Category Archives: Toplum

Bir Bozukluğu Nasıl Islah Ederim?

Soru: Bir bozukluğu nasıl ıslah edebilirim?

Cevap: Bir bozukluğu, onu bir yardıma dönüştürerek ıslah edersiniz. Bir zamanlar bunu nasıl yaptığınızı hatırlamıyor musunuz? Bir mahkeme çağrınız vardı, ve sürekli bundan korkarak yaşıyordunuz. Polis memurundan korkuyordunuz ve pek çok tatsız şey yaşadınız. Bu Yaradan’ın tekliğine karşı bir problemdi.

Peki engelin özü nedir? Her şeyi polis memuruna mı yoksa Yaradan’a mı bağlı yapmak? Burada “Ben kendim için değilsem, kim benim için?” ve “O’ndan başkası yoktur” prensipleri devreye girer. Önemli olan bu prensiplerin ne zaman ve nasıl sıraya konulacağıdır.

Nihayetinde, bu bozukluğun arka planına karşı olarak, kendinizi bu sıkıntının içinde mevcut olan ve O’nunla olan bağınızı güçlendirmeniz için bunu size veren Yaradan’ın yönetimiyle ek bir bağa yönelik olarak ıslah etmeniz gerekiyordu.

Bu gerçekleşti mi? Bunun ne kadar yardımcı olduğunu hissettiniz mi? Aynı şey grup çalışmasındaki tüm bozukluklar için de geçerlidir. Bir kişi maneviyat yolunu takip ettiğinde, kendisine mahkeme, toplumsal baskı, toplum yasalarından gelen baskı gibi şeylerle bağlantılı olanlar da dâhil olmak üzere pek çok sıkıntı gönderilir, çünkü bunlar açıkça Yaradan’ın elindedir.

How Can I Correct a Disturbance?

Manevi Çalışmanın Üç Koşulu

Bir grupta manevi çalışma için üç koşul vardır.

Birincisi, “kendine bir Rav yap.” Rav (öğretmen), bana yön veren, benden daha üstün bir kişidir. Onun söyledikleri benim yolumu belirler. Yön verirken, her zaman bir öğrenciye belli bir miktar özgürlük vermeli, bazen zayıf, bazen kafası karışık görünmeli, bazen de kendisiyle çelişmelidir. Bu, öğrenciye çeşitli engeller, çeşitli şüpheler ve öğretmenin haklı olup olmadığına dair düşünceler verir; bu da öğrenciye “kendin için bir Rav yap” eylemini gerçekleştirmesi için alan bırakır.

İkincisi, “kendine bir dost satın al.” Tıpkı benim gibi, benimle birlikte aynı süreçten geçen insanlar bulmalıyım, ve onlara yaptığım yatırım sayesinde onlardan güç kazanacağım. Dostlarıma yönelik çaba yatırımı yaptığım için, bu güçler benim olur — onları satın aldım; onları edindim.

Üçüncüsü ise “herkesi erdem ölçeğine göre yargıla”dır. Bu, birçok insandan engeller gördüğümde, bunu Yaradan’ın temsilcilerinden geldiği şeklinde yorumlamam gerektiği anlamına gelir; bunlar ruhumun Yaradan’a doğru aşamalı gelişimine yönelik çeşitli olaylarla kafamı karıştırmak içindir.

Dolayısıyla, önümde “kendine bir Rav yap” prensibine göre hareket etmem gereken bir öğretmen var; “kendine bir dost satın al” prensibine göre beraber çalıştığım dostlar var; ve dışsal çevre, tüm dünya, erdem ölçeğine göre yargıladığım diğer herkes vardır, aslında kendileri hiçbir eylemde bulunmazlar, ama Yaradan onlar aracılığıyla beni etkiler. Dolayısıyla, onları eylemlerinde suçlu veya erdemli karakterler olarak değil, yalnızca kuklalar olarak görüyorum.

Three Conditions of Spiritual Work

Kişi Bir Dosttan Nasıl İlham Alabilir?

Yorum: Bana iyi davranan bir dosttan ilham almak kolaydır. Ama ara sıra bana kötü davranan bir dosttan ilham almak zordur.

Cevabım: Zorlukla tahammül ettiğim ya da belki de hiç tahammül edemediğim dostlar var. Neredeyse hiç fark etmediklerim de vardır; beni ne kızdırırlar ne de memnun ederler. Ve son olarak, aralarında bulunmaktan hoşnut olduğum, harika ve neşeli hissettiklerim vardır. Peki hangisini kazanım hedefi olarak görmeliyim? Ne de olsa şöyle denir: “Kendine bir dost satın al.”

