Daily Archives: Ağustos 14, 2025

Dünya Ulusları Bizden Ne İstiyor?

Sonunda, İsrail ve dünya ulusları birlikte çalışacaklar. Nihayetinde, her bir parçasının uyanması ve ıslah edilmesi gereken kırılmış bir Kli’den (kaptan) bahsediyorsak ve her parçanın içinde diğerlerinin hepsi bulunuyorsa, o zaman içsel, manevi bir bakış açısından, İsrail ve dünya ulusları birbirine karışmış durumdadır. Maneviyatta, tüm bu çalışmalar birbirine bağlıdır.

Bunun maddesel dünyada da böyle olacağına inanıyorum. Bunu gerçeklere dayanarak görüyorum. Islaha doğru uyanmadan önce, dış dünya beni zaten ona doğru itiyor. Antisemitler, her türden nefret dolu insanlar bana bağırıyor ve tüm dünya benden bir şey talep ediyor, bu yüzden onların da katılmaya başladıklarını görüyorum.

Ben ıslahı arzulamaya başlamadan önce bile, onlar zaten bunu talep ediyorlar, tabii ki bilinçsizce ama yine de talep ediyorlar. Ve bilinçli olarak da: sonuçta İsrail’in dünyanın en yozlaşmış bölgesi olduğunu, dünyanın tüm sorunlarına neden olanın İsrail olduğunu iddia ediyorlar. Ne talep ediyorlar? Ya yıkım ya da ıslah!

Bu itiraz oldukça doğrudur. Ancak biz buna katılmayız: “Bize neden böyle davranıyorsunuz?  Bizden ne istiyorsunuz? Biz sadece sizin gibi olmak istiyoruz!” Peki, “sizin gibi olmak” ne demektir? Dünya uluslarının hiçbiri, bizi kendileri gibi görmek istemiyor ve bunda haklılar. Olup bitenlere bakın; her şey o kadar net, o kadar açık ki.

Öğretmenim Rabaş, tam da bu nedenle haberleri asla kaçırmazdı. Haberlerden, dünyada neler olup bittiği açık ve net bir şekilde anlaşılır. Sanki bir peygamber radyodan konuşuyor, haberleri aktarıyor ve bunlar spekülasyon ya da teori değil, gerçeklerdir. Radyoyu açarsın ve olup biteni görürsün. İsrail topraklarına dönüşün başlangıcından bu yana, her şey giderek daha da belirgin hale geldi.

Yaradan’a Yapışmanın Tek Yolu

Soru: Yaradan’a bağlanma çabaları kişisel bir görev midir yoksa onluda yapılması gereken bir görev midir?

Cevap: Mesele şu ki, kişisel çalışmanın tüm özü, onlu ile bütünleşmekte yatar, ancak bu bir ömür, hatta bir ömürden daha uzun sürebilir.

İnsanlığın, birlik üzerine çalışmaktan başka bir çare olmadığını anlamaya başlamadan önce ne kadar uzun süre başıboş dolaştığına bakın. Aksi takdirde, Dünya’nın doğasıyla uyum içinde olamayız ve o da bizi yeryüzünden siler. Bu farkındalığa ulaşmak için ne kadar zaman, acı ve çaba gerekiyordu!

Bir gruba katılmadan önce yapılan tüm çalışma, sadece asıl çalışmaya bir hazırlıktır. Bir kez gruba entegre olmaya başladığımda, sanki bir ilerleme çubuğu hareket etmeye başlar ve programın yüzde kaçının indirildiğini gösterir. Kendimi ne ölçüde gruba dahil edersem, yaratılış düşüncesinin içime girip beni doldurması için o kadar yer açmış olurum.

Kendimden ne kadar çok yer boşaltırsam ve kendimi onlunun içine katarsam, yaratılış düşüncesi grubumla olan bağımı o kadar çok doldurabilir. Buna ıslah olmuş Kli (kap) denir. Bu formda dolarım ve Yaradan ile benzerlik ve yapışmaya ulaşırım. Bu yapışma sürekli olarak derinleşir ve güçlenir.

Yaradan ile yapışmaya yönelik çalışma, sadece onlu grupta mümkündür. Daha önceki zamanlarda, yani insanlığın gelişiminin önceki aşamalarında, durum böyle değildi ve Yaradan ile yapışmayı sağlamanın başka yolları da vardı. Ancak günümüzde tek yol budur.

Gerçeğe Dönüşen Soyut Bir Fikir

Başlangıçta, Yaradan’a ulaşma arzusu bize soyut bir fikir gibi gelir çünkü henüz O’nun Kendisini maddede kıyafetlendirebileceğini ve gerçek bir doyum verebileceğini hissetmeyiz. Daha sonra ise bu fikrin bize her şeyden daha fazla doyum verebileceğini görürüz ve tüm hayatımızı tamamen ona vermeye, kalbimizi ve ruhumuzu ona adamaya hazır hale geliriz.

