Category Archives: Dua

Bizi Yaradan’a Yönelten Nitelikler

Kişi gururlu olduğunda ve Yaradan’ın önündeki otoritesini iptal etmeye dair hiçbir arzusu olmadığında, ve kendisinde hiçbir alçaklık olmadığını söylediğinde, aksine ne isterse onu yaptığında, ona tüm kötü nitelikler buradan gelir. Yukarıdan gelen haz ışığı, dünyayı sürdürmek için ince bir ışık olarak aydınlatır. Bilindiği gibi, “kıskançlık”, “şehvet” ve “onur” olarak adlandırılan üç nitelikle kıyafetlenir, ve bu üç nitelik de gurur niteliğine dâhildir. (Rabaş, “Çalışmada, ‘Yaradan Gururu Tolere Etmez’ Nedir?”)

Gurur kavramı, insan karakterine ilişkin yaygın bir terimdir; kişinin kendi “ben”ini hissetmesidir. Bu hissiyat için bir ıslah mevcuttur: kişiyi, kendisinin hiçbir şeye muktedir olmadığına dair bir farkındalığa getirmek. Daha ziyade, kişi bu hayatta pek çok şeye yetkin olsa da, kendi başına manevi ıslaha gelemez.

Peki kişi kendi kendini düzeltemeyeceğini anlamaya, Lişma’ya gelmeye nasıl yönlendirilir? Bu, üç niteliğin yardımıyla olur: kıskançlık, şehvet ve onur.

Çünkü insanda bulunan alma arzusu bu üç niteliğe de sahiptir, ve gelişir. Kişi geliştikçe, her seferinde alma arzusunu kontrol edemediğini, onu verme niyetiyle birleştirip sonsuzluk çerçevesi dahilinde kullanamadığını görür. Bunun üzerine pes eder ve Yaradan’dan yardım talep eder.

Bizim ilerleyişimiz, aslında, deneyip başarısız olduğumuz, tekrar tekrar boş yere denediğimiz pek çok safhayı içerir. Ve her seferinde kalplerimizde bir dua belirir, ben yapamıyorum, edemiyorum diye Yaradan’a bir yakarış. Şimdiye kadar, kendimde gerçekten hayal kırıklığına uğradığım ve ihsan etme niyetine ulaşmak istediğim bu talep, tam olarak özellikle Yaradan’a yönelmiş olarak oluşmamıştı.

Ancak yavaş yavaş, kişi kendi alma arzusu içerisinde, çevresi içerisinde bu detaylar hakkında daha fazla şey öğrenmeye başlar, ve bu amacın önemine ikna olmuş hale gelir. Görür ki, aksi takdirde yaşamı geçici, rastgele ve anlamsız olacaktır.

Bu böyle devam eder, ta ki bu yakarışın tesadüfi bir hayal kırıklığından kaynaklanan doğal bir talep olmadığını; yaşamın tüm koşullarına yönelik doğru yaklaşımı bulmak, alma arzusunu ne kadar yönetip yönetemediğini görmek, ve bu temelde Yaradan’a gerçek bir dua ile yönelmek için çeşitli yaşam koşullarına yönelik belirli bir yaklaşım olduğunu anlamaya başlayana dek.

The Qualities That Aim Us at the Creator

Gerçek Bir Dua Ne Zaman Ortaya Çıkar?

Duadan önce gelen bir dua vardır; bu, doğru ihtiyaçlara sahip olabilmem ve kendi durumumu gerçeğin ışığında görebilmem için yaptığım bir taleptir. Ancak bundan sonra gerçek bir dua ortaya çıkar.

Kişi kendi “Kli”sini ıslah için hazırlamıştır; ardından ıslah gerçekleşir, yani ışık gerçekten kişiye etki eder ve kişi, ihsan etme niyetini alır.

Bu, Yaradan’ın bizim dualarımıza, yakarışlarımıza, övgülerimize veya kutsamalarımıza gereksinim duyması değildir. Aksine, bunlar aracılığıyla her tür arzudan, ıslah edilmiş bir duruma ilişkin durumumuzu tanımlarız.