Buna evrensel bir yanıt vermek mümkün değil. Ancak şu şekilde söyleyebilirim: her seferinde neler yapabilecek kapasitede olduğunuzu göreceksiniz, ve işte yapmanız gereken de bu. Kimse size özellikle nefret ettiğiniz, grupta olmasına rağmen birlikte olamadığınız kişiye odaklanmanız gerektiğini söylemeyecektir. Bu doğru değil. Aksine, her seferinde hissettiğiniz kadarıyla çaba sarf edebileceğiniz dostlarla birlikte olmalısınız.

Ancak bu, birine “hamle yapmak”, ona ihsanda bulunmak, onunla birleşmek, ve daha yakın olmak için hemen birlikte bira içmeye gitmek temeline dayanmaz. Hayır. Bir dost edinmek için çaba sarf etmek, gruba yapılan genel bir yatırımdır.

Bu, sürekli odaklandığım belirli bir kişiyle kurduğum kişisel bir bağla ilgili değildir. Bir kişinin herhangi bir anda içinde bulunduğu duruma göre, etrafındakiler her seferinde farklı görünür. Bazen manevi anlamda yükselmiş gibi iyi bir durumda olursunuz, ve sonra aniden kendinizi normalde nefret ettiğiniz kişiyi kucaklayıp öpmeye hazır bulursunuz.

How Can One Be Inspired by a Friend?

Kötü ve İyi Kıskançlık

Soru: Dostumun Yaradan’la olan ilişkisinde bende eksik olan bir şeyi gördüğümde, içimde kıskançlık, arzu ve ihtiras gibi duygular uyanır mı?

Cevap: Hayır! Negatif ve pozitif kıskançlık, şehvet ve ihtişam vardır. Bir başkasında iyi bir şey görürsem, bunu görmeseydim daha iyi olurdu diye düşünebilirim, böylece acı çekmem. Ne de olsa onda iyi bir nitelik gördüğümde bu beni kötü hissettirir.

Ya da iyi bir şey görürüm, ve bu bende onu edinme arzusu uyandırır. O zaman bana elde edilebilecek bu özel hazları görme fırsatı verene minnettar olmalıyım. Daha önce dünyada böyle şeylerin var olduğunu bile düşünmüyordum. Bu iyi kıskançlıktır.

Kötü kıskançlık ise iyi durumda olan insanları gördüğüm halde onlar gibi olmayı yeterince arzulamadığım zamandır. Yani, sarf etmem gereken çabanın, elde edeceğim hazdan çok daha fazla olduğunu düşünürüm. Amaç, araçları gerekçelendirmiyor.

Başka bir deyişle, tembelim. Buna tembellik denir. Ve acı çekmemek için, onların da buna sahip olmamasını isterim. Ya da bunu gördüğüm için sinirlenirim ve şimdi kıskanırım. Her şey tersine döner. Daha yüksek bir seviyeye ulaşmak için çabalamak yerine, bu insanların benim seviyemin altında olmasını isterim. “Birçok kişinin acısı, tesellinin yarısıdır.” Onlarda daha az, bende daha çok olduğunda, ruh halim hemen düzelir.

Her şey kişinin amacına bağlıdır—kıskançlık, onur ve şehvet gibi nitelikleri nasıl kullanmak istediğine göre. Kişi, ya amacın önemi onu zorladığı için bunların yardımıyla yükselmek ister, o zaman da bu nitelikleri faydalı, etkili ve yapıcı bir biçimde kullanır.

Ya da tam tersi olabilir, bir başkasında gördüğü her şeyi yok etmek ister çünkü rahatlık onun için gelişmekten daha önemlidir. Henüz çektiği acı mevcut durumu terk etmek istemesine yetecek kadar güçlü değildir. Her şey, yapılan hesaba ve içinde bulunduğumuz durumdan ne beklediğimize bağlıdır.

Durumu bir düşünün. Burada bulunanların yarısının uyuduğunu ve geri kalanının da umursamadığını görüyoruz. İçlerinde, “ölümün bu hayattan daha iyi olduğu” bu koşuldan kurtulmak için yakıcı bir arzu yok. Onlara sorun: “Bir sonraki safhanızda durgunluk ihtimalinin bulunmadığını görmek ister misiniz?” Cevap vereceklerdir: “Şey… deneyebiliriz, belki daha iyidir.”

Ancak bunu beklediklerini ve her şeye hazır olduklarını, çünkü bu olmadan ilerleme olmayacağını söyleyecek olanlar da vardır. Dolayısıyla her şey ön hazırlığa bağlıdır. Grupta, uğruna var olmaya değecek bir fikir, bir amaç olmalıdır.

