Category Archives: Niyet

Doğru Niyetle Manevi Çalışma

İnsanlar burada konuştuklarımızın zekâlarını artıracağını ya da ilerlemelerini hızlandıracağını düşünüyor. Hayır! Yaptığımız şey sadece iş birliğine dayalı eylemler sistemidir.

Mesele sözlü olarak ne duyduğunuz değildir. İbranice hiç bilmeden burada oturabilirsiniz; bu önemli değil! Asıl işleyen şey “ışıklar” ve “kaplar”dır.

Sözlerimiz tamamen dışsaldır. Ağızdan çıkar, kulağa ulaşır ve size sadece psikolojik bir rahatlama verir; sanki bu sayede doluyor ve ilerliyormuşsunuz gibi hissedersiniz. Ama bütün bunların içsel gelişimle hiçbir ilgisi yoktur.

İçimizde kaplar (Kelim) vardır, ışıklar onların üzerinde çalışır ve konuştuğumuz sözlerle bunun hiçbir ilgisi yoktur. Herkes dilsiz olsa bile, bu hiçbir şeyi etkilemez ya da engellemezdi. Bu, ellerimizle işaretler ilettiğimiz bir durum gibi değildir. Bu süreç, eller ve ayaklar olmadan, tamamen farklı bir düzlemde, beş duyumuzun ötesinde işler.

Grupta ne söylendiğinin hiçbir önemi yoktur; her şey kalbin içsel arzusuna bağlıdır, gruba ne vermek istediğim ve ondan nasıl bir izlenim almak istediğim. İşte kap budur ve ışık da buna göre yukarıdan gelir.

Bu nedenle, ne söylendiği konusunda endişelenmeye gerek yoktur. Rabaş güçlü bir grupta, kalpte olanı gizlemek için şakaların ve anekdotların kabul edildiğini; çünkü gerçek kapların orada işlediğini ve boş sohbetlerin gereksiz olduğunu söyledi.

Buna, doğru ve gerçek niyetlerle çalışmak denir.

Yaradan’a Yakınlaşmanın Yolları

Soru: Biliyoruz ki asıl önemli olan niyettir. Işığı çekmek için bu ne tür bir niyette kıyafetlenebilir?

Cevap: İnsan, Yaradan’ın onu yerleştirdiği bir koşuldadır ve bu koşuldan, hedefe ulaşmak için değişim yoluna başlamalıdır. Yaradan’dan başka dönecek kimsesi yoktur.

Soru şu ki, O’na hangi yollarla başvuracak ve tam olarak ne isteyecek? Bu yolu zaten geçmiş olan insanlar yapılması gerekenleri yazarlar. Tavsiye için kime başvurmalıyım? Cevap basit; zaten deneyimi olan birine.

Bu insanlar bize ne yapmamız gerektiğini anlatırlar ve kaynağa geri dönen gücü ve ışığı elde etmek için bir çalışma olduğunu söylerler. Çalışma sırasında bu gücü isteme arzusu duymak için, çalışmadan önce sahip olduğunuz arzudan daha büyük bir arzu ile kendinizi donatmalısınız. Bu ek arzuyu gruptan edinebilirsiniz.

Tıpkı sıradan bir toplumda olduğu gibi, kişi bu topluma girdiğinde çeşitli arzular ve hedefler edinir; bunu başarmak, şunu satın almak, şöyle olmak ne iyi olurdu, vb. Sizin için de durum aynıdır. İyi bir manevi topluma girerseniz, Yaradan’a daha yakın olma arzusu size eklenir.

Ve sonra kitabı elinize alırsınız, gözleri henüz açılmamış bazı dostlarınız gibi değil, zaten bekleyen, umut eden ve kitaptan bir şeyler almak isteyen biri olarak. Yani, her şey ne tür bir topluluk bulduğunuz, ondan ne aldığınız ve tabii ki öğretmen ve kitaplara bağlıdır. Genel yön öğretmen tarafından belirlenir ve sizi manevi köklerle bağlayan doğru metinler aracılığıyla size aydınlanma verilir.

Bu nedenle sadece birkaç yol vardır: doğru kitap, doğru öğretmen, doğru grup ve onların yardımıyla Yaradan’ın ifşasını elde etmek için değişmek isteyen siz kendiniz. Önce Kelim’i (kapları) ıslah etmek, sonra ışıkları almak.

Kelim’in ıslah edilmesi, ihsan etme niyeti olan inancın kazanılması olarak adlandırılır ve ışıkların alınması, ihsan etme niyetiyle alınmasıdır.

