Daily Archives: Ağustos 20, 2025

Ruhun Yenilenmesi Üzerine Çalışma

Yorum: Kabala metodunu uygulamak için üç bileşen gereklidir: benzer düşünen bireylerden oluşan bir grup, orijinal kaynaklar ve bir eğitmen. Benzer düşünen bireylerden oluşan bir grupla çalışmak, Kabala’nın bahsettiği hedef için yani Yaradan’ın ifşası için birbirimize yakınlaşma çalışmasıdır.

Cevabım: Dünyamız, ruhun yenilenmesi adı verilen çalışmayı yapmamız için tasarlanmıştır. Kabala bilgeliğine göre, Yaradan, “Âdem” adı verilen tek bir ortak ruhtan oluşan bir sistem yaratmıştır. Bu sistem, orijinal halinde, birbirine bağlı ve birbirini desteklemek olan tek bir hedefe doğru çalışan egoist arzulardan oluşuyordu.

Sonra bir parçalanma meydana geldi ve tüm yapı, artık birbirleriyle göreceli bir bağ halinde olan çok sayıda cansız, bitkisel, hayvansal ve insan unsuruna bölündü. Görecelidir, çünkü birbirleriyle olan ilişkileri yalnızca karşılıklı tamamlayıcılığı yani birbirlerini kullanmayı ve diğer yandan da sürekli olarak başkalarının pahasına gelişme, birbirlerini yutma arzusunu ifade eder. Bu, tüm sistemin egoist varoluş ilkesidir.

Şimdi onu, tüm parçalarının birbirleriyle ilişki kuracağı, salt tüketimci bir bakış açısıyla egoistçe değil, tüm sistemin bir bütün olarak, herkesin iyiliği için çalışması gerektiği anlayışıyla, orijinal haline geri döndürmeliyiz. Bu nedenle, sistemin her olgun ve sağlam unsuru “komşunu kendin gibi sev” koşuluna ulaşmalıdır.

Ancak bu koşul altında, tüm unsurlar başlangıçtaki egoizmlerinin ötesinde birleşecek ve düzgün bir şekilde var olabilecek ve Yaradan olarak adlandırılan özel bir güçle dolu tek, birleşik ve bütünsel bir sistem oluşturacaktır.

Bu çalışmayı burada, bu dünyada, şimdi bizim neslimizde gerçekleştirmeliyiz. Bizler, bu çalışmanın önemini, doğanın veya Yaradan’ın bize sağladığı koşulları, misyonumuzun önemini anlayan ve bunun için böyle bir dürtü ve sorumluluk hissedenleriz.

Bu nedenle, karşılıklı yardımlaşma, karşılıklı çabalar içinde birleşmek ve tüm bağlarımızı Yaradan’ın küresel gücüne benzer şekilde birbirine bağlamak için bir grupta toplanıyoruz. Yaradan, ihsan etme, bağ kurma, sevgi ve karşılıklı tamamlama gücünü temsil eder. Ve bu gücü, ilişkilerimizde O’na benzeyecek şekilde aramızda üretmeliyiz.

Bunu kendi başımıza yapamayız çünkü başlangıçta birbirimize zıtız. Her birimiz egoistiz ve başkalarını düşünemeyiz. Ancak O’ndan bizi değiştirmesini isteyebiliriz. Ve o zaman, grup içinde bu düşünceyi gerçekleştirebileceğiz.

Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Kısım 91

İhsan Etme Eksikliğini Nasıl Alırız?

İhsan etmek için olan eksikliği yalnızca Yaradan’dan alabiliriz, çünkü sadece O, tabiri caizse, ihsan etmek için eksikliğe sahiptir. RABAŞ bu makaleye “İnsanların Dua Etmesi Gereken Asıl Eksiklik Nedir?” adını vermiştir. Bu asıl eksiklik için dua etmemiz gerekir, çünkü ihsan etmek için arzu aldığımızda, kabımızda ortaya çıkan şey “ıslahın sonu” olarak adlandırılır ve o zaman kendimizi iyi hissetmekte hiçbir sorun yaşamayız.