Bad and Good Envy

Kitlenin Seviyesine Göre

Soru: Çoğu zaman soru soran kişi aslında başkalarının yararı için sorar. Böylelikle onlar da böyle bir soruya sahip olduklarını fark ederler. Sizden nasıl daha derin bilgi alabiliriz? Bir kişi soru sorarken nasıl bir uyum içinde olmalıdır?

Cevap: Bu bana ya da soran kişiye bağlı değil, orada bulunanların, hatta internet üzerinde uzakta olanların genel seviyesine bağlı. Dinleyici kitlesini hissettiğimde, bunun için çalışırım; bu, konuştuğum seviyeyi ve hatta materyali sunma tarzımı belirler.

Eğer karşımda çoğunlukla kadınlar oturuyorsa, onlarla erkeklerle konuştuğumdan daha farklı konuşurum. Eğer dinleyiciler yeni öğrencilerden oluşuyorsa, doğal olarak yumuşak ve anlaşılır bir dil kullanarak, sanki küçük çocuklara ders verir gibi konuşurum. Uzun süredir birlikte olduğum öğrencilerim gibi, daha hazırlıklı bir dinleyici kitlesi için konuşma kısa, net ve keskin olur.

Based on the Level of Audience

Tek Bir Manevi Organizma Olarak Toplum

Soru: Bütünsel bir durumdan söz ettiğimizde toplumdan mı bahsediyoruz, yoksa Kabala’ya göre bu tek bir manevi organizma mıdır?

Cevap: Bu ikisi aslında aynı şeydir. Kendini tek ve ortak bir bütün olarak hissetmeye başlayan bir toplumdan söz ediyoruz. Bu toplumun içinde kolektif bir akıl, kolektif bir duygu, ortak ihtiyaçlar ve her şeye dair ortak bir bakış açısı ortaya çıkar. Yani tüm toplum birleşmiş tek bir bütün hâline gelir ve doğanın tüm seviyelerini tamamen birbirine bağlı olarak hissetmeye başlar.  Kişi bu muazzam doğayı kendi içine dâhil ettiğinde, onu kendi içinde görüp hissettiğinde, bunun programını içselleştirmeye başlar.

Bu programın bir parçası olarak, onu bütünüyle algılamaya başlar. Sanki kendini milyarlarca yıl önce ortaya çıkmış ve gelişimini milyarlarca yıl sonra da gelişimini devam ettiren biri olarak görür; çünkü bütünsel doğanın bu devasa organizmasına dâhil olmaya başlar. İçinde var olduğu tüm güçleri hissetmeye başlar ve bunun nasıl işlediğini, onu nasıl etkilediğini ve kendisinin kaderini ve geleceğini, doğadaki tek aktif unsur olarak, içgüdüsel değil, bilinçli olarak nasıl etkileyebileceğini anlar.

Bununla birlikte kişi bunu ancak doğanın tüm seviyelerine bütünsel bir şekilde dâhil olduğunda edinecektir. O zaman doğanın en yüksek seviyesine, tabiri caizse Yaradan’ın seviyesine yükselir. Aslında ayrı bir Yaradan yoktur; doğanın kendisi Yaradan’dır. Fakat insan böyle bir seviyeye ulaşır.

Soru: Toplum ve organizma farklı şeyler olarak algılandığına göre, toplum kavramını nasıl tanımlayabiliriz? Toplum bazen bir organizmaya benzetilir, ancak bu bir metafor, bir imgedir.

Cevap: Bu kavramlar, tüm unsurların birbirine bağlı olmadığı bir toplumda farklı olarak algılanır. Eğer bir organizma parçalara, kırıklara ayrılmışsa, korkunç bir durumda hasta bir kişi gibi, tüm sistemler dengesizse, o zaman haklısınız. Bugünün toplumunun durumu budur ve biz, tüm sistemlerinin tamamen çözülmesinden, yok olmaktan onu bir şekilde kurtarmaya çalışıyoruz.

Ama tüm sistemler, tıpkı insan vücudu gibi, karşılıklı destek ve dengedeyse, her biri ve hepsi birlikte, işte bu basitçe bütünsel bir toplumdur.

Yorum: Dolayısıyla sosyolojide hâkim olan toplum kavramları arasında net bir çizgi çekmeliyiz. Orada her şey çok basittir: Basit bir toplum, ilkel bir topluluk, bir kabile vardır ve bir de oldukça farklılaşmış olması gereken karmaşık bir toplum vardır.