Dünya – Niyetlerimizin Sonucu

Soru: Eyleme değer bir niyet nedir?

Cevap: Bizim dünyamız bir eylem dünyasıdır. Tüm dünyevi hareketlerimiz, eylemin kendisine dayanır. Hareketlerimiz niyetle değil, yalnızca eylemle ölçülür. Bizim dünyamızda, niyeti doğru bir şekilde fark edip etmediğimizden, yeniden üretip üretmediğimizden, değerlendirip değerlendirmediğimizden ve tartıp tartmadığımızdan emin olamayız; oysa eylemler, geride açık ve somut bir sonuç bıraktıkları için görülebilir, ölçülebilir ve karşılaştırılabilirler.

Niyetler, hem başkaları hem de kendimiz için anlaşılmaz olan ve bir dakika içinde unutulan içsel motivasyonlarımızdır. Bununla hiçbir şey yapılamaz.

Kabala bilimi, hem eylemlerden hem de niyetlerden oluşan özel varlıklar olduğumuzu söyler. Bir insan ne kadar gelişmişse, salt hayvansal varoluştan o kadar uzaklaşır, niyeti o kadar güçlü olur ve eylemi belirleyen şey niyettir. Yani, eylemin kendisi önemsiz olabilir, ancak ardındaki niyet büyüktür. Bu gibi durumlarda, eylemi gerçekleştiren kişi tam olarak niyete odaklanır.

Örneğin, birine küçük bir hediye verirsem veya benim için çok zor olan ama tüm ruhumu koyduğum bir eylemde bulunursam, eylemimin sonucunu alan kişi, bunu eylemin kendisiyle değil, çaba ve iyi niyetle ölçer.

Niyeti nasıl ölçebiliriz? Bu bir sorundur çünkü dünya giderek küreselleşiyor. Bizler aramızda tek bir ilişki sistemi kurmalıyız. Ancak bunu yalnızca eylemlerle değerlendiremeyiz.

Sonuçta, katkısı, maaşını ve başkalarının ona nasıl davrandığını belirleyen bin birimlik üretimle ölçülen bir fabrikada çalışan bir makinist gibi çalışmıyorum. Günümüzde, niyetlerin ölçüldüğü giderek daha fazla meslek ortaya çıkıyor. İnsanlar arasındaki ilişkileri ölçmeye çalışıyoruz: onları nasıl etkilediğimi, benim sayemde nasıl uyandıklarını, nasıl hizmet alışverişinde bulunduğumuzu vb. Yani niyet giderek daha büyük bir önem kazanıyor.

Ve bu nedenle dünyamız büyük bir sorunla karşı karşıya. Ne kadar gelişirsek, hayvansal koşuldan ne kadar uzaklaşırsak, niyetleri ölçme ihtiyacı o kadar artar. Yine de onları ölçemeyiz.

Dolayısıyla, insanın tutumu, dünyayı tanımlar. Dünyanın kendisi de niyetlerimizin bir sonucu haline gelir.

Ve burada bir sorun ortaya çıkar: Dünya, aşırı üretimden veya birbirimizle geçinememekten değil, niyetlerimizin yanlış olmasından dolayı krize girer. Fakat onları nasıl doğru hale getireceğimizi, nasıl değerlendireceğimizi ve tartacağımızı bilmiyoruz.

Birdenbire, bizim için hiç beklenmedik bir şekilde, kendimizi maddi olmayan bir dünyada buluruz çünkü aramızda ölçemediğimiz veya açıklayamadığımız sayısız duygusal, ruhsal ve manevi bağ ortaya çıkar. Niyetler, eylemlerden daha önemli hale gelir ve dünya garip ve insan yaşamına uygunsuz hale gelir. Dünya, sadece insanların hayvansal koşulu için yaratıldığından, “bizi kendinden dışarı itmeye” başlar.

Bizler, şu zamanda hayvanlar gibiyiz. Hayvanlar birbirlerinden utanmazlar: Seni yemek istiyorum; kaçmayı başarırsan kaçarsın, kaçamazsan seni yerim. Her şey niyetlere değil, net eylemlere dayanır. Ve niyetler, kesinlikle nettir çünkü eylem ve niyet örtüşür.

Ancak hayvansal seviyeden insan seviyesine yükseldiğimizde, niyetlerimizi hesaba katmaya başlamak zorundayız. Ve niyetlet ancak Kabala ilminin yardımıyla değerlendirilebilir.

Soru: Saf haliyle niyete bir örnek verebilir misiniz? Nedir bu niyet?

