Category Archives: 10’lu Gruplar

Grup, Tüm Umutlarımızın Toplandığı Yerdir

Soru: Gruptan ilerleme alamıyorsam, sorun nedir?

Cevap: Gruptan almanız gerektiğini düşündüğünüz şeyi almıyorsanız, şunlardan biri olabilir: ya grup size yeterince ilgi göstermiyor ya da genel olarak her bir kişiyi sürekli olarak uyandırma görevinde dikkatsiz davranıyor.

Belki de grup üyeleri ortak fikre, ortak arzuya yeterince enerji ve çaba harcamıyorlar; belki de dostlar arasında içten bir ateşin gerçekten alevlenmesi gerektiğine, bunun sadece sözlerle, mesajlarla veya diğer dışsal şeylerle değil, havada hissedilmesi gerektiğine yeterince dikkat etmiyorlar.

Bu mümkün olduğunca içeriden gelmelidir, ama öyle ki kimse dinlenememeli ve herkes bu kasırgaya atılmak zorunda kalmalıdır. Başka bir deyişle, grubu uyandırmamaktan kişi sorumludur, ama aynı zamanda tüm grup da sorumludur, çünkü grup herkesi içerir. Sonuçta grup, tüm arzularımızın, tüm umutlarımızın birleşimidir.

Soru:  Böyle bir durumu düzeltmek için nereden başlamalıyız?

Cevap: Bir araya gelip ne istediğimize karar vererek. Ve kendimizi düşerken hissettiğimiz anda, her birimiz hemen grubu “uyandırmaya” başlarız, böylece ulaştığımız seviyeden düşmeyiz. Aynı şey dışsal eylemler için de geçerlidir.

Dışsal eylemler içsel bağ ve içsel ateşleme için sadece birer araç olsa da, grubun içinde ilerlemek için çaba göstermeye istekli olan her bir kişiden ilham alırız.

Grup Bize Ne Öğretir?

Soru: Eğer grubun yapması gerekeni yapmadığını hissediyorsam, bu, benim bu duruma hazır olmadığım anlamına mı gelir, yoksa grup gerçekten yapmıyor mu? Bunun benim sorunum olup olmadığını nasıl anlayabilirim?

Cevap: Eğer siz gruba karşı eylemlerinizi yerine getirmeyi taahhüt ederseniz, grup da size karşı eylemlerini yerine getirmelidir.

Burada hem dışsal eylemlerden hem de içsel eylemlerden bahsediyoruz. Dışsal eylemler tek başına hiçbir anlam ifade etmez! Sadece dışsal eylemler gerçekleştirirsek, bu sadece bir girişimden ibaret olur.

Bu yüzden içsel eylemler burada son derece önemlidir. Gruptan ne istiyorum? Arzumu, enerjimi ve çabalarımı ona hangi amaçla yatırıyorum? Bunu sebepsiz yere mi yapıyorum? Çabalarımla bir şeye ulaşmak istiyorum!

Eylemlerimle, esasen gruptan tüm umutlarımı yerine getirmesini, beni ilerletmesini, uyandırmasını talep ediyorum. Aksi takdirde, tüm bunları neden yapıyorum ki? Sadece zaman geçirmek için mi?

Gruptan bir şeyler almalıyım. Soru şu: Ne istiyorum?

Ve grubun bana öğretmesi gereken şey bu: ondan ne istemem gerektiği.

Üst Dünya Grupta İfşa Olur

Çoğu insan mistisizmden etkilendiği için Kabala’ya gelir. Üst dünyalarda neler olduğunu, orada hangi yasaların geçerli olduğunu merak ederler ve bir insan için en önemli şeyin üst dünyayı ifşa etmek, onunla etkileşime geçmek ve içsel hissiyatlar yoluyla ona girmek olduğunu anlamazlar.

Ne kadar garip görünse de ve bu bizi bilinçaltında veya bilinçli olarak ne kadar itse de, üst dünyanın ifşa olması, kendi başına ayrı bir yeri olmadığı için, sadece bizim dünyamızda onu inşa etmekle gerçekleşir. O, bizim aramızda, birbirimizle olan ilişkilerimizden inşa edilir.

Aşağıdaki egoist ilişkilerimizi üst ilişkilerle, ihsan etme ve sevgiyle ıslah edersek, aramızda üst dünyanın niteliklerini keşfedeceğiz ve bu, kimyasal bir çözelti içinde geliştirilen bir fotoğraf gibi yavaş yavaş ifşa olacaktır.

Zaten yavaş yavaş bize ifşa oluyor ama biz buna hazır değiliz ve bu nedenle her türlü belirsiz ve hoş olmayan olguyu yaşıyoruz. Aniden dünyamız yönetilemez hale geliyor ve ne olduğunu anlamıyoruz. Aniden bir yandan diğer yana savruluyoruz; her şey son derece öngörülemez hale geliyor.

Bu, bir sonraki, olağandışı derecesi giderek kendini ifşa ettiği için olur; bu derece, teknolojik gelişime veya sosyal ilişkilerin düzeltilmesine olan ihtiyacın yavaş yavaş ortaya çıktığı geçmişteki derecelerden farklıdır. O zamanlar, dünya görüşümüzü biraz değiştirdik, ancak aynı yönde, kendimizi ve dünyayı daha fazla sömürme yönünde gelişmeye devam ettik. Bu gelişmeyi bir dereceye kadar yönetebildik. Zaman zaman, toplumun bir kısmı değişime direnirken, bir kısmı değişimi talep ettiği için çeşitli devrimler yaşandı.

Ancak bugün, neyi arzulayacağımızı bilmediğimiz özel bir durumda bulunuyoruz. Değişimi destekleyen ya da karşı çıkan kimse yok; hepimizin kafası karışık. Bu kafa karışıklığı çok endişe verici; bizi pasif ve şekilsiz hale getiriyor, bize ne olduğunu ya da ne yapmamız gerektiğini anlamıyoruz. Herkes kendi yönüne çekiyor ve eline ne geçerse ondan mümkün olduğunca fazla yararlanmaya çalışıyor, bugün bir şeyler kapmaya çalışıyor, çünkü yarın ne olacağı belli değil. İşte böyle yaşıyoruz. Bir gün tüm bunların sona ereceğini ve kaderin bizi bir şekilde bir yere götüreceğini umuyoruz.

Gerçekte ise görünürde bir çıkış yolu yok, çünkü dünya bizim tanımlamadığımız belirsiz bir yörüngede gelişmeye başlıyor. Bu nedenle ne sosyologlar, ne psikologlar, ne Marksistler, ne faşistler, ne milliyetçiler, hiç kimse bize ne yapmamız gerektiğini söyleyemez. Böyle durumlarda insanlar daha çok dine yönelir ve onda sakin bir sığınak, güvenli bir liman bulurlar. Bunun onları sakinleştireceğini düşünürler, ama aynı zamanda bunun soruna gerçek bir çözüm olmadığını, sadece psikolojik bir hap olduğunu da anlarlar. Ama ne yapmaları gerektiği bilinmezliğini korur.

Bu belirsizlik her geçen gün kendini daha fazla gösteriyor ve insanlar artık bu konuyu açıkça konuşmaya başladı. Geçmişte kimse bunu yayınlamak ya da dünya gelişiminin yeni bir aşamasına geçildiğini kabul etmek istemiyordu. Biz uzun zamandır bu konuyu konuşuyorduk, ancak bilim adamları, filozoflar, politikacılar ve sosyologlar da dahil olmak üzere insanlar bizimle aynı fikirde değildi; bunu inkar ediyorlardı. Ancak bugün artık saklanacak bir şey kalmadı.