Eksiklik olmadan bu imkânsızdır. Bir kap olmalıdır. Soru şudur: Eksiklik, kap nedir? Ne için çabalıyoruz? O zaman ödülümüz ne olacak? Ne olmasını istiyoruz? Ödül, ihsan etmek için fırsat ise ve ihsan etmek için yetenek kazanırsak, o zaman huzur ve mutluluğa ulaşmış oluruz.

Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Kısım 90

Yaradan’ın İmgesi

Çalışma nedir ve ödül nedir? Bu sorular her zaman kafa karıştırıcıdır. Yaratılışın amacı, O’nun yarattıklarına memnuniyet vermektir ve tamamlanmış çalışmanın koşulu dinlenme halidir, ancak her şey alıcıların algısına bağlıdır. Çalışmanın kendisi ödül olabilir ve çalışma dinlenme olarak da deneyimlenebilir. Çaba kavramı, yalnızca çalışmaya karşı tutumumuz ve onu nasıl algıladığımız, onu efor ve eksiklik olarak mı yoksa haz olarak mı hissettiğimizle belirlenir. Sonuçta, şu anda bile ıslahın sonu (Gimar Tikkun) koşulundayız ve ıslah etmemiz gereken tek şey bu tanımlamalar, yani çalışmayı ve çabayı algılama şeklimiz ve acı ile ödülü tanımlama şeklimizdir.

Baal HaSulam, “55. Mektup”unda, tüm acıların, çalışmayı yapma zamanına göre ödülün gecikmesinden kaynaklandığını yazar. Her eylemimiz için anında ödeme alsaydık, belirli bir ürünü on dolara satan ve her satıştan iki dolarının doğrudan cebine gireceğini bilen bir dükkân sahibi gibi olabilirdik. Her anda, her çabada, dükkân sahibi hemen iki doları cebine atar, böylece çabanın karşılığını bir anda alır ve bu da artık bir yük olarak değil, anlık bir ödül olarak hissedilir.

Bütün mesele budur. Her şey çalışmamıza karşı tutumumuza bağlıdır. Bu nedenle, çalışmamız, kaplarımızı, duygularımızı ve ödül, çaba ve ödeme kavramlarına ilişkin içsel tanımımızı ıslah etmekle sonuçlanır. Sonuçta, çaba kavramı ortadan kalkar; ödeme, tüm emeğin, zahmetin ve acının yerini alır ve bizim için sürekli iyilik ve haz koşulunu oluşturur.

Bunun nedeni, kaplarımızı ıslah etmiş olmamızdır. Bu sayede, bize önceden bahşedilmiş olanı şimdi algılayabilir, ancak bunu yeni kaplarda, farklı algılarda ve yeni bir anlayışla hissederiz.

Kabala’da Edinim Nedir?

Soru: Kabala’da “edinim” nedir?

Cevap: Yaradan’dan gelen her şeyin, arzularımın derinliklerine kadar, insanın arzuları içindeki farkındalığıdır. Tüm birincil, ikincil ve diğer olgular, tüm kapsamları ve birbirleriyle bağlantıları içinde ortaya çıkar ve edinimi oluşturur.

Soru: İnsanın üç safhadan geçtiğini söyleyebilir miyiz: önce bilgi, sonra anlayış ve sonra da edinim? Yoksa insan her şeye anında hissederek mi ulaşır?

Cevap: Bu, kişinin manevi çalışmasına nasıl yaklaştığına bağlıdır.

Soru: “O’ndan başkası yoktur” veya başka bir prensip duyduğumu varsayalım, bu, anlamasam bile O’nun var olduğunu bildiğim anlamına mı gelir?

Cevap: Eğer kişi çalışmaya yeni başlamışsa ve henüz hiçbir şey edinmemişse, evet. Ancak eğer zaten ediniyorsa, hissediyorsa ve belirleme, hissetme ve ifşa etme araçları olan manevi kaplara (Kelim) sahipse, yaklaşımı farklıdır.

Bunları ilk kez okuyup duyan biri için, her şey anlaşılmaz bir alfabe gibi gelir: “Bunlar nerede oluyor? Hangi dünyada? Kiminle?” Onun zamana ihtiyacı vardır. Aklın izin vermediğini zaman başarır.

