Daily Archives: Ağustos 25, 2025

Dostlarla İlgili Çalışma

Soru: Birleşmeye çalıştığım insanların arzularına giriyorum ve onların Kelim’lerini kıskandığımı hissediyorum. Bu durumda nasıl çalışmalıyım: Her şeyi basitçe Yaradan’a mı bağlamalıyım? Bu bir ıslah mı yoksa kıskançlıkla çalışmanın başka bir yolu var mı?

Cevap: Çalışma, sadece çevrenizle, tüm bu yoldan birlikte geçtiğiniz dostarınızla ilgilidir. Onlarla ilgili olarak kendinizi giderek daha fazla iptal ederseniz, o zaman ilerlersiniz ve Yaradan’dan daha fazlasını alırsınız.

İyi İşlerin Işığı

Bu böyledir çünkü her varlık için, kendi bedeni dışındaki her şeyin gerçek dışı ve boş olarak görülmesi doğal bir yasadır.

Ve kişinin bir başkasını sevmek için yaptığı her hareket, yansıyan ışıkla ve sonunda ona geri dönecek ve kendi yararına ona hizmet edecek bir ödülle gerçekleştirilir. Dolayısıyla, böyle bir eylem “başkalarını sevme” olarak kabul edilemez çünkü sonu düşünülerek değerlendirilmiştir. Bu, ancak sonunda ödenen bir kira gibidir.

Ancak, kiralama eylemi, başkasını sevme olarak kabul edilmez.

Ancak, Yansıyan Işık kıvılcımı olmadan ya da karşılığında herhangi bir ödül umudu olmadan, sadece başkalarını sevme sonucu yapılan her hangi bir hareket, doğası gereği tamamen imkânsızdır. (Baal HaSulam, Matan Tora [Tora’nın Verilişi]).

Bu, bir kişinin başkalarına yönelik sözde ‘iyi işler’ yapmaya çalışmaması gerektiği anlamına gelir. Eğer bunu, kaynağa geri dönen ışığı çekmeden yaparsak, bu hâlâ aynı egoizmdir ve bizi ıslaha hiç yaklaştırmaz.

Her şeyden önce, ışığı çekmeye özen göstermeliyiz ve ancak o zaman, tam olarak onun yardımı ve gücüyle harekete geçmeliyiz. Eğer ışık olmadan hareket edersem, o zaman egoizmim tarafından yönlendirilirim ve sadece kendimi daha da karıştırırım ve ıslaha götüren doğru yoldan saparım.

Soru: Eğer bir şeyi bir başkasının yararına yapmak istersem, onun içinde ışık olup olmaması ne fark eder?

Cevap: Eğer sadece kendi içinizden hareket ediyorsanız, bu egoizminizin bir sonucudur. Böyle bir eylem dışarıdan çok iyi ve nazik görünse bile (herkese yardım ediyor ve hediyeler dağıtıyor olabilirsiniz), yine de çaba göstermeli ve enerji harcamalısınız. Bu, karşılığını almanız gerektiği anlamına gelir; aksi takdirde hiçbir şey yapamazsınız.

Enerjinin korunumu yasasına göre, harcadığınızı telafi etmeniz gerekir. Bu enerji ikmaline, başkalarına iyilik yaptığınız için aldığınız ödül denir.

Örneğin, şekerler dağıttınız ve karşılığında onlardan onur aldınız. Onur, sizin için şekerlerden daha değerlidir, bu yüzden iyi işler yaparsınız ve çalışmaya değer güzel bir bonus alırsınız. Kişinin haz alma arzusu içinde yapılan hesaplama budur.

Ama Tora’nın, ışığın gücü aracılığıyla iyi bir iş yaparsanız, o zaman kendinizi hiç düşünmezsiniz, sadece bunun dünyanın ıslahına ne kadar katkıda bulunduğunu düşünürsünüz, çünkü bu Yaradan’ın arzusudur. Bu nedenle, dünyayı ıslah etmek için her şeyi yaparsınız.

O zaman, eylemlerinizin faydasını yani onların Yaradan’a getirdikleri hazzı görmenize izin verilebilir. Bundan herhangi bir egoisttik haz almamanız, bunun yerine bu bilginin üzerine bir perde yerleştirmeniz ve ihsan etme uğruna niyet etmeniz koşuluyla bunu görmenize izin verilecektir.

Kendimizi Test Etmek

Soru: Tüm manevi modellerin, kişinin kendi içinde hayal edilmesi gerektiğini söylediniz. Diyelim ki bir seminere geldim ve ihsan ettiğimi, soruları cevapladığımı hayal ediyorum.  Ama bunun sonucunda haz, zevk ve keyif deneyimliyorum. Bu durumda almak için mi vermeye çalışıyorum, yoksa ihsan etmek ve sadece bir ödül almak için mi çalışıyorum?