Eskiden dünyayı değiştirmek için reçeteleri olduğuna inanıyorlardı, ama şimdi tüm reçetelerinin etkisiz olduğu kanıtlandı ve sonuç olarak kendimizi kafa karışıklığı içinde buluyoruz.

Bu nedenle, dünyada neler olup bittiğini ve bize, özellikle de grubumuza neler olduğunu anlamalıyız, çünkü biz olmadan insanlık dünyanın bir sonraki aşamasını ifşa edemez. Bunu kendimiz yapmalıyız: önce kendimiz için ifşa etmeliyiz, sonra da tüm dünyaya nasıl yapıldığını göstermeliyiz. Bu nedenle çift sorumluluğumuz var: her birimiz herkes için, hepimiz de tüm dünya için.

Dünya çok basit bir şekilde ifşa olur. Doğanın bizden talep ettiği doğru ilişkiyi kendi aramızda biz kurarız. Kendi dünyamızda manevi yasaları edinmeliyiz ve sonra, bu yasalara ne kadar benzersek, bu dünyanın bizim dışımızda yer almadığı için, yeni niteliklerimizle aramızda nasıl ifşa olmaya başladığını keşfedeceğiz. Bizler, Kabala’da incelediğimiz tüm güçler, tüm boyutlar, hayal edebileceğimiz her şey, bir sonraki, daha yüksek manevi durumumuzda şimdiden varız. Sadece bunu görmüyor veya hissetmiyoruz; bu, aramızda bir yerde dolaşıyor.

Üst dünyayı ifşa etmek için, öncelikle aramızdaki doğru bağı ifşa etmeliyiz. Bugün bu bağ egoistiktir ve bu nedenle içinde sadece kendi dünyamızı hissediyoruz. Dünyamızın, çevremizdeki her şeye karşı doğal, egoist tutumumuzdan kaynaklanan bir duygu olduğunu hayal bile edemiyoruz. Başka bir deyişle, çevremde gördüklerim, her şeyi egoist bir şekilde algılamamdan kaynaklanıyor. Benim için neyin iyi ya da kötü olduğunu, çeşitli tezahürlerin, fenomenlerin ve yasaların benim için ne kadar hoş ya da hoş olmayan olduğunu değerlendiriyorum. Ve bu şekilde onları özümsüyorum, içime kazınıyorlar ve benim dünya resmimi oluşturuyorlar.

Ama tutumumu değiştirirsem, çevremdeki her şeyi, dünyanın benim için iyi veya kötü olmasına göre değil, egoizmimden değil, onun üstünde, kendimin dışında, iyi olarak algılamaya başlarsam, o zaman egoizm ve doğamın üstüne çıkarak, üst dünyayı algılamaya başlayacağım.

Bu amaçla, bu dünyanın bir mini modeli olan grup oluşturuldu; bu grup içinde, yeni bir tutum ve yeni bir dünya görüşü benimsemek için kendimizi yavaş yavaş eğitmeliyiz. Rabaş bunun hakkında yazar.

Ondan önce, Kabalistler bu konu hakkında açıkça yazmamışlardı; dünya henüz hazır olmadığı için sadece geçiştirerek bahsetmişlerdi. Ancak geçen yüzyılın başında, bütünsellik ve karşılıklı bağımlılık kendini göstermeye başladığında, Baal HaSulam tüm dünyanın tek bir aile gibi olduğunu yazmaya başladı. O zamandan bu yana yüz yıl geçti, ancak bugün bunu yavaş yavaş anlamaya başlıyoruz. Hâlâ onun algıladığını göremiyoruz.

Bütünselliğin tezahürü, aramızdaki manevi alanı hızla hakimiyet altına almaya ve bu alanda var olmaya ve yaşamaya başlamamız için çok ciddi bir işaret olmalıdır. Bu konuda öncü olacağız. İnsanlığa, bugün dünyamızda hangi yasaların işlediğini ve bu yasaların giderek daha fazla ifşa olduğunu, herkesin güvende, rahat ve iyi olması için bu yasaların nasıl kullanılması gerektiğini anlatabileceğiz. Sadece bedenimiz ve maddesel dünyamız olarak görünen şimdiki durumumuzu değil, sonsuzluk ve mükemmellik durumunu da hissetmeye başlayacağız.

Bunun için bize grup verilmiştir, böylece grup içinde manevi dünyanın kanunlarını uygulamaya başlayabilir, bunları aramızda şekillendirebilir, inceleyebilir, kendimizi bunlara uydurmaya çalışabilir ve bunları gerçekleştirebiliriz. Bir insanın buna uyum sağlaması çok zordur, çünkü ona her zaman üst dünya, ruhun uçup gittiği bir yerlerde, yukarıda yer alıyor gibi gelmiştir. Ama gerçekte o tam burada yer alır ve “üst” kavramı, maddesel dünyaya kıyasla niteliklerinde daha yüksek olduğu anlamına gelir.

Tüm manevi dünya, bizim dünyamızdan niteliksel olarak farklıdır. Bunu iyi hatırlamalıyız, o zaman onun burada olduğunu anlayacağız. Sadece niteliklerimizi daha üstün, daha iyi niteliklere dönüştürmemiz gerekiyor, o zaman onu hissetmeye başlayacağız. Bu fikre alışmalı, onu içimize sindirmeli, içselleştirmeli ve tüm düşüncelerimize, arzularımıza, duygularımıza, başkalarıyla olan ilişkilerimize ve dünya görüşümüze nüfuz edecek şekilde davranmaya başlamalıyız. Kabalistik pratik tam olarak bundan ibarettir.

Bunu yaparsak, çok geçmeden eski egoist görüşümüzün odak noktasını gerçekten kaydırabilir ve tüm insanlığın tek bir sistemde birbirine bağlı olduğu farklı bir dünya görebiliriz.

O zaman birbirimizle ve diğer herkesle olan bu yeni ilişkilerimizde, üst doğayı ve onun içindeki kendimizi tamamen farklı hissetmeye başlayacağız. Artık kendimi bedenin içinde değil, bedenin dışında, sözde ruhumda, yani başkalarına karşı tutumumda hissedeceğim. Beden ölebilir, ama bu önemli değil. Kendimi bedenin ötesinde, başkalarıyla olan bağların içinde var olduğumu hissedeceğim. Bu paylaşılan enerji, paylaşılan nitelik, paylaşılan arzu, hepimiz için ortak ruhumuzu oluşturur.

Bu nedenle, egoist olarak yaratılmış olsak ve birbirimizle bu şekilde ilişki kurmuş olsak da, ilişkilerimizi ıslah etmenin üst dünyayı ifşa ettiği anlayışına kendimizi ayarlamaya başlamalıyız.

Kabala bilgeliği ve grup içindeki etkileşimin açık kuralları, aramızda yeni manevi nitelikler yaratmaya başlamamıza yardımcı olmayı amaçlamaktadır. Bu nitelikler sayesinde kendimizi ve grubu tek bir manevi Kli (kap), bir ruh olarak hissetmeye başlayacağız ve bu ruhun içinde ortak bir ihsan etme ve birbirine bağlılık niteliği ifşa olacaktır. Bu kap, tüm yaratılışın temel nedeni olan özel bir nitelikle dolacak ve biz bu niteliği Yaradan olarak hissedeceğiz.

