Category Archives: Çocuk

Asi Bir Nesil

Yorum: Gerçekte, İsrail’deki çocukların nasıl olduğunu görüyorum; büyüklere karşı tam bir saygısızlık var, yetiştirilmeden kaynaklı…

Cevabım: Bu olabilecek en harika şey. Bunu bir İsrailli olarak söylediğim için söylemiyorum,  küçük bir insan büyük birini dinlemek istemediğinde, bu zaten iyi bir başlangıçtır.

Peki “istememek” ne anlama geliyor? Bu onun doğasından gelir. Kendini tamamen bağımsız hisseder, tüm değerlerinizi hiçe sayar ve onlarla hiçbir ilgisi olmasını istemez. Kendisi için yeni bir şeyler keşfetmek ister.

Burada olanlardan bahsetmiyorum. Dürüst olmak gerekirse, henüz böyle ideal bir tablo görmedim, ama genç nesil büyüklerin sözünü hiç dinlemezse çok mutlu olurum. Aynı zamanda, analiz etme ve kendileri için bir bakış açısı bulma yeteneğine sahip olmalılar, kararlı, keskin, nüfuz edici ve net bir dünya görüşü, böylece herkesin içinden hedefe bakabilsinler – hedef nerede? Ancak o zaman çevrelerindeki her şeyi doğru bir şekilde kullanabilirler.

Bu, eğitimde henüz mevcut değil. Ancak yeni nesilde gördüğümüz egoizm, buna yaklaştığımızın umudunu veriyor. Ve onlar kitle iletişim araçlarında ve toplumda iktidara geldiklerinde, o zamana kadar onların Kabala’nın tam olarak yaşamın amacını aramak ve onu gerçekleştirmek için bir araç olduğunu anlamalarına yardımcı olabileceğimizi düşünüyorum.

Yükselen Nesle Bir Bakış, Bölüm 4

Çocuklarımız Eski Dünyanın Kıyafetleriyle Kısıtlanıyor

Genç nesil neden bu kadar sorunlu?

Çünkü insan gelişiminin bir sonraki seviyesine yükselmemiz gerekiyor.

Ve doğrusu şu ki, bütün ebeveynler, hükümet, BM ve UNESCO bir eğitim programı başlatsa bile, bundan hiçbir sonuç çıkmaz. Bunu size bir Kabalist olarak söylüyorum.

Şunu anlamalıyız: Bir sonraki nesil, gelişimin farklı bir düzeyinde olmak zorundadır. Bu da daha eğitimli, daha bilgili ya da daha başarılı olmak anlamına gelmez. Bu, algının yeni araçlarının geliştirilmesi anlamına gelir.

Bugün insanlar arasında var olan iletişim biçimi bizi yok ediyor. Çocuklar birbirleriyle bilgisayarlar aracılığıyla bağ kuruyor; hiçbir şeyi gerçekten bilmelerine gerek yok, her türlü bilgiyi oradan serbestçe çekebiliyorlar. İnsanlık, tüm bunların üzerine yükselmek ve yeni bir dünyayı ifşa etmek zorundadır.

Ve her zamanki gibi, bir dereceden diğerine geçerken, her nesil ulaştığı her şeyden, artık onu tatmin etmeyen şeylerden hayal kırıklığına uğrar ve onların üzerine yükselmek ister. Ve sonra sahip olduğumuz her şeyi ezer ve bir sonraki seviyeye doğru ilerleriz.

Şimdi de çok önemli ve özel bir dereceye, yeni bir dünyanın ifşasına yükselmek zorundayız. Bu nedenle öncelikle, bu dünyada sahip olduğumuz her şeyden hayal kırıklığına uğramaya zorlanıyoruz. Bizim için en değerli olan şeylerin – çocuklarımız, torunlarımız, gelecek neslin – ne kadar boş olduklarını ve onlara verecek hiçbir şeyimizin olmadığını anlıyoruz.

Onlar için ölümü hazırladık. Gelecek nesil için 10, 20, 30 yıl önce inşa ettiğimiz her şey, dünyayı yaşanamaz bir yer hâline getirdi. İşte çocuklarımızın böyle olmalarının nedeni budur.

Bu düşüş, insanlık gerçekliği algılamanın başka bir düzeyine ve varoluşun başka bir seviyesine yükselmekten başka bir seçenek olmadığını anlayana kadar daha da devam edecektir. Ve sonra eski dünyanın tamamını yok edecekler; artık ona katlanamayacak ya da içinde yaşayamayacaklar.

