Category Archives: Kabalistler

Bir Kabalistin Aklı

Yorum: Çok geniş bir zihne sahipsiniz, ancak insan beyni tüm evreni bu kadar geniş bir şekilde algılayıp hissedemez. Sizin içinizde bilgelik var.

Cevabım: Bu, manevi edinimin bir sonucudur, dünyevi seviyede zeki olmam değil. Dünyevi seviyede, Newton ya da Einstein değilim.

Soru: Peki bu engin bilginiz nereden geliyor?

Cevap: Gerçek şu ki, tamamen farklı bir arzu hacmine sahibim. Arzumun içinde, bu dünyada olan her şeye küçük çocukların oyunu gibi bakıyorum. Dünyamızı, tüm hacmiyle, tüm bağlantılarıyla yukarıdan aşağıya ve aşağıdan yukarıya bütünüyle kolayca kavrayabileceğim bir seviyede görüyorum. Benim için bu, bir sandviçe benzer.

Onun dört bölümden: cansız, bitkisel, hayvansal ve insan seviyelerinden oluştuğunu görüyorum ve bunların birbirleriyle nasıl etkileşime girdiğini ve insan seviyesinin sonunda yukarıya, manevi dünyaya yükselecek şekilde giderek nasıl geliştiğini ve diğer tüm seviyeleri de beraberinde yukarı çektiğini görüyorum.

Bunu tamamen spekülatif olarak, görsel şekilde görüyorum; ama bunu, içimde manevi bir Kli, manevi bir arzu geliştirmiş olduğum için görüyorum. Aksi hâlde, böylesine geniş bir hacimde ve böylesine net olarak, yukarıdan aşağıya göremez ve tabiri caizse onu bu şekilde yönlendiremezdim.

Dünyamızda, ‘birisi şöyle söyledi,’ ‘birisi böyle düşünüyor,’ ‘şuna göre,’ ‘buna göre’ gibi ifadelere dayanan çok fazla bilgi taşıyan, üstün zekâlı bilim insanlarıyla konuştum. Bilgi yığını içinde boğuluyorlar, onu sindiremiyorlar. Çünkü onlar bilgiye dayanırlar ve bu yüzden onlar için zordur.

Soru: Ama diğer insanların tüm koşullarını göremezsiniz, değil mi? Her şeyi bir tabaktaymış gibi görmek için her zaman her yerde değilsiniz.

Cevap: Evet, doğayı genel olarak görüyorum. Elbette tüm koşulları, tüm değişimleri, her insanın başına gelen ve yaşadığı her şeyi bilmiyorum. Sadece genel gelişim planını biliyorum. Ben bunu bizzat yaşadım ve bu nedenle başkalarının nelerden geçmesi gerektiğini anlıyorum; çünkü bireyin yolu ile bütünün yolu tamamen aynıdır.

Tüm dönüşümlerin ve değişimlerin doğasını biliyorum ve bu yüzden, bu benim için bir sır değil. Bir insanın özel koşullarını bilmem; başka birine bakıp ne düşündüğünü söyleyebilen, Wolf Messing gibi bir medyum değilim.

Bu arada, Kabala (dünyamızda birtakım duyu ötesi numaralar yapmak, çeşitli gösteriler gerçekleştirmek, yirmi basamaklı kesirleri, sayıları toplama gibi) böyle yetenekler hiç vermez. Geçmişi ya da geleceği bireysel anlamda görmeyi sağlamaz; yalnızca tüm gelişimin genel sistemini verir. Bu sistemin içinden nasıl geçtiğinizi hissedersiniz ve şu anda nelerden geçmekte olduğunuzdan, bunun nasıl gelişmesi gerektiğini anlarsınız.

Kişisel ruhlara girmezsiniz. Ve neden buna ihtiyaç var ki? Başkalarında ne görebileceğim ne fark eder ki?

Soru: Yani, yaşadığınız koşulları hatırlıyorsunuz ve sadece bu sayede bir insanda neler olup bittiğini mi anlayabiliyorsunuz?