Bu nedenle, “komşunu sevmekten Yaradan’ı sevmeye”, “komşunu kendin gibi sev – büyük manevi yasa” gibi birçok iyi bilinen ifade vardır. Bunlar tüm bunları alegorik bir biçimde ifade ederler ve ilk başta bize sadece hoş ahlaki öğretiler gibi görünürler. Gerçekte ise, tıpkı bizim dünyamızda yerçekimi, etkileşim ve moleküllerin, atomların ve gök cisimlerinin davranışlarının almaya dayandığı gibi, her şeyin dayandığı varoluşun temel yasalarını aktarırlar.

İçimizdeki ve dışımızdaki her şey egoist doğadır. Biz onun içinde varız, ama orada gelişimimizi çoktan tamamladık. Şimdi yeni, alturistik bir doğa geliştirmeye başlamalıyız. Bu nedenle, tüm özenimiz, tüm gücümüz ve tüm dikkatimiz, bizi itse de, duymak istemesek de ve ciddiye almasak da, aramızdaki bağı değiştirmek için yönlendirilmelidir. Sonuçta, bunlar genellikle çocuklarımızı eğitirken kullandığımız kuralların aynısıdır; onlara kavga etmemelerini, nazik ve kibar olmalarını söyleriz.

Ancak burada tamamen farklı bir şey kastedilmektedir: diğerini kendimden daha üstün, sanki onun devamıymışım gibi algılamam gerekir. Böyle bir seviyeye ulaşmalıyız, ancak o zaman dış evrende kendimizi hissetmeye başlayabiliriz.

Dostlara karşı sevgi geliştirmenin gerekliliği, her şeyden önce, dünyanın bugün bizden talep ettiği şeyden kaynaklanmaktadır. Doğa bizi bir sonraki aşamaya itmektedir. İnsanlar henüz bunun farkında değiller, ancak bu konuyla ilgili birçok çalışma ve makale yayınlanmıştır. Dolayısıyla, dostlara karşı sevgi ihtiyacı, dünya ve tüm doğanın bunu talep etmesi nedeniyle ortaya çıkmaktadır.

Öte yandan, eğer yukarıya, kendimizi sadece hayvani bir varlık olmaktan daha fazlası olarak tanımaya yönelik bir özlem duyuyorsak, bunu tam da bu şekilde gerçekleştirmeliyiz.

Dostlarımızı biz mi seçiyoruz?

Hayır, onları biz seçmiyoruz. Onlar, insanlığın yeni durumunu oluşturan aynı alan aracılığıyla bir araya geliyor ve toplanıyorlar. Hepimizi içeren bu alan, sanki altımızda var olur. Bizi bir araya getirir ve düzenler, böylece nihayetinde her ülkede ve her bölgede insanlar birbirlerine çekilir, birbirlerini bulur ve bir araya gelirler. İnternet veya diğer araçlar aracılığıyla, başka yerlerde de kendileri gibi, aynı niyet ve arzuları olan insanlar olduğu bilgisini alırlar. Dünyadaki etkileşimin temel yasası olan form eşitliği yasasına göre, elektrik veya manyetik alandaki elektrik yükleri gibi birbirlerine çekilirler. Böylece biz dostlarımızı buluruz, onlar da bizi bulur.

Bu nedenle onları biz seçmiyoruz. Onlar bu alan tarafından seçiliyor, sıralanıyor ve bir araya getiriliyor. Bu alan, insanları belirli manevi potansiyellerine göre gruplar halinde birleşmeye itiyor. Ben dostlarımı seçmiyorum, onlar da beni seçmiyor, ama bu sadece başlangıç koşulu, daha ileriye gitmek için bir davet. Gruba gelmeden önce var olan her şey sadece bir başlangıç noktası olarak var.

Bu noktadan itibaren harekete geçmeli ve çaba göstermeliyim. Ve burada çok ciddi bir sorun ortaya çıkıyor. İnsanlar kendilerini incelemeye başlar ve sorarlar: “Gerçekten bu yüzden mi gruba geldim? Beni çeken şey bu mu? Gerçekten bu işe kendimi adamam mı gerekiyor? Kabala’nın başka bir şey olduğunu sanıyordum!”

Her şeyden önce, içlerinde ifşa olan bu maneviyat arzusunu, bu yeni noktayı, bu yeni niteliği açıkça tanımalı ve bunun bir grupta diğerleriyle birleşme ihtiyacıyla nasıl bağlı olduğunu anlamalıdırlar. Bu çok zor bir geçiş sürecidir. Burada içsel olgunlaşma ve analiz aşamalarından geçmeliyiz.

Bu gelişim aşamasının tamamını kişisel deneyimlerimden biliyorum. Bilim, felsefe ve doğa çalışmalarına eğilimli bir kişi olarak, birdenbire psikolojiyi ve başkalarına karşı tutumumu incelemek zorunda kaldığımı anlamak benim için çok zordu. İnsanlara hiç ilgi duymamıştım; başkalarına ihtiyacım olduğunu hiç düşünmemiştim. Hücremde her zaman bir “yalnız kurt”tum ve en sevdiğim aktiviteyle, kitap okumakla meşguldüm. Başka hiçbir şey ilgimi çekmiyordu. Kabala sayesinde üst dünyayı edineceğime ve Kabala bilgeliği ve üst dünyayı edinmenin en önemli şeyler olduğuna inanıyordum. Bu edinimin, tamamen yeni içsel nitelikler oluşturmaktan geçtiğini, bu nitelikleri, bu dünyada benim gibi, aynı şeyi hedefleyen diğer insanlarla ilişkilerim aracılığıyla geliştirmem gerektiğini hayal bile edemezdim.

Rabaş ile çalışmaya başladığımda da bunu anlamamıştım. Ancak daha sonra bana, ilerlemek için bir gruba ihtiyacım olduğunu ve her zaman onun yanında olsam bile tek başıma hiçbir şey başaramayacağımı söyledi.

Grup olmadan ilerlemek imkansızdır! Bu benim için çok zordu ve bu nedenle her biriniz için ne kadar zor olduğunu çok iyi anlıyorum. Bu psikolojik engel herkesin önünde duruyor. “Komşunu sev”in üst dünyayı ifşa etmenin koşulu olduğunu açıklamaya başladığımızda dünyada ne olacağını hayal edin. Kim buna inanacak? Kim buna katılacak? Kim buna dahil olacak?

Bu fikri dünyaya nasıl aktarabiliriz? Eğer bunu çekici hale getiremezsek, dünya, bizim onu çekmek ve ona iyi bir yol göstermek istediğimiz gibi ileriye doğru çekilmek yerine, arkadan gelen muazzam acılarla bu fikrin gerçekleşmesine doğru itilecektir.

Bu nedenle, çalışmaya ve alturistik ilişkilere, karşılıklı yardımlaşma ve karşılıklı katılım kurmaya yönelik muazzam çabalarımız sadece kendimiz için değil, bunu dünyaya gösterebilmek, açıklayabilmek, duygusal ve içsel olarak aktarabilmek ve insanlığın gelecekteki durumunu iletebilmek için de gereklidir.

Bundan, grup içinde doğru etkileşim için ana koşul ortaya çıkar. Her üye, dostlarının önünde kendini açıkça ifade etmeli, hedefin yüceliğini göstermeye çalışmalı ve onu nazik, doğru ve başkalarına karşı dikkatli olmaya zorlayan şeyin tam da bu yücelik olduğunu vurgulamalıdır. Hedefin önemini kasıtlı olarak göstermek, içimizde üst dünyayı hissetmek için yeni bir manevi araç yaratmaya başlamak, bugün olduğu gibi içimize değil, dışımıza bakmak için gereklidir. Böylece manevi alanı görme ve hissetme yeteneği kazanırım.