Bu, kişinin içinde yavaş yavaş gerçekleşir ve ardından kişi gerçekten Kelim’i değiştirir, doyumu değiştirir ve farklı bir amaçla, farklı bir doyumla çalışır. Bu, “kadınlar”, “çocuklar” ve “köleler” geliştikçe, bu sırrın onlara yavaş yavaş olarak ifşa edildiği ve sonunda büyük bir bilgelik kazanıp bu fikri kabul ettikleri anlamına gelir. Bu, kişinin kendi grubunda olduğu ve bedeniyle ve grubuyla nasıl davranacağını bildiği süreçtir.

Kişi bilir veya bilmez yani bu yerde çeşitli süreçler devam etmektedir. Malhut ile ilgili,  alma arzusu ile ilgili önemli değişikliklerden bahsediyoruz.

Kişi, yolun bir kısmını kendisini Malhut’tan ayırmadan geçer. Yolun bir kısmında, içinde Malhut olduğunu zaten bilir ve zaman zaman onu Bina’nın tarafından, edindiği ve büyüyen noktanın tarafından az çok eleştirel bir şekilde analiz eder ta ki kişi gerçekten ilerleme açısından, amaç açısından, Bina tarafından Malhut üzerinde hükmetmeye başlayana kadar.

Başlangıçta Malhut’u kullanmaz, buna “ve sen Benim için bir rahipler krallığı olacaksın” denir. Bundan sonra onu doğru biçimde kullanır ve buna “ve kutsal bir ulus” denir. Tüm süreç budur.

Kabalayı Nasıl Uygularsınız?

Soru: Kabala çalışmayan ve muhtemelen çalışmayacak olan sıradan bir insana ne söylemeliyim?

Cevap: Kabala çalışmaya gerek yok! Kabala bilgeliği, onu çalışmak için değildir. Çalışmak onun gerçekleşmesi değildir. Bizim dünyamızda bu gerçekleşme, fiziksel eylemlerle değil; ayrılığın farkına varmak ve ıslahla olur.

Fiziksel eylem, İsrail halkına ve dünya uluslarına, yaratılışın amacının ne olduğu ve buna ulaşma süreci fikrinin yayılmasıdır. Kişi bunu duyduğunda ve bir dereceye kadar onunla aynı fikirde olduğunda, deyim yerindeyse, onu gerçekleştirir.

Dünyamızda bir gerçekleşme yok. Bunu nasıl hayata geçireceksiniz? Ellerinizle, ayaklarınızla mı? Tapınaktaki çalışmalar, Tapınak hizmeti için hayvanların kurban edilmesi bile içsel bir anlaşmanın dışsal sembolleridir. Tüm çalışmalar içseldir.

Bu bilgiyi kendinize ve dünya milletlerine, hiçbir ayrım gözetmeksizin herkese ekersiniz ve herkes bunun gerçekten böyle olduğunu hisseder ve görünüşe göre tüm dünya, tam da bu genel yasaya uymadığımız için kötü bir durumda. Her şeyi böyle ıslah edersiniz.

Sonuçta, düzeltme birkaç ton daha petrol veya kömür çıkarmakta, birkaç fabrika daha inşa etmekte veya başka bir şey yapmakta yatmaz. Islah, fiziksel eylemlerle gerçekleştirilmez. Bir eylem, doğru niyete ulaşmaktır. Hepsi bu. Bu dünyanın tüm eylemleri işe yaramaz ve ne kadar yıkıcı olduklarını görüyoruz.

İhsan etme uğruna niyet paramparça oldu; Nikudim veya Âdem dünyasının Partzuf’unun baş kısmında olması gereken niyet. O zamanlar, baş kısmında (Roş), ihsan etme uğruna alma niyeti vardı, ancak bu bedende (Guf) gerçekleşmedi. Şimdi gerçekleştirilmesi gereken tam da bu niyettir. Niyet!

Dolayısıyla, “Bu dünyada ne yapmalıyız?” sorusuna cevabım şu: Dağıtım, öğrenme dışında hiçbir fiziksel eylemde bulunmamalıyız. İşte buna “rahipler krallığı” denir: Rahiplerin (Kohenlerin) mirası yoktur, hiçbir şey yapmak zorunda değillerdir. Sadece öğretmeli, yöntemi aktarmalıdırlar.

Peki ya diğer uluslar? Alma arzusuyla çalışırlar; bu onların çalışması olarak kabul edilir. Eylemler sadece bağ kurma, dağıtım, açıklamadır. Ve hepsi bu kadar.

Manevi Çalışmayla İlgili Sorular – 237

Soru: İhsan etmeyi isteme arzusu ve ihsan etme arzusu iki farklı Kelim midir, yoksa aynı Kli midir? Yaradan, ihsan etmeyi isteme arzusunda da ifşa olabilir mi?