Cevap: Bu size bağlıdır. Kendinizi gözlemlemeli ve Yaradan’ın size yaptıklarına verdiğiniz tepkinin doğru olmasını sağlayacak şekilde hareket etmelisiniz; yani bu sizi gerçek güçleri, onların niyetlerini ve hedeflerini hissetmeye doğru ilerletmeli ve onları etkileyebilmelisiniz.

Gönüllülerde Tükenmişlik

Yorum: Psikologlar, hayırseverlik faaliyetlerde bulunan gönüllü çalışanların, diğer herkesten daha fazla tükenmişlik yaşadığını gösteren çok ilginç bir çalışma yaptılar. Duygusal, fiziksel ve zihinsel tükenmişlik stresten kaynaklanır. Genellikle “merhamet yorgunluğu” denilen şeyden muzdariptirler.

Cevabım: Bu, kişinin kendi egoizminin üzerinde bir şey yapma konusunda tamamen güçsüz olması nedeniyle olur. Kişi egoistçe, özgecil eylemlerinin başarılı olmasını ister, ama sonunda başarılı olmazlar. Sonuç olarak, hepsinden nefret etmeye başlar.

Önünde bir duvar görür ve özgeciliğin taleplerinin kendi egoizmine, doğasına ne kadar zıt olduğunu görür. Ve bu konuda yapabileceği hiçbir şey yoktur.

Soru: Öyleyse, tükenmişliğe yol açmayacak gerçek hayırseverlik nedir?

Cevap: Gerçek hayırseverlik, kişinin dünyayı mükemmelliğe ulaştırmak amacıyla, dünya için çalışması ve bu mükemmelliğin ne olduğunu tam olarak anlamasıdır.

Soru: Peki bu mükemmellik nedir?

Cevap: Bu yalnızca insanlar arasındaki birleşmede mümkündür. Bireylerde ve uluslarda birlik duygusunu, birleşme niteliğini biriktirerek ve geliştirerek gerçekleşir. Bu tür büyük çaplı girişimlere ise şimdiye kadar neredeyse hiç tanık olmadık.

Yorum: İnsanlar sürekli birilerine karşı birleşiyor. Ama siz, dünyanın birliği için birleşmeleri gerektiğini söylüyorsunuz.

Cevabım: Evet, bu şimdiye kadar hiç olmadı ve işte bu, gerçek hayırseverliktir.

Sonsuzluk Dünyasından Bize Uzanan Bir Kablo

İyi bir çevre, Rav ve dostlardan oluşur. Eğer bir öğrenci, alttakinin GE’sinin (Galgalta ve Eynaim), üsttekinin AHP’ına bağlanması gibi, öğretmene bağlı kalmazsa, yani kendi içinde keşfettiği en saf noktasında, kalpteki noktasında kendini iptal etmez ve bu noktayı öğretmene, yani öğretmenin görüşlerine ve ruhuna bağlamazsa, o zaman kişinin yaşam ruhunu alabileceği bir yeri yoktur. Kişi, manevi gen olan Reşimo’yu geliştiren güçten yoksun olacaktır.

Bu mesele son derece açıktır: Ya böyle bir bağ vardır ya da yoktur. Ve bunların çoğu, yukarıdan gelen yardıma ve manevi şansa bağlıdır. Bu, dışsal koşullar tarafından değil; kişinin içsel çabaları ve ruhunun köküyle ilgili çeşitli faktörler ve bu ruhun içinden geçtiği yargı tarafından belirlenir.

Eğer öğretmenle bir bağ yoksa, o zaman Şamati 25 “Kalpten Gelen Şeyler” de yazıldığı gibi; Kişi, dünyayı erdem tarafına mahkûm edecek bir güce sahip olamadığı sürece, ona boyun eğdirirler, onların arzularına karışır ve kesilmeye götürülen bir koyun gibi onların ardından sürüklenir. Başka bir seçeneği yoktur; çoğunluğun talep ettiği her şeyi düşünmeye, heves etmeye, istemeye ve talep etmeye mecburdur.

Bir insanın buna karşı yapabileceği hiçbir şey yoktur. Sonsuzluk dünyasından, Kabalistler zinciri aracılığıyla inen manevi bir kanalın sonu gibi olan öğretmene fiziksel olarak yakın olsa bile, bu kanala bağlanmazsa manevi besin alamaz ve dolayısıyla gelişemez.

Geçmişte, bir öğretmenin tek bir öğrenciyi yetiştirdiği durumlar vardı. Ancak genel olarak, öğretmen grubun merkezine bağlanarak, öğrencilerine grup aracılığıyla yönelir.

