Category Archives: Çevre

Manevi Çalışmanın Üç Koşulu

Bir grupta manevi çalışma için üç koşul vardır.

Birincisi, “kendine bir Rav yap.” Rav (öğretmen), bana yön veren, benden daha üstün bir kişidir. Onun söyledikleri benim yolumu belirler. Yön verirken, her zaman bir öğrenciye belli bir miktar özgürlük vermeli, bazen zayıf, bazen kafası karışık görünmeli, bazen de kendisiyle çelişmelidir. Bu, öğrenciye çeşitli engeller, çeşitli şüpheler ve öğretmenin haklı olup olmadığına dair düşünceler verir; bu da öğrenciye “kendin için bir Rav yap” eylemini gerçekleştirmesi için alan bırakır.

İkincisi, “kendine bir dost satın al.” Tıpkı benim gibi, benimle birlikte aynı süreçten geçen insanlar bulmalıyım, ve onlara yaptığım yatırım sayesinde onlardan güç kazanacağım. Dostlarıma yönelik çaba yatırımı yaptığım için, bu güçler benim olur — onları satın aldım; onları edindim.

Üçüncüsü ise “herkesi erdem ölçeğine göre yargıla”dır. Bu, birçok insandan engeller gördüğümde, bunu Yaradan’ın temsilcilerinden geldiği şeklinde yorumlamam gerektiği anlamına gelir; bunlar ruhumun Yaradan’a doğru aşamalı gelişimine yönelik çeşitli olaylarla kafamı karıştırmak içindir.

Dolayısıyla, önümde “kendine bir Rav yap” prensibine göre hareket etmem gereken bir öğretmen var; “kendine bir dost satın al” prensibine göre beraber çalıştığım dostlar var; ve dışsal çevre, tüm dünya, erdem ölçeğine göre yargıladığım diğer herkes vardır, aslında kendileri hiçbir eylemde bulunmazlar, ama Yaradan onlar aracılığıyla beni etkiler. Dolayısıyla, onları eylemlerinde suçlu veya erdemli karakterler olarak değil, yalnızca kuklalar olarak görüyorum.

Three Conditions of Spiritual Work

İnsan Yetiştiren Okul Nerede?

Soru: Günümüzde çocuklara okulda paylaşmayı ve vermeyi de öğretiyorlar, ancak dışarı çıktıklarında farklı değerlerin etkisi altına giriyorlar. Sadece bir uzman değil, bir insan yetiştirmek için mevcut eğitim sistemine neler eklemeliyiz?

Cevap: Tipik bir çağdaş okul, bir insan yetiştiremez veya başkalarına karşı doğru tutumu aşılayamaz; çünkü bu, ancak öğrencilerin etrafında öncelikle yaratılması gereken uygun bir çevre (toplum) ile mümkündür.

Dünyada hiçbir okul bunu bir hedef olarak belirlemez. Her yerde, öğrencilere sınavlarda resmi başarı elde etmeleri, yarışmaları kazanmaları ve diğerlerini geçmeleri öğretilir. Hayattaki temel amaç başarılı olmak ve mümkün olan en yüksek geliri getirecek bir meslek edinmektir.

Rekabetçi bir toplumda, bu doğru bir yaklaşımdı. Ancak bugün, “En güçlü olan her şeyi fetheden değildir, başkalarıyla birleşen kazanır (herkesle birlikte)” kuralının geçerli olduğu bütünsel bir topluma girdik. Bu nedenle, herkesin düşmanı değil, dostu olan yeni bir insan türü yetiştirme ihtiyacı doğmuştur.

Bu tür bir insanı yetiştirmek egoist doğamıza aykırıdır. Bu nedenle, özel bir metoda (Kabala bilgeliği) ve bir araca (ıslahın gücüne) ihtiyaç vardır. Aksi takdirde, insanlar birlik fikrini bir kez daha “Dünyanın bütün işçileri, birleşin!” şeklinde çarpıtacak ve yine sosyalizm veya kibbutzları inşa etmeye çalışacaklardır. İçsel egoizmimizle hareket ettiğimiz sürece, aklımıza başka hiçbir şey gelmeyecektir.