Bu nedenle, grup ve dostlar bana örnek göstererek, bana ilham vererek bu konuda yardımcı olmalı ve ben de onlara yardımcı olmalıyım. Yanımda her zaman birbirleriyle doğru ilişkiler kuran, tek bir bütün gibi davranan birkaç kişi bulunmalıdır. Bu, büyük gruplarda özellikle önemlidir, çünkü bu gruplarda, bizi onlardan daha yükseğe ve daha yükseğe çıkarmak için kasıtlı olarak hareket eden tüm sorunların ve itici güçlerin üstesinden gelmek gerekir. Başkalarını kasten sevmemek, nefret etmek veya onlara kayıtsız kalmak zorunda bırakıldığımı anlamalıyım ki, buna oranla, birbirimizi iten güçlere karşı koymak ve onların üstesinden gelmek için kendi içimde zıt güçler geliştirebileyim.

Bunu anlamak son derece önemlidir. “O’ndan başkası yok” dediğimizde, her şeyin gerçekten O’ndan geldiğini anlamalıyız. Her şeyi bizim için O ayarlar. Grup içinde birlikte çalışmaya başladığımızda ve aramızda hoş olmayan ilişkiler ortaya çıktığında, bunlar tam da ilerleme için en etkili durumlardır.

Bunlar, ancak biz onların üstüne çıkabildiğimizde karşımıza çıkar. Bunu anlamıyorsak, bunun tek nedeni, aramızda bizi destekleyecek ve olanların üstüne çıkmamız için doğru yönelimi sağlayacak böyle bir topluluk, böyle bir atmosfer yaratmamış olmamızdır.

Bu nedenle, grup içinde bizi düşürmeyen, sanki havada gibi sürekli bizi destekleyen bir atmosfer yaratmaya çalışmalıyız, böylece kendimizi yükseldiğimizi ve tüm sorunların üzerinde uçtuğumuzu hissedebiliriz. Sorunlar altımızda ortaya çıkar, biz ise bizi iten güçlere rağmen daha da yükseliriz ve birbirimize daha da yakınlaşırız. Manevi çalışma sürecinde, birçok itici güç ve fenomen ortaya çıkar ve biz bunlardan ders almalıyız, çünkü manevi güçler ve fenomenler bunlara tamamen zıttır.

Bir dostumdan beni uzaklaştıran egoist bir güç üzerinde çalışmaya başlar başlamaz, maneviyata girişin nerede olduğunu daha net bir şekilde anlamaya başlar, orada bir şey olduğunu hissetmeye başlarım. Bunun üstesinden gelmeye çalışın ve onun tam burada, önünüzde nasıl ortaya çıktığını göreceksiniz. Sürekli olarak rahatsızlıkların, aramızdaki tüm çatışmaların ve çelişkilerin üstünde yüzmeye çalışmalıyız.

En önemli şey karşılıklı yardımlaşmadır, grup Arvut (karşılıklı garanti) adı verilen bir karşılıklılık duygusu yarattığında. Her birimiz diğerlerini desteklemeliyiz; bir an onu destekliyorum, bir sonraki an o beni destekliyor. Düştüğümde kimse beni desteklemezse, hiçbir şey yapamam, çünkü o anda içimde sadece bir egoist güç işliyor. Kendim ve diğerleri arasında bağ ağları kurmamışsam, düşerim. Kendim ve grubun diğer üyeleri arasında sürekli olarak olumlu bağlar kurmalıyım. O zaman, düştüğümde onlar beni destekler ve kaldırır; onlar düştüğünde ise ben onları tutarım. Böylece birlikte yükseliriz.

Bu nedenle, “komşunu kendin gibi sev” üst dünyayı edinmenin temel yasasıdır. Bu, bizim dünyamızdaki sevgiyle hiçbir şekilde karşılaştırılamaz, çünkü Yaradan’ın kasıtlı olarak önümüze koyduğu manevi engellere karşı, karşılıklı destekten bahseder. Bu nedenle Firavun, Yaradan’ın zıt tezahürü olarak tanımlanır. Firavun’un üstüne çıkıp, en azından ondan, sözde Mısır sürgününden kaçmayı başarırsak, bir sonraki manevi seviyeye ulaşırız.

Burada, edinmemiz gereken çok ciddi bir nitelik ortaya çıkıyor: korku niteliği, düşme korkusu, aramızda ortaya çıkan rahatsızlıkları, Yaradan’dan değil, insanlardan, dostlardan geliyormuş gibi ciddiye almaya başlama korkusu.

Bu, en sık yaptığımız hatadır: nedenini bile anlamadan, birdenbire başkalarına, onlar da bana gücenmiş hissetmeye başlarız. Bana göre onlar yanlış bir şey yapıyorlar ve ben geri çekilmek, yalnız kalmak, başkalarını düşünmemek, onlara dikkat etmemek istiyorum. Ama “istiyorum” diye bir şey yoktur, çünkü “O’ndan başkası yok” ve bu tutumu içimde düzenleyen ve şekillendiren Yaradan’dır. Bu nedenle kişi sürekli olarak niteliklerini, içinde neler olup bittiğini analiz etmeli ve tüm bunların Yaradan’dan geldiğini hatırlamalıdır. Bu şekilde, kendimizi sürekli olarak manevi alana doğru ilerletiriz.

Bu nedenle Rabaş makalelerinde ilk olarak “komşunu kendin gibi sev” kuralını ve buna sürekli olarak ulaşma arzusunu yazar.

İkincisi, bilinçsiz bir duruma düşme korkusudur; kendinizi doğru şekilde ayarladığınızı düşünürken, aniden gruptan koparsınız, grup sizi ilgilendirmez hale gelir ve “kendinize ait” bir şey ortaya çıkar. Bu, manevi bir hatadır: kişinin onlara karşı yeni tutumunda üst dünyayı, Yaradan’ı hissetmeye başlamasını sağlayan dostlara doğru hareketten kopmak. Başka hata yoktur, sadece bu vardır! Ve bağ kurmak için çabalamak dışında başka bir emir, yani başka bir doğru manevi eylem yoktur.

Ve üçüncüsü: dostlarımızla bağ kurmaya ve bu bağı sürdürmeye çalıştıktan sonra, bu bağı kaybetme korkusuyla hareket etmeliyiz ve bu bağ içinde Yaradan’ı ifşa etmeyi arzulamalısınız.

Böylece, Yaradan’ı ifşa etmek için üç koşul vardır ve bunların hepsi önümüzde durmaktadır.

İlk olarak, dostlara doğru içsel bir hareket yapmaya, kendimi onlarla birlikte hissetmeye ve kendimi ve onları sürekli olarak “O’ndan başkası yok” durumunda desteklemeye çalışırım ve içimizde olan her şeyin O’ndan geldiğine inanırım. Kendimizi bu bağa ayarlamalı ve onu kaybetmekten korkmalıyız. Eğer karşılıklı Arvut’ta bu şekilde davranırsak, o zaman bu eylem içinde, hemen Yaradan’ın ifşa olmasını arzulamalıyız.

Birlikte deneyelim! Nasıl işlediğini göreceksiniz. En azından, buna karşı içsel bir yatkınlık, bunun mümkün olduğuna dair bir ön his oluşturacaksınız. Yeni titreşimler hissetmeye başlayacaksınız. Böylece, grubun yardımıyla hedefe doğru ilerleriz.