Ve eğer gerçekten her bir niteliğin ıslahına ulaşmak istiyorsak, o zaman bu Kli’mizi hazırladığımızın bir işaretidir, öyle ki içinde her bir arzu için, ihsan etme uğruna bir niyet ortaya çıkabilsin.

Ancak, eğer arzum henüz doğru niyete ihtiyaç duymuyorsa, o zaman onunla çalışamam. Kişi ancak bu niyetin gerekliliğinin bilincine vardığı ölçüde, o arzuyla çalışmaya başlayabilir; aksi takdirde bu bir zorlama olacaktır, ve maneviyatta zorlama yoktur.

When Does a True Prayer Arise?

Her Şey Dua İle Edinilir

Birçok Kabalistik kaynakta, manevi olanın ancak dua gücüyle edineceği söylenir. Dünyadaki çoğu insan, duanın ne olduğunu anladığını düşünür, ancak gerçekte durum bundan çok uzaktır.

Kabala biliminde şunu öğreniriz:

Görün ki, bütün oluşacaklar oluşmadan ve yaratılanlar yaratılmadan önce, Üst Işık tüm var oluşu doldurmuştu. Ve hiçbir boşluk yoktu. (Ari, Hayat Ağacı)

Üst ışık (ifşa olmamış formunda Yaradan) yoktan yarattığı arzuyu doldurdu. “Yoktan var olma” tam olarak yaratma eylemidir.

Sonra Yaradan, bu arzuyu değiştirmeye ve dönüştürmeye başladı, böylece daha sonra bağımsız bir yaratılan oluşturulabilecek bir şeye dönüştü. Arzu birçok parçaya bölünene kadar üzerinde çeşitli eylemler gerçekleştirdi; Kabala’da buna ortak ruhun (Adem) parçalanması denir.

Bu ortak ruhun parçaları, her biri bir nokta haline gelene kadar giderek daha fazla bölündü; bu nokta, içimizde tutuşan ve Yaradan’a olan özlemimizi hissettiğimiz kalpteki noktadır.

İlk başta bu his bilinçsizce ortaya çıkar. Nereden geldiğini veya neden bize huzur vermediğini bilmeyiz, ama bu bizi Kabalistik bir gruba götürür. Manevi yolumuz böyle başlar.

Grupta çalışırken, yaratılışın doğasında egoizmden başka bir malzeme olmadığını anlamaya başlarız, çünkü şöyle denir: “Kötü eğilimi ben yarattım ve ıslahı için Tora’yı verdim.” Egoizm, Yaradan tarafından kasıtlı olarak yaratılmıştır, böylece kişi kendini ona kaptırabilir, onu yanına alabilir ve sonra onu ıslah ederek Yaradan’a yükselebilir.

Bu nedenle, bizim görevimiz içimizdeki egoizmi ortaya çıkarmak ve onu “arzu” (Hisaron) olarak adlandırılan doğru şekline getirmektir.

Mesele şu ki, dünyevi arzulara daldığımızda, manevi sistemi etkilemiyoruz, onun içinde değiliz. Ancak, Adem’ın manevi sistemine entegre olmak, onun parçalarıyla birleşmek için yönlendirilen, doğru şekilde oluşturulmuş bir arzu, onu etkiler ve buna “dua” denir, yani bu, yaratılışın genel sistemi içinde bağ kurmak ve doğru şekilde işlev görmek için yapılan bir istektir.

Bu nedenle, her şeyin sadece dua yoluyla, kişinin arzusunun doğru şekilde oluşturulmasıyla elde edildiği söylenir.

Doğru Dua

Doğru bir dua iki bölümden oluşmalıdır:

1-Şükran – bizi gruba getirdiği, bizi birleştirdiği, tek bir bütün haline getirdiği; ara sıra saçma, ara sıra da saçma olmayan istek ve kaprislerimize yanıt verdiği için Yaradan’ı övmek ve O’na şükretmek. Aksi takdirde, kime hitap ediyoruz?