Bu nedenle, eğitim toplumun temel sorunudur. Bu sorunu çözmeden, toplum asla doğanın gerektirdiği şekilde kendini yeniden inşa edemez. Ve böyle bir yeniden inşa ancak Kabalistik ilkelerin uygulanmasıyla mümkündür.

Büyümeniz İçin Verimli Topraklar Arayın

Soru: Kişi çevresinin üzerindeyse, onu etkileyip ıslah edebilir mi?

Cevap: Kişi çevresinin üzerine çıkamaz! Ona tamamen bağımlıdır. Sıradan insanlar olsalar bile ve o büyük bir Kabalist olsa da, yine de onlar onu etkileyeceklerdir.

Meyve dolu güzel bir ağacı yerden söküp çölün ortasına diktiğinizi hayal edin. Ona ne olacak? Çölü çiçek açan bir bahçeye mi dönüştürecek?

Ruhumuz da çevresine aynı şekilde bağımlıdır.

Yaratılışın amacı hem grubun hem de benim kişisel çalışmamdır ve bu tek noktadaki Yaradan’dır. Tüm hayatınızın, çözmeniz gereken bu tek noktaya bağlı olduğunu hayal edin. Şu anda yaşayıp yaşamayacağınız buna bağlı! Ve bu her an böyledir.

Örneğin, bu noktaya basmazsanız nefes alamazsınız ve oksijen size ancak oradan gelir. Ve eğer ona basmasaydım, katılmasaydım, oksijen olmazdı.

Geleceğim Neye Bağlı?

Çevre ve öğretmen, bir insanın geleceğini belirleyen tek faktörlerdir. İnsan her an kendi koşulunu, yukarıdan gerekli her şeyi aldığı ve ona kalan tek şeyin doğru çevreyle bağ kurmak olduğu bir durum olarak görmelidir.

Ve böyle bir çevre her zaman yakınımızdadır; tek ihtiyacımız olan onu seçebilmektir. Bu bizim tek özgür seçimimizdir çünkü diğer her şey zaten bundan kaynaklanmaktadır.

İşte bu yüzden, besinimi nereden aldığım, kiminle bağlantılı olduğum, kimlerin beni etkilediği dışında hiçbir şey için endişelenmem gerekmez! Yani, her zaman kendimle ilgili değil, bağlı olduğum dış çevre hakkında düşünmeliyim. Bir insan gelişimini, hayatını ve kaderini yönetmek istiyorsa, yalnızca kimlerle temas halinde olduğunu düşünmelidir.

Ama bu, insan için tamamen doğasına aykırıdır! Sonuçta, biz sürekli kendimizi düşünürüz: Ben kimim, neden varım, bana ne olacak? Hayatımın anlamı nedir?

Sizin tüm bu sorularınız, iç dünyanıza yöneliktir ve doğrudur! Ama onları nasıl çözeceksiniz? Onların çözümlerini neye bağlayacaksın?

Kabalistler, çözümün yalnızca çevreye bağlı olduğunu açıklar. İşte bu yüzden, hemen üzerimde etkili olan dış güçlere dikkatimi yöneltmem gerekir; çünkü onların bana olan etkisi, bütün geleceğimi belirler.

Ve özünde, bu dışsal değildir, tek bir ruhlar sistemidir, manevi bedenimin ayrılmaz bir parçasıdır, orada, parçalanmanın meydana geldiği ve ıslah edilmesi gereken yerdir. Ve ancak orada bir şeyleri değiştirebilirim çünkü diğer tüm arzularla hiçbir şey yapamam.

Bu, sanki kendini bir arşive gömmek ve önceden belirlenmiş uzun olaylar dizisinin protokolünü okumak gibidir. Çevreyi ancak bir şekilde etkileyebilirim. Ve dikkatimi bundan başka bir şeye harcamak üzücüdür.

