Category Archives: Karşılıklı Sorumluluk

Grup Sizi Mecbur Bırakmalı

Yorum: Veri işlemeyi hızlandırmak için gerilimin gerekli olduğunu söylüyorsunuz. Bana öyle geliyor ki, grubun baskısı altında değil de daha barışçıl bir durumda olsaydım bunu çok daha iyi yapardım.

Cevabım: Yani şunu söylüyorsunuz: ‘Grup bana baskı yaparsa kafam karışır ve kaçarım; baskı altında çalışamam.’ Oysa baskı olmalı. Grup, kişiyi buna mecbur bırakmalıdır.

Yorum: Ama yine de bilgiyi işleyebilmek için biraz boş zamana ihtiyacım var.

Cevabım: Veri, elinde bir bardak bira ile sessizce oturup hayatı düşünerek işlenmez. Veri, kritik ve stresli durumlarda işlenir. Dinlenmek için bir an bulacağınızı, sonra oturup odaklanarak her şeyi çözeceğinizi sanmayın; böyle bir şey yok! Tam tersine, temponuz ne kadar hızlı olursa hesaplama yapma yeteneğiniz de o kadar artar. Tam da böyle durumlarda, saniyenin kesirleri içinde doğru hesaplamaları yaparsınız.

Elbette çalışma vardır; insanın gerçekten çalışmaya ihtiyaç duyduğu bir zaman vardır ki, dünyaların yapısıyla, ruhun yapısıyla bir bağ hissedebilsin; bunun nasıl kurulduğunu anlayabilsin ve en azından zihinsel olarak kendini buna bir ölçüde bağlayabilsin, bunu doğrulayabilsin ve görebilsin. Kişi zamanını bölmelidir, fakat yine de her an tetikte olmalıdır.

Gerilim nedir? Gerilim, hedefe ulaşmada bir eksikliktir, bir yoksunluktur. Buna stres, gerilim ve baskı denir.

Bir şeyi istediğimde ve ona ulaşamadığımda bu üzerimde baskı oluşturur, beni gerer. Burada sözünü ettiğim şey, insanın ondan kaçmak isteyeceği türden bir acının oluşturduğu baskı değildir. Bizim durumumuz şu olmalıdır, önümde duran şeye henüz ulaşamadığım için stresliyim; arkamdan beni sıkıştıran bir şeyden kaçmak zorunda olduğum için değil.

Grup, Tüm Umutlarımızın Toplandığı Yerdir

Soru: Gruptan ilerleme alamıyorsam, sorun nedir?

Cevap: Gruptan almanız gerektiğini düşündüğünüz şeyi almıyorsanız, şunlardan biri olabilir: ya grup size yeterince ilgi göstermiyor ya da genel olarak her bir kişiyi sürekli olarak uyandırma görevinde dikkatsiz davranıyor.

Belki de grup üyeleri ortak fikre, ortak arzuya yeterince enerji ve çaba harcamıyorlar; belki de dostlar arasında içten bir ateşin gerçekten alevlenmesi gerektiğine, bunun sadece sözlerle, mesajlarla veya diğer dışsal şeylerle değil, havada hissedilmesi gerektiğine yeterince dikkat etmiyorlar.

Bu mümkün olduğunca içeriden gelmelidir, ama öyle ki kimse dinlenememeli ve herkes bu kasırgaya atılmak zorunda kalmalıdır. Başka bir deyişle, grubu uyandırmamaktan kişi sorumludur, ama aynı zamanda tüm grup da sorumludur, çünkü grup herkesi içerir. Sonuçta grup, tüm arzularımızın, tüm umutlarımızın birleşimidir.

Soru:  Böyle bir durumu düzeltmek için nereden başlamalıyız?

Cevap: Bir araya gelip ne istediğimize karar vererek. Ve kendimizi düşerken hissettiğimiz anda, her birimiz hemen grubu “uyandırmaya” başlarız, böylece ulaştığımız seviyeden düşmeyiz. Aynı şey dışsal eylemler için de geçerlidir.

