaki insan arasında kendi yerini bulma fırsatı verdiğinizde, aniden kendini anlamaya başlar ve etrafındaki her şeyin kendisine tam olarak uyum sağladığını görür.

Bu nedenle, en önemli şey kişinin eğitimidir: olması gereken yerde olmak, hayattaki yolunu bağımsız olarak seçmek ve bu yolu gerçekleştirmek için diğer herkesle doğru bir şekilde bağ kurmak.

Yasak Olan Ve İzin Verilen Eylemler

Soru: Hazırlık döneminde bizim için izin verilen şeyler, yasak olan şeyler, emirler ve gerekli eylemler nelerdir?

Cevap: Yasak eylemler, bizi gerçek amaca ulaşmaktan uzaklaştırabilecek eylemlerdir: bir dosta karşı nefret, grup içinde tembellik, görevlerimizi ihmal etmek, Yaradan’ın yüceliğini, grubun yüceliğini ihmal etmek, yani bizim için çok önemli olabilecek ve bizim desteğimiz olan, tutunmamız gereken her şey. Bu yasaktır çünkü kişiyi amaca ulaşmaktan uzaklaştırır.

Emirler, Kabalistler’in bizim için belirledikleri şeylerdir. Emirler demek yerine, tavsiyeler demek daha doğrudur. Hedefe ulaşmak istiyorsanız, şunu ve şunu yapmalısınız. “Yapmalısınız” ne anlama gelir? Kabalistler size emir vermezler; gerçekliğin böyle düzenlendiğini, yasanın böyle işlediğini açıklarlar. Gerçekliğin genel yasası şudur: manevi dünyaya girmek istiyorsanız, belirli yasalara göre yaşamalısınız.

Burada sadece birinin arzusu, Yaradan’ın arzusu, bize öğreten Kabalist’in arzusu veya size kapıyı açan bir meleğin arzusu gibi bir şey yoktur. Maneviyatta işler böyle yürümez.

Farklı seviyelerde, farklı niyetlerle yapılan eylemler ve hatta bedenin fiziksel eylemleri, ihsan etme uğruna manevi hedefe ulaşmanıza yardımcı olurlar ve bunlar emirler veya öğütler (Eitzot) olarak adlandırılır. Bu öğütleri takip ederek manevi niteliklere ulaşabilirsiniz ve bunlar sonra yasalar (Pkudim) olarak adlandırılır.

Tüm emirler, prensip olarak iki bölüme ayrılır: manevi bir niteliğe ulaşmaya çalıştığınız bölüm ve bunu içsel olarak edindiğiniz zaman, bu sizin olur. Siz zaten ondan oluşursunuz ve sonra daha fazlası ve daha fazlası.

Bu şeyler bize emredilmiştir. Manevi yasaları yerine getirmekten sizi uzaklaştıran hiçbir şeyi yapmaya değmeyeceği gibi, bunları yerine getirmeye kesinlikle değer.

Yükselen Nesle Bir Bakış, Bölüm 4

Çocuklarımız Eski Dünyanın Kıyafetleriyle Kısıtlanıyor

Genç nesil neden bu kadar sorunlu?

Çünkü insan gelişiminin bir sonraki seviyesine yükselmemiz gerekiyor.

Ve doğrusu şu ki, bütün ebeveynler, hükümet, BM ve UNESCO bir eğitim programı başlatsa bile, bundan hiçbir sonuç çıkmaz. Bunu size bir Kabalist olarak söylüyorum.

Şunu anlamalıyız: Bir sonraki nesil, gelişimin farklı bir düzeyinde olmak zorundadır. Bu da daha eğitimli, daha bilgili ya da daha başarılı olmak anlamına gelmez. Bu, algının yeni araçlarının geliştirilmesi anlamına gelir.