“Eğer Beni Bir Gün Terk Ederseniz”

Bizler tamamen doğanın merhametine kalmış durumdayız ve hem beden hem de ruhumuzda tüm eylemlerimizde onun rehberliğindeyiz. Ancak Kabalistler, seçme özgürlüğümüz olduğunu, aksi takdirde üst güç içinde olup biten her şeyi önceden belirlemiş olsaydı, tüm yaratılışı yaratmanın bir anlamı olmayacağını söylerler.

Ancak özgür irade, mevcut yaşamımızın üzerinde, yalnızca egoist doğamızın üzerine çıkmak istediğimiz yerde, daha yüksek bir boyutta, ihsan etme niteliğinde mevcuttur.

Yalnızca bir dereceden diğerine bu yükselişte, özgür irademizi kullanmak istemiyorsak ve kendi çabamızı göstermiyorsak veya aynı yönde yani arzulanan hedef olarak kendi arzumuzla ilerlemek istemiyorsak, doğanın darbeleri altında yükselmeyi seçebiliriz. Bu yükselişi gerçekleştirmemize yardımcı olabilecek güçleri aradığımızda, seçme özgürlüğümüzü orada buluruz.

Kabalistler, seçme özgürlüğünün yalnızca doğru çevreyi inşa etmekte var olduğunu açıklarlar. Her halükarda, çevrenin etkisi altında ilerlerim; ancak genellikle onu kendim seçmem.

Ancak çevremi bilinçli bir şekilde seçebilir ve böylece ilerlememi hızlandırıp yükselişimin doğasını değiştirebilirim. Kaderin darbeleri altında hırpalanmış bir hayvan gibi savrulmak yerine, kendi arzumla, bir insana yakışır şekilde, duygu, anlayış ve içsel güçle dolu güzel bir yoldan yükselebilirim.

Hedefi inceler, ona yaklaşmak ister ve gelişimimi hızlandırmak için doğal olarak gelenden daha fazla ışık çekmem gerektiğini anlarsam, o zaman bana verilen, beni çeken ve kaynağa döndüren üst ışık olan, Tora denen aracı kullanırım.

Bu çalışmayla ilgili olarak, seçme özgürlüğümüzün farkına varmadan tek bir gün bile olsa onu bırakırsak, gelişimimizde iki gün boyunca duracağımız ve bağımsız olarak ilerlememizin engelleneceği yazılmıştır. Doğal üst güçler üzerimizde etki etmeye başlar.

Yatırım yapmadığımız çabanın bir kısmını kaybetmek yeterli değildir; bu bize hiçbir şey öğretmez. Bu nedenle, bir dahaki sefere daha büyük bir engel ortaya çıktığında, ona takılıp düşmemeye dikkat edebilmemiz için, hatamızdan biraz daha ağır bir ceza almalıyız.

Nitekim manevi yasa şöyle der: “Eğer Beni bir gün terk ederseniz, Ben de sizi iki gün terk ederim.”

Çevrenin Arzusuna Göre

Soru: Kabala’da, kişinin arzularına karşı çalışmak en etkili yöntem olarak kabul edilir. Ancak kişi sürekli arzularına karşı gelirse, bu sürece dayanamayabilir. Ya dalgayı yakalayıp onunla birlikte akarsınız ya da arzularınıza karşı gelirsiniz. Hangisi daha etkilidir?

Cevap: Eğer fazla kilolu olmak istersem, ancak çevremdeki ortam beni zayıf olmaya zorlarsa, yani her taraftan bana zorbalık yapar ve benimle alay ederse, sonunda kilo vermek zorunda kalırım. Zayıflamak benim için arzu edilir hale gelir.

Çevre beni o kadar derinden değiştirebilir ki, çevrenin arzusuna göre kendi arzularımın aksine davranırım ve hatta bundan haz alırım. Çevremdeki ortamın görüşü, benim orijinal kişisel görüşümden daha ağır basar. Biz bu şekilde yaratıldık.