Cevap: Evet, bunların hepsi bizim için daha net, daha tanımlı, daha bilinir ve ulaşılabilir hale gelecektir.

Soru: Çevremiz dışında, şu anda İsrail’de olanlara nasıl etki edebiliriz? Herhangi bir olasılık var mı? Herhangi bir ihtimal var mı?

Cevap: Henüz dâhil olmamış olan Kelim ’in o çevrelerinde neyin düzeltilebileceğini pek göremiyorum.

Bunun bizim açımızdan daha fazla çalışma gerektirdiğini düşünüyorum. O zaman tam olarak neyi kaçırdığımızı hissedeceğiz.

Yaradan’ı Ruhu Dolduran Olarak Hissedin

Soru: Kişinin kalbin derinliklerinden Yaradan’a dönmesi gerektiği söyleniyor. Nedir bu derinlik ve tam olarak bu talebe nasıl ulaşabiliriz?

Cevap: Yaradan’a, O’nunla çeşitli bağlar için yalvarmalıyız ki, O’na karşı tavrımız her zaman aynı istikamette olsun, yani sadece O’na yönelik olsun, fakat O’ndan almak istediğimiz nitelikler farklı olsun.

Bunu yaparsak, o zaman yavaş yavaş içimizde Yaradan’a benzer bir şey oluşacak ve ruh olarak adlandırılan bu Kli’de, Yaradan’ı ruhumuzu dolduran kişi olarak hissedeceğiz.

Soru: Eylemlerimizle Yaradan’a memnuniyet getirdiğimizi hissetmeli miyiz?

Cevap: Evet, öyle olmalı. Belli bir dereceye kadar, hala Yaradan’dan gelen ihsanı, O’nun, O’na karşı tutumumuza nasıl yanıt verdiğini hissetmeliyiz.

Ruhumun Kökü Onda

Soru: Siz duygusal bir insan değilsiniz, öyleyse neden öğretmeniniz Rabaş hakkında konuştuğumuzda, gözlerinizin aniden nemlendiğini, sanki başka biri gibi olduğunuzu görüyorum? Gerçekten başka birisi gibi!

Cevap: Yapacak bir şey yok çünkü ruhumun kökü onda. Bu yüzden farklılaşıyorum.

Soru: Ruhunuzu bu şekilde buldunuz, değil mi?

Cevap: Evet, yani bir şekilde, onunla tanışmadan milyonlarca yıl önce, ruhumun kökü oradaydı ve ben de onu bulana kadar orada yavaş yavaş onu arıyormuş gibiydim. Bunu nasıl kelimelere dökebilirim bilmiyorum.

Soru: Yani bu hayattaki yolculuğunuz, tüm arayışlarınız bir şekilde ruhunuzun bu köküne mi çıkıyordu?

Cevap: Evet.

Yorum: O zaman siz mutlu bir insansınız, ruhunuzun kaynağını bulmuşsunuz. Herkesin buna ihtiyacı vardır.

Cevabım: Herkes buna sahip ve herkes bunu aramalı.

Bizi Bir Orduya Dönüştüren Şey Nedir?

Yani, Tzava (ordu) savaş adamlarıdır. Bunlar, her gün kötü eğilimle savaşmaya giden insanlardır. Onlara “ordu” denir. (Rabaş, Makale No:6, Çalışmada Mantık Ötesi Nedir?)

Soru: Genellikle kişinin kötü eğilimleriyle, egoizmiyle yani kendisiyle savaştığını söyleriz. Ancak burada bir ordudan yani bir tür birleşmeden bahsediliyor. Beni veya bizi bir orduya dönüştüren nedir?

Cevap: Bu, dostlarınızla olan bağınızdır. Kötü eğiliminize, egoizminize karşı gelme arzusuyla birlik olduğunuzda ve bu eğilime rağmen karşılıklı olarak çabalayarak birbirinize yaklaştığınızda grup, onlu, kötü eğilimi yenmiş olur.

Soru: Bu, bir tür kolektif, birleşik egoizmle mücadele ettiğimiz anlamına mı geliyor?

Cevap: Evet, birleşik egoizm, sizin, grubunuzun ve buna bağlı olanların egoizmidir. Ancak buna rağmen, hedefe doğru çabalamalısınız. Ve hedef, yalnızca bağ kurmakta, hepimizin birbirimizle birleşmesinde yatmaktadır.

Soru: Şimdi, bizim zamanımızda, kendimizi güçlendirip O’na orduların Yaratıcısı olarak mı hitap etmeliyiz? Eğer öyleyse, bu ne anlama gelir?