Cevap: Elbette, sadece kendi deneyimimden ve sadece bugün bulunduğum dereceye bağlı olarak. Eğer bana bu derecenin üzerindekiler hakkında bir şey sorarsanız, sadece tahmin edebilirim; emin değilim, kesinlikle emin değilim.

Üstelik tüm deneyimim bana bunun kesinlikle yanlış olduğunu söylüyor. Öte yandan, bana: “Ne düşünüyorsunuz: şöyle mi yoksa böyle mi olacak?” derseniz, size her şeyi söyleyebilirim ve yine de bu öngörülemez olacaktır.

Bir Çocuğa Annesinden Daha Yakın Kimse Yoktur

RABAŞ, babası Baal HaSulam’ın, onun yolunu izleyerek ve tavsiyelerine uyarak Yaradan tarafından O’na yapışmak için bize ebedi hayatın verileceğini vaat ettiğini söylemiştir.

RABAŞ’ın kendisi, yalnızca babasının çalışmalarını ve öğütlerini kullanarak yüksek manevi edinime ulaşmıştır. Bizim neslimize üst dünyayı ifşa etmek için Baal HaSulam’ın çalışmalarından başka pratik bir yöntem yoktur.

Bu nedenle onun ruhu bize özellikle yakındır. Sonuçta her şeyi bize olan faydasına göre değerlendiririz. Musa, RAŞBİ, ARİ, Baal HaSulam ve RABAŞ gibi Kabalistlerin mertebelerini karşılaştırmayız.

Nasıl ki bir çocuk için en önemli şey annesiyse, ben de benden önceki ruha: RABAŞ ve Baal HaSulam’dan manevi sonsuz yaşamı alma açısından, bağlıyım. Elbette daha birçok yüce ruhlar vardır, fakat biz manevi sisteme yalnızca RABAŞ ve Baal HaSulam aracılığıyla bağlanabiliriz.

Kabalistlerin Duası

Dua etmek, belirli bir zamanda bir araya gelip ağlamak, diz çökmek ve feryat etmek anlamına gelmez.

Dua, üst ışığın, Or Makif’in (saran ışık) etkisi altında içimizde ortaya çıkan kolektif, büyük, amaçlı ve doğru bir arzudur. Böyle bir arzu, her an kendini gösterebilir ve bunu, Yaradan’ın hiçbir aracı eylem olmadan kendini hemen ifşa edeceği ortak bir bütün olarak hissedeceğiz.

Manevi dünya, insanların tek bir yerde toplanıp mekanik olarak dua ettiği bizimki gibi değildir. Biz birlikte çalışırız, üst ışığı çekeriz ve o, ortak sistemimizdeki son vidayı sıkar, bizi arzuladığımız gibi “yakalar”.

Bizler bir yerde doğru bir şekilde hareket ettik, kendimizi birbirimize kilitledik ve üst ışık içimizde tezahür etti; bu, ihsan etme ve sevgi niteliğidir. Prensipte bunu kendimiz başardık ve ışık, onunla bir form benzerliği geliştirdiğimiz için ortaya çıktı.

Dolayısıyla bu, sıradan, geleneksel bir dua değildir, Kabalistlerin tek bir birleşmiş arzu yaratmak için yaptıkları ortak bir eylemidir; bu arzunun, onların bireysel arzularından birbirine bağlanması, örülmesi ve yapıştırılması gerekir.

Kökten Sonuca

Soru: Baal HaSulam, on Sefirot’un tam ifşasının, Atzilut dünyasında gerçekleştiğini yazar. Ancak on Sefirot’un ifşası yukarıda, örneğin Adam Kadmon dünyasında da gerçekleşmiştir. Öyleyse neden onların ifşasının yalnızca Atzilut dünyasından başladığını söylüyor?

Cevap: Çünkü ondan önce hiçbir şekilde dünya kavramı yoktu.

Adam Kadmon dünyası, henüz tanımlanmamış veya birbirinden uzaklaşmamış köklerden ibarettir. Bu nedenle, Atzilut dünyasının üzerinde gerçekleşen eylemlerden bahsedemeyiz.