Dışsal eylemler içsel bağ ve içsel ateşleme için sadece birer araç olsa da, grubun içinde ilerlemek için çaba göstermeye istekli olan her bir kişiden ilham alırız.

Önemsemenin İyileştirici Gücü

Soru: Hastalarımdan biri şeker hastasıydı ve depresyondan muzdaripti. Yalnızdı, bu yüzden etrafta ne bulursa onu yiyor, asla kendine yemek pişirmiyor, hazır yemekleri mikrodalgada ısıtıyor ve aceleyle yiyordu. Ona bir arkadaşı olup olmadığını sordum ve olumlu cevap aldıktan sonra, birbirleri için yemek yapmalarını tavsiye ettim. Tavsiyemi dinlediler ve ikisi de iyileşmeye başladı. Neden insan kendisi için bir şey yapamazken, başkası için zevkle yapar?

Cevap: Bu durum, özellikle kadında daha güçlü bir şekilde ifade edilir çünkü o annelik içgüdüsünden gelen bakım ve sorumluluk duygusuna sahiptir. İnsanlar sadece kendilerine yemek pişirmek için çok tembeldir. Bilindiği üzere, yalnız yaşayan bir kadın asla yemek pişirmez. Ama bir ailesi varsa, işleri kendi haline bırakamaz.

Başkalarına baktığımızda neden daha sağlıklı oluruz? Sistemlerimiz birbirini dengelediği için değil, doğayla, dengeye ulaşmak için çabalayan muhteşem güçlerin dolaştığı geniş çevremizdeki dünya ile dengeye girdiğimiz için. Birbirimizle çift kutuplar gibi var oluruz: artı-eksi, eksi-artı, bu muazzam alanla, bu muazzam güçle etkileşime girmeye başlar. Ve ona benzemek için çabaladığımızdan, bizi iyileştiren olumlu etkisini kendimize çekeriz.

Birbirimizle hangi seviyede etkileşime girdiğimizin önemi yoktur. İki kişinin küçük hoş şeyler paylaştığını varsayalım; ne olduğu önemli değildir. Önemli olan, onları bu geniş alanla uyumlu hale getiren bir eylemin gerçekleşmesi ve ardından her ikisinin de iyileşmeye başlamasıdır. Birinin diğerine bir elma göndermesi ve diğerinin de aynı derecede önemsiz bir şey göndermesi önemli değildir; mesele bu değildir. Mesele, tam olarak çevreyle olan uyumda, kendinizi neye hizaladığınızda yatmaktadır: ya sadece olumsuz etkiler aldığınız yozlaşmış insanlıkla ya da doğanın büyük gücünün olumlu etkisiyle.

Einstein’ın Acımasız Sözü

Yorum: Bir söz vardır: “Eğer tüm çabalar bir sonuç vermezse ve insanlar yine de birbirlerini yok ederse, o zaman Evren onlar için tek bir gözyaşı dökmeyecektir.”

Lütfen evrenin umursamadığını ifade eden bu acımasız alıntıyı açıklayın.

Yanıtım: Hayır, umursamadığından değil, bu sadece evrende var olan bir yasa. Eğer insanlar bunu doğru kullanamazlarsa birbirlerini yok edecekler ve evrenin pişman olacağı bir şey yoktur.

Soru: Birbirimizi yok edeceğimize üzülmeyen bu evren nedir?

Cevap: Kim neden üzülsün ki?

Soru: Ama merhamet yasası yok mu?

Cevap Hayır. Bu nereden çıktı?

Yorum: Merhamet yasasının yukarıdan geldiğini sanıyordum. Her şeyin bu yasaya dayandığını sanıyordum. Bunun genel olarak yaşamın ana yasası olduğunu sanıyordum.

Yanıtım: Neden öyle olsun ki?! Cansız, bitkisel ve hayvansal doğaya bakıyorum ve onlarda bu tür yasalara uyulduğunu görmüyorum. Bence insanın en kötü özelliği, kendisi için geleceği ya da çevresinde arzu ettiği varoluşu icat etmesidir.