Bunların hiçbirinin onları tatmin edemeyeceğini hissettiklerinde, tüm bilgisayarları, ekranları ve cep telefonlarını bir kenara atacaklar. Şimdilik hâlâ bu onları dolduruyor gibi görünüyor, ama zamanla kendilerine dayatılan bu oyunlardan yorulmaya başlıyorlar. Bu acı, ıstırap ve hayal kırıklığı; mevcut durumun umutsuzluğu, bir sınıra kadar birikmelidir ve o zaman bu nesil, tüm eski değerleri yıkacak ve yeni bir dünyayı ifşa etmeyi arzulayacaktır.

Ve yeni dünyanın ifşası, Kabala bilgeliğinin tam olarak anlattığı şeydir. Bunun yakın zamanda olmasını ve hayatımda buna tanık olmayı çok ümit ediyorum. Tüm ebeveynlere sesleniyorum: Bunu düşünmeliyiz ve genç neslin bir sonraki dereceye yükselmesini kolaylaştıracak bu dünyayı, bu temeli hazırlamalıyız!

Yükselen Nesle Bir Bakış, Bölüm 3

Bir Kırlangıçla Yaz Gelmez

Soru: Kızım hâlâ çok küçük, ama ergenlik çağına geldiğinde ona ne olacağı konusunda şimdiden çok endişeliyim. Onu nasıl yetiştirmemi tavsiye edersiniz?

Cevap: Belirli bir durum için tavsiyede bulunamam, çünkü herkes herkesle bağlantılıdır. Birini diğerlerinden ayırmak imkânsızdır. Kişi, çevre yapay bile olsa toplumun ve çevrenin bir ürünüdür. Asıl sorun, yeni nesli yetiştirmek için bir programımızın olmamasıdır.

Soru: Bu, çocuk sahibi olan herkes için acı verici bir soru. Ne yapabiliriz?

Cevap: Çocukları gerçekten kimsenin umursadığını sanmıyorum. Ebeveynler sorumluluktan kaçıyor ve gençlerin sorunlarını duymak istemiyorlar. Şu anda söylediklerimi de dinlemek istemeyecekler; çünkü bunlar rahatsız edici şeyler. Hiçbir şey düşünmemek daha kolaydır, dedikleri gibi: “Çoğunluğun acısı, tesellinin yarısıdır.”

Herkes şöyle düşünüyor: “Benim çocuklarım diğerlerinden daha kötü değil. Onları farklı yetiştirirsem, yarının acımasız dünyasında yaşayamazlar. En iyisi herkes gibi olmaları.” Gerçekten de tek bir aile hiçbir şeyi değiştiremez; deyimde söylendiği gibi, “Bir kırlangıçla yaz gelmez.” Burada söz konusu olan bütün bir ülkedir.

Gelecek nesille ne yapacağımıza küresel ölçekte karar vermemiz gerekiyor. Küresel bir uzlaşıya, ne yapılacağına dair ortak bir tartışmaya ihtiyaç var. İnternette onlara verdiğimiz onca şeye rağmen çocuklar hâlâ bizim elimizde. Bu bizim sorunumuz ve bir çözüm bulmak zorundayız, çünkü onlar bizim sorumluluğumuz altında.

Bu mesele yalnızca tek bir ülke düzeyinde değil, UNESCO ve Birleşmiş Milletler düzeyinde de ele alınmalıdır. Artık bütün bu anlamsız işlerle uğraşmayı bırakıp genç nesli kaybettiğimizi fark etsinler. Eğitim nerede? Kültür nerede? Bunlardan geriye hiçbir şey kalmadı. Bu devasa kurumlar, yapmaları gerekeni hiç yapmıyorlar.

Genel ve küresel bir eğitim programına ihtiyaç vardır. Sonuçta ne interneti ne de ülkeleri kapatabiliriz; bu yüzden uluslararası bir yaklaşıma ihtiyacımız var. Bu konu en yüksek önceliğe sahip olmalıdır, çünkü genç nesli ilgilendirmektedir.

10, 15 ya da 20 yıl sonra onlar bizim yerimizi alacak ve hayatın sorumluluğunu bizden devralacaklar. O zaman ne olacağını bilmek istiyorsak, bugünün gençlerine, onları nasıl hazırladığımıza bakmalıyız. Ne yazık ki şimdilik iyi bir şey görünmüyor.