2-Birbiriniz için acil bir talep, kendimiz için değil. Çünkü hepimiz doğru bir şekilde birleşirsek, bu birbirimiz için yapılan talep artık anlamını bile yitirir; zira anında Yaradan için bir talebe dönüşür yani O’na dönmeyi arzularız.

Zorunlu bir koşul, talebimize yalnızca Yaradan’ın cevap verebileceğinin idrak edilmesidir. Var olan tek O’dur; yaratılışın tüm sistemi içinde yanıt veren ve eylemde bulunan tek O’dur.

Ayrıca, büyük bir arzumuz olmasına rağmen henüz buna bir yanıt almamış olmamızdan dolayı acı çekmeliyiz. Ve sonra talebime bir yanıt aldığımda ise sevinç, haz ve doyum hissederim. Dua sırasında yaşanan acının büyüklüğü (hayvansal acı değil, kendim için değil; yaratılanların ve Yaradan’ın yararı için olan bir acı) ile yanıtı aldığımda hissettiğim haz arasındaki fark, beni yani grubu dolduran sevincin miktarını ve niteliğini oluşturur.

Bu nedenle, ışık için arzuyu doğru bir şekilde şekillendirmeye ne kadar çok çaba harcarsak, ona o kadar yaklaşır ve ışığın içine girerek karşılık vereceği doğru arzuyu oluşturma yolunu o kadar hızlı geçeriz. Böylece bize Yaradan’ın ifşası bahşedilir.

Ve bu arzunun ne kadar güzel biçimlendirildiği ya da yüce sözcüklerle kıyafetlenmesinin önemi yoktur. Önemli olan tek şey; dostlar, grup, dünya ve Yaradan için yapılan talepte kalbin samimiyetidir. O zaman arzum, gerçekten ihsan etmeye yönelik bir arzuya dönüşür ve form eşitliği yasasına göre ışık buna anında yanıt verir.

Tüm Gök Kubbelerden Geçen Bir Dua


Bir insanın duası, Ruah’ın [ruhun] işidir, Behina Bet’ten gelen bir çalışma olup konuşmaya bağlıdır. Bu, yüce sırların içindedir ve insanlar bilmezler ki bir insanın duası havaları yarar, gökyüzünü delip geçer, kapıları açar ve yükselir. (Raşbi, Herkes için Zohar, Cilt 5 “VaYakhel,” “Duanın Yükselişi”)

Duanın bir sütunun yanında edilmesi gerektiği yazılmıştır. Bu, gerçekten kişinin yanında dua edeceği fiziksel bir sütun anlamına gelmez. Mesele şudur ki, sonsuzluk dünyasından bizim dünyamıza kadar tüm Partzufim bir sütun şeklinde düzenlenmiştir; öyle ki üst Partzuf’un AHP’si, alt Partzuf’un Galgalta ve Eynaim’inin (GE) içinde yer alır ve böylece hepsi birbirinin içine geçmiş hâlde yer alır.

Farklı şekilde düzenlenmiş tek bir Partzuf bile yoktur. Her Partzuf, öyle bir konumda yer alır ki üst kısmı daha yüksek Partzuf’un içinde, alt kısmı ise daha düşük Partzuf’un içinde bulunur.

Yani, benim Partzuf’umun üst kısmı, daha yüksek olanın alt kısmıyla birliktedir; Partzuf’umun alt kısmı ise daha düşük olanın üst kısmıyla birliktedir. Böylece, üst kısmımda (GE), en yükseğin AHP’siyle birlikte on Sefirot’u oluştururum; alt kısmımda (AHP) ise, daha düşük olanın GE’siyle birlikte on Sefirot’un içinde bulunurum.

Böylece, üstteki on Sefirot’ta daha yüksek olana, alttaki on Sefirot’ta ise daha düşük olana bağlıyım. Peki ben neredeyim? Ben, beni ikiye bölen kısımdayım; buna Klipat Noga denir. Bu, Partzuf’u ortadan ikiye ayırır.

Klipat Noga, bizim tüm özgür seçimimizdir. Eğer şimdi, üstteki on Sefirot’ta (1) daha yükseğe bağlanmaya ve bununla en altı yukarı kaldırmaya (2) karar verirsem ve yalnızca bunun için çalışıyorsam, bu, ortadaki Klipat Noga’da bulunan özgür seçimimi kullandığım anlamına gelir.