Bu nedenle, kişi öncelikle akranlarının bulunduğu bir ortama yerleştirilir. Bu ortamı, kendisini eğitmesi ve amaca doğru net bir rehberlik sağlaması için kendisine uygun şekilde düzenlerse, kendini sınırlayarak, zorlayarak veya onların bir şey yapmasına gerek kalmadan bile bu amaca doğru ilerlemekte hiçbir zorluk çekmez. Çevrenin arzusunu yerine getirirken mükemmellik, güç ve haz hisseder.

Sonsuzluk Dünyasından Bize Uzanan Bir Kablo

İyi bir çevre, Rav ve dostlardan oluşur. Eğer bir öğrenci, alttakinin GE’sinin (Galgalta ve Eynaim), üsttekinin AHP’ına bağlanması gibi, öğretmene bağlı kalmazsa, yani kendi içinde keşfettiği en saf noktasında, kalpteki noktasında kendini iptal etmez ve bu noktayı öğretmene, yani öğretmenin görüşlerine ve ruhuna bağlamazsa, o zaman kişinin yaşam ruhunu alabileceği bir yeri yoktur. Kişi, manevi gen olan Reşimo’yu geliştiren güçten yoksun olacaktır.

Bu mesele son derece açıktır: Ya böyle bir bağ vardır ya da yoktur. Ve bunların çoğu, yukarıdan gelen yardıma ve manevi şansa bağlıdır. Bu, dışsal koşullar tarafından değil; kişinin içsel çabaları ve ruhunun köküyle ilgili çeşitli faktörler ve bu ruhun içinden geçtiği yargı tarafından belirlenir.

Eğer öğretmenle bir bağ yoksa, o zaman Şamati 25 “Kalpten Gelen Şeyler” de yazıldığı gibi; Kişi, dünyayı erdem tarafına mahkûm edecek bir güce sahip olamadığı sürece, ona boyun eğdirirler, onların arzularına karışır ve kesilmeye götürülen bir koyun gibi onların ardından sürüklenir. Başka bir seçeneği yoktur; çoğunluğun talep ettiği her şeyi düşünmeye, heves etmeye, istemeye ve talep etmeye mecburdur.

Bir insanın buna karşı yapabileceği hiçbir şey yoktur. Sonsuzluk dünyasından, Kabalistler zinciri aracılığıyla inen manevi bir kanalın sonu gibi olan öğretmene fiziksel olarak yakın olsa bile, bu kanala bağlanmazsa manevi besin alamaz ve dolayısıyla gelişemez.

Geçmişte, bir öğretmenin tek bir öğrenciyi yetiştirdiği durumlar vardı. Ancak genel olarak, öğretmen grubun merkezine bağlanarak, öğrencilerine grup aracılığıyla yönelir.

Grup, öğretmen için daha alt düzeydeki manevi varlıktır. Grubun merkezine bağlanabilen öğrenci, gruba karşı kendini iptal edebilme ve arkadaşlarla bağ kurma gibi iki temel koşulu yerine getirdikten sonra, bu merkez aracılığıyla öğretmene bağlanabilecektir.

Öğretmene, Rav (yüce) denir çünkü o, öğrencilerle olan ilişkisinde üst Partzuf, üst derecedir. Bir öğrenci kendini grubun merkezine doğru iptal ettiği ölçüde, diğerleriyle olan bağ yoluyla, öğretmenin düşüncesini ve manevi edinimini içine çekebileceği bir kap alır.

Ancak bu iptal, ruhun ve kalbin derinliklerinden gelerek, manevi yola ve kişinin egoizmi üzerindeki otoriteye dair her şeyde tam olmalıdır.

Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Kısım 80

Özgür Seçimimiz Nasıl İfade Edilir?

Baal HaSulam, “Özgürlük” makalesinde şöyle yazar: “Bu nedenle, sürekli olarak daha iyi bir çevre seçmeye çalışan kişi övgü ve ödüle layıktır.” Tek bir seçeneğimiz vardır: sürekli olarak daha iyi bir çevre seçmek. Buna, “kitaplar ve yazarlar”, olumlu düşüncelere ilham veren, bizi amaca doğru yönlendiren ve devam etmemiz için bize güç veren bir çalışma ve grup, yani “yakıt” da dahildir.