Yükselen Nesle Bir Bakış, Bölüm 2

Bilgisayar Ekranıyla Etkileşim

Gelecek nesli nasıl görmek istediğimize karar vermemiz ve ilkeler ve davranışlar listesi oluşturmamız, buna göre onları bu koşula getirecek bir program oluşturmamız gerekiyor. Doğru ilkeleri tanımlamak çok önemlidir, çünkü yanılıyor olabiliriz.

Yıllar önce psikologlarla, erken cinsel ilişki sorununu tartıştığımızı hatırlıyorum ve onlar gençlerin 13 yaşında cinsel ilişkiye başlamasının büyük bir sorun olmadığını söylemişlerdi. Bu bana tartışmalı bir konu gibi gelmişti, ama kimse beni dinlemek istememişti. Sonuç olarak, bugün bu yaş 9’a düşmüştür.

Soru hala geçerli: Bu kötü bir şey mi? Her şekilde bu konu kamuoyunun gündemine getirilmelidir.

Bu durumun kabul edilebilir olup olmadığına ve hangi çerçeve içinde olmasına karar vermeliyiz ki, gençlerin hayatlarını mahvetmesin veya geleceklerine zarar vermesin; yakın bir ilişkinin sadece cinsellikten ibaret olmadığını ve ailenin de birbirlerine karşı ağır sorumluluklardan ibaret olmadığını hissetsinler. Gençler aileyi sadece bir yük olarak algılarlarsa, hiç evlenmek istemeyeceklerdir.

Karşı karşıya olduğumuz neslin özelliğini anlamamız gerekiyor, çünkü her şeyin doğası değişmek zorunda. Teknoloji ve ilişkilerimizde radikal değişiklikler yaşıyoruz ve insandan-insana bağdan, insan-bilgisayar ekranı bağına geçtik. Bu ekranlar aracılığıyla sadece köyümüzden, şehrimizden veya küçük ülkemizden değil, dünyanın her yerinden etkileniyoruz.

Yorum: Psikologlar, genç neslin empati yoksunu olduğunu söylüyor. Çocukların empati kurma yeteneğini kaybetmesinin nedeni, bağların daha az “insanlaştırılmış” ve daha fazla bilgisayarlaşmış hale gelmesidir. O harika bir çocuk olabilir, ancak yakınlarına karşı empati kurma yeteneğinden yoksundur.

Cevabım: Bu, birbiriyle ilişkili ve birbirini etkileyen birkaç olgunun sonucudur. Birincisi, iklimde ve gezegenimizin insanları etkileme biçiminde bir değişiklik var. Sonuçta, insan doğanın ayrılmaz bir parçasıdır.

İkincisi, egomuz sürekli büyüyor ve son nesilde çok özel bir şekilde büyüdü. Birbirimizle doğrudan iletişim kurmayı bıraktık ve teknolojik araçlar aracılığıyla, insanlar arasında tamamen farklı bir iletişim türüne geçtik.

Artık insanlarla değil, makinelerle iletişim kuruyorum. Haberleri dinlerken, bir şeyler okurken veya biriyle konuşurken bile arabaya konuşuyorum. Aramızda, birbirimizi nasıl hissettiğimizi ve anladığımızı belirleyen bilgisayar sistemleri var. Gördüklerim veya görmediklerim, duyduklarım ve nasıl tepki verdiğim bu sistemlere bağlı.

Makineler dünyayla olan bağımı belirliyor. Yani, tamamen yapay bir sistemde var oluyoruz. Sonunda neye vardığımızı ve hala bir şeyi değiştirme şansımız olup olmadığını ya da sadece ellerimizi kaldırıp pes etmemizin gerekip gerekmediğini belirlemeliyiz.

Yükselen Nesle Bir Bakış, Bölüm 1

Çocuklarımız Daha Az Mı İnsancıl?

Soru: Geçen hafta, gençler hakkında yayınlanan birkaç makale ve TV programı büyük tepki yarattı. Bir programda, gençlerin seks için özel odaları olan villalarda çılgınca ev partileri düzenledikleri anlatılıyordu.

Başka bir makalede ise gençlerin dokuz yaşından itibaren pornografiye ilgi duydukları belirtiliyordu. Ünlü bir antropoloğun yazdığı bir makalede ise çocuklarımızın bizden daha az insancıl olduğu, ancak bizim bunun farkında olmadığımız iddia ediliyordu. Modern nesilde gerçekten özel bir şey var mı?

