Monthly Archives: Ağustos 2025

Niyet Gerçekliği Değiştirir

Dünyaya karşı tutumumuzun onu ne kadar geliştirdiğinin farkında değiliz! Fizikçiler madde ile yaptıkları deneylerin sonuçlarının deneyi yapan kişiye ve onun tutumuna bağlı olduğunu ancak şimdi keşfediyorlar. Bir bitkinin bile benim onunla nasıl ilişki kurduğumu hissettiğini ancak şimdi keşfediyoruz.

Tüm gerçekliği değiştirenin, tam olarak bizim tutumumuz yani niyetimiz olduğunu anlamıyoruz. Bunu göremiyoruz çünkü sonuçları göremiyoruz. Ve niyetleri anlamıyoruz, onları netleştiremiyoruz, göremiyoruz ya da ölçemiyoruz. İşte sorun budur.

Bununla birlikte, evrende yalnızca bu işlemektedir; madde özellikle ona yönelik tutum tarafından harekete geçirilir. Bir madde kendi başına ne işe yarar? Kendi başına herhangi bir hareket üretemez.

Bu nedenle, dünyanın geri kalanı karşısında nasıl görünmemiz gerektiğinden bahsederken, sanki aktif olarak siyaset, ekonomi, güvenlik ya da bu türden herhangi bir şeyle ilgileniyormuşuz gibi konuşmamalıyız.

Bizim ilgimiz yalnızca eğitimle, bu bilgiyi yaymakla ve isteyen herkesi gerçekliğe, doğaya ve içinde yaşadıkları dünyaya karşı doğru tutuma getirmekle ilgilidir.

Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Kısım 60

Karanlıkta Ve Uzaklık Hissinde Bile İlerleme Olabilir Mi?

Karanlık da ilerlemedir ama sol çizgide. Bu yükseliş ile aynıdır, sadece sol taraftandır. Karanlıkta olduğumuzu hissettiğimizde, kendimizi tamamlanmış hissedemeyiz. Aksi takdirde karanlığı algılamazdık. Karanlık hissi ilerleme için gereklidir. Karanlığa düşmenin ardındaki niyet ve orada yapılan eylemler en önemli şeylerdir.

On Sefirot Çalışması’nın 12. Bölümü, Kabalistler tarafından gece ve akşam ıslahlarının kavramını ele alır. Birkaç ıslah yapmamız, karanlığa düşmemiz, onun içinde çalışmamız ve uyku sırasında bile ıslahlar gerçekleştirmemiz gerekir. Bu, yeni bir ruh edinmek için ruhumuzdan kaçmakla ilgili değildir. Aksine, “gece” boyunca “ertesi güne” hazırlanmakla ilgilidir.

Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Kısım 59

Her Şeyin İyi Olduğunu Hissedersek Ne Olur?

Her şeyin iyi olduğunu, maneviyat içinde olduğumuzu ve yazıldığı gibi “nar gibi dolu” olduğumuzu hissediyorsak, bu yeterince çaba harcamadığımız veya çabalarımızın yalnızca fiziksel olduğu ve içsel olmadığı anlamına gelir. Bu, arayışımızın sona erdiğini ve fiziksel olarak her zaman yanlarında olsak ve onlarla çalışsak bile dostlarımızdan kopuk olduğumuzu gösterebilir.

Dostlarla gerçekten bağ kurmak, kendimizde eksik olan bir şeyi onlarda görmek anlamına gelir. Her şeyin yolunda olduğunu hisseden kişi, muhtemelen kıskançlık niteliğinden yoksundur. Sahip olduklarıyla yetinirler. Yalnızca “sağ çizgide” hareket ederler ve kendilerini erdemli ve mutlu hissederler. Böyle bir durum büyümeyi engeller ve yeni kapların edinilmesini önler. Bu gerçek bir talihsizliktir. Ruhun yükselmesi harika olsa da her zaman “sol çizgi” ile dengelenmelidir. Büyüme, yeni kaplar edindiğimizde ve sağ çizgiye doğru çekildiğimizde gerçekleşir.