Bugün insanlar arasında var olan iletişim biçimi bizi yok ediyor. Çocuklar birbirleriyle bilgisayarlar aracılığıyla bağ kuruyor; hiçbir şeyi gerçekten bilmelerine gerek yok, her türlü bilgiyi oradan serbestçe çekebiliyorlar. İnsanlık, tüm bunların üzerine yükselmek ve yeni bir dünyayı ifşa etmek zorundadır.

Ve her zamanki gibi, bir dereceden diğerine geçerken, her nesil ulaştığı her şeyden, artık onu tatmin etmeyen şeylerden hayal kırıklığına uğrar ve onların üzerine yükselmek ister. Ve sonra sahip olduğumuz her şeyi ezer ve bir sonraki seviyeye doğru ilerleriz.

Şimdi de çok önemli ve özel bir dereceye, yeni bir dünyanın ifşasına yükselmek zorundayız. Bu nedenle öncelikle, bu dünyada sahip olduğumuz her şeyden hayal kırıklığına uğramaya zorlanıyoruz. Bizim için en değerli olan şeylerin – çocuklarımız, torunlarımız, gelecek neslin – ne kadar boş olduklarını ve onlara verecek hiçbir şeyimizin olmadığını anlıyoruz.

Onlar için ölümü hazırladık. Gelecek nesil için 10, 20, 30 yıl önce inşa ettiğimiz her şey, dünyayı yaşanamaz bir yer hâline getirdi. İşte çocuklarımızın böyle olmalarının nedeni budur.

Bu düşüş, insanlık gerçekliği algılamanın başka bir düzeyine ve varoluşun başka bir seviyesine yükselmekten başka bir seçenek olmadığını anlayana kadar daha da devam edecektir. Ve sonra eski dünyanın tamamını yok edecekler; artık ona katlanamayacak ya da içinde yaşayamayacaklar.

Bunların hiçbirinin onları tatmin edemeyeceğini hissettiklerinde, tüm bilgisayarları, ekranları ve cep telefonlarını bir kenara atacaklar. Şimdilik hâlâ bu onları dolduruyor gibi görünüyor, ama zamanla kendilerine dayatılan bu oyunlardan yorulmaya başlıyorlar. Bu acı, ıstırap ve hayal kırıklığı; mevcut durumun umutsuzluğu, bir sınıra kadar birikmelidir ve o zaman bu nesil, tüm eski değerleri yıkacak ve yeni bir dünyayı ifşa etmeyi arzulayacaktır.

Ve yeni dünyanın ifşası, Kabala bilgeliğinin tam olarak anlattığı şeydir. Bunun yakın zamanda olmasını ve hayatımda buna tanık olmayı çok ümit ediyorum. Tüm ebeveynlere sesleniyorum: Bunu düşünmeliyiz ve genç neslin bir sonraki dereceye yükselmesini kolaylaştıracak bu dünyayı, bu temeli hazırlamalıyız!

Yükselen Nesle Bir Bakış, Bölüm 3

Bir Kırlangıçla Yaz Gelmez

Soru: Kızım hâlâ çok küçük, ama ergenlik çağına geldiğinde ona ne olacağı konusunda şimdiden çok endişeliyim. Onu nasıl yetiştirmemi tavsiye edersiniz?

Cevap: Belirli bir durum için tavsiyede bulunamam, çünkü herkes herkesle bağlantılıdır. Birini diğerlerinden ayırmak imkânsızdır. Kişi, çevre yapay bile olsa toplumun ve çevrenin bir ürünüdür. Asıl sorun, yeni nesli yetiştirmek için bir programımızın olmamasıdır.

Soru: Bu, çocuk sahibi olan herkes için acı verici bir soru. Ne yapabiliriz?

Cevap: Çocukları gerçekten kimsenin umursadığını sanmıyorum. Ebeveynler sorumluluktan kaçıyor ve gençlerin sorunlarını duymak istemiyorlar. Şu anda söylediklerimi de dinlemek istemeyecekler; çünkü bunlar rahatsız edici şeyler. Hiçbir şey düşünmemek daha kolaydır, dedikleri gibi: “Çoğunluğun acısı, tesellinin yarısıdır.”