Yavaş yavaş Kabalistik terimlerin sesine, kelimelerin ifadelerine, sonra cümlelere ve en sonunda cümlelerin bağlantısına alışır. Tüm bunlar ona yavaş yavaş, akıl yoluyla değil, kalp yoluyla girer.

Dostlarıyla bir grup halinde bir araya gelip onlara yardım etmeye, vermeye ve desteklemeye çalıştığı ölçüde, duyduklarının içsel anlamını edinmeye başlar.

Metodu Herkes İçin Basitleştirin

Soru: Geçmişteki Kabalistler metodu herkese indirgemeye çalıştılar mı?

Cevap: Hayır! Bu asla olmadı! Eşiği düşürmek için, sadece bizim zamanımızda, son 100 yılda çok çabaladılar.

Yorum: Ama metodun, egoizmin neredeyse sonuna değecek kadar alçaltılması gerektiğini söylediniz.

Cevabım: Böylece herkes, kesinlikle herkes tarafından anlaşılabilir hale gelir.

En basit egoist seviyede yaşayan bir kişi, Kabala bilgeliğinin dünyanın sırlarını açığa çıkardığını, kaderini anlamasını ve hatta değiştirmesini sağladığını açıkça anlamalıdır.

Gerçekten de, üst ışığı çekerek kaderimizi değiştiririz! Geleceğimizi şekillendiren şey bu değilse ne olabilir?

Bu yüzden, bunun ciddi bir içsel çalışma, doğamızdaki yanlışları ıslah etme çalışmasını içerdiğini yavaş yavaş ortaya koyarken, her insana basit ve doğrudan bir şekilde açıklanması gerekir.

İnsan Genomunun Düzenlenmesi

Yorum: Bazen insanlar kusurlu genetiğe sahip olurlar. Ancak bilim insanları, hatalı kalıtsal bilgiyi kesip çıkarabilen moleküler makaslar geliştirmiştir, böylece bu bilgi sonraki nesilleri etkilemeyecektir. Kusurlu bir gen kesilip çıkarılabilir ve kişi farklılaşır: hastalanmaz, karakteri bile değişir.

Cevabım: Tüm bunların eleştirel bir şekilde kontrol edilmesi gerektiğine inanıyorum. Doğal olarak, burada birçok sorunla karşılaşacağız çünkü tüm hastalıklar aslında sağlık getirir. Ölen kişiyi iyileştirmese bile, en azından insanlık bundan kurtulur.

Diğer hayvanları yiyen kurtlar ormanın “hizmetlileri” olduğu gibi, bize yöneltilen hastalıklar da öyle. Bu tür sorunlar olmasaydı, ne yaparsak yapalım, kim bilir kaç milyar insan olurdu. Sadece daha fazla hastane ve yaşlı bakım evi inşa ederdik.

Doğanın bunu zaten kendi yöntemiyle yapacağını anlamalıyız, ancak biz bunu kendi kaynaklarımızla yapmaya çalışıyoruz ve yüce yönetim olan doğa da bunu kendi yöntemleriyle yapıyor.

Ve bilim insanlarının tüm bu icatları bize aynı doğal programdan veriliyor. Fakat genel olarak, bunun ne kadar rasyonel olacağını hâlâ kontrol etmemiz gerekiyor.

Gerçek şu ki, doğanın kanunlarını, bize ne ölçüde verildiğini ve kendimizde tam olarak neyi ıslah etmemiz gerektiğini ve doğanın bizi buna göre ne ölçüde ıslah edeceğini ve bunun yerine başka sorunlar, başka hastalıklar ortaya çıkacağını anlamıyoruz. Aralarındaki bağlantıyı göremiyoruz.

Diyelim ki bir soğuk hava dalgası, bir küresel ısınma ya da başka sorunlar, belki bir savaş ve birkaç milyar insan daha bundan ölecek. Bunun nedeni, genlerimizi değiştirip kendimizi sağlıklı kılmaya çalışmamız olabilir.