Günümüzde bu, erkekler ve kadınlar için eşit derecede geçerlidir. Kadın ve erkek egoizminin elbette nüansları vardır, ancak bunlar önemsizdir; esasen aynı egoizmdir. Hiçbir koşulda kırılmamalı veya yok edilmemelidir. İçinizde sürekli olarak ortaya çıkan egoizmin tüm dalgalanmalarının üzerinde süzülmelisiniz. Sonuçta, Yaradan tüm bunları önünüze koyar ve siz üzerine yükselirsiniz. Buna “mantık ötesi inanç”, egoizm ve almanın üstünde ihsan etme denir.

Bu nedenle sürekli olarak dostlarımızı düşünmeli, herkesin kendini desteklenmiş hissettiği, ayrılmaktan korktuğu ve niyetlerimizle sürekli olarak herkesi bir arada tutmaya çalıştığımız geniş bir küresel manevi ağ oluşturmaya çalışmalıyız.

Grubun önemini anlamak gerekir, çünkü özünde, ondan başka bir şey yoktur. Bu, aramızdaki bağ aracılığıyla üst dünyayı yarattığım ortamdır. Onu ilişkilerimiz içinde inşa ederim.

Üst dünyanın kendi başına bir biçimi yoktur. Bizim durumumuz ve üst ışık vardır. Birbirimize doğru çabaladığımız ölçüde, çabalarımızdan, içimizde üst dünyanın resmini oluşturacak ve bu resim yavaş yavaş kendini göstermeye başlayacaktır: Assiya, Yetzira, Beria ve diğer dünyalar. Her şey birbirimizle olan doğru ilişkilerimize bağlıdır ve o zaman, tam burada, aramızda, üst dünyayı bulacağız.

Bu nedenle, öldükten sonra onu veya gelecekteki bir dünyayı göreceğimizi düşünmeyin. Bu hiçbir şeye yaramaz, çünkü biz hayvanız. İçimizde geliştirmemiz gereken manevi durumun embriyonik bir noktası dışında hiçbir şey yoktur. Eğer onu geliştirirsek, manevi bir beden, yani karşılıklı ihsan etme ve sevgi olan, onu dolduran yaşam ışığını alacağımız ortak ihsan etme arzumuzu edineceğiz. Bu bizim manevi koşulumuzdur. Ama eğer bu yoksa, o zaman biz sadece hayvanız. Ölür ve doğarız. Başka bir deyişle, sonsuz manevi noktamız bir kez daha hayvansal bir insan formu alır ve kendimizi bir kez daha gerçekleştirmek için yeniden doğarız.

Ancak bugün, “Hayatınız boyunca dünyanızı göreceksiniz” denildiği gibi, kendimizi şimdi gerçekleştirmemiz gereken bir durumdayız. Yapmamız gereken budur. Bu nedenle, dostlarımızla birlikte, sürekli olarak “sevgi tüm günahları örter” koşulunda olmalıyız. Bu koşula ulaşana kadar dinlenemeyiz. Sürekli hareket halinde olmalı ve birliğimizi ileriye taşımalıyız.

Bundan doğal olarak, aramızda kurduğumuz tüm yapılar ortaya çıkar. Esasen, bunlar üst dünyanın ilk ifşası zamanından kaynaklanır; eski Kabalistler, bunun birbirleriyle olan bağları aracılığıyla ifşa olduğunu görmüşlerdir.

İbrahim, Babil’den çıkardığı grubuyla tam da bunu yaptı. Grubun tüm üyeleri “komşunu kendin gibi sev” yolunu izlediler ve manevi dünyanın temel kuralını gerçekleştirdiler. Bu, o zaman bile o grubun temel niteliği olarak ifşa oldu ve tanımlandı. Bu nedenle, grubun tüm koşulları ve yasaları bundan kaynaklanmaktadır.

Bu yasalar arasında karşılıklı destek, dostların önünde hedefin ve grubun yüceliğini sürekli olarak göstermek, her konuda yardımcı olma arzusunu ifade etmek, başkalarına eşit ve hatta onlardan daha aşağı olmak yer alır. Ayrıca, kişinin çeşitli yemekler düzenlemesi ve insanları birbirine bağlayan her şeyi yapması gerekir. Bu bizim için en önemli şey olmalı.

Tüm bunlarda ustalaşırsak, teorik olarak tekrarlarsak ve pratik olarak uygularsak, şüphesiz kısa sürede üst dünyanın hissine gireceğiz.

Soru: Aramızdaki bağ noktasını nasıl keşfederiz? Buna nasıl odaklanmalıyız?

Cevap: Bağ noktası aramızda, ama ben bir dostumun kalbine ulaşmaya çalıştığımda ve o da benim kalbime ulaşmaya çalıştığında ifşa olur. Bunun hakkında düşünmeme veya endişelenmeme bile gerek yok. Onun kalbine ulaşmaya çalıştığım anda, aramızda sıcak bir şeyin, parlak kırmızı bir disk gibi somut bir şeyin ortaya çıktığını hissetmeye başlarım. Duygularımız parlamaya başlar. İlk duygu sıcaklıktır. Bu henüz manevi bir koşul değildir, ancak ondan önce gelir.

Soru: Dostlar arasındaki bağ ne kadar yakın olmalıdır? İçsel olarak birbirimizle daha derin bir şekilde birleşmek için sürekli çaba göstermeli miyiz?

Cevap: Dostlar arasında kesinlikle tam, kesintisiz ve manevi bir bağ olmalıdır. Bu, başkaları hakkında sürekli düşünerek, sürekli bağ için sürekli çalışmaktır. Başkalarıyla ilgili olmayan her şey maneviyata zıttır ve sizi hedeften uzaklaştırır. Bu nedenle bu sürekli bir çalışmadır ve sürekli bir çabadır ve zor değildir.

Birbirimizi sürekli ilham verirsek, birbirimizden muazzam bir enerji alacağız. Yeni olanaklar açılacaktır. Yorgunluk ortadan kalkacaktır, çünkü o zaman egoizme karşı çalışmaya gerek kalmayacaktır. Dostum beni düşünmeye başlar başlamaz, ben kendimi düşünmeyi bırakırım. Onu düşünmeye ve ona ilgi göstermeye başlar başlamaz, o da kendini düşünmeyi bırakır. Sonra birlikte tüm sorunların üstesinden geliriz. Bu durumda birbirimizi desteklemekten başka hiçbir endişemiz kalmaz. Artık egoizmi hissetmiyoruz, onun üstesinden geliyoruz.

Soru: Grupta “ahududu topu” ile nasıl çalışırız?

Cevap: Öncelikle, onu keşfetmeyi hedeflemeliyiz. Birbirimize uyum sağladığımızda, bu karşılıklı temas, etkileşim ve destek için koşullar yaratır. Hiçbir şey bizi korkutmaz, hiçbir şeye ihtiyacımız yoktur ve birlikten başka hiçbir şey düşünmeyiz.

Soru: “Komşunu sevmek” ne anlama gelir?

Cevap: Komşunu sevmek, dostumun yaşam ve varoluş için gerekli her şeye sahip olması için ona değer vermem, ama bundan fazlasını değil, ayrıca benimle birlikte, ortak arzumuz içinde manevi niteliği edinmek için gerekli her şeye sahip olması anlamına gelir. Bir dostla karşılıklı ihsan etme niteliğini edinmek, tam da benim üst dünyayı hissetmeye başladığım manevi Kli’dir (kap).

Soru: Bu hiçbir kaynakta anlatılmıyorsa, dünyadaki tüm gruplar nasıl birleşebilir?

Cevap: Gerçekten de, kaynaklar dünyadaki tüm grupların bağından bahsetmiyor ve bu çok ciddi bir sorun. Ancak, bu tür gruplar her yerde ortaya çıktığı için, bu sorunu aşacağımız açıktır. Konferanslar, seminerler, kongreler ve dost toplantıları düzenliyoruz.