Cevap: Diyelim ki size karşı belirli bir niyetim var. Siz bunu ne görüyorsunuz ne de biliyorsunuz. Ben bunu kendi içimde belirlemeli, bilmeli ve test etmeliyim. Eğer niyetimle size zarar vermek istiyorsam, o zaman kendime zarar veririm.

Öte yandan, niyetler dünyası çok daha basittir. Onun içine girdiğimizde, sanki tüm eylemleri yok eder, tüm dünyamızı “siler” ve geriye sadece noktalar ve bu noktaların birbirlerine yönelik niyetleri kalır. İşte manevi dünya budur.

Her biri, en azından kendi etrafındaki belirli bir yarıçapta, başkalarıyla belirli bir niyetle ilişkili olan 7 ila 8 milyar nokta hayal etmeye çalışın: iyi ya da kötü, artı ya da eksi. Niyet, ya bir başkasını, sizin anladığınız şekilde değil, onun anladığı şekilde iyi hissettirmeye ya da onun anladığı şekilde değil, sizin anladığınız şekilde kötü hissettirmeye yöneliktir.

Soru: Gerçekten sadece iki niyet olabilir mi?

Cevap: Sadece iki, başka bir şey yok. Ve her biri büyüklüklerine göre derecelendirilebilir. Başkalarına karşı tutumlarımız, dünyamızı ve üst dünyaya geçişimizi belirler.

İnsanların sahip olabileceği tüm olası niyetleri sıralıyor ve yalnızca onların aralarında var olanları dikkate alıyoruz. Başkalarına karşı olumluysalar, manevi; olumsuzsalar, dünyevi olarak adlandırılırlar.

Dünyevi seviyedeki tüm niyetlerimiz, yalnızca kendimiz içindir ve başkalarının zararınadır.

Girişler Uğruna Çıkışlar

Çabanın ölçüsü, giriş ve çıkışların (yükseliş ve düşüşlerin) sayısına göre belirlenir. Şöyle yazıldığı gibi: “Çünkü Siyon’dan, Tora çıkacaktır” (yani düşüşlerden – Yetsiot’tan). Yaradan, insanı yoldan atar; yine de o, inatla çalışmasına geri döner ve devam eder. İlerlemesi tam da bu düşüşlerden, bu çıkışlardan inşa edilir.

Bir düşüş, Yaradan’ın insana haz alma arzusunu eklemesi ve onu yoldan çıkarması demektir. Buna rağmen, insan bu yeni egoist arzuyla birlikte çaresiz kalarak ve gözlerini kapatarak tekrar yola döner: “Boyunduruğa koşulmuş bir öküz gibi, yüke koşulmuş bir eşek gibi.” Böylece sonunda, çalışmalarda ve grupla bağ kurmada yeterli arzu ve çaba ölçüsünü biriktirir ki, artık nerede olduğunu, kiminle uğraştığını ve bu sürece nasıl dahil olabileceğini hissetmeye başlar.

İnsana nasıl egoizm eklendiğini ve onu yoldan çıkardığını ama her şeye rağmen nasıl çalışmalara ve gruba tutunduğunu fark etmeye başlar. Bu tam bir uyuşukluk ve anlayışsızlık halleri kolay olmasa da, kişi yavaş yavaş bilincine döner ve yenilenmiş bir ilham yaşar. Ve sonra, bir kez daha kalbin katılaşması gelir.

İşte bu çıkışların hepsinden Tora ortaya çıkar. İnsan, sürecin tam da böyle olması gerektiğini, asıl önemli olanın Yaradan’a yapışmak olduğunu, bunun için de gruba yapışması gerektiğini anlamaya başlar.

Bütün bu süreç, Pesah Bayramı hikâyesinde, Mısır sürgününde ayrıntılı şekilde anlatılır. Tora tarih veya coğrafyadan bahsetmez; yalnızca insanın manevi gelişiminin temel aşamalarından geçen yolculuğunu anlatır: alma arzusunun, yani başlangıçtaki egoist doğasının hâkimiyetinden, farklı bir doğaya – ihsan etme arzusuna geçişini. Bu, yeni bir niteliğe, manevi dünyaya gerçek bir doğuşu işaret eder.

Bundan sonra yol, artık bu kadar kritik dönüm noktaları içermez. En büyük dönüşüm, egoist niyetten çıkıp ihsan etme niyetine girmektir.

Niyetimizi Yaradan’a Aktarmak

Soru: Kişi, Yaradan’a memnuniyet getirme niyetine dahil olduğunda, bunu mantığa dönüştürmekten nasıl kaçınır? Sonuçta, Yaradan’a ihsan ettiğini, O’na bağlandığını anlar ve hisseder.

