Category Archives: Tabiat

Yaradan – Doğanın Birliği

Soru: Kişi yaratılışın her unsurunda Yaradan’ı keşfettiğinde evrende ne olur?

Cevap: Eğer kişi yaratılışın her unsurunda Yaradan’ı keşfederse, Yaradan’ı ifşa etmiş olur. Yavaş yavaş, onlar için Yaradan tüm doğanın tek tezahür eden gücü haline gelir.

Bu, kişiye ifşa etmesi için verilen şeydir. Bu sayede, Yaradan’ın içinde var olan her şeyin birliğini hissetmeye başlarlar.

Çevre Olmadan İnsan Olamazsınız

Soru: İnsanlar örneklerden etkilenmeye meyillidir. Diyelim ki kişi topluma bağlı olduğuna inanmıyor ve her şeyi kendi başına çözebileceğini düşünüyor.

Şu durumu hayal edelim: Bir bebek doğuyor, ışığın sürekli açık olduğu, yemeğinin olduğu kapalı bir odaya yerleştiriliyor, fakat bebeğin insanlarla ve hayvanlarla hiçbir etkileşimi yok. Ona ne olacak?

Cevap: İnsan olmayacak. Tıpkı bir hayvan gibi beslenecek ve aynı şekilde büyüyecektir.

Soru: Peki kendi düşünceleri ve hayalleri olacak mı?

Cevap: Hiçbir şey olmayacak. Kesinlikle hiçbir şey. Tüm bunlar ancak çevrenin etkisiyle ortaya çıkar. Onu hangi ortama koyarsanız koyun, ortaya çıkacak olan bu.

Yorum: O zaman o kişi ne bir insan ne de bir hayvandır.

Cevabım: Doğru. Dolayısıyla çevrenin haricinde hiçbir şey işe yaramayacak. Yani, bu şekilde büyüyen hayvani bir canlı elde edeceksiniz. Ona daha sonra annesini gösterirseniz ondan korkacaktır çünkü aniden beliren ve hatta hareket eden bu şeyin ne olduğunu anlamayacaktır. Sonuçta, hayatta olmanın ve hareket etmenin ne demek olduğunu bilmez.

Ne zaman duygusu vardır ne de etrafındaki mekânı hissedebilir. Onu bir tüple besle ve başka hiçbir şey verme. Sonra ne olacak?

Yorum: Mesela diyelim ki yirmi yaşına kadar büyüyecek.

Cevabım: Kaç yaşına kadar büyüyeceği ne fark eder ki. Aynı seviyede kalmaya devam edecek. Sadece yemeğini öğütecek ve atık bırakacak, başka hiçbir şey yapmayacak.

Soru: Öz farkındalığı olacak mı? Yaşadığını hissedecek mi?

Cevap: Sadece bulunduğu seviyede.

Yorum: İnsan arzular üzerine kurulmuştur. Arzu eksikliktir, arzu gereksinimdir.

Cevabım: Onun hiçbir arzusu, hiçbir içsel dürtüsü olmayacak çünkü kendisini gerçekleştirebileceği, onu saran bir toplumu yok.

Soru: Yani sıfır olarak doğdu ve sıfır olarak ölecek?

Cevap: Evet. Kesinlikle.

Yorum: Ancak doğa insanlara böyle davranmıyor.

Cevabım: Doğa elbette bunu yapmaz, ancak bazen yaparsa, bunun özel bir amacı ve nedeni vardır.

Çevre olmadan kişide Reşimot ortaya çıkmaz, uygulamaya yönelik hiçbir içsel verisi olmaz çünkü onu uygulayamaz. Biri diğerini belirler.

Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Kısım 121

Gerçek Doğa

Her bir safhadan geçmeden kökümüze, yaratılış amacımıza ulaşamayız. Bazen bize belirli bir safhadan zaten geçmişiz ya da onu zaten tanıyıp anladığımız için deneyimlememize gerek kalmayacakmış gibi gelebilir. Ancak bu bize yardımcı olmayacaktır. Tüm safhalardan geçmemiz gerekir.