Soru: Yani bu şiddet mi? İnsan doğaya şiddet mi uyguluyor?

Cevap: Evet. Ve sonra doğadan talep ediyor: “Onu bana ver!”

Yorum: Yani, sen merhametlisin ve ben etrafımdaki herkesin merhametli olmasını istiyorum.

Yanıtım: Cevap evettir. Eğer doğa hakkında aklıselim bir şekilde düşünecek olsaydık, doğadan değil, kendimizden talep ederdik; kendimize, başkalarına, doğaya, her şeye karşı doğru tutumumuzu talep ederdik. İşte o zaman evrenin nasıl var olduğuna ve bizim onun üzerine nasıl çıkabileceğimize dair bir tahminimiz olabilir.

Yorum: Yani evrenden “Bana karşı merhametli ol” diye bir talepte bulunmuyorum ama kendimden “Başkalarına karşı merhametli ol” diye bir talepte bulunuyorum öyle mi?

Yanıtım: Evet.

Soru: Neden başkalarına karşı merhametli olmalıyım?

Cevap: Kendim için istediğim tüm iyi ve nazik şeyleri, başkaları için yapmalıyım. Ve hiçbir durumda bunun için bir tür ödül alacağımı düşünmemeliyim. Hiçbir şekilde!

Yorum: Bu ikinci kısım çok zor, karşılığında hiçbir şey almamak.

Yanıtım: İlk bölümün bütün amacı budur.

Soru: Dediğiniz şekilde hareket etmeye başlarsam, bu beni evrenle dengeye getirir mi?

Cevap: Eğer öyleyse, evet. Ve o zaman yıkım olmayacak, öz yıkım olmayacak.

İnsanlık Olarak, Kum Havuzunda Oyuncaklarla Ve Bebeklerle Oynayan Yetişkinlere Benziyoruz

İnsan gelişimi boyunca, biz egoist bir şekilde evrimleşip kendimiz için alırken, doğa her zaman veriyordu. Bu normaldir çünkü doğanın planı gereği, evrimimizin belirli bir süre boyunca ben-merkezli olması gerekiyordu.

Bu, ebeveynlerinin verdiklerini alarak büyüyen çocukların durumuna benzer. Onlar bundan memnundurlar. Çocuklar büyüdükçe, ebeveynlerin onlara karşı tutumu da değişir: “Buraya kadar, artık tek başınasın. Çalış, hayatının sorumluluğunu üstlen ve yaptığın her hatanın sonuçlarıyla yüzleş.”

Binlerce yıldır, çocuklar gibi büyüdük ama günümüz dünyası bizimle ilgili önemli bir değişimden geçti. Günümüzün dünyası, küresel olarak birbirine bağlı ve bağımlı hale geldi ve aynı şekilde bizden yetişkin tarzında davranışlar talep ediyor, tıpkı birbirimize karşı tutumlarımızın küresel olarak birbirine bağlılığa ve karşılıklı bağımlılığa uygun bir şekilde uyum sağlaması gibi. Tıpkı 20-25 yaşlarındaki bir insanın çalışmaya, bir hayat kurmaya ve dünyayla yeni bir düzeyde ilişki kurmaya başlaması gibi, insanlık da artık yetişkinlik dönemine girmiştir.

Doğamız egoistken, başkalarına ve doğaya fayda sağlamak yerine kişisel çıkarı ön planda tutarken, bu doğadan bağımsız olmamız, bunun üzerine çıkmayı ve doğuştan gelen egoist bağlarımızın ötesinde, kurduğumuz olumlu bağlar üzerine inşa edilmiş yeni bir toplum inşa etmeyi seçmemiz gereken bir aşamaya ulaştık.