Herkes şöyle düşünüyor: “Benim çocuklarım diğerlerinden daha kötü değil. Onları farklı yetiştirirsem, yarının acımasız dünyasında yaşayamazlar. En iyisi herkes gibi olmaları.” Gerçekten de tek bir aile hiçbir şeyi değiştiremez; deyimde söylendiği gibi, “Bir kırlangıçla yaz gelmez.” Burada söz konusu olan bütün bir ülkedir.

Gelecek nesille ne yapacağımıza küresel ölçekte karar vermemiz gerekiyor. Küresel bir uzlaşıya, ne yapılacağına dair ortak bir tartışmaya ihtiyaç var. İnternette onlara verdiğimiz onca şeye rağmen çocuklar hâlâ bizim elimizde. Bu bizim sorunumuz ve bir çözüm bulmak zorundayız, çünkü onlar bizim sorumluluğumuz altında.

Bu mesele yalnızca tek bir ülke düzeyinde değil, UNESCO ve Birleşmiş Milletler düzeyinde de ele alınmalıdır. Artık bütün bu anlamsız işlerle uğraşmayı bırakıp genç nesli kaybettiğimizi fark etsinler. Eğitim nerede? Kültür nerede? Bunlardan geriye hiçbir şey kalmadı. Bu devasa kurumlar, yapmaları gerekeni hiç yapmıyorlar.

Genel ve küresel bir eğitim programına ihtiyaç vardır. Sonuçta ne interneti ne de ülkeleri kapatabiliriz; bu yüzden uluslararası bir yaklaşıma ihtiyacımız var. Bu konu en yüksek önceliğe sahip olmalıdır, çünkü genç nesli ilgilendirmektedir.

10, 15 ya da 20 yıl sonra onlar bizim yerimizi alacak ve hayatın sorumluluğunu bizden devralacaklar. O zaman ne olacağını bilmek istiyorsak, bugünün gençlerine, onları nasıl hazırladığımıza bakmalıyız. Ne yazık ki şimdilik iyi bir şey görünmüyor.

Yükselen Nesle Bir Bakış, Bölüm 1

Çocuklarımız Daha Az Mı İnsancıl?

Soru: Geçen hafta, gençler hakkında yayınlanan birkaç makale ve TV programı büyük tepki yarattı. Bir programda, gençlerin seks için özel odaları olan villalarda çılgınca ev partileri düzenledikleri anlatılıyordu.

Başka bir makalede ise gençlerin dokuz yaşından itibaren pornografiye ilgi duydukları belirtiliyordu. Ünlü bir antropoloğun yazdığı bir makalede ise çocuklarımızın bizden daha az insancıl olduğu, ancak bizim bunun farkında olmadığımız iddia ediliyordu. Modern nesilde gerçekten özel bir şey var mı?

Cevap: Aynı şey iki bin yıl önce de yazılmıştı: gençlik artık eskisi gibi değil, çocuklar eskiden ebeveynlerine itaat ederdi ama bugün etmiyorlar.

Soru: Yaşlıların gençlere her zaman ters düştüğü bilinen bir gerçektir. Ancak bizler teknolojik devrim çağında yaşıyoruz ve eşi görülmemiş bir hızla gelişiyoruz. Gerçekten, bu son nesil diğerlerinden farklı mı?

Cevap: Bence “kötü nesil” ya da “iyi nesil” diye bir şey yoktur. Her şey yetiştirilme tarzına bağlıdır. Bugün birdenbire çocuklarımızda bir sorun olduğunu fark ediyorsak, kendimize şunu sormalıyız: “Daha önce neredeydik? Onların bu duruma gelmesine nasıl izin verdik?”

Çocuklar büyürken neden dikkat etmedik? Çünkü bizler de her türlü önemsiz uğraş ve arzularla meşguldük ve kendi hayatlarımızı olabildiğince keyifli hale getirmeye çalışıyorduk. Çocukları okula teslim ettik ve okulun onları yetiştirmesine izin verdik.