Kitaplarda yazılı olan tüm anlayışları ve hatta bahsedilmeyenleri bile kapsarız. Yani, kirlilik (Klipa), kutsallık (Keduşa), Firavun, melek ve benzeri tüm anlayışların içine girmeli, onların içinde olmalı, onların içinde olmamayı istemeli ve kendimizi onlardan çıkmaya ve ilerlemeye hazırlamalıyız, her seferinde yeni bir form ve yeni bir rol giyerek, bir aktör gibi, böylece birçok giysiden geçerek.

Bir şeyin farkına varmaktan kaçınamayız, yani dereceleri atlayamayız. Dişi olmadan önce erkek olmayı arzulayamayız. Dişi olmalı ve hissetmeliyiz, bu koşulu reddetmeliyiz ve sonra bu reddetme ve pişmanlıktan erkek koşuluna ulaşacağız. Her bir koşulda, ıslah için bir eksiklik ve sonrasında da tamamlama için bir eksiklik hazırlamamız gerekir.

Peki, bizim gerçek doğamız nedir? Doğamız ne erkek ne de dişidir. Erkek ve dişi, her bir derecede birbiri ardına geçmemiz gereken iki koşuldur. “Erkek” ve “Dişi” niyetleri temsil eder, alma arzusunu değil.

Özel Bir Zaman

Çok ciddi iki dönem arasında bir dönüm noktasındayız. Sadece iki tane var. Bu daha önce olduğu gibi değil ve gelecekte de böyle olacak. Bu, herkeste, gruplarda, devletlerde ve uygarlıklarda egoizmin tek egemen olduğu dünyadan, olması gerektiği gibi ortak, küresel, birleşik bir dünyaya geçiştir.

Prensip olarak, sadece insan bu küreselliği ihlal etmektedir. Doğanın geri kalanı tamamen yukarıdan kontrol edilir, kendisini herhangi bir şekilde değiştirmesine imkan yoktur ve buna gerek de yoktur. İnsanlar, diğerlerine zıt olan ve kendi başına, akıllıca kendini değiştirmesi gereken bir nesneyi temsil eden tek yaratıktır.

Bu yüzden özel bir zamanımız var. Özel bir görevimiz var. Yaşamlarımızın birçok enkarnasyonu boyunca bu sorunu çözmemiz gereken bir noktaya geldik.

Böyle bir nesilde olduğumuz için mutluyum. Bunu çözmek ve güzel, kolay ve özgürce ilerlemek için gerçekten tüm araçlara sahibiz, mutluluğa bir sopa ile değil, ama şimdi ifşa ettiğimiz büyük bir görevin, büyük bir rüyanın ve büyük bir kısmetin farkındalığıyla.

Bu bir tür olağandışı fikir değil, doğanın bütününden bahseden, bize neyi, neden ve nasıl yapabileceğimizi net, bilimsel bir üslupla anlatan çok gerçek bir fikirdir. Bu fırsata sahip olduğumuz için mutlu olmalıyız.

Einstein’ın Acımasız Sözü

Yorum: Bir söz vardır: “Eğer tüm çabalar bir sonuç vermezse ve insanlar yine de birbirlerini yok ederse, o zaman Evren onlar için tek bir gözyaşı dökmeyecektir.”

Lütfen evrenin umursamadığını ifade eden bu acımasız alıntıyı açıklayın.

Yanıtım: Hayır, umursamadığından değil, bu sadece evrende var olan bir yasa. Eğer insanlar bunu doğru kullanamazlarsa birbirlerini yok edecekler ve evrenin pişman olacağı bir şey yoktur.

Soru: Birbirimizi yok edeceğimize üzülmeyen bu evren nedir?

Cevap: Kim neden üzülsün ki?

Soru: Ama merhamet yasası yok mu?

Cevap Hayır. Bu nereden çıktı?

Yorum: Merhamet yasasının yukarıdan geldiğini sanıyordum. Her şeyin bu yasaya dayandığını sanıyordum. Bunun genel olarak yaşamın ana yasası olduğunu sanıyordum.

Yanıtım: Neden öyle olsun ki?! Cansız, bitkisel ve hayvansal doğaya bakıyorum ve onlarda bu tür yasalara uyulduğunu görmüyorum. Bence insanın en kötü özelliği, kendisi için geleceği ya da çevresinde arzu ettiği varoluşu icat etmesidir.

