Category Archives: Bayramlar

Hanuka – Çöl İle İsrail Toprakları Arasındaki Sınır

“İsrail toprağı” olarak adlandırılan derecenin girişindeki sınır Hanuka olarak adlandırılır, çünkü kendimizi arzularımızla çalışmaya başlayabileceğimiz bir koşula ıslah ederiz. Arzu, ‘Eretz’ (toprak) kelimesinden gelen Ratzon’dur; “İsrail” ise doğrudan Yaradan’a yönelmek anlamına gelir.

Çölden geçiş, Hanuka’ya bir yaklaşımdır. İçimizdeki Yunanlılara karşı kazanılan zaferden sonra, İsrail topraklarına giriş başlar. Bu nedenle Hanuka, çöl ile İsrail toprakları arasındaki sınırı temsil eder.

Başka bir deyişle, Hanuka, egonun donup kaldığı ve bize müdahale etmediği, “eksik bir erdemli” derecesine kadar egoizmin ıslah edilmesidir. Sanki havada asılı kalmış gibiyiz; aşağıda egoizm, yukarıda özgecilik, mutlak sevgi ve ortada bizi tutan, edindiğimiz Bina’nın manevi niteliği var.

Bu nedenle, İsrail topraklarında yapılacak çalışma, çöldekiyle kesinlikle aynı olmadığı için, bundan sonra ne yapılması gerektiği bize açıklanır.

Çölde, 40 yıl (40 derece) boyunca her gün içimizde tezahür eden egoist arzuların üstesinden gelmek zorundaydık; yani Malhut, Bina’ya yükselmek zorundaydı. Ve şimdi, Bina’dan Keter’e yükselmeliyiz. Bu, İsrail topraklarındaki çalışmadır.

Yaradan’ın Işığıyla Dolmak

Hanuka konusu da böyledir. Hanu’nun (bekleme/mola) anlamı budur, bekleme bütünlük, yani parlayan ayna nedeniyle değildir.

Daha ziyade bekleme Ko’dur (oraya kadar/burası), yani parlamayan ayna, bütün olmamak. Diğer bir deyişle, eğilim savaşı henüz bitmemiştir ama gerçek bütünlüğe gelmemiz gerekir. (RABASH, Mektup No. 26).

Soru: Birliğimizde yükselirken, bu durma noktasını kendimiz mi belirliyoruz?

Cevap: Evet. Derecelerden yavaş yavaş yükselirken, neyi birleştirebileceğimizi ve neyi henüz birleştiremediğimizi hissetmeye başlarız.

Ve böylece, tüm ihsan etme kaplarının (Kelim deHashpaa) ve alma kaplarının (Kelim deKabbalah) nihayetinde birleşerek, tek bir eylemde bulundukları ve Yaradan’ın ışığıyla doldukları bir noktaya geliriz.

Hanuka’dan Purim’e

Soru: Kabalistler Hanuka’dan Purim’e geçme zamanının geldiğini nasıl anlarlar?

Cevap: Bunlar tamamen farklı koşullardır. Hanuka’da görevinizi tamamlamanız gerektiği sonucuna vardığınızda, bir sonraki koşul olan Purim’in ne olduğunu hissedeceksiniz.

Ancak bu, sizin isteğinize göre değil, manevi yükseliş merdiveninin basamaklarının bu şekilde düzenlenmiş olması nedeniyle gerçekleşir.

Bayramların Işığı

Soru: Önümüzde bayramlar var: Slichot, Roş Aşana ve Yom Kippur süreçleri. Eğer manevi ve maddi zaman koşulları birbiriyle bağlantılı değilse, o zaman bu bayramların maneviyatta ne gibi bir yeri vardır?

Cevap: Genel olarak maneviyatta neler olup bittiğini bilmeliyiz çünkü ışığın genel etkisi üzerimize iner, biz ona bağımlı oluruz, daha fazlası değil.

En önemli şey, kalbimizde ne olduğudur.