Özgür seçim, daha alt seviyeyi ıslah etmek için Yaradan’la yani daha yüksek bir seviyeyle bağ kurmamdır. Bizim çalışma şeklimiz budur.

Kabalistlerin Duası

Dua etmek, belirli bir zamanda bir araya gelip ağlamak, diz çökmek ve feryat etmek anlamına gelmez.

Dua, üst ışığın, Or Makif’in (saran ışık) etkisi altında içimizde ortaya çıkan kolektif, büyük, amaçlı ve doğru bir arzudur. Böyle bir arzu, her an kendini gösterebilir ve bunu, Yaradan’ın hiçbir aracı eylem olmadan kendini hemen ifşa edeceği ortak bir bütün olarak hissedeceğiz.

Manevi dünya, insanların tek bir yerde toplanıp mekanik olarak dua ettiği bizimki gibi değildir. Biz birlikte çalışırız, üst ışığı çekeriz ve o, ortak sistemimizdeki son vidayı sıkar, bizi arzuladığımız gibi “yakalar”.

Bizler bir yerde doğru bir şekilde hareket ettik, kendimizi birbirimize kilitledik ve üst ışık içimizde tezahür etti; bu, ihsan etme ve sevgi niteliğidir. Prensipte bunu kendimiz başardık ve ışık, onunla bir form benzerliği geliştirdiğimiz için ortaya çıktı.

Dolayısıyla bu, sıradan, geleneksel bir dua değildir, Kabalistlerin tek bir birleşmiş arzu yaratmak için yaptıkları ortak bir eylemidir; bu arzunun, onların bireysel arzularından birbirine bağlanması, örülmesi ve yapıştırılması gerekir.

Mükemmel Duaya Doğru

Ruhun yükselişi ve tamamlanması, öncelikle tüm ruhların birleşip, tek olmasıyla gerçekleşir; çünkü o zaman onlar Keduşa’ya [kutsallığa] yükselirler, çünkü Keduşa [ihsan etme] tektir. Bu nedenle, ruh olan dua [ıslah için Yaradan’a yakarış], öncelikle ruhların birliğine bağlıdır. (Breslov’lu Rabbi Nachman, Likutey Halachot, “Sinagog Kuralları”, 1).

Bir dua esas olarak topluluk içinde [grup içinde, onlu içinde] edilmelidir, yalnız değil… (Likutey Halachot [Çeşitli Kurallar], “Sinagog Kuralları”).

Elbette, tüm isteklerimizi birbirleriyle karşılaştıramayız; henüz çabalarımızın nasıl şekillendiğini, hangi yönlere odaklandığını, birbirimizi nasıl düzelttiğimizi, nasıl desteklediğimizi ve hepsini tek bir tatta nasıl birleştirdiğimizi görecek kadar yeterince yönlendirilmiş değiliz.

Bu nedenle şöyle denir:

Dua esas olarak topluluk içindedir yalnız değil, böylece kişi ayrı ve yalnız kalmaz, çünkü bu Keduşa’nın tam tersidir. [Yaradan’a ihsan etme] … kutsal topluluğu bir araya getirmeli ve bir olmalıyız (Likutey Halachot [Çeşitli Kurallar], “Sinagog Kuralları”, Birinci Kural).

Tamamen kişinin kendi çabalarından doğan, bu ortak arzunun yükselişi, tam bir duadır.

Bunu nasıl başarabiliriz? Bu bizim asıl sorumuzdur, çünkü sadece Yaradan’a dönerek, “MAN yükselterek” yani bizi bir araya getirecek ve birliğimizde Yaradan’ı ifşa edecek olan ihsan etme niteliğini alma arzusuyla, tüm sorunlarımızı çözebiliriz. Ve bizim aracılığımızla tüm dünya bu ifşayı hissedecek.