Cevap: Aynı şey iki bin yıl önce de yazılmıştı: gençlik artık eskisi gibi değil, çocuklar eskiden ebeveynlerine itaat ederdi ama bugün etmiyorlar.

Soru: Yaşlıların gençlere her zaman ters düştüğü bilinen bir gerçektir. Ancak bizler teknolojik devrim çağında yaşıyoruz ve eşi görülmemiş bir hızla gelişiyoruz. Gerçekten, bu son nesil diğerlerinden farklı mı?

Cevap: Bence “kötü nesil” ya da “iyi nesil” diye bir şey yoktur. Her şey yetiştirilme tarzına bağlıdır. Bugün birdenbire çocuklarımızda bir sorun olduğunu fark ediyorsak, kendimize şunu sormalıyız: “Daha önce neredeydik? Onların bu duruma gelmesine nasıl izin verdik?”

Çocuklar büyürken neden dikkat etmedik? Çünkü bizler de her türlü önemsiz uğraş ve arzularla meşguldük ve kendi hayatlarımızı olabildiğince keyifli hale getirmeye çalışıyorduk. Çocukları okula teslim ettik ve okulun onları yetiştirmesine izin verdik.

Ama okul da yetiştirme konusunda hiç düşünmedi. Okul müfredatı, çocuğu bilgiyle doldurmak için tasarlanmıştır. Okul, karakterin şekillendirildiği bir yer değildir; öğrencileri üniversiteye hazırlamak için dünya hakkında belirli bilgiler verir.

Gerçek bir eğitim yoktu, sadece bilgi aktarımı vardı. Bu yüzden çocukların bu hale gelmesine şaşırmamalıyız. Ve şimdi bile, sonuçları gördüğümüzde, hiçbir şeyi değiştirmek istemiyoruz. Bizler neredeyse pek de ebeveyn değiliz. Hayvanlar bile yavrularını bizden daha iyi yetiştiriyor.

Yorum: Bir makalede, ebeveynlerin çocuklarıyla kısa mesajla iletişim kurdukları yazıyor. Ebeveynler hiç evde bulunmuyor ve çocuklarına sadece “Yemek yedin mi? Ödevini yaptın mı?” gibi mesajlar gönderiyorlar. Ama gerçekte, ebeveynler çocuklarını görmüyor, onlarla konuşmuyor ve onların yetiştirilmesine dahil olmuyorlar.

Cevabım: Bu doğru. Sorun şu ki, eskiden insanlar bahçeli özel evlerde yaşıyordu ve çocuklar evin yakınında oynuyordu. Tüm dünyaya maruz kalmıyorlardı. Kedilerle ve köpeklerle oynadılar, top oynadılar ve bisiklete bindiler. Erkek çocuklar futbol oynadı, kız çocuklar bebeklerle oynadı. Her şey açık havada oldu ve ebeveynler çocuklarının ne yaptığını görebiliyordu. Bir tür pastoral manzaraydı.

Bugün tüm bunlar yok oldu. Çocuklar dışarı çıkmıyor, her biri bilgisayar ekranına yapışmış durumda.

Soru: Bir çocuk günde dokuz saatten fazla bir süre bilgisayar veya telefon ekranına bakıyor. Bu bir gerçek. Bunun çözümü ne olabilir?

Cevap: Bu, bizim ihmalkârlığımızın ve doğru yetiştirilmeyi önemsemememizin sonucudur. Hiçbir şey kendiliğinden ortaya çıkmaz; her olgunun bir nedeni vardır. Ve buradaki neden çok açıktır: insan davranışı. Doğayı ve çevreyi bozan insandır ve zarar görmüş bir insan toplumu yaratan da insandır.

Suçlayacak başka kimse yok. Doğada, dünyayı istediğimiz gibi şekillendirme özgürlüğü verilen tek canlılar bizleriz. Ve eğer çocuklarımızı veya onların nasıl insanlar olacaklarını umursamadığımıza karar verirsek, sonuç kaçınılmazdır.

İnsan doğası, doğuştan bencil ve zararlıdır ve kişi rehberlik ve eğitim almazsa, sonunda nereye varacağı bellidir. Şayet bizim neslimiz de çocukların bugün karşı karşıya olduğu koşullarda büyümüş olsaydı, aynı şey olurdu.

Çocuklarımız İçin Daha İnsancıl Bir Dünya

Soru: Bütün ebeveynler çocuklarını iyi, başarılı, eğitimli bireyler olarak yetiştirmek ister. Ancak siz eski yetiştirme yönteminin artık işlemediğini ve yeni araçlara ihtiyaç duyduğumuzu söylüyorsunuz. Bu “yeni yetiştirme” nedir?