Soru: Yani bu şiddet mi? İnsan doğaya şiddet mi uyguluyor?

Cevap: Evet. Ve sonra doğadan talep ediyor: “Onu bana ver!”

Yorum: Yani, sen merhametlisin ve ben etrafımdaki herkesin merhametli olmasını istiyorum.

Yanıtım: Cevap evettir. Eğer doğa hakkında aklıselim bir şekilde düşünecek olsaydık, doğadan değil, kendimizden talep ederdik; kendimize, başkalarına, doğaya, her şeye karşı doğru tutumumuzu talep ederdik. İşte o zaman evrenin nasıl var olduğuna ve bizim onun üzerine nasıl çıkabileceğimize dair bir tahminimiz olabilir.

Yorum: Yani evrenden “Bana karşı merhametli ol” diye bir talepte bulunmuyorum ama kendimden “Başkalarına karşı merhametli ol” diye bir talepte bulunuyorum öyle mi?

Yanıtım: Evet.

Soru: Neden başkalarına karşı merhametli olmalıyım?

Cevap: Kendim için istediğim tüm iyi ve nazik şeyleri, başkaları için yapmalıyım. Ve hiçbir durumda bunun için bir tür ödül alacağımı düşünmemeliyim. Hiçbir şekilde!

Yorum: Bu ikinci kısım çok zor, karşılığında hiçbir şey almamak.

Yanıtım: İlk bölümün bütün amacı budur.

Soru: Dediğiniz şekilde hareket etmeye başlarsam, bu beni evrenle dengeye getirir mi?

Cevap: Eğer öyleyse, evet. Ve o zaman yıkım olmayacak, öz yıkım olmayacak.

Dünyanın Sınırlı Resminin İçinde

Şu anda sonsuz sayıda imgenin, bağlantının ve her türlü niteliğin bulunduğu bir sonsuzluk dünyasındayız. Ama biz bunu dünyamız olarak algılıyoruz. Bunun içine bir tür “oyuncak” inşa ediyoruz ve bir şeyler yapıyoruz, çünkü ona dair algımızı genişletmek istemiyoruz.

İçinde yaşadığımız bu sonsuz, özel dünyadan kendimizi uzaklaştırdık ve algımızı genişletmek, onun ne olduğunu hissetmek yerine kendimizle oynamakla, konuşmakla, adeta kendimize yalan söylemekle meşgul oluyor ve bu şekilde var oluyoruz.

Bize, hayatımız adı verilen varoluşun bir parçası verildi. Bu çerçevede, bize algımızın sınırlarını, bedensel duyu organlarımızın sınırlarını aşacak kadar genişletme ve etrafımızdaki dünyayı beş duyu organımızla bize gösterilenden farklı algılamaya başlama fırsatı verildi. Görüşümüz ve işitmemiz o kadar sınırlıdır ki, onlar bize dünyamız dediğimiz çok küçük bir resim veriyorlar.

Kabalistler onun var olduğunu hiç düşünmezler. Bunun “hayali bir dünya, uydurma bir dünya” olduğunu söylerler, çünkü aslında bu dünyanın algınızı genişletip gerçek evreni ifşa etmeye başladığınızda ortaya çıkan gerçek resimle hiçbir ilgisi yoktur.

Peki biz ne yapıyoruz? Hayatımız boyunca kendimizi kandırıyoruz. Algıladığımız dünyanın küçük resminin içinde, her türlü oyuncak ve filmle oynamaya başlıyoruz. Ne yazık!

Ancak beş duyumuzla bize gösterilen bu sınırlı dünya resminde, kaçamayacağımız bir yaratılış programı olduğundan, yavaş yavaş şiddetli bir eksiklik hissetmeye başlıyoruz: “Bu yeterli değil. Daha fazlasını istiyoruz. Kendimizi kötü hissediyoruz. Bu durumdan çıkmamız lazım.”

Ama yine de bir şekilde, kendimizi bu durumdan vazgeçirmeye çalışıyoruz, krizi hissetmemek için etrafında dönüp duruyoruz. Aslında bu, evreni algılamamızdaki bir krizdir. Doğa bizi yükselmeye, algımızı genişletmeye ve dışımızda var olan dünyanın sonsuz mükemmel resmini hissetmeye başlamaya itiyor.