Cevabım: Bu arada, ilkel topluluklar pratikte bütünsel topluluklardı. Onlar için bu, hayvanlar dünyasında olduğu gibi içgüdüsel bir seviyeye dayanıyordu.

Ama hayvanlar dünyasından farklıyız, egoizm bizde büyüdü. Ve şimdi biz farklı bir seviyede birleşmeye başlıyoruz.

Hayvanlar içgüdüsel olarak bütünsel bir topluluk içinde birleşirler. Doğa, onları genel yasasıyla bir arada tutar. Sonra, hayvansal bedenimizin üzerinde egoizm büyür ve biz, onunla birlikte, onun üzerinde birleşmeye başlamalıyız. Yani egoizm, bize yeni bir birleşme seviyesi verir.

Gerçeklikten Kopmayın

Yorum: 1960’larda CIA, LSD ve diğer uyuşturucularla deneyler yaptı ve bir noktada gerçekten dünyayı değiştirdiler. Hippi devriminin başlaması böyle oldu.

Sonunda insanlar biraz daha fazlasını gördükleri için, bu onların toplumdan kopmalarına yol açtı. Uyuşturucu alan insanlar, duyduklarını “görerek” ve “gördüklerini duyarak” hissettiklerini anlatıyorlar.

Cevabım: Böyle bir şey yok! Bu sadece beynin işleyişinin bozulması, başka bir şey değil.

Hippilere pratikte ne oldu? Birkaç yıl boyunca uyuşturucunun etkisiyle bir sisin içinde yaşadılar ve sonunda “çöp yığınına” atıldılar. 40 yaşına geldiklerinde, mesleksiz, yıkılmış, hiçbir şey yapamaz hale gelmişlerdi.

60’ların kuşağı, ölene kadar buna acı bir şekilde katlanmak zorunda kaldı. İnsanlık, uyuşturucuların insanları gerçeklikten kopardığını anladı ve LSD’yi ve diğer tüm maddeleri reddetti.

Neden onları reddediyoruz? Yedi milyardan fazla insana ilaç püskürtelim ve eğlenmelerine izin verelim! Neden acı çeksinler ki?

Ama yapamayız! Doğa yani üst yönetim, buna izin vermez çünkü gerçeklikten koparız. Bu dünyada varlığımızın mutlak, önceden belirlenmiş bir sonucuna ulaşmak zorundayız. Birliğe, tek bir yapıya ulaşmalıyız. Ve eğer bu olmazsa, tüm hayatımızın hiçbir anlamı kalmaz.

Bu yüzden insanlar asla uyuşturucuyla hemfikir olmayacaklar. Bu, doğada programlanmıştır. İçimizde işleyen program, gerçeklikten kopmanın kabul edilemez olduğunu bir kez daha kontrol etmemizi ve onaylamamızı amaçlamaktadır. Biz böyle yaratılmışız. Bu konuda hiçbir şey yapamayız!

Zamanla uyuşturucu veya alkolü tamamen bırakacağız. Belki daha uzun yıllar geçecek ama yine de bunu kendimizden söküp atmak zorunda kalacağız. Böyle bir zamanın geleceğinden eminim. Toplum kendini değişmeye zorlayacak, aksi takdirde yok olmaya mahkûm olduğunu görecektir.

Bir Kişi Gerçekten Dünyayı Değiştirebilir Mi?

Biz insanlar dünyayı değiştirmeyi sürekli düşünürüz. Oysa bu düşünce, aslında egoizmimizin, yani yalnızca kendi çıkarımız için haz alma arzumuzun en ileri ifadesidir. Medyayı değiştirirsek, hükümetleri devirirsek, patronları görevden alırsak dünyanın düzeleceğine inanırız. Ama aslında tüm bunlara gerek yok.

Asıl yapmamız gereken, dünyanın özünde (yani cansız, bitkisel, hayvansal ve özellikle insan seviyelerinde) tamamen egoist olduğunu ve bu egoist özün ıslah edilmesi, yani düzeltilmesi gerektiğini insanlara göstermek. Buradaki “ıslah” kavramı, egoizmin özgeciliğe dönüşmesini, yani alma arzumuzun üzerine ihsan etme niyetini inşa etmemizi ifade ediyor. Ayrıca, bu ıslah süreci özellikle insan seviyesinden başlamak zorunda. Çünkü doğanın tüm diğer seviyeleri, sadece insan seviyesinden başlanarak dönüştürülebilir.

Bu değişim bizden başlıyor. İnsanlar arasındaki bağlardan… Birbirimize nasıl davrandığımızdan. İşte bu bağlar dönüşmeye başladığında, doğanın tüm seviyeleri de buna uyum sağlar. En üstten en alta, hayvanlara, bitkilere ve hatta cansız doğaya kadar dalga dalga yayılır bu değişim.