Kısacası sistem hala kapalı bir resim; işte bu yüzden yapmak istediğinizi yapamazsınız: bir yeri iyileştirirsiniz ama başka bir yeri sakat bırakırsınız.

Soru: Eğer bunlar, doğanın yasalarını, evreni yöneten güçleri ve aramızdaki bağlantıları hisseden bir Kabalist tarafından yapılsaydı, bunu nasıl yapardı?

Yanıt: Bunu yapmazdı. İnsanlara hayatlarının, sorunlarının kökenini nasıl etkileyeceklerini öğretirdi ki, bunu orada düzeltsinler, böylesine önemsiz bir antik seviyede moleküler makasların yardımıyla değil. Neden birkaç kromozomu kesip her türlü geni yeniden düzenleyeyim ki?! Buna neden ihtiyacım olsun ki?

Tüm bu manipülasyonların zaten başka bir şekilde sonuçlanacağını öncesinden biliyorum. Doğayla uğraşamazsınız; işe yaramaz! Kesinlikle başka bir şey yapacaktır. Yine de, daha yüksek bir gücün yardımıyla, daha yüksek bir yönetime ve Tanrı’nın örneğine uygun olarak kendinizi yeni bir şekilde inşa etmeniz gerekecek.

Soru: O halde bir Kabalist doktor ne yapardı?

Yanıt: Bu, kişinin içsel gelişiminin en üst safhasına ulaşması ve içsel gelişimden, geri kalan tüm dış etkenlerin ve dolayısıyla insan sağlığının da bundan etkilenmesi olurdu.

Yolda Sebat Etmek

Eğer kişi, Yaradan’ın kendisine manevi ifşaya gelmesi için yardım etmesini istiyorsa, o zaman kişiden büyük bir sebat beklenir: bilgelere inanç ve Yaradan’a inanç. Bu, kişinin kendi görüşünü iptal ettiği ve öğretmenin görüşüne katıldığı, öğretmenin tavsiyelerine uyduğu bir tür bağlılıktır.

Öğretmen, binlerce yıldır bizim için kitaplar yazan ve açıklamalar yapan, bütün Kabalistlerdir. Öğrenci, tıpkı nerede olduğunu bilmeyen ve ne yapacağını anlamayan, ancak yetişkinlere itaat eden küçük bir çocuk gibi, ilerlemesinde onlara inanmalıdır.

Buna tam inanç denir ve bu inanç olmadan hiçbir gelişim mümkün değildir. Küçük köpek yavruları annelerine bakar ve onun peşinden koşarlar; onlar her zaman böyle başlarlar.

Her şey, öğrencinin başka seçeneği olmadığı için, yaptığı basit, mekanik eylemlerle başlar ve o da başkalarının örneğini izler. Ve işte bu eylemlerle, ıslah eden ışığı çekeriz.

Yaradan, çaba göstermemiz için her türlü koşulu bizim için düzenler ve böylece biz de bu yola başlayarak ilerleriz. İlerlemenin başka bir yolu yoktur. “Boyunduruğa koşulmuş bir öküz ve yüke koşulmuş bir eşek gibi.” denmesi boşuna değildir. Bu nedenle, kişi duygularına aldırış etmemeyi öğrenmelidir. Bir yandan, hoş ve nahoş deneyimlerle doluyumdur, giderek daha hassas hale gelirim; ama aynı zamanda, tüm koşullarıma rağmen ilerlemeye devam ederim. Bu çok önemlidir.

Talep Herkesten Gelir

Soru: Kabalistlerin duasını örnek alıp, onun nasıl yoktan var olduğunu, büyüdüğünü ve sonunda nasıl dolduğunu sizinle birlikte çalışabilir miyiz?

Cevap: Bu duayı her biriniz, ayrı ayrı oluşturmaya çalışmalı ve sonra bunları birleştirmeye başlamalısınız, böylece sonunda çoğunluğun duası ortaya çıkacaktır.

O zaman, Yaradan’a dönmek için birbirinizle nasıl birleşeceğiniz daha net hale gelecektir. Yaradan çok fazla şey talep etmez, asıl önemli olan bunun mümkün olan en yüksek nitelikte olmasıdır. Ve siz buna sahipsiniz.