Sol olmadan sağın ne anlamı var? Denge olmadan büyüme mümkün değildir. Gerçek büyüme “bedenden” yani arınması gereken kaplardan kaynaklanır. Bu arınma, bilgeliğe götüren olumlu ve yararlı bir kıskançlık olan hasetten kaynaklanır. Yazıldığı gibi, “zıtların kıskançlığı bilgeliği artırır.” Bir dostun çalışma şekline, nasıl yazdığına, ne yaptığına vb. gibi kıskançlıklar olmadan gelişme olamaz. Bu kıskançlık ne rekabetçi ne de yıkıcıdır. Dosta zarar vermeye ya da başarısını küçümsemeye çalışmaz. Bunun yerine, onlardan bir şey almadan onlar gibi olma arzusunu ifade eder.

Dünya Ne İçin Yaratılmıştır?

Soru: Niyet neden fiziksel bedenle ilişkili değildir?

Cevap: Çünkü fiziksel beden, alma arzusudur. Alma arzusu, veremez. Dolayısıyla, onun eylemi iki şeyden biri olabilir: ya kendini kısıtlamak ve almamak ya da almak. Bina niteliği ona eklendiğinde, alma arzusuna ne olur?

Yorum: Verme yeteneği eklenir.

Cevabım: Bu nasıl olur? Alma arzusu verebilir mi? İkinci safha, dördüncü safhaya girdiğinde alma arzusu vermeye başlayabilir mi? Bir kısıtlama yapabilir ama asla veremez! Sadece eylemin arkasındaki niyet ona eklenir.

Bu nedenle hem eğitimde hem de ıslahta, aslında alma arzusuna değil, sadece niyetlere dikkat ettiğimizi söylüyoruz. Bizim için önemli olan budur. Niyetimiz ölçüsünde, alma arzusunu alır ve bunları birleştiririz.

Alma arzusunu, yalnızca niyeti artırabildiğim ölçüde kullanırım. Dünya ne için var? Niyet için mi yoksa alma arzusu için mi? Niyet için! Onu sürekli beslemek için. Aynı zamanda, alma arzusu maddedir, hammaddedir. Yaradan’a ait olduğu gibi, şimdi de öyledir. Yaratılış, alma arzusunun üzerine bir niyet inşa edendir.

Genel Islah Rızası İçin

Bunlar, bilgelerimizin sonu açıklarken söyledikleri sözlerdir; “İsrail oğullarına söyleyeceğin bu sözlerdir.” Onlar, “Bu sözlerdir” diye kesin bir ifade kullandılar, ne eksik ne de fazla. Bu kafa karıştırıcıdır: Musa’nın, Yaradan’ın sözlerine ekleme veya çıkarma yaptığını ve Yaradan’ın onu bu konuda uyarmak zorunda kaldığını nasıl söyleyebilirsiniz? (Baal HaSulam “Arvut [Karşılıklı Garanti]”)

Soru: Musa’ya: “Ne eksik ne fazla…” diye verilen uyarının anlamı nedir?

Cevap: “Ne eksik ne fazla” ifadesi, tüm kaplar ıslah olana kadar ıslahın devam etmesi gerektiği anlamına gelir.

Başka bir deyişle, Galgalta ve Eynaim (GE), genel ıslah rızası için değilse, var olma hakkına sahip değildir.

Yani, GE uyanmak, kendini ve başkalarını ıslah etmekle yükümlüdür; diğerlerinden önce yükselmelerinin nedeni budur. Onların AHP’ın altında olmalarına izin verilmez, zira kendi saflıkları ve Aviut (bayağılık) dereceleri nedeniyle AHP’ı ıslah etmek onların görevidir.

Karşılıklı Sorumluluk

Soru: Evrenin genel yasasını (henüz hissetmeden) kanıtlamanın tek yolu, onsuz kendimi kötü hissettiğimi görmek midir?

Cevap: Elbette! Daha fazlasına gerek yok. İnsanlığın birdenbire manevi arayışlara girmesi gerekmiyor. Tüm bunlar son derece pratik, gerçek hayattan şeyler. Kendiniz de görebilirsiniz, kimse başka türlü gelmez.

Soru şu, buna daha erken gelerek kendimizi ne kadar acıdan kurtarabiliriz? Darbelerle bir insana her şeyi yaptırabileceğine dair herhangi bir şüphe var mı? Sorun değil! Belki biz bunu yapmayız, ancak yukarıdan, bu kesinlikle mümkün.

İşte bu yüzden, “Hayatımın anlamı nedir?” diye sormak için yalnızca küçük bir fırsat vardır ve bu sorunun cevabını grup aracılığıyla hemen bulmak gerekir. Eğer cevabı bulamazsak, daha büyük ve daha acı verici bir soru ortaya çıkar, ardından bir diğeri ve bir diğeri daha.