Gücüm yettiği sürece, mümkün olan her yere seyahat etmeye hazırım. Geri kalan her şey size, birbirinize karşı olan arzunuza ve birbirinizi hissedebileceğiniz ortak bir platformu ne kadar iyi oluşturabileceğinize bağlı.

Dünyada 50 grup olduğunu ve her birinin bir yüzü temsil ettiğini varsayalım. O zaman her grubun günlük bir cümle yazdığı ve diğerlerine desteğini ifade ettiği bir platform oluşturulmalı, çünkü bir şekilde bağ kurmaya başlamalıyız!

Aksi takdirde, ben sizi birbirinize bağlarım ve siz benim aracılığımla birleşirsiniz. Farklı grupların farklı materyaller yayınladığı dağıtım yoluyla birbirinizle daha doğrudan bağ kurmalısınız. Bu materyallerin aramızda dolaşmasını ve içlerinden en iyilerini seçmemizi sağlamaya çalışın.

Gerçekte, tüm bunlar içsel arzularımıza dışsal bir destektir. Bir grup kendini tek bir bütün olarak temsil ettiğinde, doğal olarak diğer gruplara karşı bir arzu geliştirecektir. Oradan, kendi içinde edindiği ihsan etme niteliği ile ileriye taşınacaktır.

Soru: Kendimizi sanal bir Kazakistan grubu olarak mı yoksa bir dünya grubu olarak mı güçlendirmeliyiz?

Cevap: Birbirinizle sürekli iletişim halinde kalmaya ve kendinizi güçlendirmeye çalışmalısınız. Ortak dağıtım faaliyetlerinde bulunun, ancak doğrudan Kabala’yı değil, bütünsel eğitimi dikkatlice tanıtın. En önemlisi, kongrelerde ve diğer etkinliklerde bir araya gelin.

Yorum: Bir kongreden sonra, güçlü bir sıcaklık ve bağ hissi vardır, ancak boşluk veya sis ortadan kalkmaz. Sanki yön duygusu kaybolmuş ve kongreden önce var olan ve çok yardımcı olan baskı ortadan kalkmış gibi hissedilir.

Cevabım: Sizde tam olarak bunu hissediyorum. Bu doğru. Sibirya kongresi, şimdiye kadarki tüm kongreler arasında en güçlü ve en içsel olanıydı. Eğer onları doğru bir şekilde, ihsan etme ve bağ kurma arzusu ile hazırlarsak, tüm kongreler böyle olacaktır. Her biri bir öncekinden daha yüksek bir seviyeye çıkacaktır.

Kongreden sonra, bir yandan sıcaklık kalır, oraya ulaştığımız hissi. Öte yandan, bu his bir tür sis içinde yüzer ve onunla ne yapılacağı belirsizdir. Onun daha parlak olmasını istersiniz, ama yavaş yavaş yok olur. Ne yapılmalı? Güçlendirilmeli!

Bu his, sadece aramızdaki bağ sayesinde güçlenir. Kongreden sonra kalan hissi alın ve bunu grup içinde, kendi aranızda pratik olarak gerçekleştirmeye başlayın. Gerçekten, sözlerle değil, duyumlar ve hislerle. Dans etmeye, sarılmaya, organize olmaya, ne isterseniz yapmaya başlayın! Bunu otomatik olarak değil, sadece kalpten yapmaya çalışın, kongrede olduğu gibi, kendinizin biraz üstüne çıkabildiğiniz gibi. Ben size yardım ettim, bu duyguları size aşıladım, ama şimdi bunu kendiniz yapma zamanı geldi. Bu duygular içinizde yaşıyor. Şimdi bunları kendi aranızda gerçekleştirin ve kaybolmasına izin vermeyin!

Kongreye iyi hazırlandınız ve ben de sizin arzularınıza elimden gelen her şeyi gerçekten verdim. Bundan sonraki farkındalık artık sizin sorumluluğunuzda, bu konuda size yardımcı olamam. İlişkilerde bir sonraki seviyeye, kişiden kişiye içsel bir arzuyla ciddi bir şekilde yükselmelisiniz. Buna kayıtsız kalmayın! Kalbinizi ortaya çıkarın ve diğerleri için onunla çalışmaya başlayın.

Soru: Bu nasıl başlar? Birisi ilk adımı mı atar? Yoksa “Birlikte bu şekilde hareket etmeye başlayalım” diye mi anlaşırız?

Cevap: Ne fark eder? Neden birini bekleyelim? Neden bir grubun içindeyim? Üst dünyanın ifşasını edinmek istiyorsam, hemen şimdi dostlarıma karşı harekete geçmeliyim. Onları beklememeliyim!

Onlar hiçbir şey yapmasa ve sadece ben hareket etsem bile, ifşayı edineceğim çünkü grup aslında içsel olarak bağlı ve manevi dünyada var; bu sadece bizden gizleniyor. Grubu görmüyorum; dünyaya karşı egoist tavrımı görüyorum. Tavrımı değiştirirsem, çevremdeki herkesin ıslah olduğunu göreceğim. Bu nedenle dostlarınızı beklemeyin, şimdi onlarla doğru bir ilişki kurmaya başlayın, bu üst dünyaya girmek için yeterlidir.

Soru: Bir grubun tüzüğünün hangi temel noktaları, konumdan bağımsız olarak zorunlu olmalıdır? Bizi tek bir dünya grubu olarak birleştiren nedir?

Cevap: Kabalist, derslere katılan, Maaser (onda bir) ödeyen ve başkalarıyla bağ kurmak için çalışan kişidir. Bunlar üç gerekli koşuldur. Bunu yaparsanız, yoldasınız demektir ve her şey sadece sizin arzunuza bağlıdır.

Soru: Bir insana, rahatsızlıklara rağmen “O’ndan başkası yok” diye ısrarla tutunacak gücü veren nedir?

Cevap: Sadece grubun desteği! Destek olmadan ilerlemek çok zordur. En azından ortak derslerimize katılın. Yalnız olsanız bile, bu size destek olacaktır. Ama yine de bunu kendi içinizde geliştirmeli, başkalarına karşı doğru tutumu geliştirmelisiniz, o zaman ilerleyebilirsiniz.

 

Yağ Kavanozu -Tek Bir Arzu

Soru: Şu anda onlunun içinde ne tür bir “yağ kavanozu” vardır? Bu nasıl kontrol edilebilir?

Cevap: Bu, üzerinde çalışılması gereken bir şeydir. Eğer şu anda birbirinizle bağ kurmaya yönelik tek bir arzu oluşturur ve bunu Yaradan’a yöneltirseniz, bunu hissedeceksiniz. Bu, sizin ortak arzunuz olacak.

Ve sonra bu arzunun kendisini hissetmesini sağlamalısınız; böylece onun Yaradan’la ne kadar bağda olduğunu hissedeceksiniz.

Kademeli Bir Geçiş

Soru: Son zamanlarda, onlu grupta, birlikteliği ve hatta Yaradan’ın varlığını giderek daha fazla hissediyoruz. O’nun yüzünün ifşası derecesine geçiş yaptığımız söylenebilir mi? Bu geçiş kademeli olarak mı gerçekleşir, yoksa bu bir sıçrama mı ve bu sıçramadan sonra bir daha asla aptallığımıza dönmeyeceğimiz bize netleşecek mi?

Cevap: Bu, Yaradan’ın ifşa olmasına kadar kademeli olarak gerçekleşir. Ve sonra kişi şu anda nerede olduğunu anlar.

Soru: Onlunun tamamı bu ifşayı birlikte takip etmek zorunda mı?