Soru: Genellikle herkes onlu grubun duasını oluşturmaya katılmıyor; aynı dostlar, örneğin üç kişi katılıyor. Her bir kişinin duaya katkı yapması ne kadar önemli? Yoksa bu üç kişinin, onlunun tamamı adına talebi sunması yeterli mi?

Cevap: Fark etmez. Yine de talep herkesten gelir.

Aşırıya Kaçmayın

Soru: Çocuğunuzu yeni spor ayakkabılar, tabletler veya oyuncaklarla satın almaya çalışmayın. Peki, bir çocuğu nasıl “satın alırsınız”?

Cevap: Ona arkadaşı olduğunuzu, onunla sözüm ona aynı seviyede olduğunuzu göstererek. Ve bunun için kendinizi ne kadar çok yeniden yaratmanız gerektiğini, ne kadar değişmeniz gerektiğini bir düşünün.

Soru: Evet, değişmesi gereken benim. Peki “arkadaş” kelimesiyle ne demek istiyorsunuz?

Cevap: Onu anlıyorsunuz, ona yardım etmeye, destek olmaya hazırsınız. Önemli olan onu anlamaktır.

Soru: Gelişim kursları, kulüpler, ders dışı etkinliklerle aşırıya kaçmayın. Çocuğun çocukluğunu doğal bir şekilde yaşamasına izin verin.

Ne demek doğal bir çocukluk yaşamak?

Cevap: Genel olarak evet. Çocuk ne istiyorsa onu yapmalıdır.

Soru: Bu kadar mı?

Cevap: En nihayetinde, o zaten arzularını ve düşüncelerini arkadaşlarından alıyor. Yani aslında bunlar onun arzuları ve düşünceleri değil. Ama yine de onu cesaretlendirin.

Yorum: Ama siz etrafınızın bestecilerle, müzikle çevrili olduğunu söylemiştiniz. Ve yavaş yavaş…

Cevabım: Bu bana herhangi özel bir şey vermedi.

Soru: Ama bu size müzik kulağı kazandırdı. Kesinlikle müzik kulağınız var. Hala çocuklara seçme özgürlüğü verilmesini düşünüyor musunuz?

Cevap: Evet.

Soru: Sözünüzü tutun. Bir kez söyleyin ikincide yapın. Çocuğu kandırmamak için ona hiçbir şey vaat etmemek daha mı iyi olurdu?

Cevap: Hayır, ama çocuk yetiştirme konusunda bir şeyler yapmak istiyorsanız, hem söz vermeli hem de sözünüzü tutmalısınız.

Soru: Hatalar yapmasına izin verin. Finli akademisyenler şöyle diyor: “Ne harika bir hata!” Yani, bir hata için şöyle bile diyebilirim: “Aferin. Hata yaptın.” Böyle bir yaklaşım kullanılabilir mi?

Cevap: “Aferin” ile değil. Ama hatayı bulup düzelttirerek. Burada bir hatan var. Ama Bu bir suçlama değil, onu kınamıyorsunuz.

Soru: “Çocuğunuzu aşırı sevmekten korkmayın.” – insanlar böyle der. “Aşırı sevmek” ne demektir?

Cevap: Aşırı sevgi göstermemek, özellikle de bunun engel teşkil edebileceği durumlarda.

Soru: Sevgi engel teşkil edebilir mi?

Cevap: Elbette. Her şey ölçülü ve dengede olmalıdır.

Tüm Onluların Dualarını Nasıl Birleştirebiliriz?

Soru: Günlük görevimiz, onluda bir dua oluşturmaktır. Birlikte duayı nasıl doğru bir şekilde netleştirebiliriz? Bir başka görevimiz ise bunu onlu grupların dualarıyla birleştirmektir.

Cevap: Bu gerçekten de zor bir mücadele. Ama asıl mesele, birbirimizi daha çok hissetmeye, ne kadar birleşemediğimizi hissetmeye çalışmalıyız.

Sadece kalplerimizin birleşmesiyle, Yaradan’ı aramızda hemen hissedebileceğiz. Bizi birleştirecek güç, Yaradan’dır.