İnsanlar birdenbire dünyada ihsan etme niteliğinin olduğunu ve bunun alma niteliğinden daha büyük olduğunu anlamaya başlayacaklar. Alma niteliği yani egoizmimiz, sadece engin, daha yüce, sonsuz, mükemmel dünyayı bizden gizler.

Yaradan’a Yakarış Nasıl Oluşur?


Soru: Eğer arzumun içindeki his doğrudan Yaradan’a bir yakarışsa, o zaman diğer insanlarla, onlu ya da Kabalisttik bir grup şeklinde kurduğum dışsal bağlantım, Yaradan’a yönelik bir talep oluşturmama nasıl yardımcı olur?

Cevap: Yaradan’a kişisel olarak yalvaramazsınız. Sevdikleriniz, akrabalarınız veya çocuklarınız için talepte bulunmak yardımcı olmaz. Bunu kendi hayatlarımızdan da görüyoruz.

Yaradan’a ancak doğru bir şekilde formüle edilmiş bir taleple, grup aracılığıyla yakarışta bulunmak mümkündür. Eğer ben onluya bağlıysam ve birlikte ortak bir arzu geliştirirsek, o zaman bu arzu Yaradan tarafından hissedilir.

Ben, Malhut olarak, en alttayım. Yaradan, Keter olarak yukarıdadır. On Sefirot (Keter, Hohma, Bina, Hesed, Gevura, Tiferet, Netzah, Hod, Yesod ve Malhut) aracılığıyla Yaradan ile bağ kurmalıyım. Eğer bunu doğru yapmazsam, Yaradan’a ulaşamayacağım. Ve grup aracılığıyla yakarışta bulunduğumda, kendimi iptal ederim.

Bu demektir ki, gruba girmek zorundayım, onun içinde erimeliyim ve o zaman talebim bir dereceye kadar özgecil olur ve kişisel olarak benim olmaz.

İşte Yaradan’a bu şekilde yalvarırız. Aksi takdirde, bunu yapma imkânımız yoktur.

Kendini İyi Toprağa Emanet Eden Tohum

Soru: Kişinin kendisiyle ilgili düşüncelerden kurtulmasına hangi eylemler yardımcı olabilir?

Cevap: Beni kendimle ilgili düşüncelerden gerçekten ayırabilecek tek eylem, gruba dahil olmaktır. Bağlandığım çevrenin içsel gücünü ortaya çıkarana kadar elimden gelen her şeyi yapmalıyım; o zamana kadar başka hiçbir şey yardımcı olmayacaktır.

İlk başta çevreyi kuru kuma düşmüş bir tohum gibi algılarım. Ama sonra bunun, büyümemi besleyebilecek belirli mineraller ve nem içeren bir toprak olduğunu görmeye başlarım. Bu “nem”, egoizmimi yumuşatabilecek ve ihsan etme niteliğini arzulamaya başlamamı sağlayacak niteliktir. Ve “mineraller”, gelişimim için besin sağlayabilecek Hohma ışığıdır. Bu şekilde, çevreden Hassadim ve Hohma ışıklarını almaya başlarım ve kendimi onun önünde yok saydığım ölçüde büyürüm.

O zaman, kendimi çevrenin önünde iptal etmenin egoistçe de olsa faydalı ve doğru bir karar olduğunu anlarım. Şimdilik bu, egoizmimden kaynaklanır. Henüz özverili bir şekilde ihsan etmeye niyetim yoktur. Onların önünde kendimi iptal etmek isterim ki böylece onların çevresinden beslenip büyüyebileyim. Eğer büyüme yalnızca ihsan etme yoluyla mümkünse, o zaman ihsan etmeyi düşünmeye hazırımdır. Ama şimdilik, bu hâlâ kendi çıkarım için bir hesaplamadır.

İhsan etme niteliğini edinmek ve veren olmak isterim. Bu, özel bir egoizm türüdür; manevi dünyaya doğru götüren bir egoizmdir. Kendimiz için hiçbir hesaplama yapmadan, gerçek ihsan etmeye ulaşana kadar, bu tür giysileri yol boyunca birçok kez değiştirmemiz gerekecektir. Bu arada, bunun ne olduğunu bilmiyoruz. Sadece ıslah eden ışık bize bu şekli verebilir. Ve yol boyunca, her biri bir öncekinden daha kurnaz ve egoist olan ve hepsi nihai forma zıt olan birçok formu değiştireceğiz.