Ama okul da yetiştirme konusunda hiç düşünmedi. Okul müfredatı, çocuğu bilgiyle doldurmak için tasarlanmıştır. Okul, karakterin şekillendirildiği bir yer değildir; öğrencileri üniversiteye hazırlamak için dünya hakkında belirli bilgiler verir.

Gerçek bir eğitim yoktu, sadece bilgi aktarımı vardı. Bu yüzden çocukların bu hale gelmesine şaşırmamalıyız. Ve şimdi bile, sonuçları gördüğümüzde, hiçbir şeyi değiştirmek istemiyoruz. Bizler neredeyse pek de ebeveyn değiliz. Hayvanlar bile yavrularını bizden daha iyi yetiştiriyor.

Yorum: Bir makalede, ebeveynlerin çocuklarıyla kısa mesajla iletişim kurdukları yazıyor. Ebeveynler hiç evde bulunmuyor ve çocuklarına sadece “Yemek yedin mi? Ödevini yaptın mı?” gibi mesajlar gönderiyorlar. Ama gerçekte, ebeveynler çocuklarını görmüyor, onlarla konuşmuyor ve onların yetiştirilmesine dahil olmuyorlar.

Cevabım: Bu doğru. Sorun şu ki, eskiden insanlar bahçeli özel evlerde yaşıyordu ve çocuklar evin yakınında oynuyordu. Tüm dünyaya maruz kalmıyorlardı. Kedilerle ve köpeklerle oynadılar, top oynadılar ve bisiklete bindiler. Erkek çocuklar futbol oynadı, kız çocuklar bebeklerle oynadı. Her şey açık havada oldu ve ebeveynler çocuklarının ne yaptığını görebiliyordu. Bir tür pastoral manzaraydı.

Bugün tüm bunlar yok oldu. Çocuklar dışarı çıkmıyor, her biri bilgisayar ekranına yapışmış durumda.

Soru: Bir çocuk günde dokuz saatten fazla bir süre bilgisayar veya telefon ekranına bakıyor. Bu bir gerçek. Bunun çözümü ne olabilir?

Cevap: Bu, bizim ihmalkârlığımızın ve doğru yetiştirilmeyi önemsemememizin sonucudur. Hiçbir şey kendiliğinden ortaya çıkmaz; her olgunun bir nedeni vardır. Ve buradaki neden çok açıktır: insan davranışı. Doğayı ve çevreyi bozan insandır ve zarar görmüş bir insan toplumu yaratan da insandır.

Suçlayacak başka kimse yok. Doğada, dünyayı istediğimiz gibi şekillendirme özgürlüğü verilen tek canlılar bizleriz. Ve eğer çocuklarımızı veya onların nasıl insanlar olacaklarını umursamadığımıza karar verirsek, sonuç kaçınılmazdır.

İnsan doğası, doğuştan bencil ve zararlıdır ve kişi rehberlik ve eğitim almazsa, sonunda nereye varacağı bellidir. Şayet bizim neslimiz de çocukların bugün karşı karşıya olduğu koşullarda büyümüş olsaydı, aynı şey olurdu.

Çocuklarımız İçin Daha İnsancıl Bir Dünya

Soru: Bütün ebeveynler çocuklarını iyi, başarılı, eğitimli bireyler olarak yetiştirmek ister. Ancak siz eski yetiştirme yönteminin artık işlemediğini ve yeni araçlara ihtiyaç duyduğumuzu söylüyorsunuz. Bu “yeni yetiştirme” nedir?

Cevap: Öncelikle bize “yeni” bir yetiştirme değil, sadece “yetiştirme” gerekir, çünkü eski yetiştirme yöntemi artık yok. Şu anda hiçbir yetiştirme yöntemine sahip değiliz; bir insan şekillendirmiyoruz. Bu nedenle bugün İsrail’de ve tüm dünyada var olan eğitimi, bir yetiştirme sistemi olarak adlandıramayız.