Şimdi soru farklı: Cevabı zaten bilenler, henüz bilmeyen ama acı çekenlere yardım etmekle nasıl yükümlüdür? İşte burada karşılıklı sorumluluk devreye girer. Tüm bunları biliyorsanız, bu bilgiyi yaymak ve diğerlerinin,  “darbelerin” arkasında bir sistem olduğunu, bir kaynağı ve amacı olduğunu, hepsinin kişiyi hayatının üzerine çıkacağı, eylemden niyete geçiş yapacağı ve varoluşun farklı bir boyutuna gireceği bir koşula götürdüğünü daha hızlı anlamalarını sağlamakla yükümlüsünüz.

Ve kişi gerçekten ruhların bulunduğu o boyuta girdiğinde, bu tamamen farklı bir varoluş olacaktır. Kişi kendini Yaradan, üst güç ya da genel yasa olarak adlandırılan o alanla özdeşleştirecek ve orada yaşam ve ölüm olmayacak; orada tamamen farklı değerler var olacak ve her şey farklı olacaktır.

Manevi Sisteme Karşı Bir Tutum

Bu nedenle, Yaradan ona yukarıdaki uyarıyı yaptı: “daha azı değil,” ancak onlara işin gerçek doğasını, tüm yüceliğiyle, “rahipler krallığı” sözleriyle ifade etti.

“Kutsal bir ulus” sözlerinde tanımlanan ödülle ilgili olarak, o, “daha fazlası değil” diye uyarıldı.  (Baal HaSulam, “Arvut [Karşılıklı Garanti]”)

“Daha fazlası değil” ve “daha azı değil” sözcükleri özünde, kişinin sisteme karşı tutumunu ifade eder.

“Rahipler krallığı” ne anlama geliyor? Bu, kişinin kendi iyiliği için değil anlamına gelir. Bu, bana yönelik olmayan bir ıslahı ifade eder; kendimi kişisel çıkarlardan soyutluyorum. Yaptığım her şeyde, gerçekleştirdiğim her olayda “ben” yoktur. Benim “ben”im, tabiri caizse, gerçeklikte tamamen yoktur. Benim endişem, gerçekliğin var olması gerektiğidir, benim onun içinde var olmam gerektiği değil. Buna “rahipler krallığı” denir. Ve bizle, bu ıslahtan “daha azı değil”e ulaşmalıyız.

“Daha fazlası değil” ifadesi, AHP ile çalışma şeklini ima eder. Kişi, AHP ile ancak öyle bir ölçüde ve öyle bir Aviut ile meşgul olabilir ki, bu her zaman ihsan etme uğruna yapışmaya ulaşmaktan “daha fazlası” değildir.

Bu şekilde, ihsan etme kapları ile “daha azı değil” ilkesine göre çalışma ve alma kapları ile “daha fazlası değil” ilkesi arasındaki ayrım ifade edilir. Baal HaSulam bunu bu şekilde formüle eder.

Kişinin “Ben”ini Kesip Atması

Islah, “ben”imizi sanki hiç yokmuş gibi kesip atmak olmalıdır. “Kesip atmak” ona öyle bir dolum, öyle bir ıslah vermek demektir ki içimde isyan etmesin, varlığını hissetmeyeyim.

Bu, yukarıdan gelen dolumla gerçekleşir, bu bize gelir ve bizi öyle bir şekilde “engeller” ki alma arzumun üzerine, “ben”imin üzerine yükselirim. Buna mantık ötesi denir. Ve ben, o zaman bunu hissetmem.

Hatta öyle ki, tek bir sandalyeye ya da bir yastığa bile hiçbir ihtiyacım olmadan, başkalarına göre tatmin olup olmadığıma bakmadan, her şeyimi verebileceğim şekilde doyumu hisseder ve önemserim.

Tatmin olmak beni hiç ilgilendirmez. Sanki alma arzum hiç yokmuş gibi.

Rahipler krallığının koşulu böyledir. Ve bu kuralın bize anormal, doğaüstü ve anlaşılmaz olarak göründüğü açıktır çünkü Kelim’i (kapları) inşa eden, ıslah eden, değiştiren ve dolduranın yukarıdan gelen ışık olduğunu hesaba katmayız.