İlk başta iyi ilerliyormuşuz, ihsan etmeye çoktan yaklaşmışız ve neredeyse manevi dünyaya girmişiz gibi görünür. Sonra aniden tüm bunların hâlâ gizli bir kabullenme olduğu ortaya çıkıyor. Bu şekilde gelişmeye devam ederiz. Önemli olan, çevreden sürekli destek almak, kendimizi onun önünde iptal etmek ve yolda olduğumuz için hiçbir durumdan korkmamaktır.

İhtiyaç duyulan şey, kolektif bir duadır; yani düşüncelerim ve arzularım grubun içsel düşünceleri ve arzularıyla aynı olsun, grubun derinliklerine dalayım ve herkesle tek bir akıntıda öyle bir akmak isteyeyim ki, nereye giderlerse gitsinler, kendimden hiçbir eleştiri almadan ben de gideyim. Buna kolektif dua denir. Herkesin istediğini ben de isterim.

Benim için toplum dışsal bir şey değil, grubun içsel arzusudur; ancak daha sonra aynı gücün tüm dışsal insanlarda da etkili olduğunu keşfedeceğim.

Özetle, doğru şekilde ilerlemek istiyorsam, gruba katılmak için elimden gelen her şeyi yapmalı, dış görünüşe değil, içsel düşüncelere ve arzulara bakmalı ve onlarla birleşmeye çalışmalıyım. Kolektif duanın anlamı budur. Bu toplum neyi arzuluyorsa, neyi hedefliyorsa, ben de onlara katılır ve aynısını arzularım.

En Yüksek Seviyedeki “Kalbe” Dua

Hepimiz, birbirimizle olan bağımızdan, ortak bir kalpten gelen duanın ne kadar önemli olduğunu anlıyoruz. Dua, doğrudan Yaradan’a yükselme ve O’nun içine girme gücüne sahiptir; böylece O, hepimizin tek bir yöne yani aramızdaki bağa yöneldiğimizi hisseder. Umarız bunu başarabiliriz. Yaradan bize yardım etsin!

Önemli olan, tüm kalpleri tek bir kalpte birleştirerek doğru duayı, doğru arzuyu elde etmek ve bu sayede Yaradan’a olan talebimizi iletmektir. Hepimiz Yaradan’a yönelmiş bu ortak gücü yaratmaya çalışacağız ve bu güç, Yaradan’a yükselmemize ve birbirimizi kucaklamamıza yardımcı olacaktır. Ve o zaman, O’ndan da aynı cevabı alacağız. Yaradan hepimizi kucaklayacak ve bu kucaklamayla tek bir bedende birleştirecektir.

Doğru dua, ortak kalbimizden gelen ve en yüksek seviyedeki “kalbe” ulaşan bir taleptir. Her birimiz, doğrudan Yaradan’a yönelen ve O’nun içinde yer alan bu ortak kalbe katılırız. Başka bir arzumuz yok ve hepimizin arasındaki bu merkezi bağ noktasında ve Yaradan’la birlik içinde hissetmekten başka bir yerimiz yok.

Kongredeki her insanın görevi, kendi onlusu ve diğer tüm onlularıyla tek bir büyük manevi Kli’de birleşmenin ve bu ortak Kli’yi, Yaradan’la birleştirmenin bir yolunu bulmaktır. Yani, “tek kalp tek adam” olarak birleşmek ve böylece Yaradan’ı ifşa etmektir.

Hepimiz kendimizi iptal ederiz ve bu arzuda Yaradan’ı hissetmek ve ifşa etmek için, tek bir arzuda birleşmek isteriz. Birbirimizden uzakta olsak bile, birleşme arzumuz bizi yakınlaştıracak ve bağımızı “tek kalp tek adam” seviyesine çıkaracaktır. Ve bu noktadan sonra kendimizi Yaradan’la bir bütün olarak hissedeceğiz.