Aşık Bir Çift – İnsan Ve Yaradan

Soru: 9 Av’daki kötülüğün ifşası, sevgi bayramı olan 15 Av’da nasıl ıslah edilmiş olabilir? Sonuçta, sevgi bayramı aşık bir çifti ifade ederken, 9 Av Tapınakların yıkıldığı gündür yani tüm İsrail halkını kapsar.

Cevap: Bu iki gün de aşık bir çifti ifade eder, ancak biz onu görmeyiz. Aşık çift, İsrail halkı ve Yaradan’dır. Yaradan’ın yarattığı tüm yaratılanlar, tüm haz alma arzusu, Yaradan’ın bir erkek, bir ihsan eden gibi davrandığı bir kadın, Malhut, Şehina gibidir.

Aramızda bir birlik yoksa O, içimizde hüküm sürsün ve bir kucaklaşma, bir öpücükle, manevi birlik içinde birleşebilmek adına Yaradan’ın ifşası için bir kap, bir yer olamayız. Yaradan ile manevi birleşmenin üç seviyesi vardır: “kucaklaşmak”, söylendiği gibi: “Sol eli başımın altında ve O’nun sağ eli beni kucaklıyor”, sonra “öpmek” ve sonra da birleşmek”.

Bu nedenle, maddi dünyada aynı adı taşıyan eylemler, birbirini sevenler arasındaki bağı da sembolize eder. Manevi dünyada ise bu kavramlar, insan ile Yaradan arasında çok yüce bir bağı ifade eder.

İşte bu yüzden 9 Av, tüm dertlerin ve talihsizliklerin sebebi olan korkunç kırılmayı simgeler. Sonuçta, iyi ve kötü, yalnızca üst ışığa, üst güç olan Yaradan’a ne kadar yaklaştığımız veya uzaklaştığımızla belirlenir.

9 Av tüm yıkımların, 15 Av ise tüm iyiliklerin kaynağıdır. Ancak henüz bu iyiliğe ulaşmadığımız için, bu günün gerçek gücünü hissetmiyor ve onu sıradan aşıkların bayramı olarak algılıyoruz.

Aynı şekilde Purim’i de küçümsüyor ve onu bir çocuk bayramı olarak algılıyoruz. Maalesef hâlâ sürgündeyiz ve kurtuluşun bariz belirtilerini görmüyoruz. Kurtuluş zaten yakın, ancak biz henüz ona ulaşmadık ve bu nedenle manevi “kucaklaşma”, “öpüşme” ve “birleşme”nin ne olduğunu bilmiyoruz.

Tüm Tora, yalnızca bu çiftin, yani insanlık ve Yaradan arasındaki ilişkiden söz eder; dünyevi genç kadınların beyaz giysiler giyip, 15 Av Sevgi Günü’nde bağlarda dans etmeye gitmelerinden değil.

Bugünün Işığında Mısır Köleliği

Soru: Pesah bayramının ilk akşamında Yahudilerin Mısır’ın esaretinden kaçışını temsil eden Haggadah’ı okumak ve özel bir yemek düzenlemek adettendir. Acaba bu hikaye sıradan bir tarih anlatısı mı, yoksa bugüne de uzanan daha derin bir anlamı var mı?

Cevap: Mısır sürgünü, ataların çağından oğulların çağına dek uzanır. İbrahim peygamber, Antik Babil’in her tarafından öğrenciler toplamaya başladı. O, tıpkı Babil’de olduğu gibi, böylesine bir iç çekişmenin ve bencilliğin içerisinde gelişmemizin ve birbirimize yakınlaşmamızın imkânsız olduğunu öğretti.

Babil Kulesi’nin inşası, göklere dek yükselen bencilliğin en uç formunu temsil ediyordu. Bütün Babil, “dillerin karışıklığı” olarak adlandırılan, karşılıklı nefret ve yanlış anlaşılma yüzünden parçalandı.