Cevap: Öncelikle bize “yeni” bir yetiştirme değil, sadece “yetiştirme” gerekir, çünkü eski yetiştirme yöntemi artık yok. Şu anda hiçbir yetiştirme yöntemine sahip değiliz; bir insan şekillendirmiyoruz. Bu nedenle bugün İsrail’de ve tüm dünyada var olan eğitimi, bir yetiştirme sistemi olarak adlandıramayız.

Çocuklarımızı okula göndererek onları yetiştirdiğimizi düşünerek kendimizi kandırıyoruz. Okul onları yetiştirmiyor. Okulda çocuklar zararlı örnekler edinir ve okul sadece notlarla ilgilenir; bir çocuğun nasıl davranacağı öğretmenlerin umurunda değildir.

Herkes kabul eder ki, en sorunlu aileler gibi nadir istisnalar dışında, evde çocuklar genellikle kötü örnekler almazlar. Peki gençler kötü alışkanlıkları nereden edinirler? Ya internet’ten ya da okuldan, yani dış etkilerden. Bu nedenle dış etkilerin olumsuz değil, olumlu olması için özen göstermemiz gerekir.

Okul, çocukların yetiştirilmesi ile hiçbir şekilde ilgilenmiyor. Okulu, yalnızca bilgi veren bir yer olmaktan çıkarıp, kişinin terbiye ve karakter gelişimi aldığı bir yere dönüştürmek için yeni yetiştirme araçlarına ihtiyacımız var. O zaman çocuklarımızın nasıl olumlu yönde değiştiğini, birbirleriyle bağ kurabildiğini ve daha iyi, daha insancıl bir dünya inşa edebildiğini göreceğiz.

Aile kurabilecekler ve internetteki her türlü bilgiye erişebilecekler. Onlara insan, insan bedeni, cinsiyetler hakkında daha fazla bilgi vermeliyiz ama doğru ve açık bir biçimde.

Aynı zamanda, çocuk dışarıdan bilgi alırken, açıklamalar da eklemek gerekir ki böylece neden bu tür arzulara ve düşüncelere sahip olduğunu anlayabilsin.

Onları utandırmamalıyız, konuları utanmadan, doğru ve açık bir şekilde, rahat bir dille konuşmalıyız ki çocuk kendi içine kapanmasın ve doğasını nasıl kontrol edeceğini bilemez hâle gelmesin. Burada ebeveynlerin, psikologların ve uzmanların ortak çalışması gereklidir.

Soru: Eğitim Bakanlığı’nın psikologları, öğretmenleri, ebeveyn desteği ve büyük bir bütçesi var. Öyleyse neden iyi sonuçlar yok?

Cevap: Bugün okullarda, günümüz nesilden iyi insanlar yetiştirebilecek uzmanlar görmüyorum. Okul eğitiminin sonuçlarını nerede görebiliriz?

Yorum: Kızım 11. sınıfta ve her gün onu saat 16.00’ya kadar, bazen 18.00’e kadar okulda tutuyorlar. Bu hükümete çok paraya mal oluyor.

Cevabım: Ancak bunların hiçbirine gerek yok. 11. sınıftaki kızımın, okulda geçirdiği zamanın yarısını, kendi içinde bir insanı nasıl inşa edeceğini, çevresini ve ailesini nasıl kuracağını, iyi bir dünyada iyi hisseden bir insan olmayı öğrenmeye ayırmasını isterim.

Okul bununla hiç ilgilenmez. Sadece matematik, fizik, biyoloji öğretir; yani çocuğu üniversiteye hazırlar, başka bir deyişle nasıl para kazanılacağını öğretir. Bu nedenle bu tür sonuçlar elde ederiz.

İnsan Yetiştiren Okul Nerede?

Soru: Günümüzde çocuklara okulda paylaşmayı ve vermeyi de öğretiyorlar, ancak dışarı çıktıklarında farklı değerlerin etkisi altına giriyorlar. Sadece bir uzman değil, bir insan yetiştirmek için mevcut eğitim sistemine neler eklemeliyiz?

Cevap: Tipik bir çağdaş okul, bir insan yetiştiremez veya başkalarına karşı doğru tutumu aşılayamaz; çünkü bu, ancak öğrencilerin etrafında öncelikle yaratılması gereken uygun bir çevre (toplum) ile mümkündür.