Cevap: Herkes bunu en önemli şey olarak gördüğünde, aramızdaki bağı güçlendirmek için çaba göstermeliyiz. Gerçek şu ki, kişi kendini diğerlerinden ayrı, kopuk bir parça olarak hissettiğinde, bu onun için artık önemli olmaktan çıkar. Birbirimizle bağ içinde olma hissini kazanmak için çabalamalıyız.

Hayal Kırıklığı Olmayacak

Soru: İntihar geni olduğu iddiası hakkında ne düşünüyorsunuz? Amerikan bilim adamlarının intiharla ilişkili 22 gen tespit ettikleri söyleniyor. Bu gen gerçekten var mı? Etkisi olduğuna inanıyor musunuz?

Cevap: Gen konusunda bilgim yok, bu alanda uzman değilim. Ancak buna bir yatkınlık olduğu kesin. Japonlarda bu yatkınlık var, ayrıca başka halklar ve kabileler de var, ya da tarihsel dönemlerde görüldüğü durumlar var.

Soru: Peki bu yatkınlığı veya geni nasıl aşabiliriz?

Cevap: Hayatın anlamıyla.

Soru: Anlam mı? Sadece anlam arayışıyla mı?

Cevap: Sadece bu. Başka ne olabilir ki? Hayatın anlamı ve onun doğru şekilde kavranması, sizi şimdiden yeni bir hayata götürüyor. Ölmenize ya da bir şey hayal etmenize gerek yok. Gelecekteki dünyanızı şimdiki hayatınızda görebilirsiniz. O, tam önünüzde duruyor, sadece doğru şekilde kavramanıza bağlı.

Soru: Hayatın anlamının ne olduğunu söyleyebilir misiniz?

Cevap: Hayatın anlamı, kişinin doğasını almaktan vermeye, nefretten sevgiye, reddetmekten başkalarıyla yakınlaşmaya dönüştürmektir. O zaman bu nitelikler içinde tamamen başka bir varoluş biçimi keşfedeceksiniz. Tamamen zıt bir dünya olacak.

Başkalarını mutlu etmekten mutlu olacaksınız ve böylece hayal kırıklığı olmayacak.

Yorum: İnsan gerçekten böyle yaşayabilseydi ne kadar harika olurdu!

Cevabım: Bunu başaracağız.

Yaradan’a Karşı Tutumunuzu Değiştirin

Topluma fikirlerimizle ne söylersek söyleyelim, bunu, kişinin gelişimine uygun olarak Yaradan’a karşı tutumunu değiştirmesi gerektiği açıkça anlaşılacak şekilde yapmak zorunda kalacağız.

Ve kişinin yetenekleri ölçüsünde, tutumunu değiştirmeye dalacak ve yeterli olmadığı ölçüde, bu tutumun saf haliyle değil, bu tutumun ifadesi olan fiziksel çalışmaya dalacaktır: inşa etmek, yapmak, katılmak. Hepsi bu kadar.

Esasen, fiziksel eylemleri yoluyla da güçleri harekete geçirdiği ve bu dünyanın çerçevesi içinde var olan bir şey yapmadığı gerçeği ondan gizlenmiştir. Sonuçta, bu sadece bir gizleme meselesidir. Diyelim ki size bir hediye getirdim ve bu hediyenin bir tür nesne olması gerektiği bizim için nettir ve ben daha fazlasını yapamam; sonuçta, bu işe kalbimle hiç katılmıyor olabilirim.

Bu hediyenin, bu tutumun içinde daha yüksek bir eylem olduğu ve bizim var olduğumuz o yüksek seviyelerde, bunun zaten güçler ve niyetler şeklinde tezahür ettiği bizden gizlenmiştir. Ama ben topluma gelip de: “Biz güçler ve niyetler dünyasında varız. Onların yardımıyla gerçekliği harekete geçiririz, maddi eylemlerle değil. Maddi olan hiçbir şey yapmaz ve hiçbir anlam ifade etmez.” diyemem.

Bu şekilde genel halka hitap edemem, ancak genel halka uygun bir açıklama ile onlara ulaştığımız için, giderek daha fazla insan (ve acı çekerek de) cevaplayamadıkları bir şeylerin olduğunu göreceklerdir. Yine de acı çekiyoruz ve bunda bir anlam var.

İnsanlar kendilerini kötü hissettiklerinde, aniden “kem göz” olduğunu ve birinin kendileri hakkında kötü düşündüğünü hatırlarlar; yoksa neden hiçbir şey onlar için yolunda gitmesin ki? Kişi bu konuyu ne kadar derinlemesine araştırırsa, o kadar çok güçlerin var olduğunu ve işleyenin maddiyat değil, bu güçler olduğunu o kadar çok hisseder.

Dahası, bir şekilde doğru formda, üst güce göre doğru kıyafetlerle MAN’ı (ıslah için duaları) yükseltme eylemlerine katılacak insanlar gelecektir. Başka seçenek yoktur. Dünya buna gelecektir.