Binlerce yıl boyunca bencilce geliştik ve bugün ilişkilerimizde karşılıklı destek, sorumluluk ve anlayış göstererek yeni bir temel üzerinde bağ kurmamız gerekiyor. Tutumlarımızı doğanın bizim için yeni taleplerine göre ayarlama konusunda isteksiz kalırsak, o zaman kişisel, sosyal, küresel ve ekolojik ölçeklerde hayatımıza giren sayısız acı biçimiyle, bunun sonuçlarıyla karşı karşıya kalacağız.

Yetişkinliğe geçtik ama bu geçişe direniyoruz. Çocukken hiçbir yükümlülüğümüz yoktu ama yetişkinler olarak hayatımızın sorumluluğunu alma yüküyle karşı karşıyayız. Ancak yine de çocukluğumuzun oyuncaklarına ve oyunlarına tutunmak istiyoruz ve birbirimize karşı tutumlarımızı geliştirme konusunda hiçbir ilerleme kaydedemiyoruz. Bu durum aslında oldukça rahatsız edici görünüyor; sanki hala kum havuzunda oturup oyuncak kamyonlar ve bebeklerle oynayan yetişkinlermiş gibiyiz.

Üstelik bu sadece sıradan insanlarla sınırlı değil; dünyanın önde gelen ve saygın isimleri de bu evreyi geride bırakma konusunda aynı derecede isteksiz. Oynanacak yeterince şey olduğunu iddia ediyorlar: Hisse senetleri, para, arabalar, şarap ve sinema bunlardan birkaçı: “Oynayacak yeterince oyuncağımız varken, neden karşılıklı sorumlulukla uğraşalım ki?”

Bu büyük bir problem. Günümüzün yeni küresel olarak bağlı ve bağımlı koşullarına uyum sağlama ve birbirimize karşı tutumlarımızı iyileştirme konusundaki isteksizliğimiz nedeniyle, aksini yaparak hafifletebileceğimiz birçok darbeye katlanıyoruz. Bu geçişi görmezden gelmeye devam ettikçe, artan acılar, eninde sonunda kum havuzundan çıkmamız gerekeceğinin sürekli bir hatırlatıcısı olarak hareket edecek. Dileğim bunu en kısa zamanda başarmaktır.

Bu Herkes İçin Çözüm Olacak

Eğer araştırmaya başlarsak, olup bitenlerden bizim, İsrail halkının sorumlu olduğunu hemen anlayacağız. Biz, Tora’nın yolu denilen, düz ve doğru yolu takip etmedik. Bu nedenle artık yolumuzu düzeltmemiz gerekiyor.

Ve bu konuda birbirimizi desteklememiz ve güçlendirmemiz gerekiyor ki, ağıt yakmak ve pişmanlık duymak yerine, gerçeğin gözlerinin içine bakıp birlik, barış ve ortak uyum yolunda nasıl ilerleyeceğimizi ve bunu nasıl başarabileceğimizi çözebilelim ve düşmanlarımıza, evrensel uyuma giden yolun nasıl yalnızca herkes arasındaki birlikten geçtiğini açıklayabilelim, öyle ki kavga etmeyi ve birinin haklılığını kanıtlamayı bırakalım çünkü böyle bir yol çözüme götürmez.

Halkımızın gücü ancak birliktelikten gelir. Ve eğer birliğimizi Yaradan’a yöneltirsek, kendimizi yaratılışın merkezinde buluruz. Bu noktadan itibaren, sadece birilerini güç kullanıp yenerek değil, küresel birliğin her türlü düşmanlığın ötesinde mümkün olduğunu ve herkes için çözüm olacağını, herkese kanıtlayarak başarıya ulaşabiliriz.

Kendimizi adaletin zirvesinde hareket eden erdemliler olarak görmemeliyiz. Eğer öyle olsaydı, bugün bu durumda olmazdık.

Gerçekte durumumuz diğer uluslardan veya gruplardan daha iyi değil. Herkes tam bir karmaşa ve küresel parçalanma içinde. Bu nedenle, kimsenin arkasında bir gerçeğin olmadığını bilmeliyiz. Gerçek yalnızca Yaradan’a dönmek ve O’nun bizimle ilgilenmesi için O’na yaklaşmayı istemekte yatmaktadır.