Soru: Ancak Talmud Eser Sefirot’un büyük bir kısmı Adam Kadmon dünyasını tanımlamaya ayrılmıştır. Kabalistler bunu nasıl tanımlar?

Cevap: Kabalistler, manevi dünyayı kendilerine ifşa edebildikleri ölçüde ve henüz kendi seviyelerinde olmayanlara aktarabildikleri ölçüde, onu bu şekilde tanımlarlar.

Kabala, kökten sonuca doğru çalışılır.

Ruhlar Sistemi


Bir zamanlar, maneviyatı edinmek isteyen insanlar, egoist arzularını kırmak ve yeni, ihsan eden bir doğaya kavuşmak için, bedenlerini kısıtlamalara ve acılara maruz bırakmak zorundaydılar. Mişnah’ın ataları ve bilgeleri döneminde de durum böyleydi.

Ancak daha sonra Talmud dönemi geldi ve o dönemin bilgeleri, Kabalistleri, manevi çalışmalarıyla doğamızı almaktan ihsan etmeye dönüştürme koşulunu değiştirdiler.

Her dönem, ortak ruhlar sistemine kendi ıslah olmuş kısmını kattı. Sonuç olarak, sistem kısmen ıslah edilmiş hale geldi ve içindeki diğer tüm ruhlar, yani henüz ıslah olmamış olanlar, ıslah olmuş kısımdan yardım alabilirler. Artık bedenimize eziyet edip onu sınırlamamıza gerek yok, muazzam egoizmimizle de bunu başaramayız.

Ancak Talmud bilgeleri yolumuzu kolaylaştırmıştır, aksi takdirde bedeni zorlu bir yaşamla işkence ederek kırılması gereken egoist arzunun o kısmını, artık ıslah eden ışıkla ıslah edebiliriz.

Atalarımız ve Mişnah bilgeleri kendilerini iki eylemle ıslah ettiler: bedenin acı çekmesi ve Tora’nın ışığını çekmek. Ancak Talmud bilgeleri sistemi öyle ıslah ettiler ki, böylece bizler bedensel acı yerine, onu aynı Tora’nın ışığıyla ıslah edebiliriz.

Bizim zamanımız için bu çok önemlidir, zira bugün kim modern medeniyetin tüm kazanımlarından vazgeçebilir ki? Talmud Kabalistleri kendilerini ıslah ettiler, ortak sisteme dahil oldular ve sistemin ıslah edilmiş kısmı daha büyük hale geldi.

Her ne kadar doğuştan ıslah olmamış ve kötü olsam da, kendimi onu ayakta tutan birçok ıslah olmuş parçadan oluşan bir sistemin içinde bulurum ve eğer ıslah olmak istersem, yardım isteyebileceğim ve onlarla birleşebileceğim bir yere sahibimdir!

Artık bu sadece bana bağlıdır!

Ruhlar Üzerindeki Yargılar Her Zaman Adildir

Soru: ARİ’nin öğretisini neden sadece bir öğrenci, Chaim Vital anlıyordu da diğerleri anlayamıyordu? Neden özellikle o?

Cevap: Ruhlarla yukarıdan neden böyle bir düzenleme yapıldığını bilmek imkânsız. Baal HaSulam, kendisi hakkında, kendisine neden böyle bir görev verildiğini bilmediğini yazar.

Ancak şunu anlamalıyız ki, bu yalnızca dünyevi bakış açımızdan, seçilmiş ruhlar ve önemsiz, “ikincil” ruhlar varmış gibi görünüyor; çünkü egoizmimizin prizmasından bakıyoruz.

Ancak maneviyat söz konusu olduğunda, büyük veya küçük diye bir şey yoktur. Orada her şey ihsanla ölçülür ve en büyük; en çok ihsan eden, herkese hizmet eden, herkesten aşağıda duran ve onlara destek ve temel sağlayan kişidir.