Çocuklarımızı okula göndererek onları yetiştirdiğimizi düşünerek kendimizi kandırıyoruz. Okul onları yetiştirmiyor. Okulda çocuklar zararlı örnekler edinir ve okul sadece notlarla ilgilenir; bir çocuğun nasıl davranacağı öğretmenlerin umurunda değildir.

Herkes kabul eder ki, en sorunlu aileler gibi nadir istisnalar dışında, evde çocuklar genellikle kötü örnekler almazlar. Peki gençler kötü alışkanlıkları nereden edinirler? Ya internet’ten ya da okuldan, yani dış etkilerden. Bu nedenle dış etkilerin olumsuz değil, olumlu olması için özen göstermemiz gerekir.

Okul, çocukların yetiştirilmesi ile hiçbir şekilde ilgilenmiyor. Okulu, yalnızca bilgi veren bir yer olmaktan çıkarıp, kişinin terbiye ve karakter gelişimi aldığı bir yere dönüştürmek için yeni yetiştirme araçlarına ihtiyacımız var. O zaman çocuklarımızın nasıl olumlu yönde değiştiğini, birbirleriyle bağ kurabildiğini ve daha iyi, daha insancıl bir dünya inşa edebildiğini göreceğiz.

Aile kurabilecekler ve internetteki her türlü bilgiye erişebilecekler. Onlara insan, insan bedeni, cinsiyetler hakkında daha fazla bilgi vermeliyiz ama doğru ve açık bir biçimde.

Aynı zamanda, çocuk dışarıdan bilgi alırken, açıklamalar da eklemek gerekir ki böylece neden bu tür arzulara ve düşüncelere sahip olduğunu anlayabilsin.

Onları utandırmamalıyız, konuları utanmadan, doğru ve açık bir şekilde, rahat bir dille konuşmalıyız ki çocuk kendi içine kapanmasın ve doğasını nasıl kontrol edeceğini bilemez hâle gelmesin. Burada ebeveynlerin, psikologların ve uzmanların ortak çalışması gereklidir.

Soru: Eğitim Bakanlığı’nın psikologları, öğretmenleri, ebeveyn desteği ve büyük bir bütçesi var. Öyleyse neden iyi sonuçlar yok?

Cevap: Bugün okullarda, günümüz nesilden iyi insanlar yetiştirebilecek uzmanlar görmüyorum. Okul eğitiminin sonuçlarını nerede görebiliriz?

Yorum: Kızım 11. sınıfta ve her gün onu saat 16.00’ya kadar, bazen 18.00’e kadar okulda tutuyorlar. Bu hükümete çok paraya mal oluyor.

Cevabım: Ancak bunların hiçbirine gerek yok. 11. sınıftaki kızımın, okulda geçirdiği zamanın yarısını, kendi içinde bir insanı nasıl inşa edeceğini, çevresini ve ailesini nasıl kuracağını, iyi bir dünyada iyi hisseden bir insan olmayı öğrenmeye ayırmasını isterim.

Okul bununla hiç ilgilenmez. Sadece matematik, fizik, biyoloji öğretir; yani çocuğu üniversiteye hazırlar, başka bir deyişle nasıl para kazanılacağını öğretir. Bu nedenle bu tür sonuçlar elde ederiz.

Eğitimin İlk Dilimi

Eğitime yatırım yapmalıyız. Sadece eğitime! Yoksa dünyada hiçbir şey değişmeyecektir.

Soru: Bir insan için en saygın mesleğin eğitimcilik olduğunu mu söylüyorsunuz?

Cevap: Evet.

Soru: İnsan başkalarında ne yetiştirir?

Cevap: İnsanlara yaratılış düşüncesinin ne olduğunu mümkün olan her şekilde açıklamalıdır. İnsan ancak yaratılış düşüncesini gerçekleştirerek mutluluğa ulaşabilir.