Grup Amacın Önemini Yükselten Bir Güçtür

Kişi nihai amacı kendisi için daha iyi netleştirirse, bu sayede daha fazla güç kazanıp, Arvut’a (karşılıklı garanti), grup içinde çalışmaya, gruba yatırım yapmaya daha fazla ihtiyaç duyma hissi kazanır mı?

Bu, karşılıklı bir temel üzerine inşa edilmiştir. Nihai amaçtan ne kadar ilham alırsanız alın, grupta bu amacın önemine dair bir farkındalık almadan ondan pek bir şey elde edemezsiniz.

Yaradan’la, üzerinize parlayacak ve O’nun kim ve ne olduğunun farkındalığını sağlayacak hiçbir gücünüz ve bağlantınız yok. Sadece dostlarınız size O’nun ne kadar yüce olduğunu söyleyebilir. Bu nedenle, nihai yapışmanın ne olduğunu, tek başınıza açıklığa kavuşturmaya çalışırsanız başarılı olamazsınız. Bu size hiçbir şey katmayacaktır.

Yaradan’ın öneminin sizi gerçekten eyleme zorlaması için, gruba dönmelisiniz. Bu, Yaradan’ın yüceliğinin farkındalığını arttıracaktır. Çünkü bir kişinin bir hedefi varsa, grubun onu yüceltmesi için gruba gelmeli ve kişi sürekli olarak bu hedef hakkında düşünmelidir.

Soru: Bu hedef nasıl detaylı bir şekilde netleştirilebilir?

Cevap: Bunu yapamazsınız! Detaylara neden ihtiyacınız var? Sizin için asıl önemli olan “yakıt”, baskı ve gereklilik duygusuna sahip olmaktır.

Teraziyi İyiye Doğru Eğin

Soru: Mevcut halimizle terazinin dengesini iyiye doğru etkileyebiliyor muyuz?

Cevap: Varoluşumuzun her anında yalnızca tek bir şeyin farkındalığına varıyoruz – karşılıklı garantinin (Arvut). İstesek de istemesek de, biz ve tüm dünya ya acı çekerek ya da Tora yolunda ilerleyerek bunun önemini idrak etmeye doğru ilerliyoruz.

İnsanlığın karşılıklı garantiden başka yönlendirildiği hiçbir şey yoktur. Bunun bir gereklilik olduğunu, karşılıklı birliğin “Komşunu sev”den “Efendi Tanrını sev”e götürdüğünü görmeliyiz. Bu, tüm ruhların geçmesi gereken bir süreçtir.

Dolayısıyla, tüm ruhların ve her bir bireyin yaşamlarının her saniyesinde başına gelen her şey esasen bu yasanın yerine getirilmesine yönelik bir harekettir.

Bizim ve tüm insanlığın kafası ne kadar karışık olursa olsun – nerede olduğumuzu, ne yaptığımızı, neyle meşgul olduğumuzu bilmiyoruz- tüm bunlar sadece nihai sonuca varmamız için yapılan aydınlanmalardır: terazinin hangi tarafa eğileceği her bir kişiye bağlıdır.

Başka bir deyişle, her şey, her bireyin karşılıklı garanti yasasını yerine getirmek için aldığı sorumluluğun derecesine bağlıdır.

Ve şimdi bile, henüz ıslah olmamışken, yerine getirmekle yükümlü olduğumuz bu yasanın anlayışına bir şekilde yaklaştığınız ölçüde, tüm ruhlara dâhil olmanız yoluyla tüm dünyayı etkiliyorsunuz. Bu şekilde, yasa onlara daha fazla ifşa olur ve başkalarının da yasanın yerine getirilmesine ulaşmasına yardımcı olursunuz.

Ancak, kalpteki noktalarının durumu nedeniyle, Yaradan’a bağlılık için çabalamaktan aciz olan, karşılıklı garanti yasasını kendi başlarına yerine getiremeyen insanlar vardır. Ancak diğer tüm ruhlar onların içinde yer aldığından, bir miktar aydınlanma alacaklar ve sonuç olarak bu yasayı yerine getireceklerdir.

“Eğer herkes bunu yapıyorsa, o zaman elbette biz de yapmalıyız.” diyecekler. Fakat içsel olarak bunu hissetmeyeceklerdir çünkü diğer ruhların içlerine nüfuz etmesi gerçekten minimum düzeydedir.