Cevap: Zorunlu değil, ama herkes bunun için çaba göstermeli.

Onlu İle Bağ Kurun

Soru: “Çabaladı ve buldu” denir. Bulmak, çalışmamızdan beklediğimiz “emek karşılığı ödül”ün tam tersiyse, bu, Yaradan’ın en beklenmedik yerlerde, bizim ödülü beklediğimiz yerde değil de onludaki birlikten ifşa olduğu anlamına mı gelir?

Onlu içinde bu koşula nasıl ulaşabiliriz?

Cevap: Onlu içinde, bağımızın Yaradan’ı ifşa etmeyi amaçlayan bir birlikteliğe ulaşmasına çalışmalıyız, böylece O’nun aramızdaki bağda ifşa olduğunu gerçekten hissedebiliriz.

Soru: Onlu ile bağ kurma çabamızda, Yaradan’ın bize verdiği derslerde, kişinin kendi egoizminin tuzağına düşmediğini ve bulduğunu nasıl bilebilir veya hissedebilir?

Cevap: Aramaya devam edin ve aradığınızı bulup bulmadığınızı veya gerçekten egoizmin ağlarına yakalanıp yakalanmadığınızı göreceksiniz.

Manevi Çalışma ile İlgili Sorular – 275

Soru: Baal HaSulam, İsrail ulusu, Tora ve Lişma emirlerinin yerine getirilmesine ulaşmadığı sürece dünyadaki sıkıntıların sona ermeyeceğini yazar.

Bunca yıl boyunca, hem Yahudilere hem de dünya uluslarına yönelik farklı çağrılarımız oldu. Sizce bu İsrail ulusu kimdir ve biz kime hitap etmeliyiz?

Cevap: Şu anda derslerimize katılan ve bizim yardımımızla yaradılış amacına ulaşmak isteyenlerdir.

Soru: Tüm insanlığa etki edecek güce sahip olmadığımızı söylediniz. Bu gücü istemeli miyiz, yoksa şimdilik onlu grubundaki çalışmaya odaklanmak daha mı iyi?

Cevap: Onluya odaklanmamız gerekir; tüm güçleriniz onun içinde olsun ve kendinizi tamamen onun güçlenmesine adamaya hazır olun.

Dostlarıma Karşı Tutumum

Birbirimize karşı tutumumuzu doğrudan ölçemeyiz. Birbirimizi ne kadar sevdiğimizi veya nefret ettiğimizi ancak dışsal bir nesneye göre ölçebiliriz.

Diyelim ki siz bir şeyi seviyorsunuz ve ben ondan nefret ediyorum veya siz benden daha çok seviyorsunuz; bu sevgi de görecelidir. Ve ancak bu şekilde ölçülebilir.

Bu, insanlar arasındaki bağın hassas içsel, manevi ölçüm tekniğinin temelidir, çünkü bu sayede onlar da Yaradan’la bağ kurarlar. Bu ölçüm çok kişisel olmalıdır çünkü hepimizin tamamen farklı arzuları vardır. Bu bağı ne ölçüde ayırt edebildiğimizi incelememiz gerekir. Ama şüphesiz ki ben sizin nefret ettiğinizi ben seviyorsam, birleşemeyiz.

Birbirimize karşı tutumumuzu bu şekilde test edebiliriz. Dünyada milyarlarca farklı olgu var ve eğer birbirimizi sevmek istiyorsak, tutumlarımızın her birine uyumlu olması gerekir. Buna yapışma denir.

Başka nasıl sizi, siz de beni inceleyebilirsiniz? Bu, ancak hem sizin hem de benim dışımızda olan bir ölçüt ile mümkündür. Kendimizi onunla karşılaştırarak, uyumlu olup olmadığımızı belirleriz. Yaradan’a karşı tutumuzu kontrol ettiğimiz ölçüt, gruptur; çünkü O’nunla birlikte olduğumuz yer burasıdır.

Grupla doğru bir ilişki kurarsam, Yaradan’ın en başından beri orada, dostlarla birlik içinde olduğunu keşfederim. Denildiği gibi: “Yaradan, halkının arasında yaşar.” O zaten grubun içindedir. Tek sorun, benim orada olmamamdır. Bu nedenle tüm çalışmam, kendimi dokuz dosta bağlamak ve onları tam bir onluya tamamlamaktan ibarettir.

Gruba bağlandığım ölçüde Yaradan ile bütünleşirim. Başka bir referans çerçevesi yoktur. Grup, kendimi ayarlayacağım ölçüt, standart, diyapazondur. Dostlardan hiçbir şey talep edilmez, hatta onların aynı fikirde olmaları bile.

Onlara koşulsuz katılır ve kendimi her şeyde iptal edersem, beni tüm kalpleri ve ruhlarıyla kabul ettiklerini ve Yaradan’ın aralarında yaşadığını keşfederim. Grup son ıslah koşulundadır.

Kalbin Sertleşmesi – Yükselmeye Bir Davet

Kongre nedeniyle, onlumuzdan biraz uzaklaştığımızı ve sonra yeniden yakınlaştığımızı, tıpkı bir sarkaç gibi ileri geri sallandığımızı hissettik; birbirimizle veya Yaradan’la olan bağımızın ve derse karşı tutumumuzun derecesi değişiyordu. Güç ve arzu azalıyor, bir zayıflık geliyor, ardından güç geri dönüyor. Sarkaç hareketinin her ileri ve geri tam dönümü, yükseliş ve düşüş, fark edilmeden geçmez; üzerimizde bir iz bırakır.

Güçlü inanca sahip bir kişinin, Yaradan ile bağını kaybetmeden her durumu aşma gücünü her zaman bulması gerektiği anlaşılıyor ister hüzünle ister sevinçle, sanki hiçbir şey onu sarsamayacakmış ya da sonsuz birlikten koparamazmış gibi.

Ama gerçekte durum böyle değildir. Yaradan’a yönelen bir kişi, sürekli değişimler yaşar. Gittikçe daha büyük bir zayıflık hissetmesi gerekir, ancak aynı zamanda daha fazla güven ve Yaradan’la daha sıkı bağ kurmanın yolunu bilmeli. Böylece kişi ilerlemeye ve gelişmeye devam eder.

Eğer kişi kendinde böyle değişiklikler hissetmiyorsa, güçsüzlük ve belirsizlik yoksa, düşüş yoksa ve doğru yönden sapma korkusu yoksa, Yaradan’a ve hayatının amacına doğru giden yoldan sapma korkusu yoksa, işte bu gerçekten ciddi bir endişe sebebidir.

Kişinin, kendisini değiştirecek saran ışığı grup aracılığıyla almaya başlayabilmesi için, mümkün olduğunca çabuk ve tüm gücüyle grupla bağ kurması gerekir. Eğer bize her şey yolundaymış gibi geliyor ve hiçbir şey bizi rahatsız etmiyorsa, işte o zaman endişelenmenin zamanıdır.

Bu dünyada, ağır bir yük hissetmeden ilerleyen kişi güçlü kabul edilir. Sırtına on kilo daha koyarlar, o yürümeye devam eder; yirmi kilo daha eklerler, yine hiçbir şey olmamış gibi gider. İşte güçlü insan, kahraman budur!

Ama maneviyatta bunun tam tersidir. Bir kahraman, yol boyunca üzerine eklenen her gramı çok hassas bir şekilde hisseden ve hemen Yaradan’a dönüp, ihsan etme gücü ve güven eksikliğinin düzeltilmesi için talepte bulunan kişidir.