Başka bir seçenek yoktur, çünkü 1. Koşul ve 3. Koşul içinde, hepimiz “tek kalpte tek adam” olarak, tek bir ruhta birbirimize bağlıyız. Bu ruh şu anda 600.000 parçaya bölünmüştür, ancak mükemmel olan koşulda hepimiz birleşmiş durumdayızdır. Bu birlikten, yukarıdan, ek arzular ve güç alabiliriz. Bunu nasıl yapacağımızı bize sadece toplum gösterebilir.

Neden toplum? Bu dünyada, toplumda olan ama biz bireylerde olmayan şey nedir? Biz kökümüzde, ruhlar olarak, doğuştan birbirimize bağlıyız; çevremizdekilerle iç içe yaşıyoruz. Bu dünyada, dostlarımızla bağ kurarak, ek arzular ve güçler elde ederek kuvvet alabiliriz. Düşüş halindeyken, grubun kolektif güçlerinden, kuvvet alma fırsatımız vardır.

Bu nedenle, sahip olduğumuz tek gerçek seçim, toplum seçimidir. Baal HaSulam, bir kişinin özgür seçimini ancak sürekli olarak daha iyi ve daha uygun bir çevre bulmak için çaba göstererek gerçekleştirebileceğini yazar. Hayatta yapılacak tek şey, “küçümseyenlerin yeri” olarak adlandırılan toplumdan sürekli kaçmak ve bilge kişilerin toplumunu aramaktır.

Çevre Olmadan İnsan Olamazsınız

Soru: İnsanlar örneklerden etkilenmeye meyillidir. Diyelim ki kişi topluma bağlı olduğuna inanmıyor ve her şeyi kendi başına çözebileceğini düşünüyor.

Şu durumu hayal edelim: Bir bebek doğuyor, ışığın sürekli açık olduğu, yemeğinin olduğu kapalı bir odaya yerleştiriliyor, fakat bebeğin insanlarla ve hayvanlarla hiçbir etkileşimi yok. Ona ne olacak?

Cevap: İnsan olmayacak. Tıpkı bir hayvan gibi beslenecek ve aynı şekilde büyüyecektir.

Soru: Peki kendi düşünceleri ve hayalleri olacak mı?

Cevap: Hiçbir şey olmayacak. Kesinlikle hiçbir şey. Tüm bunlar ancak çevrenin etkisiyle ortaya çıkar. Onu hangi ortama koyarsanız koyun, ortaya çıkacak olan bu.

Yorum: O zaman o kişi ne bir insan ne de bir hayvandır.

Cevabım: Doğru. Dolayısıyla çevrenin haricinde hiçbir şey işe yaramayacak. Yani, bu şekilde büyüyen hayvani bir canlı elde edeceksiniz. Ona daha sonra annesini gösterirseniz ondan korkacaktır çünkü aniden beliren ve hatta hareket eden bu şeyin ne olduğunu anlamayacaktır. Sonuçta, hayatta olmanın ve hareket etmenin ne demek olduğunu bilmez.

Ne zaman duygusu vardır ne de etrafındaki mekânı hissedebilir. Onu bir tüple besle ve başka hiçbir şey verme. Sonra ne olacak?

Yorum: Mesela diyelim ki yirmi yaşına kadar büyüyecek.

Cevabım: Kaç yaşına kadar büyüyeceği ne fark eder ki. Aynı seviyede kalmaya devam edecek. Sadece yemeğini öğütecek ve atık bırakacak, başka hiçbir şey yapmayacak.

Soru: Öz farkındalığı olacak mı? Yaşadığını hissedecek mi?

Cevap: Sadece bulunduğu seviyede.

Yorum: İnsan arzular üzerine kurulmuştur. Arzu eksikliktir, arzu gereksinimdir.