Ve evet, bu şu anlama geliyor: Sıradan insanlar olarak, çevremizdeki insanlarla olan ilişkilerimizi – farklılıklara ve çatışmalara rağmen – iyileştirerek dünyayı değiştirebiliriz. Dünyayı düzeltmenin yolu, insanın kendisini düzeltmesinden geçer. Bu da ne slogan atmakla ne de başkalarına baskı uygulamakla olur. Eğitimle, bilinçle, içsel bir dönüşümle mümkündür.

Değişmeye başladığımızda, dünyanın hep ihtiyaç duyduğu şeyin tam da bu olduğunu fark edeceğiz. Biz değiştikçe, dünya da değişimin yansıması haline gelecek. Çevremizde daha fazla iyilik ve uyum belirmeye başlayacak. Topluca tavırlarımızı değiştirdikçe, dünya da yavaş yavaş doğayla dengeye gelecek. Ve işte o zaman, insanlıkta yepyeni bir uyum, huzur ve mutluluk ortaya çıkacak.

İnançların Ve Öğretilerin Kaynağı

“Ancak Yaradan’ın hizmetkârları yayıldıktan sonra agnostiklerin soyu idealist olur.” (Baal HaSulam, “Son Neslin Yazıları”)

Kabala bilimi, insanlar birleştikçe, form benzerliği ilkesine göre tek bir doğa gücünün ifşa olacağı bir birlik sağlamaları gerektiğini öğretir. Doğada bu güç yukarıdan aşağıya doğru bizim dünyamıza iner; biz ise aşağıdan yukarıya doğru yükselerek ona benzemeliyiz.

Eğer kendimizi arzuların, özlemlerin ve karşılıklı yardımın tek bir birleşik sistemi hâline getirirsek, üst gücü hissetmeye başlarız.

Ama eğer insanları doğru şekilde birleştirme fikrini, üst güçle ilişkilendirmeden; kardeşçe karşılıklı yardımdan, ‘insan insanın dostu, yoldaşı ve kardeşidir’ vb. gibi anlayışla ilişkilendirmeden ele alırsak, o zaman hemen komünizme, sosyalizme ve diğer “-izm” lere kayarız.”

Sonuçta tüm felsefeler Kabaladan kaynaklanmıştır. Orta Çağ filozofları, Mirandola, Alman filozofları ve diğerleri de bu konuda yazmıştır.

Ayrıca sözde tüm ‘dinler’ ve her türlü akım Kabala’dan ortaya çıkmıştır. İnsanları birleştirme ve doğru bir topluluk inşa etme fikrinden, sosyal psikoloji doğmuş; bununla birlikte birlik metotları ve bunlara bağlı yaklaşımlar ortaya çıktı.

Asi Bir Nesil

Yorum: Gerçekte, İsrail’deki çocukların nasıl olduğunu görüyorum; büyüklere karşı tam bir saygısızlık var, yetiştirilmeden kaynaklı…

Cevabım: Bu olabilecek en harika şey. Bunu bir İsrailli olarak söylediğim için söylemiyorum,  küçük bir insan büyük birini dinlemek istemediğinde, bu zaten iyi bir başlangıçtır.

Peki “istememek” ne anlama geliyor? Bu onun doğasından gelir. Kendini tamamen bağımsız hisseder, tüm değerlerinizi hiçe sayar ve onlarla hiçbir ilgisi olmasını istemez. Kendisi için yeni bir şeyler keşfetmek ister.

Burada olanlardan bahsetmiyorum. Dürüst olmak gerekirse, henüz böyle ideal bir tablo görmedim, ama genç nesil büyüklerin sözünü hiç dinlemezse çok mutlu olurum. Aynı zamanda, analiz etme ve kendileri için bir bakış açısı bulma yeteneğine sahip olmalılar, kararlı, keskin, nüfuz edici ve net bir dünya görüşü, böylece herkesin içinden hedefe bakabilsinler – hedef nerede? Ancak o zaman çevrelerindeki her şeyi doğru bir şekilde kullanabilirler.

Bu, eğitimde henüz mevcut değil. Ancak yeni nesilde gördüğümüz egoizm, buna yaklaştığımızın umudunu veriyor. Ve onlar kitle iletişim araçlarında ve toplumda iktidara geldiklerinde, o zamana kadar onların Kabala’nın tam olarak yaşamın amacını aramak ve onu gerçekleştirmek için bir araç olduğunu anlamalarına yardımcı olabileceğimizi düşünüyorum.