Cevap: Ancak kişi, Yaradan’a yalnızca niyet aracılığıyla bağlıdır. Başka hiçbir şey yapmaz. Yalnızca niyetini Yaradan’a atfeder.

Soru: Peki, bundan haz almaktan, bunu mantığa dönüştürmekten nasıl kaçınır? Bu niyetin bir sonraki aşaması, devamı nedir?

Cevap: Yaradan’ın kişiden ne yapmasını istediğinin bir önemi yok. Bu konu alakasızdır. Hemen orada durabiliriz.

En önemli şey, niyetimizi değiştirmiş olmamızdır ve bu durumda ne ortaya çıkarsa çıksın, her şeyi Yaradan’a aktarmayı arzulamamızdır. İşte o noktada, bu belirli durumun o anda bittiğini söyleyebiliriz.

Soru: Doğru niyette olduğumuzda, eylemler eklememiz gerektiğini söylediniz. Bu nasıl yapılır?

Cevap: Tek başına niyetin hiçbir anlamı yoktur; mutlaka eylem de olmalıdır. Ancak maneviyattaki eylem, elle tutulur, elden ele aktarılabilecek bir şey değildir; çünkü maddesel değildir.

Aksine, yalnızca düşüncemin başlangıcını ve sonunu kendimden Yaradan’a aktarırım.

Basit Bir Aksiyom

Soru: Tek seçeneğimiz niyet midir?

Cevap: Elbette, niyet,  eylem olarak adlandırılır.

Soru: Niyet, almak için veya vermek için olabilir. Ancak almak için olduğunda darbeler alırsınız. Peki, nasıl bir yön seçebiliriz?

Cevap: Seçimimiz doğru yöne gitmek değil, kendimizi güçlendirmek ve darbelerin yardımıyla değil, öneme dayanarak doğru yöne gitmektir.

Er ya da geç o yöne gideceksiniz. Bugün de ilerleme kaydediyorsunuz ama her seferinde darbeler sayesinde. Artan önemin yardımıyla ilerlemek de bir olasılıktır.

Yaratılışın amacı nedir? Yaratılanları memnun etmek. Yaratılan ne yapmalıdır? Yaratılışın amacına ulaşmalıdır. Bu demektir ki, Yaradan için amaç, yarattıklarını memnun etmektir ve siz de aynı noktaya gelmelisiniz. Peki, bu noktaya ne zaman ulaşacaksınız? Tutumunuz: “O’nun yarattıklarını memnun etmek.” ile aynı olduğunda. Bu çok basittir!

Niyetler Dünyasına Giriş

Soru: Neden niyetler dünyası önce ölüm gibi gelir, sonra ise yaşam gibi hissedilir dediniz?

Cevap: Yaradan hakkında düşünerek günde 24 saat yaşamanın nasıl mümkün olduğunu sordunuz, çünkü sıkıcı oluyor, bunda hiçbir şey görmüyorsunuz!

Bu konuda hiçbir destek noktanız olmadığını söyledim: Yaradan ifşa edilmedi, O’nunla olan ilişkinizin yaşam olduğunu hissetmiyorsunuz, onunla dolu değilsiniz ve sürekli olarak, her zaman O’nunla birlikte olduğunuz, maddesel dünyayı cansız, kesinlikle cansız bir şey olarak, sanki taşlara bakıyormuşsunuz gibi gördüğünüz o boyutta yaşamıyorsunuz.

Şu anda dünya hayat dolu, insanlarla dolu gibi görünüyor. Ama ileride göreceksin ki, onlar gerçekten ‘insan’ değiller, çünkü onların kendi özgür iradeleri yok. Onlar, eylemlerin sonuçlarıdır; eylemlerin efendileri değil.

Niyetler dünyasına girdiğinde (Asiya, Beriya, Yetzira, Atzilut, Adam Kadmon ve Sonsuzluk – bunların hepsi niyetlerdir!), yaşamı hissetmeye başlarsın – ebedî, mükemmel, gelişim, anlayış ve gerçekleştirme için sınırsız olasılıklarla dolu bir yaşam. Tüm bunlar sonsuzdur, size bağlı olmayan hiçbir sınır yoktur; her şey size bağlıdır! İşte gerçek yaşam budur.

Ama ilk başta, buna girmeden önce, sürekli olarak Yaradan’ı düşünmek ölüm gibi görünüyor. O’nu nasıl düşünebilirsiniz, O sizden ne istiyor? O’nun sizden istediği şey hala ölüm olarak hissediliyor çünkü henüz ondan herhangi bir doyum almıyorsunuz.