ARİ’den Önce, Bilgelik Kapıları Bize Kapalıydı

ARİ, bilgeliğin kapılarını bize açmak için dünyamıza inmiş yüce bir ruhtur. Ve bu nedenle, Baal HaSulam’ın yazdığı gibi, ARİ’den itibaren her şey, kendini ıslah etmesi ve ardından Yaradan’ı ifşa etmesi, O’nunla bir olması ve yaratılışın amacına ulaşması gereken, insana bağlıdır.

ARİ’den önce, ruhlar henüz hazır olmadığından ve belli bir gelişim sürecinden geçip birbirleriyle karışmaları gerektiğinden, bu bilgelik sıradan insanlara kapalıydı.

ARİ, Mesih (Mashiach) dönemini simgeler; bu nedenle kendisine “Mashiach ben Yosef” denir ve onun döneminden itibaren, Kabala bilgeliği bir ıslah metodu hâlini almaya başlamıştır. Daha önce yalnızca özel olarak seçilmiş kişilere yönelikti.

O dönemde Safed’de bulunan ve ARİ’nin yüceliğini fark eden Kabalistlere saygı duymalıyız. Onlar, onu takdir ettiler. RAMAK zaten yaşlı, ünlü ve saygıdeğer biriydi; buna rağmen ARİ’nin derslerine gelip öğrenci gibi otururdu. ARİ’den iki kat daha yaşlı olmasına rağmen, büyük bir Kabalist olarak tanınır ve saygı görürdü.

RAMAK ve ARİ’yi takdir eden birkaç Kabalist sayesinde, ARİ Kabala karşıtlarından korundui. Sonuçta, yalnızca birkaç genç (26 yaşında!) öğrencisi vardı. O günlerde Kabala’ya karşı tutum hiç de dostça değildi. Bugün her şey serbestmiş gibi görünse de, o zamanlar bu konuda yazmak bile cesaret isterdi. Ama bize, şimdi olduğu gibi, istedikleri her şeyi yazmaları serbestmiş gibi geliyor.

Bu, bir nebze RAMHAL’ın kaderine benzer: O, Kabala çalıştığı için zulme uğradı, yaşadığı şehir olan Padua gettosundan sürüldü. Ta ki Vilna Gaon onun yüceliğini herkese ilan edene kadar; ondan sonra kendi hâline bırakıldı.

Baal HaSulam’ın Gelecek Nesillere Büyük Hediyesi

Baal HaSulam öyle bir yol yaptı ki, sıradan bir insan onun yolunu izlerse, tıpkı özel bir bilge öğrenci gibi Yaradan ile Dvekut’a (yapışma) ulaşabilir. Ondan önce, biri Yaradan ile Dvekut ile ödüllendirilmek için yüce bir bilge öğrenci olmak zorundaydı. (RABAŞ Çeşitli Notlar 75, “Ulustaki En Yücelerin Çalışması”)

Bu fırsatı, Kabala bilgeliğini bize ifşa eden ve onu daha da yakınlaştıran Baal HaSulam sayesinde elde ettik. Ve görüyoruz ki, O’nun metodunu takip ederek, gerçekten ilerliyoruz ve yavaş yavaş Yaradan’a yaklaşıyoruz. O’nunla ilk temasa ulaşmak için geriye sadece küçük adımlar kaldı.

Kabalistlerin eylemleri çok yönlüdür. Kabalistler, Kabala bilgeliğini, metodolojisini geliştirmek ve aynı zamanda kendilerini üst ışığı bize iletmek için bir kanal yapmak için çalıştılar. Yani, Yaradan’ı hem O’nun tarafından bize, hem de bizim tarafımızdan O’na yaklaştırmak için mümkün olan her yolu denediler.

Ve Baal HaSulam, “yolunu takip eden sıradan bir insan bile, Yaradan’a bağlılıkla ödüllendirilebilsin” diye son nesil için özel olarak hareket etti. Umarız biz de bunu hak ederiz.