Cevabım: Onun hiçbir arzusu, hiçbir içsel dürtüsü olmayacak çünkü kendisini gerçekleştirebileceği, onu saran bir toplumu yok.

Soru: Yani sıfır olarak doğdu ve sıfır olarak ölecek?

Cevap: Evet. Kesinlikle.

Yorum: Ancak doğa insanlara böyle davranmıyor.

Cevabım: Doğa elbette bunu yapmaz, ancak bazen yaparsa, bunun özel bir amacı ve nedeni vardır.

Çevre olmadan kişide Reşimot ortaya çıkmaz, uygulamaya yönelik hiçbir içsel verisi olmaz çünkü onu uygulayamaz. Biri diğerini belirler.

Çevrenin Kölesi Olmak

Soru: İnternet ve cep telefonlarının kişiye bizimle sürekli bir manevi bağ simülasyonu sağlayabileceğini söylüyorsunuz. Bu oyunun bizi bir uyuşturucu gibi tüketeceği noktaya kadar içine çekilme tehlikesi yok mu?

Cevap: Tam da ihtiyacımız olan şey budur. Böyle bir oyunun güçlü bir bağımlılığa dönüşeceğini sanmıyorum çünkü kişi sürekli zorluklarla karşılaşacak ve bunları çözmek zorunda kalacak.

Bu bilinçli bir oyun, gerçek bir varoluş hali olacak. Kendisi ile grup arasındaki, kendisi ile Yaradan arasındaki tüm sorunlarını, tüm iç uyumsuzluklarını görecektir. Bu nedenle, egoizmimiz üzerinde diğer bağımlılık yapıcı şeylerin sahip olduğu gibi aynı sürükleyici güce sahip olmayacaktır.

Öte yandan, rekabet ruhu, hedefe ulaşma arzusu, ben ilerleyemezken başkaları ilerliyor kıskançlığı, öz saygı, kibir, güç arzusu – görünüşte olumsuz olan tüm bu nitelikler aslında bize yardımcı olmalıdır. Neden yaratıldıklarını göreceğiz.

Egoizmin kendisi bize karşı bir yardımdır: Adem’e, Havva hakkında “Sana karşı bir yardımcı yarattım” denmiştir. Bu tam olarak bizim egoizmimizdir. Başka bir deyişle, bir insandaki tüm olumsuz nitelikler onu egoizmden çıkarmak için gereklidir.

En kötü egoist nitelikler – güç, şöhret, başkalarına yönelik çeşitli olumsuz dürtüler, hükmetme ve kontrol etme arzusu – aslında beni çevreme bağlayan şeylerdir. Ve burada, gerçekten onun kölesi oluyorum.

Eğer kıskançlığım, başkalarından üstün olma arzum ya da onların saygısına duyduğum ihtiyaç olmasaydı, senfoni orkestrasının önünden geçen bir kedi kadar kayıtsız bir şekilde yanlarından geçerdim. Ancak çevremden tam anlamıyla faydalanmak istediğim için ona bağımlı hale gelirim.

Bu noktada, egoizmin ne kadar harika bir şekilde tasarlandığını anlamaya başlarız, çünkü mevcut durumumuzdan çevremizle bağ kurmanın tek yolu egoizmdir. Ve böylece size bu fırsat, çevreye olan bağımlılığınız verilir.

Şimdi çevre kendi şartlarını dikte edecektir: “Ah! Yani biz sizin için önemli miyiz? Bizim saygımızı mı istiyorsun? Bizi kıskanıyor musun?” Ve size egoist ihtiyaçlarınızı bir şekilde karşılayabileceğiniz ve tatmin edebileceğiniz koşullar dayatacaklardır.

Ve koşulları çok katıdır: ihsan edin, sevin ve kendinizi bizim için feda edin. Ve siz de bu koşulların kendinizi doldurmanız ve ilerlemeniz için gerekli olduğunu anlamaya başlarsınız. Bu gerçekten de içinizde var olan yardımdır.