İnsanlığın içinde bulunduğu tuzaktan kurtulmanın tek yolu, tüm insanlığı bir araya toplayan ve kimseyi o merkezin dışında bırakmayan, merkezi noktaya herkesin katılmak istemesidir. İyi ya da kötü olmayacak, uluslar ve dinler arasında anlaşmazlıklar olmayacak; bütün insanlar kardeş olduğundan, herkes diğerlerini bir topluluğun mensubu olarak kabul etmek zorunda kalacak.

Yaradan, egoizmimizin üzerine çıkabilelim ve ona karşı iyi bir doğa edinebilelim diye, hepimize egoist ve kötü bir doğa verdi.

İnsanlığın öylesi bir karanlığa düştüğünü, hakikatin nerede olduğunu, adaletin nerede olduğunu, barış içinde yaşamanın nasıl mümkün olduğunu kimsenin idrak edemediğini anlamalıyız. Bir yerde dış savaş yoksa iç savaş vardır. Bu nedenle doğru dengeyi sağlamak için kendimizi değiştirmeliyiz.

İnsanların, tüm insanları tek bir grupta, Yaradan’ın tek bir toplumunda birleştirebilecek üst gücü keşfetmelerini diliyorum. O zaman doğru koşul içinde olacağız.

Yaradan bizi tek bir halk olarak bir araya getirsin ve birbirimizle nasıl ilişki kuracağımızı, birbirimiz hakkında ne hissedeceğimizi ve düşüneceğimizi bize öğretsin. Aksi takdirde, bu savaşlar bugün de yarın da bitmeyecek, çok uzun yıllar devam edecektir.

Bu nedenle, Yaradan’dan bize gelişimimizde doğru yönü ve tüm uluslar ve insanlar arasında doğru tutumu göstermesini talep etmeliyiz.

 

“Gelecekteki Savaşları Nasıl Önleyebiliriz?” (Quora)


Mevcut savaşta yaşanan acı ve üzüntü, bizim olumlu insani bağlardan yoksun olduğumuz hissini uyandırmalıdır.

Gelecekteki savaşları önlemek istiyorsak, birbirimize uyumlu bir şekilde bağ kurmamız ve bu bağa büyük önem vermemiz gerekiyor.

Dahası, yakınlığımız içinde karşılıklı sorumluluk koşulunu keşfetmeliyiz. Yani, eğer kişi başkalarına zarar verici bir şey yaparsa, o zaman hepimiz bu eylemin sorumluluğunu üstleniriz; oysa henüz toplum genelinde, herkesin bölücü ve olumsuz dürtülerinin üzerine isteyerek çıkmasını sağlayacak gerekli birleştirici ruhu yaratamadık.

Bu nedenle kalplerimizin yumuşaması ve insanlığı ancak kalpten kalbe olan bağımızın kurtarabileceğini anlamamız için tüm gücümüzle dua etmeliyiz. O zaman dünya barışı koşuluna doğru ilerleyebiliriz.

Hiç Savaş Olmasın Diye

İnsanlar soruyor: Eğer Yaradan şefkatli ve merhametliyse 7 Ekim’de meydana gelen böyle bir felakete nasıl izin verebilir?

Her şeyin, üst gücün yönetimi altında gerçekleştiği bilinmektedir, ancak Yaradan fiziksel bedenleri hesaba katmaz ve bir suçlunun öldürmesine izin verdiği zamanlar vardır. Peki böyle bir suçun bir daha asla yaşanmaması için, biz yukarıdan merhameti nasıl çekebiliriz?

Bu ıstırap ve acıyla, Yaradan gerçekten nerede ıslahtan yoksun olduğumuzu gösteriyor. Ve ıslah yalnızca aramızdaki bağda gereklidir, başka hiçbir yerde değil. Savaş olmasını istemiyor muyuz? Haydi birleşelim ve savaş olmasın! İnsanların ölmesini istemiyor muyuz? Öyleyse birlik olalım ve hiç can kaybı olmasın!