Kesin olarak bilin ki, ARİ’nin zamanından bugüne kadar, ARİ’nin metodunu tam olarak anlayan hiç kimse olmamıştır… çünkü onlar üst köklerindedirler…

Ve şimdi Yaradan’ın izniyle, iyi amellerim nedeniyle değil fakat yüce olanın arzusuyla, ARI’nin ruhunu idrak etmekle ödüllendirildim. Ölümünden bugüne kadar hiç kimseye nasip olmamış bu olağanüstü ruh için neden benim seçildiğim ise beni aşan bir konu. (Baal HaSulam, Mektup 39).

Kabala bilgeliğinin tüm zorluğu, tüm Kabalistik kitapların okunmaya hazır olmasına rağmen, öğrencinin zihnini geliştirmek ve ruhunu düzenlemek için sürekli olarak çalışan bir öğretmenin ayrıntılı açıklamaları olmadan onları anlamanın imkânsız olduğu gerçeğinde yatmaktadır. Kabala bağımsız olarak çalışılamaz ve gerçek bir öğretmenle çalışmak bile uzun yıllar alır.

Bir öğrencinin, maneviyatta olan, üst ışığa bir bağlantı kanalı olarak hizmet edecek ve manevi çalışmasının her adımını, tıpkı dünyamızdaki bir bebeğe bakar gibi organize edecek tanınmış bir öğretmene ihtiyacı vardır. Bu olmadan, büyüme, sanki ormanda yalnız bırakılmış bir bebek gibi imkânsızdır.

Tutkuyla maneviyata erişmeyi ve çalışmaya başlamayı dileyen birçok insan var. Ancak öğretmenleri yoksa, kitaplardan tamamen mekanik bilgi çıkarabilirler, bu da onları hiçbir şekilde Yaradan’a yaklaştırmaz.

Ne de olsa, bu çalışma olağanüstü derecede zordur ve ancak öğrencinin öğretmen tarafından sürekli özen göstermesi ve uygun bir gruba katılması koşuluyla yapılabilir. İnsanların kendi icatları olan her türlü metodlara nasıl karıştıklarını görmek acı verici.

Baal HaSulam, Kabala bilgeliğini tüm uydurmalardan ayırdı, böylece Yaradan çalışmasıyla meşgul olmak isteyen bir kişi, doğru yolda olup olmadığını açıkça bilecekti. Ve bu nedenle, insanları Baal HaSulam’dan uzaklaştırmaya çalışan güçler var.

Her şeye rağmen, O’nun metodunu mümkün olan en geniş şekilde yaymayı ve her insana ruhunun farkındalığını ve ifşasını edinme fırsatı vermeyi başaracağımızı umuyoruz.

Rabaş, “Pri Haham Kitabına Giriş” adlı eserinde Baal HaSulam hakkında şöyle yazar: “Böyle bir ruh on nesilde bir dünyaya iner.” Gerçekte, onun ruhunun gerçek yüksekliğini kavramamız imkansızdır, tıpkı küçük çocukların babalarının ve annelerinin kim olduğunu anlayamamaları veya büyüdükleri evi takdir edememeleri gibi- bunun için önce büyümek gerekir.

Umuyoruz ki büyüyeceğiz ve öğretmenimizin gerçekte kim olduğunu anlayacağız, ki o bugün bile bizimle üst güç arasında bağ kuran bir bağlantı halkası olarak hizmet etmektedir. Onun metodunu uygulamaya çalışacağız; bu, ARİ ve RAŞBİ’nin metoduyla aynıdır. Başka bir metot yoktur; sadece bunun nasıl doğru bir şekilde uygulanacağını bilmek gerekir. Ve Baal HaSulam’ın içinde ARİ’nin ruhunun dahil olduğunu hissetmek gerçekten mümkündür.

Baal HaSulam, Kabala bilgeliğini göklerden hafifçe indirmek ve onu bize daha yakın hale getirmek için tüm gücünü verdi. Sadece modern neslin erişebileceği kitapların nasıl yazılacağı ve nasıl yayılacağı üzerine düşündü.  Bu adamın, 60-70 yıl sonra bizim bu kitapları alıp manevi çalışmanın tüm prensiplerini onlardan çıkarabilmemiz için ne kadar fedakârlık yaptığını biz anlayamıyoruz.