Soru: “Yaratılış düşüncesi” derken neyi kastediyorsunuz? Kişi bu yaratılış düşüncesini edinmeli midir?

Cevap: O bunu edinmelidir.

Soru: Eğitimcinin kendisi mi?

Cevap: Evet.

Soru: Sonra bunu başkalarına mı aktarmalıdır?

Cevap: Evet.

Soru: Yaratılış düşüncesi nedir ve insanlara ne iletmelidir?

Cevap: İnsan, başkalarına iyilik yaptığında tatmin olur ve sevinir.

Soru: İyilik yapmaktan neyi kastediyorsunuz?

Cevap: İyilik yapmak, karşı tarafı arzuladığı şeylerle doldurmak demektir.

Yorum: Ama insanın birçok farklı arzusu vardır.

Cevabım: Hayır! Bu, yetiştirilme tarzına bağlıdır. Kişi, normal, asgari bir tatminle yetinecek şekilde eğitilmelidir.

Soru: Bunu açıklığa kavuşturmamız gerekiyor. Bir insanı makul istekleri olacak şekilde eğitmek, büyük bir şeye, milyarlara vb. ihtiyaç duymamasını sağlamak mıdır? Peki ya sonra? Ben de böyle, gerekli olanla yaşıyorum.

Cevap: Ve başkaları da buna gelirse, bu en büyük mutluluk olurdu.

Soru: İnsanların ihtiyaçlarından mutlu olması, daha fazlasını veya ötesini talep etmemeleri midir? Doğru eğitim dediğiniz şey bu mu?

Cevap: Evet.

Soru: Daha açık bir şey söylemek ister misin, yüce bir şey?

Cevap: Ekmeği kestiğimde, onu dilimliyorum. Bu ilk dilimdir.

Yorum: O zaman ilk dilimde duracağız.

İnsan Yetiştiren Okul Nerede?

Soru: Günümüzde çocuklara okulda paylaşmayı ve vermeyi de öğretiyorlar, ancak dışarı çıktıklarında farklı değerlerin etkisi altına giriyorlar. Sadece bir uzman değil, bir insan yetiştirmek için mevcut eğitim sistemine neler eklemeliyiz?

Cevap: Tipik bir çağdaş okul, bir insan yetiştiremez veya başkalarına karşı doğru tutumu aşılayamaz; çünkü bu, ancak öğrencilerin etrafında öncelikle yaratılması gereken uygun bir çevre (toplum) ile mümkündür.

Dünyada hiçbir okul bunu bir hedef olarak belirlemez. Her yerde, öğrencilere sınavlarda resmi başarı elde etmeleri, yarışmaları kazanmaları ve diğerlerini geçmeleri öğretilir. Hayattaki temel amaç başarılı olmak ve mümkün olan en yüksek geliri getirecek bir meslek edinmektir.

Rekabetçi bir toplumda, bu doğru bir yaklaşımdı. Ancak bugün, “En güçlü olan her şeyi fetheden değildir, başkalarıyla birleşen kazanır (herkesle birlikte)” kuralının geçerli olduğu bütünsel bir topluma girdik. Bu nedenle, herkesin düşmanı değil, dostu olan yeni bir insan türü yetiştirme ihtiyacı doğmuştur.

Bu tür bir insanı yetiştirmek egoist doğamıza aykırıdır. Bu nedenle, özel bir metoda (Kabala bilgeliği) ve bir araca (ıslahın gücüne) ihtiyaç vardır. Aksi takdirde, insanlar birlik fikrini bir kez daha “Dünyanın bütün işçileri, birleşin!” şeklinde çarpıtacak ve yine sosyalizm veya kibbutzları inşa etmeye çalışacaklardır. İçsel egoizmimizle hareket ettiğimiz sürece, aklımıza başka hiçbir şey gelmeyecektir.