Önemli olan aramızdaki bağlantı, yakınlıktır. Bu yasayı tüm kalbimizle, tüm aklımızla, tüm ruhumuzla hissetmemiz gerekiyor. Yapacak başka bir şey yok; sadece birbirinize daha da yakınlaşın.

Ve bu yakınlıkta, tüm İsrail’in birbiri için garantör olduğu, karşılıklı garantiyi ortaya koymalıyız. Ve eğer biri kötü davranırsa ve ayrılığa yol açarsa, o zaman suçlanacak olan o değil, hepimiziz.

Ve bu, sanki hiçbir şeyle ilgisi yokmuş gibi sakin ve erdemli hissetmek için kendisini herkesten soyutlamak isteyen egoizmimize o kadar zıttır ki. Ama aslında her birimiz, dünyada olup biten her şeyin sorumlusunun ve suçlanacak kişinin kendisi olduğunu anlamalıyız.

Böyle bir bağ için karşılıklı destek ve kalplerini açmak için  “her birinin dostuna yardım etmesi” gereklidir. Herkes, ıslahın yalnızca evrensel, karşılıklı ve hep birlikte Yaradan’a doğru yapılabileceği anlayışına herkesin ulaşmasını zorunlu kılması gerekir. Hayat, diğer milletlere örnek olmak ve yol göstermek için bizi tam bir birleşmeye zorlayana kadar üzerimizde baskı kuracaktır.

Ama önce bizim birbirimize hangi yoldan ilerleyeceğimizi göstermemiz gerekiyor. Ve burada herkes, Yaradan’ın önünde tüm dünyadan yalnızca kendisinin sorumlu olduğunu ve tüm dünyayı Yaradan’a çekmekle yükümlü olduğunu hissetmelidir. Bu gerekli bir koşuldur; herkesin en azından asgari seviyde ıslah olması ve böylece dünyayı Yaradan’a, birliğe doğru ileriye çekmesi gerekir.

Ve eğer bu olmazsa, o zaman dinozorlar gibi biz de yok olacağız ve Dünya gezegeni kendi varlığına son verecek. Bu nedenle, tüm insanlığın kurtuluşunun yalnızca kalplerin birliğinden kaynaklanabileceğini anlayabilmemiz için, kalplerimizi yumuşatmak için her yolu denemeliyiz.

Artık milletimizin kalplerini sevgiye açmasının, birbirleriyle hesaplaşmanın değil, tam tersine tüm farklılıkların üzerine çıkıp dünya barışına birlikte ilerlemenin zamanıdır. Haydi kalplerimizi açalım ve Yaradan’ı içimizde hissetmeye çalışalım ve bunun tüm dünyayı ne kadar faydalı bir şekilde etkileyeceğini görelim.

Dünyanın kanunu böyledir, aramızda barış olana kadar hiçbir yerde barış olmayacaktır.

Dünya Bizi İleriye İtiyor

Soru: Son zamanlarda kalbi ağırlaştıran bir eğilim var. Her zaman aktif olan insanların bir şeyler yapması çok daha zor hale geldi. Bu süreç nedir?

Cevap: Bugün Kabala çalışan insanlar, yeni bir sisteme girmeye ve onu anlamaya ve tanımaya başlıyorlar. Onlara o kadar çok bilgi verdim ki, kelimenin tam anlamıyla onun içinde yaşıyorlar. Bizim var olduğumuzu, birbirimiz arasında, bizimle Yaradan arasında ve bizimle dünyanın geri kalanı arasında bir karşılıklı etkileşim sistemimizin olduğunu anlıyorlar.

Bizler, Yaradan ile tüm dünya arasında bir ara bağlantıyız ve tüm bunları tek bir ortak sisteme bağlamalıyız. Bu süreci uygulamakta olduklarının farkına varmaya başlıyorlar.