Dünyada hiçbir okul bunu bir hedef olarak belirlemez. Her yerde, öğrencilere sınavlarda resmi başarı elde etmeleri, yarışmaları kazanmaları ve diğerlerini geçmeleri öğretilir. Hayattaki temel amaç başarılı olmak ve mümkün olan en yüksek geliri getirecek bir meslek edinmektir.

Rekabetçi bir toplumda, bu doğru bir yaklaşımdı. Ancak bugün, “En güçlü olan her şeyi fetheden değildir, başkalarıyla birleşen kazanır (herkesle birlikte)” kuralının geçerli olduğu bütünsel bir topluma girdik. Bu nedenle, herkesin düşmanı değil, dostu olan yeni bir insan türü yetiştirme ihtiyacı doğmuştur.

Bu tür bir insanı yetiştirmek egoist doğamıza aykırıdır. Bu nedenle, özel bir metoda (Kabala bilgeliği) ve bir araca (ıslahın gücüne) ihtiyaç vardır. Aksi takdirde, insanlar birlik fikrini bir kez daha “Dünyanın bütün işçileri, birleşin!” şeklinde çarpıtacak ve yine sosyalizm veya kibbutzları inşa etmeye çalışacaklardır. İçsel egoizmimizle hareket ettiğimiz sürece, aklımıza başka hiçbir şey gelmeyecektir.

Bu nedenle, eğitim toplumun temel sorunudur. Bu sorunu çözmeden, toplum asla doğanın gerektirdiği şekilde kendini yeniden inşa edemez. Ve böyle bir yeniden inşa ancak Kabalistik ilkelerin uygulanmasıyla mümkündür.

Yeni Eğitim

Soru: Kötü eğitim, insanlar arasındaki bağ eksikliğiyle nasıl bağlantılıdır? Ben burada bir bağlantı göremiyorum.

Cevap: “Eğitim” dediğimiz şey öğretim sağlar, ancak eğitmez veya geliştirmez. Okul, bir çocuğu insan yapmaz, ona sadece fizik, kimya vb. konularda bilgi verir.

Eğitim sistemine bir yetiştirme sistemi diyoruz, ancak aslında hiç yetiştirme sağlamaz. Bu, hem sonuçlardan hem de orada öğretilen derslerden de açıkça anlaşılıyor.

Okulda kaç ders ve tartışma bir insanı yetiştirmeyi amaçlıyor? Bunu önemseyen var mı?

Ders program sadece fizik, kimya, okuma ve yazmayı içeriyor ve sonra çocuklarla neden bu kadar zorlandığımızı merak ediyoruz. Okul, işletmelerde çalışması öğretilen robotlar üretiyor. Okulun görevi şu: “taşıma bandında” çalışacak bir işçi (mühendis vb.) yetiştirmek.

Ve nasıl bir insan olacağı ve nasıl yaşayacağı, eğitim sisteminde kimsenin umurunda değil. Çünkü bu, prensipte bir yetiştirme sistemi değil!

Bu eğitim sistemi, hiçbir zaman bir insan yetiştirmeyi hedeflememiştir. Köylülerin işçiye dönüştürülmesinin gerekli olduğu Sanayi Devrimi sırasında ortaya çıkmıştır.

İşte o zaman, tüm hayatı boyunca ineklerle ve toprakla uğraşmış birinin makinelerle çalışabilmesi, en basit fizik ve kimya kanunlarını anlayabilmesi ve talimatları takip edebilmesi için biraz okuma, yazma vb. öğretmek amacıyla modern okul icat edildi.

Okul, bunun üzerine inşa edilmiştir ve bu şekilde günümüze kadar varlığını sürdürmektedir. Ancak bugün gerçek anlamda “eğitici” bir yetiştirme sistemine geçmeliyiz ve bu tamamen farklı bir şeydir.

Bu, fizik veya matematikte ne kadar bilgili olduğunuzla değil, ne kadar insan olduğunuzla tanımlanır! İnsan, başkalarıyla bağlı olan kişidir! İnsan olarak adlandırılmanızı sağlayan tek şey bu bağdır, bilimsel bilginin miktarı değil.

Sadece bilimde başarılı olursanız, bu size sadece daha korkunç bir silah yaratmanızda yardımcı olur. Sonuçta, okulda edindiğiniz bilgileri, ıslah edilmemiş egonuza ekleyecek ve onun yardımıyla gidip herkesi kullanacaksınız. Ve bu, hayattaki başarınızı belirleyecektir.