İbrahim, bütün insanlık için tek bir metodun olduğunu öğretti. Fakat kişileri buna zorlamak imkânsızdır, zira bu, kişinin olgunluğunu gerektirir. Bu metodun özü şudur; “sevgi tüm günahları örter.”

Her birimiz kendi egoizmimizin içindeyiz ama bunun üzerinde, aramızda bir bağ inşa etmeliyiz. Egoizm, birinin komşusuna duyduğu asılsız nefrettir. Eğer komşumun çimenlerinin benimkilerden daha yeşil olduğunu ya da benimkinden daha iyi bir araba aldığını görürsem, ondan nefret etmeye başlarım.

Bu sebepsiz nefrettir. Sadece benim oğlum güzel bir araba alırsa mutlu olurum. Çocuklarım ne kadar başarılı olursa ben de o kadar mutlu olurum, fakat komşumun başarısı benim keyfimi kaçırır.

Bu küçük bir alanda, mahallede, bahçede, evde gerçekleşti. Fakat bugün tüm dünya Babil’e dönüştü, zenginler ve fakirler tartışıyor, kendi fikirlerini savunuyor ve birbirleriyle anlaşamıyorlar.

Bizler, baskı olmadan iyi ve huzurlu bir hayatın ne anlama geldiğini bilmiyoruz. Bu, tıpkı cennette yaşamak gibidir. Zaman ve mekân yok, her şey zahmetsiz ve kolay. Herkes birbirine yardım ediyor ve ileri gitmesine izin veriyor. Eğer bir şeye ihtiyacın olursa, herkes senin yardımına koşuyor. Her zaman, en doğru anda destek alabileceğinden emin olabilirsin.

Bizler böyle yaşamaya alışkın değiliz ve bunu hayal bile edemiyoruz. İbrahim, Babillilere, böylesine giderek büyüyen egoizmimizle ve karşılıklı çekişmelerimizle yaşamanın imkânsız olduğunu açıkladı. Bütün gücümüzün %99’unu bu iç mücadelenin getirdiği koşullarda hayatta kalmakla harcıyoruz.

Peki, bencillik bu derece büyükse ne olur? O bizi yönetir; herkesi kendi fikirleri için savaşmaya ve en zeki olanın kendisi olduğunu düşünmeye zorlar. Doğamızla savaşmak imkânsızdır ve zaten buna gerek yoktur, sadece onun üzerine yükselmemiz gerekir.

Tıpkı aile bireylerinde olduğu gibi herkesin kendi görüşü vardır, ancak biz hep birlikte ilgilenmemiz gereken bir ailede dayanışma içindeyizdir. Hayattaki bu örneği izlemeliyiz. Diyelim ki çocuklarım benimle aynı siyasi görüşü paylaşmıyor; biri daha muhafazakar, sağ görüşlere sahip, diğeri sol görüşlere sahip, üçüncüsü katı dindar olmuş, vb., herkes kendi partisine oy veriyor.

Fakat biz tek bir aileysek, buna rağmen herkesi sever ve yardım ederiz. Bizim için önemli olan, bunun bize yakın bir kişi, ailemizin bir üyesi olmasıdır. Bu şekilde, tüm insanlara tek bir aileymiş gibi bakmamız gerekir.

Ancak o zaman dikkatimizi görüş farklılıklarına vermeyiz. Birileri farklı yaşamak istiyorsa, bırakın öyle yaşasınlar. Herkes kendini başkalarını sevmekle yükümlü hissediyorsa, kendi egosuyla kalabilir. Başkaları benden farklı düşünüyordur, fakat onlara baskı yapmam ve onları zorla ikna etmem. Herkes olduğu gibi kalmakta özgürdür yani tüm kötülükler, sevgiyle örtülür tıpkı iyi bir ailede olduğu gibi.