Niyette Yaşayın

Soru: Günün 24 saati niyette kalma gücünü nasıl kazanabilirim?

Cevap: Grup sizi zorlayarak değil ama etkileyerek mecbur bırakabilir. Bunu istemenizi sağlayabilir, gece gündüz bunu düşünürsünüz ve bu düşünce sizi terk etmez.

Soru: Yükselişteyken böyle bir niyeti sürdürebilirim ama arzu olmadığında ne yapmalıyım?

Cevap: Eylemlerden ziyade niyetlerde yaşamaya başlamalısınız. Bu farklı bir boyuttur: Eylemlerle ve ilişkilerle yaşamıyorum, niyetin içinde yaşıyorum! Ben ve Yaradan – O’nunla nasıl bağ kurarım? Her zaman bu niyetin içinde kalarak.

Eğer böyle bir duruma 24 saat boyunca girerseniz, bu Mahsom’u geçtiğiniz ve manevi dünyaya girdiğiniz anlamına gelir. Sonuçta manevi dünya, Yaradan’a olan niyetinize dayanan tavrınızdır.

Elbette bu olduğunda kaygılarınız değişir, içiniz bambaşka bir şeyle dolar, bununla yaşarsınız! Bu yüzden korkmayın!

O zaman ister okuyor, ister yiyor, içiyor, ister maddi hazlara dalıyor olun, her ne olursa olsun bu niyette kalırsınız. Bizler bunu yapabiliriz. Bunun olacağına söz veriyorum.

Niyetin Sonucu Nedir?

Niyet, içimde var olan Bina gücünün ve onu ne ölçüde kullandığımın bir sonucudur: ya Yaradan’ı kendim için kullanarak ya da doğamı O’nun rızası için kullanarak.

Eğer sadece alma arzumuz olsaydı, o zaman burada niyet için bir yer olduğunu söylemek imkânsız olurdu. Ancak alma arzusu, Bina’nın niteliklerini içerdiğinde, kendisini iki yönde aktive etme yeteneğine sahip hale gelir: kendisi için almak ya da Yaradan’ın rızası için almak.

Alma arzusunun içindeki eylem aslında değişmez, ancak Bina’yı içermesi nedeniyle ona sadece niyet eklenir: ya kendisi için ya da ihsan etmek için.

Farklı Ruhların İşlevleri

Niyet seviyesinin altındaysanız neden bedensel yaşama ihtiyacınız var? Özgür seçiminizle bu seviyeye ulaşmak için! Bu nedenle, doğru niyetleri edinmeden önce, onlarla hiçbir ortak noktanızın olmadığı bir durumda olmalısınız.

Aynı zamanda, bir varoluş duygusuna sahip olmalısınız ve bu duyguyla yavaş yavaş niyetleri anlamaya başlar ve manevi dünya denilen şeye yani niyetin gelişimine girer ve onunla meşgul olmaya devam edersiniz.

Bunu yapan sizsiniz. Bu nedenle, bağımsız hareketinize başladığınız “bu dünya” adı verilen belirli bir ön gerçeklik olmalıdır.

Ancak bir Partzuf’un, Roş, Toh ve Sof’una sahip olan bu aracı edindikten sonra, onlarla ilerlemeye devam edersiniz ve artık bu dünyaya ihtiyacınız kalmaz. Buradaki herhangi bir fiziksel eylem size yardımcı olabilir mi? Olsun ya da olmasın, bu dünyanın varlığı sizin niyetle, manevi dünyada yaşamanıza engel değildir.

Şu anda bile, sahip olduğunuz her şeyle burada oturabilir ve aynı zamanda tamamen işleyen bir Partzuf ile Atzilut’ta olabilirsiniz. Ve tersine, fiziksel bedeniniz olmadan sadece orada da olabilirsiniz.

Bu zaten diğer tüm ruhlarla olan ilişkinizdeki rolünüze bağlıdır: Onlarla ne kadar temas halinde olmanız gerektiği, onlara göre işlevinizin ne olduğu ve fiziksel bir bedende kalmanız gerekip gerekmediği.

Eğer buna mecbursanız, o zaman artık reenkarne olmanıza gerek kalmasa bile, bunu yapmaya devam edersiniz. Bunlar farklı türden hesaplamalardır.

Büyük Kabalistlerde olan da budur. Görüyorsunuz, Adem’den İbrahim’e, Musa’ya, Rabbi Şimon’a, Ari’ye ve Baal HaSulam’a kadar aynı ruh reenkarne olmaya devam ediyor. Kendisi için buna ihtiyacı var mıdır?