Ama biz bunu yapmak istemiyoruz; artık bu tablonun içinde kalmamıza izin vermeyecek acıları yaşayana kadar direnip, acılarımızı algımızın kısıtlılığıyla ilişkilendirmeye başlarız. Öyleyse, kendimizi değiştirmemiz gerekecek.

“Bütünlük Ne Demektir?” (Quora)


Bizler sevginin, ihsan etmenin ve bağın üst gücünün yaşamlarımıza girdiğini hissettiğimiz zaman, bütünlüğü anlayabilir ve takdir edebiliriz çünkü yalnızca bu güç, gerçekten bütündür.

Bu üst güce, Kabala bilgeliğinde hem “Yaradan” ve hem de “Doğa” denir; yani Yaradan ve Doğa, niyetimizde üst güç ile aynı yörüngeye ulaşarak bütünlüğü deneyimlememiz için bizi değiştirme yeteneğine sahip olan sevgi ve ihsan etme gücü ile eşanlamlı olarak ele alınır.

Bu nedenle Kabala çalışmanın amacı, başlangıçta üst gücün hissini edinmektir. Bundan önce bütünlüğün ne olduğunu anlayamayız ve üst güç, kendisini bize özellikle en eksik niteliklerimizle göstermeyi seçer.

Kötü Bir Dünyayı Nasıl Islah Ederiz?

Soru: Manevi dünyadan, bir uyum dünyası olarak ve bizim dünyamızdan da uyumsuzluk olarak bahsediyorsunuz. Hayvansal ya da bitkisel doğadan, dışarıdan bakıldığında onun bir kâbus olduğu ve ıslah edilmesi gerektiğinin hemen anlaşıldığı herhangi bir örnek var mı?

Cevap: Bu dünyada kendimizden başka ıslah edecek hiçbir şeyimiz yok çünkü sadece arzularımızı ıslah edebiliriz. Cansız, bitkisel ve hayvansal doğadaki nesnelerin arzuları yukarıdan verilir ve hepsi içgüdüsel olarak kendi içlerinde var olan yasalara ve kurallara uyarlar. Hiçbir özgür iradeleri yoktur.

Bu yüzden, bir sürüngenin bir insanı yediğini ve bu nedenle bu timsahın kötü olduğunu ve öldürülmesi gerektiğini söyleyemeyiz. Neden öldürelim ki? Böyle bir programa sahip olduğu gerçeği için mi? O zaman, bu talihsiz timsaha değil, Yaradan’a dönmelisiniz.

Bir keresinde Miami’de bir arkadaşımı ziyaret ettiğimizde şöyle dediğini hatırlıyorum: “Bu, köpeğimi görmediğim ikinci gün.” Evinin çevresinde timsahların yaşadığı küçük göller vardı ve timsahlar serbestçe karaya çıkıyorlardı. Köpeğin sahibi, köpeğinin çitten atladığını ve timsahlar tarafından yenildiğini düşünüyordu. Peki, şimdi bu timsahları vurmak zorunda mıyız? Onların suçu ne?

Bu, büyük bir hayvansal arzu küçük bir hayvansal arzuyu tükettiğinde, bir hayvanın, hayvansal arzuya verdiği doğal tepkidir. Aynı zamanda, onlar karşılıklı olarak tüketilirler, birbirlerinin var oluşunu sağlarlar ve böylece doğanın hareketi devam eder.

Her bir arzu, daima cansız, bitkisel, hayvansal ve insan seviyelerinden oluşur. Arzu, sadece insan seviyesinde ıslah edilebilir. Eğer onu ıslah ederseniz, o zaman tüm arzular birbirine bağlanır ve hepsi ıslah olmuş kabul edilir, zira insan seviyesi, deyim yerindeyse, tüm arzuların başıdır.

Bu nedenle, şöyle söylenmektedir;  tam bir ıslaha ulaştığımızda, kurt ile kuzu yeşil çimenler üzerinde dostça birlikte yürüyecek ve küçük bir çocuk onlara rehberlik edecektir.