Kendimi başkalarının önünde iptal ediyorum ve görüşlerimi başkalarına dayatmıyorum, aksine, onların arzularına dahil olmaya ve onlara yardımcı olmaya hazırım. Ve böylece herkes diğerlerine destek oluyor, bu sayede, aile hissiyatı ya da “tek adam” adı verilen özel, sıcak bir ortak alan yaratmış oluyoruz.

Bizler sevgi, ortak katılım, birlik olma, sıcaklık ve karşılıklılık bulutuyla kuşatılmış durumdayız. Bu tamamen yeni bir şey. Bu daha önce yoktu, “sevgi tüm günahları örter” kuralına göre inşa edildi.

Herkes kendi egoizmiyle kalır, ancak biz bununla nasıl baş edeceğimizi biliriz. Sonuç olarak, egoizm bize doğa tarafından verilmiştir ve bugün bu konuda hiçbir şey yapamayacağımız kesindir. Fakat İbrahim’den, egoizmimizi aşabileceğimiz ve birlik olabileceğimiz bir metodu aldık.

Egoizmin üzerine çıkmayı bilenlere, “Yehud” (birlik) kelimesinden gelen Yahudiler (Yehudim) veya İsrail halkı, Yaşar-El yani Yaradan’a doğru denir. İsrail milleti bu temelde yaratılmıştır.

Küçük çekişmelerle Babil’den ayrıldıktan sonra İsrail, Mısır sürgünü adı verilen egoizminin kölesi olduğu bir dönemde bulur kendini. Egoizm bizi yönetir ve bağ kurmamıza izin vermez. Ne kadar denersek deneyelim, ne kadar sıkı çalışırsak çalışalım, hiçbir işe yaramaz.

Buna kölelik denir yani bedensel varlığımız üzerinde yorucu bir çalışmadır. Aramızda bir şeyler inşa etmeye çalışırız ama egomuzun üzerine çıkmamız gerektiğini fark edene kadar hiçbir şey elde edemeyiz. Bu, birçok darbe ve sıkı çalışmadan sonra gerçekleşir.

Neticede, bu şekilde var olmanın imkânsız olduğuna karar veririz. Bugün kendimizi içinde bulduğumuz durum budur. Aksi takdirde, bir iç savaşta birbirimizi sadece yok edeceğiz.

Hayatımızın kölelik olduğunu gerçekten anlamamız gerekiyor. İçimizde yaşayan kötülüğün gücü bizi yiyip bitiriyor. O zaman daha önce yaptığımız gibi egoizmin üstesinden gelmeyi kabul edeceğiz. Bunu nasıl yapacağımızı bilmiyoruz ama en azından karşılıklı nefretten kaçıyor, Firavun’un gücünden kurtulmak istiyoruz.

Bu, Mısır’dan ayrılıp karanlıkta kimsenin bilmediği bir yere doğru koştuğumuz anlamına geliyor. Tek anladığımız, artık orada var olamayacağımız. Ve sonra Sina Dağı’na varıyoruz ve aramızda ne tür bir nefretin (günahın) var olduğunu görüyoruz.

Bu nefretin üstesinden gelip tek kalp, tek adam olarak birleşme, karşılıklı güvenceyi sağlama, Tora’yı yani birleşme metodunu kabul etme ile hem fikiriz. Tora’nın temel kuralı, komşunu kendin gibi sevmektir. İşte o zaman, “Bugün Benim halkım oldunuz” dediği gibi, İsrail halkı olarak doğarız.

Kaçmaya Hazır Mısınız?

Manevi bir dereceye yükselmek için çalışıyor ve kendimizi hazırlıyoruz, ancak yapabileceğimiz tek şey çaba sarf etmekten başka bir şey değil.

Asıl eylem ışık tarafından gerçekleştirilir; kendimin üzerine çıkacak güce sahip değilim. Kendimi saçlarımdan tutup egoizm bataklığından çekip çıkaramam!

Tüm çabalarımızın sonucuna “Emek verdi ve buldu” denir, çünkü eylem üst ışık tarafından gerçekleştirilir.