Manevi ilerleyiş farklıdır; artmış bir duyarlılıktadır. Yaradan bize nitelik ve nicelik bakımından eklemeler yapar ve biz her zaman, çevre aracılığıyla O’ndan yeni güç isteme fırsatına sahibizdir. Böylece ilerleriz.

Yolda ilerlemek, yalnızca kişinin içinde hissettiği ve Yaradan’ın onda uyandırdığı değişikliklere bağlıdır. Her defasında kendi zayıflığımı anlamam ve devam edebilmek için nasıl güçlenmem gerektiğini kavramam gerekir. Doğam gereği, inanç ve ihsan etme gücü bende eksiktir. Bu nedenle giderek daha fazla çevreye ve Yaradan’ın onu güçlendirmesine ihtiyaç duyarım; O’na çevre aracılığıyla yönelir ve bu şekilde yolda devam ederim.

Herkesin, kongrenin onda meydana getirdiği değişiklikleri kontrol etmesi gerekir. Biri reddediş hisseder, diğeri çekim hisseder, üçüncüsünün zihni ve duyguları sisli olur. Bazıları kendilerini onluda bulamaz; dostlara bakar ama onları artık eskisi gibi hissetmez, kalplerinde aynı şekilde göremez. Daha büyük bir onluya katılmak, onda öyle bir etki yaratmıştır ki dostlarıyla önceki bağlantısını kaybetmiş gibidir.

Kongre sonrası ortaya çıkan ve olağan rutinimize dönmeyi beklerken göz ardı edemeyeceğimiz pek çok durum vardır. Benim, bende neler olup bittiğini, neden böyle olduğunu ve kongrenin beni nasıl etkilediğini kontrol etmem gerekir. Bu çok önemlidir.

Onludaki herkes farklı hisseder ve bizim de şunu kontrol etmemiz gerekir: Eski hâlimize dönebiliyor muyuz, yoksa yeni hâlimiz çok daha net, daha yüksek ve daha keskin mi?

Sonuçta, aramızdaki bağı daha çok takdir etmeye ve neden birlikte olmak için onlumuza geri döndüğümüzü daha iyi anlamaya başladık. Artık sadece Kabalistlerin tavsiyelerine uymuyoruz; bu olmadan ilerlemek için güvenimizin ve gücümüzün olmayacağını, güç alacak bir yerimizin ve Yaradan’a yönelecek bir noktamızın kalmayacağını da idrak ediyoruz.

Onlu, bizim için manevi bir kaynağa, bir pınara dönüşür. Kendimizi onun içinde sabitleyebildiğimizi ve ıslaha geri dönebildiğimizi hissederiz. Hepimizin, on Sefirot gibi, özel bir niteliği vardır. Bu nedenle birbirimizden çok farklıyız. Ancak ortak bir çalışma ve ortak bir hedef tarafından bağlanırız. Böylece, on kişiden ne eksik ne fazla Yaradan’a yönelik tam bir tutum oluşturabiliriz.

Onlu, bir Kli’ye, bir araca dönüşür; onunla bir şeyi değiştirebilir, bir şeye etki edebilir ve daha geniş ya da daha yüksek bir seviyeye bağlanabiliriz.

Onlunun merkezi, manevi dünyaya geçtiğim küçücük bir iğne deliğidir. Bunu yapabilmek için tüm düşüncelerimi ve arzularımı sınırlamam, sıkıştırmam ve tek bir noktaya yoğunlaştırmam gerekir ki, bu nokta beni onlunun merkezi aracılığıyla üst dünyaya götürsün.

İnsan Mantık Ötesi İnancı Nasıl Kazanır?

Mantık ötesi inanç nedir? Mantık dahilinde olan, bizim anlayışımıza göre, bu dünyadaki bir insanın egoizme dayanan zihnine göre olandır. Buna göre kişi algılar, hisseder, karar verir ve hareket eder. Buna “benim görüşüme göre” denir. Ama benim görüşümün üzerinde, üst olanın görüşü vardır. Bu nedenle kendi görüşümü O’nunkiyle yani Yaradan’ın görüşüyle değiştirmem gerekir.

Ama Yaradan’ın görüşünü bilmiyorum; bana onlum aracılığıyla ulaşıyor. Onlarla bağ kurarsam, kendimi yavaş yavaş iptal edip dostlarımla birleşerek kendi görüşümü onlarınkiyle değiştiririm.

Bu, bir görüşü basitçe diğeriyle değiştirmek değildir; yoksa bir melek, bir tür ruhsal hayvan haline gelirdim. Bunun yerine, bu eylemi mantık ötesinde gerçekleştiririm; kendi görüşümü korurum ve onun üzerine yükselirim. Böylece iki seviyeyi de işgal ederim ve ikisi arasındaki farkta, manevi insanın algısını keşfederim.

Kişinin duyusunda hiçbir şey yok edilmez veya silinmez. Aslında, kişi ek bir doğaya, Yaradan’ın doğasına sahip olur ve böylece “mantık ötesi inanç” elde edilir. Kendi bilgisi vardır ve bunun üstünde inancı vardır ve ikisinin arasında var olur.

Yaradan, haz alma arzumuzu boşuna yaratmadı. Bu, sürekli yanımızda olan bir temeldir ki “karanlık ışık gibi parlayacak.” Benim egoizmimin karanlığı, görüşüm, onun üstünde duran daha yüksek görüşü destekliyor. Tam da bu ikisi arasındaki çelişkiden, Yaradan’ın yüceliğini, yaratılanın küçüklüğüne karşı elde ederim.

Kendimizi iptal etmeyiz veya içimizdeki herhangi bir şeyi kaybetmeyiz. Her iki ayağımızın üzerinde sağlam dururken orta çizgiyi inşa ederiz ve ancak bu şekilde kendimizi bir insan, Âdem, yani ‘Yaradan’a benzer’ olarak konumlandırırız. Bu yaratılışta var olan her şey Yaradan’dan alınır, ancak kişinin kendi kararıyla.

Yaradan bana O’na bağlanan bir adaptör veriyor: işte bu onludur. Bu adaptör çok karmaşık, ama başka seçenek yok. Ne kadar yıl sürerse sürsün, onu bağlamalı ve kullanmalıyım. Kendimi iptal etmeliyim, aksi takdirde gruba bağlanmam çünkü fişim prizine uymuyor.

Dostlarımın içinde Yaradan ikamet ediyor; bana onlarla giderek daha çok birleşmeme yardım ediyor, ta ki O’nu onların içinde ifşa etmeye başlayana kadar. Yaradan ile dostlarım aracılığıyla çalışmaya başlıyorum, çünkü onlar benim ruhumdur ve Yaradan o ruhu dolduran ışıktır.

Önemli olan, çevreye entegre olmaktır; o zaman sadece daha yüksek bir dereceden değil, tamamen yeni bir nitelikte görüşler, arzular ve düşünceler almaya başlarım. Çünkü grubun içinde, bu dünyanın insanına özgü olmayan, ‘mantık ötesi inanç’ denen yeni bir algı vardır.

Bu yüzden başka bir yol yoktur. İnsan kendini iptal etmeli, gruba girmeli ve şimdilik önceki deneyimini bir kenara bırakmalıdır. Çok yaşam deneyimi ve bilgisi olan yetişkin bir kişiden bahsediyoruz, fakat gruba göre kişi kendisini bir embriyo, bir ‘sıfır’ haline getirir. Ve kişi gruptan bilgi almaya ve büyümeye başladığında, eski nitelikleri, düşünceleri, arzuları, önceki ‘ben’i üzerine mantık ötesi inancı inşa eder. Biri olmadan diğeri var olamaz.