Bu gerçekten böyledir çünkü tüm bu arzular birbiriyle doğru kombinasyona gelecektir. Yani doğru insan arzusu, cansız, bitkisel ve hayvansal arzuları birbirine bağlayacak ve bu ortak yaşamda beraber çalışmaları için, onlara doğru yönü verecektir.

“İçinde Yaşadığımız Sistem Hakkında Ne Biliyorsunuz?” (Quora)


Bizler tek bir küresel-bütünsel sistem içinde yaşıyoruz ve bu sistemin bizden özel bir talebi var.

Talebi nedir?

Onun küresel-bütünsel yasalarına uyum sağlamamızdır.

İçinde yaşadığımız sistem bizi, analog bir sistemin parçaları gibi, uyumlu ve birbirine bağımlı bir şekilde kendisine bağlanmaya teşvik ediyor.

Biz ise tam tersine birbirimize karşı olumsuz davranıyoruz. Kendi çıkarımızı başkalarının ve tüm sistemin yararından üstün tutuyoruz.

Böyle bir tutum yıkıcıdır.

Bu, aramızdaki bağlarda sömürünün, manipülasyonun ve istismarın çoğalmasına ve gezegenimizin kaynaklarının tükenmesine yol açıyor. Başka bir değişle, şu anda içinde var olduğumuz küresel-bütünsel sistemin yasalarına aykırı olarak, istiyor, düşünüyor ve hareket ediyoruz.

Buna bağlı olarak da, sistemden kişisel, sosyal, ekonomik ve ekolojik ölçekte her türlü sorun ve kriz alıyoruz; artan depresyon, stres, kaygı ve yalnızlıktan, çeşitli savaş ve çatışmalara ve ekolojik felaketler ve salgınlara kadar uzanan, sayısız olumsuz tepkiler alıyoruz.

İçinde yaşadığımız küresel-bütünsel sistem, ona karşı tutumlarımıza yani birbirimize ve genel olarak doğaya karşı tutumlarımıza yanıt verir.

Ne istersek onu yapabiliriz, ancak eninde sonunda bu sistemin parçaları arasında tam bir bağ ve karşılıklı bağımlılıkla nasıl işlediğini, ayrılmaz yasalarını öğrenmemiz ve içinde yaşarken nasıl uyumlu ve huzurlu bir hayat sürebileceğimizin anlayışına ulaşmamız gerekecek.

Sistemin yasalarını öğrenmezsek, sistemden gelen olumsuz geri bildirimlerin giderek arttığını hissederiz, zira sistemdeki koruma gücü her zaman üstün gelecektir.

“Çevreyi Nasıl Koruyabiliriz?” (Quora)


Her sorunumuz, kendimizi doğadan ayrı olarak algılamamızdan, “ben”i “benim dışımdaki herkes ve her şeyden” farklılaştırmamızdan kaynaklanıyor.

Böyle bir algı, çevremizi bize tabi olarak görmemize neden oluyor. Çevreyle ilgilendiğimizde bile, bunu doğanın tüm sistemini göz önünde bulundurmadan, yalnızca kendi yararımızı düşünerek yapıyoruz.

Aşırı kişisel çıkarımız, doğanın bütünsel olarak birbirine bağlı sistemindeki dengeyi bozuyor ve doğadan olumsuz geri bildirim alınmasına neden oluyor. Bunun sonucunda da ekolojik felaketler, salgın hastalıklar ve sayısız başka olgularla karşı karşıya kalıyoruz.

Bu nedenle yaklaşımımızı “çevreyi nasıl koruyabiliriz?”den, kendimizi doğanın ayrılmaz bir parçası olduğumuz algısına doğru değiştirmemiz gerekiyor.

Genel olarak, düşüncelerimizin ve arzularımızın gücünü hafife alıyoruz. Onlar doğadaki en kuvvetli güçlerdir ve doğada büyük değişimlere etki etme potansiyeline sahiptirler.

Sorun şu ki, düşüncelerimizin doğa üzerindeki etkisi bizden gizleniyor.

Buna bağlı olarak, doğa üzerindeki en güçlü etkimiz bunların nedeni olan noktada tedavi edilmeyi beklerken, bizler sadece doğa üzerindeki gaz emisyonları ve atık kirliliği gibi dışsal etkilerimizle ilgileniyoruz.