Mısır’dan çıkış, çok büyük bir ışığın, GAR de Hohma’nın ifşası sayesinde yukarıdan uyanışla gerçekleşir.

Buna Mısır’ın karanlığı denir çünkü ışık ifşa olmuştur ama onu algılayacak Hassadim kıyafetimiz yoktur.

Bu yüzden ona gündüz değil gece denir ve manevi derecelerde bir yükseliş değil, bir kaçış, bir sıçramadır. Pesah “atlamak” (geçmek) kelimesinden gelir.

Bu yükseliş kişide zamanın, hareketin, mekânın veya herhangi bir insan değerlendirmesinin ötesinde tek bir dürtü olarak gerçekleşir.

Her şey yukarıdan gelen etkinin gücüyle gerçekleşir. İşte bu yüzden bu çıkış için hazırlıklı olmalıyız.

Aniden, aceleyle gelir ve gerçekleşmeden bir an önce kişi Mısır’dan çıkmanın eşiğinde durduğunu ve bunun gerçekleşmek üzere olduğunu hayal bile edemez.

Tamamen plansız bir şekilde gerçekleşir. Ve geçişin kendisi hakkında Yaradan bunu bize yaptığında, bunu bir rüyadaymışız gibi deneyimlediğimiz söylenir.

İstediğiniz Her Şeyi Alacaksınız

Soru: Pesah’dan önce ve Pesah sırasında ulaşmamız gereken bu özel birlik nedir?

Cevap: Birbirimize bağlandığımız, Yaradan’a yaklaştığımız ve O’ndan birlik talebimize ışık tutmasını talep ettiğimiz zamandır. Bu şekilde birleşir ve hepimizden tek bir grup oluştururuz.

O zaman gerçek birliğin ne anlama geldiğini ve içimizde olan ama henüz aramızda tezahür etmemiş olan gücün ne anlama geldiğini hissedeceğiz. Bunu başarmamızı gerçekten çok istiyorum.

Soru: Çabalarımıza, dualarımıza net bir cevap alana kadar birlik için egzersizlere devam etmemiz gerektiğini söylediniz. Çabalarımıza cevap almak ne anlama geliyor?

Cevap: Bu, her birimizin kendisini iten ve bizi kendilerine yakın tutan birçok dostun baskısı altında olduğunu hissedeceğimiz anlamına gelir.

Bunu gerçekleştirmeye çalışalım. Sizi temin ederim ki, eğer gerçekten hakikatte var olmayı dilerseniz, yukarıdan, gerçekten arzu ettiğiniz her şeyi alacaksınız.

Ve bir şey daha rica ediyorum: Rabaş’ın makalelerini iyice anlamak çok önemlidir. Hepsi bu kadar. İyi şanslar!

Purim – Gizlilik Ve İfşa

Karanlık, Yaradan (Zeir Anpin) uykuya daldığı için İsrail halkının kendi üzerine getirdiği Med (Babil) sürgünüdür.

Ve büyük bir astrolog olan günahkâr Haman, kaderi belirlemek için kura (Pur) attı.

Çünkü Haman ve on oğlu, on Klipot’u (saf olmayan güçler) temsil ediyordu ve bu nedenle Yaradan’ın uykuda olduğunu ve O’nun yüksek yönetiminin İsrail halkını (Yaradan’ı arayanları) korumadığını biliyordu.

Böylece Haman, İsrail halkını yok etme zamanının geldiğini düşündü.

Haman, Hohma’nın tüm ışığına karşı duran tüm alma arzularımızı temsil eder ve bu ışığın şimdi ifşa edilmesi gerektiğini bilir.

Yalnızca, bunun sadece orta çizgi aracılığıyla gerçekleşebileceğini bilmez ve sonra iptal edilir, bu da ilk kısıtlama koşuluna (Tzimtzum Alef) geçişe yol açar.

Malhut, orta çizgide Zeir Anpin ile birleşir, Bina’ya yükselirler ve ıslahın sonu koşuluna ulaşırlar.