Bu nedenle, eğitim toplumun temel sorunudur. Bu sorunu çözmeden, toplum asla doğanın gerektirdiği şekilde kendini yeniden inşa edemez. Ve böyle bir yeniden inşa ancak Kabalistik ilkelerin uygulanmasıyla mümkündür.

Yeni Eğitim

Soru: Kötü eğitim, insanlar arasındaki bağ eksikliğiyle nasıl bağlantılıdır? Ben burada bir bağlantı göremiyorum.

Cevap: “Eğitim” dediğimiz şey öğretim sağlar, ancak eğitmez veya geliştirmez. Okul, bir çocuğu insan yapmaz, ona sadece fizik, kimya vb. konularda bilgi verir.

Eğitim sistemine bir yetiştirme sistemi diyoruz, ancak aslında hiç yetiştirme sağlamaz. Bu, hem sonuçlardan hem de orada öğretilen derslerden de açıkça anlaşılıyor.

Okulda kaç ders ve tartışma bir insanı yetiştirmeyi amaçlıyor? Bunu önemseyen var mı?

Ders program sadece fizik, kimya, okuma ve yazmayı içeriyor ve sonra çocuklarla neden bu kadar zorlandığımızı merak ediyoruz. Okul, işletmelerde çalışması öğretilen robotlar üretiyor. Okulun görevi şu: “taşıma bandında” çalışacak bir işçi (mühendis vb.) yetiştirmek.

Ve nasıl bir insan olacağı ve nasıl yaşayacağı, eğitim sisteminde kimsenin umurunda değil. Çünkü bu, prensipte bir yetiştirme sistemi değil!

Bu eğitim sistemi, hiçbir zaman bir insan yetiştirmeyi hedeflememiştir. Köylülerin işçiye dönüştürülmesinin gerekli olduğu Sanayi Devrimi sırasında ortaya çıkmıştır.

İşte o zaman, tüm hayatı boyunca ineklerle ve toprakla uğraşmış birinin makinelerle çalışabilmesi, en basit fizik ve kimya kanunlarını anlayabilmesi ve talimatları takip edebilmesi için biraz okuma, yazma vb. öğretmek amacıyla modern okul icat edildi.

Okul, bunun üzerine inşa edilmiştir ve bu şekilde günümüze kadar varlığını sürdürmektedir. Ancak bugün gerçek anlamda “eğitici” bir yetiştirme sistemine geçmeliyiz ve bu tamamen farklı bir şeydir.

Bu, fizik veya matematikte ne kadar bilgili olduğunuzla değil, ne kadar insan olduğunuzla tanımlanır! İnsan, başkalarıyla bağlı olan kişidir! İnsan olarak adlandırılmanızı sağlayan tek şey bu bağdır, bilimsel bilginin miktarı değil.

Sadece bilimde başarılı olursanız, bu size sadece daha korkunç bir silah yaratmanızda yardımcı olur. Sonuçta, okulda edindiğiniz bilgileri, ıslah edilmemiş egonuza ekleyecek ve onun yardımıyla gidip herkesi kullanacaksınız. Ve bu, hayattaki başarınızı belirleyecektir.

Günümüzde insanlar böyle yetiştiriliyor; ilk sorular: Hangi bölümü seçtiniz ve ne kadar kazanabilirsiniz? Ve buna eğitim mi deniyor?!

İnsanlar, çocuklara gerçekten eğitim vermeyi mümkün kılan bir sistemin ortaya çıktığını gördüklerinde hemen tepki vereceklerdir. Sonuçta, bu sorun herkes için apaçık ortadadır.

Günümüzde insanlar çocuk sahibi olmak bile istemiyor, çocuklara verecek hiçbir şeyleri yok. Onları bu dünyaya getirip anlamsız acılara mahkûm etmek istemiyorlar.

Bu nedenle, toplumdaki ve özel hayatımızdaki tüm sorunların yalnızca aramızdaki bağ eksikliğinden kaynaklandığını insanlara anlatmak gerekir. Ve bu bağ ancak ışık yoluyla sağlanabilir.