Günümüzde insanlar böyle yetiştiriliyor; ilk sorular: Hangi bölümü seçtiniz ve ne kadar kazanabilirsiniz? Ve buna eğitim mi deniyor?!

İnsanlar, çocuklara gerçekten eğitim vermeyi mümkün kılan bir sistemin ortaya çıktığını gördüklerinde hemen tepki vereceklerdir. Sonuçta, bu sorun herkes için apaçık ortadadır.

Günümüzde insanlar çocuk sahibi olmak bile istemiyor, çocuklara verecek hiçbir şeyleri yok. Onları bu dünyaya getirip anlamsız acılara mahkûm etmek istemiyorlar.

Bu nedenle, toplumdaki ve özel hayatımızdaki tüm sorunların yalnızca aramızdaki bağ eksikliğinden kaynaklandığını insanlara anlatmak gerekir. Ve bu bağ ancak ışık yoluyla sağlanabilir.

Akıllı Telefonlar Mı, Çocuklar Mı?

Soru: Akıllı telefonlar günümüzde dünyayı fethediyor; herkes cep telefonlarına bakıyor. Ancak akıllı telefonlara bakmanın bir başka tarafı daha var: sonuç olarak ebeveynlerin çocuklarına olan ilgisi azaldı.

Bir ebeveyn çocuğuna ne kadar ilgi göstermeli ve çocuk, ebeveynin kalbinin onunla olmadığını hisseder mi?

Cevap: Modern ebeveynler çocuklarına ne verebilir? Gerçek şu ki, giderek daha büyük bir egoizme batıyoruz. Çocuğa karşı hislerimiz eksik, hatta birbirimize karşı daha da eksik. Bu yüzden kendimizi çocuklara dayatmamamız daha iyi. Tek yapmamız gereken çocuklar için iyi oyunlar, her türlü faydalı program icat etmek. Henüz çok fazla yok.

Soru: Bu nereye varacak? Ne tür çocuklar yetiştireceğiz?

Cevap: Çocuklar zaten sanal bir alanda büyüyor; artık bizim dünyamızla pek ilgilenmiyorlar. Gelecek nesil sürekli bu alanda olacak, sanal dünyadan alışveriş yapacak, sanal dünyadan öğrenecek, her şeyi sanal dünyadan yapacak. Bir insan ve bir ekran olacak.

Doğanın böyle bir eyleminin, kesinlikle haklı olduğuna inanıyorum; doğayı eleştiremeyiz. Bizler sadece varoluşumuzun her döneminde içimizde ortaya çıkanı nasıl doğru bir şekilde kullanacağımızı düşünebiliriz.

Soru: Çocukların içinde şimdi ne ortaya çıkıyor?

Cevap: Kendilerine bir dünya kurma imkanı içlerinde ortaya çıkıyor. Kendi dünyaları! Yani insan, hayvansal bedeninin kendisine dayattığı dünyadan, manevi bedeniyle kendisi için yaratacağı dünyaya yavaş yavaş ilerliyor ve bu dünyada var olacak. Ve bu dünya tamamen her şeyi içerecek.

Doğanın bizi nasıl geliştirdiğini gözlemlememiz yeterli. Ve doğa bizi çok ilginç bir şekilde geliştiriyor; bize yavaş yavaş kendimiz için yeni bir gerçeklik yaratma ve içinde var olma fırsatı veriyor.

Soru: Çocuk, bu gerçeklikte ne görmek ve hissetmek isteyecek?

Cevap: Çocuk, bilinçaltında buna bir çekim, ona doğru bir hareket, bir dürtü hissedecek. Ve yeni gerçekliğe doğru hareketleri onu yavaş yavaş yeni nitelikler edinmeye zorlayacak.

Bir sonraki aşama, çocuğun bir program nedeniyle değil, kendisi değiştiği için bu dünyada var olmak isteyeceği bir aşama olacak. Şimdilik sadece bir ara aşamadan geçiyoruz.

Ama doğa bizi ileriye doğru yönlendirdiği ve içimizdeki tüm bu hareketlere, isteklere ve dürtülere neden olduğundan, bir sonraki aşamalar öyle olacak ki, bilgisayar aracılığıyla yeni bir sanal dünya inşa ederek, aniden bu doğaya doğrudan girebilmek için kendimizi de değiştirmemiz gerektiğini hissedeceğiz. Çizdiklerimizin, yarattıklarımızın ardında, aslında bizim için çizilmemiş başka bir dünya var.