İsrail halkını yok etmek, Hohma’nın ışığını egoistçe almayı engelleyen ihsan etme niyetini yok etmek anlamına gelir.

Mordehay ihsan etme niyetini temsil eder, ancak Haman’ın arzuları olmadan tek başına hareket ederse, o zaman bu sadece ihsan etmek için ihsan etmek olur, yani Hohma’nın ışığını engeller ve ifşa olmasına izin vermez.

Kişi orta çizgide çalışmazsa, en iyi ihsan eylemleri bile gelişim yolunu kapatır. Bu nedenle Mordehay’ın Haman’la bağlantılı olması gerekir.

Aralarında, ihsan etme niyeti ile egoist arzu arasında çatışma başladığında, nasıl birleşebilecekleri ya da birleşemeyecekleri anlaşılır.

Haman’ın arzularının kullanılabileceği bir ihsan etme niyeti vardır, ancak bu arzuların kendileri doldurulmayacaktır. Haman ve Mordehay arasındaki yüzleşmenin nedeni budur. Bu, kişinin iki karşıt güç, zıt niyet arasında doğru bağı nasıl kurabileceğiyle ilgilidir – doğru yöntemi bulana kadar ıslah yolunda bizi hangi savaşlar, kafa karışıklıkları ve şüpheler beklemektedir.

Ester Parşömeni (Megillat Ester) bize bunu anlatır.

Hanuka – En Yakın Manevi Durak

Tüm Yahudi bayramları, sevinçli ve kederli günler, İsrail adı verilen özel bir grup tarafından yerine getirilen manevi sürece işaret eder. Geçmişte bu grup bazı koşulları potansiyel olarak deneyimlemişti ve şimdi bunları pratikte uygulamalıdır.

Bu farkındalığa yaklaşıyoruz ve bu nedenle, söylendiği gibi, her bayramda veya özel günde ne yapılması gerektiğini incelemeliyiz: “Babaların yaptıkları oğullar için bir işaret olacaktır.”

Bazı bayramlar aslen yukarıdan bir uyanışla, bazıları ise aşağıdan bir uyanışla insanlar tarafından kurulmuştur. Hanuka, Tora’da bahsedilmeyen özel bir bayramdır. Tamamen aşağıdan uyanıştan, Bina derecesinden, ihsan etmeye ulaşmayı arzulayan yaratıklardan, küçük bir safhadan, GE’den, devam etmeden önce yolda bir duraktan (Hanu-Ko) gelir.

GE’nin ihsan etme arzularını edindikten sonra, yaratılış hedefine, AHAP’ın arzularına doğru ilerleriz. Bu bayrama manevi denmesinin nedeni, alma arzularının kullanıldığı Purim’in aksine, GE’nin ihsan etme arzularına, Bina derecesine atıfta bulunmasıdır; bu nedenle de gelenekler birbirine zıttır.

Purim ıslahın sonunu ifade eder ve bu nedenle maddesel bir bayram olarak adlandırılır, çünkü manevi olan maddi dünyaya iner, ıslah eder ve AHP’nin arzularını doldurur.

Hanuka bize Purim’den daha yakındır ve bu nedenle daha anlaşılırdır. İhsanda bulunmanın, arzumuzun üzerinde olmanın, ona karşı çıkmanın ve onun üzerinde hareket etmenin nasıl bir şey olduğunu hayal edebiliriz. Bu nedenle, bize en yakın manevi aşamaya yaklaşmaya çalışmak için Hanuka geleneklerini incelemeye değer.

Tüm manevi seviyeler bu koşula dayanır çünkü her biri GE ile başlar, ana olan küçük bir koşul ile ve büyük bir koşul sadece bir ektir, görünür ve kaybolur.

Hanuka çok özel bir bayramdır ve umalım ki bayram haftası boyunca bu koşula ulaşabilelim, onu anlayabilelim ve gerçekleştirebilelim.