Bir Kabalist Kime Ve Ne İhsan Eder?

Soru: İhsan edebilmek için, kişinin ihsan edecek birine ve ihsan edeceği bir şeye ihtiyacı vardır. Bir Kabalist bu sorunu nasıl çözer? Kime ve ne ihsan eder?

Cevap: Bir Kabalist ihsan etme şansına sahip olduğunda, bu fırsatın yalnızca Yaradan ile ilişkili olarak var olduğunu görür. Peki, Yaradan nerededir? Etrafındaki her şey Yaradan’dır. Bu nedenle ihsan etmekte hiçbir sorun yoktur.

Yaradan, insana nerede ve nasıl ihsan edeceğini, nasıl etkileyeceğini ve arzusunu nasıl daha ileriye taşıyacağını özel olarak gösterir. Kişi, “Yaradan’ın eli” olur.

Yaradan’a ihsan etmek, insanlara ihsan etmektir. Öncelikle, Yaradan’a yaklaşma metodunu yaymak, hem insanlar hem de Yaradan için yapılabilecek en iyi şeydir. Böylece insanlara üst ışığı, bolluğu alma, kendilerini ve Yaradan’ı doldurma fırsatı verilir.

Soru: Ama böyle bir fırsata sadece az sayıda insan sahip. Eğer kişi öğretmiyorsa ve yakınında metodolojiyi uygulayabileceği dostları yoksa, ne ihsan etmelidir?

Cevap: O zaman hiçbir yerde ilerleme imkânı olmaz. Yakınında aynı niyete sahip insanlar olmalıdır; en iyisi bir onludur.

Soru: Diyelim ki etrafımda birkaç kişi var ve onlara Yaradan’dan bahsediyorum. Bu onlara ihsan ettiğim şey midir?

Cevap: Hayır, yanınızda metodu uygulamak için birlikte çalıştığınız insanlar olmalıdır. Birbirinize, Yaradan’ın dolduracağı ortak bir ağ inşa etmede yardımcı olursunuz. Ve siz de O’ndan alarak, O’nu doldurursunuz.

Soru: Öyleyse, gruptaki dostlarla birleşmek, ihsan etme midir?

Cevap: Elbette, birlikte Yaradan’ın dolduracağı manevi bir kap yaratırsınız ve o dolduruşu alır, onu tekrar Yaradan’a ihsan etme niyetiyle alırsınız.

 

Kabalistlerin Zor Hayatı

Soru: Mentalite açısından, öğretmeniniz RABAŞ ile iletişim kurmak sizin için zor muydu?

Cevap: Kesinlikle hayır. Mentalite açısından çok yakındık. O, geçen yüzyılın başlarında doğmuş Polonyalı bir Yahudi idi. Ben ise, bir zamanlar çok sayıda Yahudi’nin yaşadığı Vitebsk’in kenar mahallesinde büyümüş, Belaruslu bir Yahudi’yim. Ruh, yaşam tarzı, alışkanlıklar – hepsi orada kaldı ve ben bir şekilde onları edindim.

Prensipte, Kabala çalıştığınızda bunların hiçbiri önemli değildir. Ama ben RABAŞ’ı bir insan olarak, tüm alışkanlıklarıyla anladım. Sadece birkaç evin bulunduğu bir kasabada büyüdüm: birinde büyükbabam ve büyükannem, diğerinde bazı akrabalarım, biraz daha ileride başka akrabalarım vardı. Her şey benim için çok doğaldı.

Çocukluğumdan gelen, RABAŞ’ın anlattıklarıyla birebir örtüşen anılarım vardı. Dolayısıyla günlük yaşam açısından onunla hiçbir çatışmam veya sorunum olmadı.