Bunun için süper bilgisayarıma yeni programlar yüklememe gerek yok. Kendimi biraz yeniden programlamam gerekiyor ve o zaman gerçekten de yeni dünyada var olacağım.

İşte, varacağımız yer orası. Ama belki de henüz bu nesilde bile değil.

Çocuğun Potansiyelini Bilmiyoruz

Bir çocuk özgürce büyümelidir. Yani oturup büyüklerini dinlemelidir ancak bu onun için ilginç olmalıdır. Arkadaşlarıyla ve öğretmenleriyle daha fazla zaman geçirmelidir. Kırlara çıkmalı, küçük ve büyük makinelerle uğraşmalı ve benzeri şeyler yapmalıdır. Yani, bir çocuğu kendi yöntemlerine göre yetiştirmeliyiz.

Soru: Sizce bu, örneğin ona fizik veya cebir öğretmekten daha mı önemli?

Cevap: Bu hiçbir şey kazandırmaz. Sadece birkaç kişi bununla mücadele eder ve bu da sadece başkalarının üstünde olmak istedikleri içindir.

Soru: Yani bilgiyle en az mı ilgileniyorsunuz?

Cevap: Evet. Buna ihtiyacımız yok.

Soru: Peki az önce önerdiğiniz şey neyi başarıyor? Onu özgürleştiriyor mu, çocuğa ne veriyor?

Cevap: Benim önerim, çocuğun faaliyetlerinin doğal akışı içinde gelişmesidir. Bu durumda, herhangi bir şey icat edecektir; helikopter veya uçak değil, tamamen farklı ilkelere dayanan, bazen bizi ziyaret edenlerin muhtemelen sahip olduğunu düşündüğümüz uzay gemileri vb.

Yani, özgürlük fikirlere özgürlük verecektir, çünkü bir çocuğun içinde ne gibi bir potansiyel yattığını hâlâ bilmiyoruz. Onun içinde kocaman dünyalar var.

Soru: Özgürlükten bahsediyorsunuz. Bir çocuk için bu özgürlüğün ilkesi nedir?

Cevap: Bu özgürlüğün ilkeleri; doğayla özgürce temas kurmak, tartışmalar yapmak, sonuçlar çıkarmak, yetişkinlerle ve akranlarıyla fikir alışverişinde bulunmaktır. Tüm bunlar, insanların doğru gelişimi için hayati önem taşır. Aksi takdirde, onları bir tür küçük kare alanın içine, hatta bir küpün içine koyarsınız ve hayatlarının geri kalanında bundan kurtulamazlar. Düşüncelerini biçimselleştirirsiniz.

Soru: Böyle yaparak tüm bu ilerlemeyi durduruyor musunuz? Ama aslında bu ilerleme olağanüstü de olabilirdi?

Cevap: Evet.

Soru: Bu durum öğretmenlerden ne talep eder?

Cevap: Bu, öğretmenlerin bugünkü öğretmenlerden farklılaşmasını talep eder. Her şeyi yıllar içinde yeniden yapmamız gerekiyor. Ama çok farklı sonuçlara ulaşacağız.

Soru: Bunu fark ettiğimizde, hiç “uçurumdan atlamamız” gerektiğini anlayacak mıyız?

Cevap: Büyük bir devrim yoluyla.

Soru: Neyin değişmesi gerekiyor? Milli Eğitim Bakanlığı, biliyorsunuz, her şey burada birbirine girmiş durumda, tüm bürokratik sistem.

Cevap: Hepsinin!

Yorum: İstemeyeceklerdir…

Yorum: İsteyip istememelerinden, bunun için savaşıp savaşmamamız gerektiği konusundan bahsetmiyorum. Hiçbir şey talep etmiyorum.

Soru: Peki bu nasıl olacak?

Cevap: Bilmiyorum. Ben sadece gerçeği söylüyorum.

Soru: Düşüncelerimiz, yukarıdan değiştirilebilir mi?

Cevap: Yukarıdan her şey yapılabilir. “Yukarıdan” derken hükümeti kastetmiyorum.

Soru: Yani üst güç düşüncelerimizi değiştirebilir mi?

Cevap: Evet.

Soru: Bu hangi durumda gerçekleşir?

Cevap: Kesin bir şey söyleyemem ama bana öyle geliyor ki, sahip olduklarımızdan tamamen vazgeçtiğimizde…