Dış dünyaya erişimi kabul etmek onlar için zordu. Bizler her zaman, her yerden, daha fazla dostu çekmek için çalışıyoruz ki, onlar da manevi edinimi, Yaradan’ın ifşasını arzulasınlar.

Ancak burada biz, rahat yaşam koşulları dışında hayatta hiçbir şeye ihtiyacı olmayan insanlara hitap ediyoruz. Elbette bu çok zayıflatıcı bir şey ve sizi yoldan çıkarır.

Ama bu tam olarak, insanların artık normal bir şekilde var olmak için gerekli ihtiyaçlara sahip olduğu gerçeğidir ve bu ancak karşılıklı sorumluluk temelinde, evrensel bir insan topluluğu yaratılarak çözülebilir, bu da bize en sonunda üst ışığı alabilmemiz, onu kendimizden tüm insanlığa aktarmamız ve tüm dünyanın ıslahı için büyük bir ilerleme sağlar. Bunun için, biz şimdi pratik Kabala çalışmaya başlıyoruz.

 

Geleceğin Dünyasının Yapısı, Küresel Karşılıklı Garantidir

Birbirleri için karşılıklı garanti, tüm insanlığın yukarıdan alması gereken bir ıslahtır. Sonuç olarak, herkes Adam HaRişon formuna gelmek yani ortak akıl ve kalbe sahip tek bir insan gibi olmak zorunda kalacaktır.

Aramızda herhangi bir bölünme görmeyeceğiz ve kendimizi tek bir bedende var hissedeceğiz: hem manevi anlamda hem de tüm arzularımızı, düşüncelerimizi, niteliklerimizi ve umutlarımızı içeren bedensel anlamda.

Aramızda hiçbir ayrılık olmayacak. Kendi kendimize bizi neyin bölebileceğini araştıracağız ve böylece bu farklılıkları ortadan kaldırıp bir olacağız. O zaman Yaradan’a benzer bir insan, Adem formunu edineceğiz.

Bu asil hedefe tüm insanlar ve tüm uluslar tarafından ulaşılması gerekmektedir, çünkü geleceğimiz buna bağlıdır. Umalım ki bu mümkün olan en kısa sürede gerçekleşsin. Tüm bunlar, bizi birbirimizden ayıran hiçbir şeyin kalmaması ve şu anda keşfetmekte olduğumuz tüm farklılıkların bağın güçlerine dönüşmesi için bizi ayıran duvarları nasıl yıkabileceğimize bağlıdır. Ve o zaman karanlık ışık gibi parlayacaktır.

Ne kadar sıkı bir şekilde birleşirsek, üst ışığın,  Yaradan’ın aramızdaki tüm boşlukları nasıl doldurduğunu o kadar çok hissedeceğiz. Ve bağ kurmayı bozan tüm engeller, tam tersine birleştirici güçlerin kaynağı haline gelecektir. Bu nedenle 620 kat daha büyük birlik, edinim ve Yaradan’ın ifşasının hissini, tek bir manevi Kli olarak birlikte hissedeceğiz. Bütün bunlar karşılıklı garanti sayesindedir.

Karanlığın ışık gibi parlayacağı söylenmiştir. Yani henüz üstesinden gelemediğimiz farklılıklar, çatışma güçleri, tersine dönüşecek ve güçlü bir bağa, öyle güçlü bağlara dönüşecek ki, herkesin herkesi bir gibi desteklediği, tek bir sistemde, tek kalpte, tek bir bütün gibi hissedeceğiz.

Çatışma destekleyici bir güce dönüşecektir. Mesafenin, farklılıkların, iç direncin ve kişinin diğeri tarafından reddedilmesinin ıslahı sayesinde aramızdaki küçük, neredeyse algılanamaz ışık 620 kat kazanım elde edecektir. O zaman herkes tüm dünyanın hiçbir farklılık ve engel olmaksızın Yaradan’ın gücüyle dolu tek bir kişi olduğunu açıkça hissedecektir. Böylece bütün bir karşılıklı garantiye ulaşırız.