Tabii ki, Polonya’dan İsrail’e göç ettikten sonra edindiği kendi alışkanlıkları vardı. Kahveyi çok severdi çünkü babası Baal HaSulam ile birlikte uzun yıllar Kudüs’te yaşamıştı ve babası da büyük bir kahve tutkunuydu. Bir kaşık öğütülmüş siyah kahvenin üzerine kaynar su döker ve içerlerdi. Baal HaSulam’ın günde yirmi, hatta daha fazla bardağa ve sigaraya ihtiyacı vardı.

Öğretmenim de sigara içerdi; sıradan sigaralar değil, önce filtresiz, sonra filtreli, çok sert tütün.

Hayatlarında birçok çalkantı yaşadılar. Baal HaSulam’ın gazete yayımlaması yasaklandıktan sonra kalp krizi geçirdi ve kısa süre sonra kanser teşhisi kondu.

Öğretmenim ise kızı ve damadının ölümünü yaşadı; ikisi de altı ay arayla vefat etti. Damadı, RABAŞ’ın sağ kolu, her işte yardımcısıydı. Onlar, benim kendisine gelmemden bir yıl önce vefat ettiler. Evet, onun ciddi sorunları vardı. Tüm Kabalistler gibi.

Bu yüzden sanırım biz, ilkler ve en mutlularız; muhtemelen zayıf ve ciddi sınavlara layık olmadığımız için. Bize çok az şey verilmiştir. Aksine, yaptığımız her şey için iyi geri dönüşler alıyoruz. Bu sayede Kabala’yı yayabiliyor, geliştirebiliyor, kongreler düzenleyebiliyor, yüzlerce, binlerce, hatta daha fazla insanı çekebiliyoruz.

Baal HaSulam ve RABAŞ’a bunların hiçbiri nasip olmadı. Korkunç şartlarda yaşadılar, bizden bin kat daha çok çalıştılar, acı çektiler ve sonunda, dışarıdan bakıldığında bizimkine kıyasla çok küçük bir sonuç aldılar. Ve umutsuzluk içinde öldüler: “Peki ya şimdi ne olacak?”

ARİ nasıl öldü peki? Belgelenmiştir ki öğrencileri ona: “Bizden nereye gidiyorsun?” diye sorduklarında şu cevabı verdi: “Eğer siz layık olsaydınız, kalırdım. Bana kulak vermek ve söylediklerimi dinlemek isteseydiniz, beni almazlardı.” Bu sözler, otuz yedi yaşında ölen büyük bir Kabalist tarafından söylenmiştir. Öğrencilerinin, onun çalışmasını devam ettirmeyeceğini biliyordu ve ölmeden önce onlara Kabala çalışmayı yasakladı.

Öğrenciler için “Size çalışmanızı yasaklıyorum! Hayvan halinize geri dönün ve yaşayın.” sözlerini duymaktan daha büyük bir ceza hayal edebiliyor musunuz? Ve öğretmeninize itaatsizlik etmeye cesaret edemezsiniz.

ARİ’nin öğrencilerinin çoğuna ne olduğunu pek bilmiyoruz. Sadece birinin Kabala çalışmasına izin verdi: tüm yazılarını toplayan Haim Vital’e. ARİ, bu yazıların kendisiyle birlikte gömülmesini emretti. Bir süre sonra mezarı açıldı, yazılar çıkarıldı ve bunlardan, Baal HaSulam’ın On Sefirot’un Çalışılması ve diğer yazılarını temellendirdiği, çalışmalar derlendi. Yani, geçmişin Kabalistleri korkunç koşullardan geçti!

Peki ya Zohar Kitabı’nı yazan Raşbi? Küçük bir pınarın ve tatlı meyveleri olan bir keçiboynuzu ağacının yanındaki dar bir mağarada yaşadı. Oğluyla birlikte yedikleri buydu. Bu zorlu koşullarda, kumun içine gömülüp Kabala çalıştılar. Daha sonra sekiz öğrenci daha onlara katıldı ve birlikte, ülkenin kuzeyinde, soğukta, o mağarada Zohar Kitabı’nı yazdılar! Korkunç!