Grup, öğretmen için daha alt düzeydeki manevi varlıktır. Grubun merkezine bağlanabilen öğrenci, gruba karşı kendini iptal edebilme ve arkadaşlarla bağ kurma gibi iki temel koşulu yerine getirdikten sonra, bu merkez aracılığıyla öğretmene bağlanabilecektir.

Öğretmene, Rav (yüce) denir çünkü o, öğrencilerle olan ilişkisinde üst Partzuf, üst derecedir. Bir öğrenci kendini grubun merkezine doğru iptal ettiği ölçüde, diğerleriyle olan bağ yoluyla, öğretmenin düşüncesini ve manevi edinimini içine çekebileceği bir kap alır.

Ancak bu iptal, ruhun ve kalbin derinliklerinden gelerek, manevi yola ve kişinin egoizmi üzerindeki otoriteye dair her şeyde tam olmalıdır.

Kutsallık İle Klipa Arasındaki Ayrım

Soru: Bizler, kutsallık ile Klipa arasındaki ayırımı yapabilir miyiz? Yoksa bizim çalışmamız, bu ayırımı yapması için Yaradan’ı çekmek mi?

Cevap: Her zaman Yaradan’ı dâhil etmeliyiz; Aksi takdirde, nerede olduğumuzu, hangi yöne gittiğimizi veya bizi neyin etkilediğini doğru bir şekilde hissedemeyiz.

Yani, kendi çabalarımızın ortasında, bize neyin daha iyi, neyin daha kötü olduğunu gösteren ve bir grup Kelim’i diğerinden nasıl ayıracağımızı öğreten Yaradan’ın gücü olmadan, kim olduğumuzu, neyden yapıldığımızı ya da gerçekte neye ulaşmak istediğimizi ayırt edemeyiz.

Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Kısım 104

Böylesi Bir Koşulda Dinlenme Nasıl Mümkün Olabilir?

Özgürce, hiçbir sınırlama olmadan hareket ettiğimizde buna dinlenme denir. Bir çocuğa “Otur ve hareket etme” derseniz, hayal kırıklığıyla dolacaktır. Çocuklar sanki hayatları ellerinden alınıyormuş, sanki ölüme mahkûm edilmişler gibi hissederler. Bundan, dinlenmenin, hiçbir kısıtlama olmaksızın, gerçekten arzuladığımız şeyi yapmak anlamına geldiğini anlarız.

Bu ne zaman olur? Tüm kaplarımız ıslah olduğunda. Kaplarımızla herhangi bir şey yapabildiğimizde, bir dinlenme koşuluna ulaşırız. Öncesinde, tek bir durum bile ıslah edilmemiş kalsa, bu zaten çaba, gayret ve mücadeleye yol açar. Bu artık dinlenme değildir.

Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Kısım 103

Dinlenme Durumu Nedir?

Maneviyat, ışık hızının ötesinde var olur. Sürekli hareket halindedir; sadece hareket halinde değil, aynı zamanda sürekli bir ivme halindedir. Maneviyatta sabit bir hız; sıfır hız yani tamamen durma olarak kabul edilir. Yalnızca olumlu veya olumsuz, hızlanma veya yavaşlama gibi hız değişiklikleri algılanır.

Bu kavramı bu dünyanın çeşitli yönlerinde de gözlemleyebiliriz. Bir kap sürekli olarak hazla doluysa, hiçbir şey aldığını hissetmez. Yeni bir kap, ek bir arzu ve dolayısıyla ek bir haz olmalıdır. Daha fazla arzu daha fazla hazza yol açar; daha az arzu daha az hazla sonuçlanır.

Ancak öncekiyle sonraki arasında bir ayrım olmalıdır. Önceki on saat sürdüyse, tüm bu saatler tek bir an olarak algılanır. Değişmeyen tek bir an gibidir. Bir milyon yıl veya bir saniye olsun, aynıdır.

Bu nedenle, maneviyatta mutlak bir dinlenme durumu, aslında bir hız değişikliğidir. Bu hızın kendisi bizim için hiçbir şey belirlemez. Her ıslah sürecimizde bunu öngörür ve sürekli değişime hazır kalırız. Bu, ıslahın sonudur. Islahın sonuna “ebedi huzur” denir. Bazıları bunu yanlışlıkla ölüm olarak düşünür. Genel olarak, bizim dünyamızda bu, öbür dünyanın ölülerin meskeni olduğu yaygın bir düşüncedir.

Bu nedenle, kendimizi hiçbir sınırlama – tüm kısıtlamalar, tatminler, gizlenmeler ve ifşalar –  olmaksızın kabul edebildiğimiz bir duruma, dinlenme durumu dendiğini anlamalıyız. Gerçek dinlenme sınırsızdır. Böyle bir durumda, artık çaba yükü altında değilizdir. Hiçbir şey bizi istediğimiz gibi hareket etmekten alıkoyamaz.

Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Kısım 102

Sonunda, Bir Düşüş Koşulundan Nasıl Çıkarız?

Bir düşüş koşulundan, onun içinde kalarak, koşulumuzu derinlemesine fark ederek ve onu bize çalışmanın harflerini getirecek koşullardan biri olarak kabul ederek çıkarız.

Harfler nelerdir? Bunlar, daha sonra, ıslahın sonunu (Gmar Tikkun) algıladığımız kaplardır; bu, zaten içinde bulunduğumuz bir durumdur, ancak onu hissetmek için gerekli kaplardan yoksunuzdur. Ein Sof (sonsuzluk) dünyasını ve ıslahın sonunu hissettiğimiz eksik kaplar, biri “düşüş” olarak adlandırılan iki uç noktayı içerir.

Düşüş, gerçeklikle bağın tamamen kopması anlamına gelmez. Aksine, o durumun farkına varmak ve o anda bir zayıflık ve ayırt etme eksikliği olduğu gerçeğini kabullenmektir. Bu duruma anlayışla girersek, ondan mümkün olan en fazla ayırt etme gücünü elde ederiz. Kendimize uzun süredir karanlıkta kalmış ve karanlığın içinden görmeye, yönümüzü bulmaya, gölgeleri ve nüansları ayırt etmeye çalışan biri gibi davranırız.

Yine de, düşüş koşulundayken, yükseliş koşundayken yaptığımız gibi çalışamayız. Bu, sadece beklememiz gereken ve kendimiz için “Şimdi yatacağım” diye karar vermemiz gereken en düşük seviye durumları ifade etmez. “Yatmak”, “kök” veya “cansız” durum olarak adlandırılan, içsel koşulumu ifade eder. Bu durumda bile çeşitli idrakler vardır. Başka bir deyişle, tam ölü durumuna kadar, her belirli durum, “ölüm” olarak adlandırılan çeşitli idrakler içerir.

Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Kısım 101

Hareket Ve Dinlenme

Çaba, bir yükseliş hissettiğimizde ortaya çıkar ve bu hissi yoğunlaştırmak, farkındalığı artırmak ve maneviyat anlayışımızı derinleştirmek için onu sonuna kadar kullanırız. Bu şekilde, mevcut tüm araçları kullanarak maneviyata dair kavrayışımızı güçlendiririz. Yukarıdan en ufak bir fırsat bile verildiğinde, kendi çabamızı sarf etmemiz gerekir.

Düşüş sırasında çaba göstermek zordur ve yükseliş sırasında kendi gücümüzle çaba sarf etmeyiz. Buna karşılık, bize bir yükseliş verilir ve böylece bir uyanış yaşarız. Eğer bize bir yükseliş verilmezse, o zaman bir uyanış yaşamayız. Öyleyse kendimizden ne katıyoruz? Önemli olan çabanın miktarı değil, bize sunulan fırsatlardır. Yükseliş koşulundayken, manevi sezgilere sıkıca tutunma ve tüm gücümüzle onlara tutunma, onları daha derinlemesine kavrama ve tanıma fırsatına sahip oluruz. Bu ayırt etmelere mümkün olduğunca kendimizi kaptırmalıyız ki, bir düşüş gerçekleşse bile, asla düşüş yapmamaya çalışsak bile, Reşimot’u (manevi kayıtlar, izlenimler) ve daha önce olduğundan farklı bir seviyede olan bir anlayışı yanımızda taşıyalım.

Başka bir deyişle, bizim için bir pencere açılır ve bu pencereye ne kadar derinlemesine dalacağımız bize bağlıdır. Dolayısıyla, tüm çalışma yükseliş sırasında gerçekleşir. Bir düşüş sırasında, bazen tıpkı bir denizaltında belirsiz bir şey olduğunda beklememiz gerektiği gibi, sadece batmalı, “okyanus tabanına uzanmalı” ve beklemeliyiz.

Karışıklık genellikle bir seviyeden diğerine geçiş yaptığımızda ortaya çıkar. Bu geçiş sırasında, önceki seviyede sahip olduğumuz anlayışı kaybederiz, ancak bir sonraki seviyeden henüz yeni bir anlayış edinmemiş oluruz. Bu yüzden kafamız karışır ve başımıza ne geldiği hakkında hiçbir fikrimiz olmaz.

Böyle durumlarda, kendimizi dizginlemekten başka yapacak bir şey yoktur. Gerçek bir düşüş yaşandığında, cansız seviyedeki çerçevenin içinde kalarak kendimizi olabildiğince korumamız gerekir. Ancak yükseliş sırasında kendi çabamızı arttırmamız ve gaza gerçekten basmamız gerekiyor.