Daily Archives: Ağustos 3, 2025

Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Kısım 136

“Hayvan Gıdası” Ve “İnsan Gıdası”nın Anlamı Nedir?

Her manevi derece, kendi önemine göre beslenir. Hayvansal gıda bitkiseldir. İnsan gıdası hem bitkisel hem de hayvansaldır çünkü insan konuşan seviyesine aittir. Bir insanı bir hayvandan ayıran nedir? Dereceleri. Baal HaSulam, insan gıdasının buğdaydan işlendiğini, hayvan gıdasının ise ham tahıllardan ve buğdayın kendisinden oluştuğunu söyler.

Bunu Zohar’dan Sifra deTzniuta’da çok iyi açıklar: Bir kişi bir şehre gelir (“şehir” Atzilut dünyasını ifade eder) ve oradaki herkesin çeşitli ekmekler ve hamur işleri yediğini görür. Yiyeceklere bakar ve insanlar ona teklifte bulunur: “Tadına bak.” Tadına bakar ve yiyecekleri çok lezzetli bulur. Sonra sorar: “Bu yiyecekler neyden yapılıyor?” Cevap verirler: “Buğdaydan.” Ve hayretler içinde kalır: “Ben böyle yiyecekleri hiç tanımadım, çünkü hayatım boyunca bir hayvan gibi sadece çiğ buğday yedim.”

Kişi “şehre”, Atzilut’a ulaşır ve orada yiyeceklerin satıldığını ve yenildiğini görür, ancak bunlar farklı şekilde işlenir. Bunlara “insan gıdası” denir. Sadece bir insan, buğdayı “su” ve “un” ile işleyerek bu tür yiyecekleri hazırlayabilir, bu da Hassadim ve Hohma’nın ayrımlarını sembolize eder.

Akıllara Durgunluk Verici!

Soru: Sizin için Tanrı var mı?

Cevap: Benim için bir Yaradan var. O siz de dahil olmak üzere her şeyi yaratan ve amacınızı gerçekleştirmenizi isteyendir.

Soru: Nedir bu amaç?

Cevap: Amacınız O’nun seviyesine ulaşmak, O’na benzer olmaktır. Bu yüzden bir kişiye “Domeh” kelimesinden gelen ‘Adam’ denir – Yaradan’a “benzer”.

Soru: Peki tekrardan, neye benzer?

Cevap: Yaradan’a.

Soru: Peki bu ne anlama geliyor? Bu nitelik nedir?

Cevap: Bu ihsan etme niteliğidir, yaratma niteliğidir, tüm dünyaları yönetme niteliğidir. Bu bir insanın edinmesi gereken bir koşuldur.

Soru: Dünyamızdaki herhangi biri mi?

Cevap: Kesinlikle herkes!

Yorum: Bu akıl almaz bir şey!

Yanıtım: Ama isteseniz de istemeseniz de buna ulaşacaksınız.

Ulaşmamız Gereken Safha

Soru: Onluda bir dostumun önünde kendimi nasıl doğru bir şekilde iptal etmeliyim?

Cevap: Bu kesinlikle kolay değildir ama esasen ulaşmamız gereken safha budur.

Soru: Yani kendi görüşüm yerine dostumun görüşünü mü kabul etmeliyim?

Cevap: Hayır, dostunuzun görüşünü kendinizin ulaşmak istediğiniz safha olarak kabul etmelisiniz.

Soru: Buna iptal etme mi deniyor?

Cevap: Göreceksiniz.

İyi Eylemler Hakkında Düşünün

Soru: Bir dostumuzun düşüş koşulunda olduğunu nasıl anlayabiliriz?

Cevap: En önemli şey sürekli olarak üst gücün tüm dostları nasıl birleştirmesini, yakınlaştırmasını, birbirine bağlamasını ve yukarı çekmesini istediğinizi düşünmektir.

Yapmamız gereken budur. İyi eylemler hakkında düşünmeliyiz.

Talep Etmekle Yükümlüyüz

Soru: Her onlu kendi içinde bir dünya ise diğer onlularla nasıl bağ kurabiliriz?

Cevap: Bu sizi ilgilendirmez. Her şey Yaradan tarafından yapılır: Onluları birbirleriyle ilişkili olarak indirir ve yükseltir.

Her bir grup hakkında çok daha fazla veriye sahiptir ve onları belirli bir yola göre birleştirir. Bu nedenle, nasıl veya nerede olduğumuza dikkat etmeyin.

Talep edin, talep etmekle yükümlüsünüz.

Doğru Gelişim

Eğer doğru bir şekilde gelişiyorsak ve birleşmek istediğimizi ama bunu kendi başımıza yapamadığımızı hissediyorsak, o zaman üçüncü bir faktör devreye girer: Yaradan.

Sadece ben ve grup değil; O da grubun içinde bulunmalıdır. O benim için amaç olmalıdır. O eylemin gerçekleştiricisi olmalıdır ve bu doğru gelişimin bir işaretidir.

Grupla birleşmeyi arzulayarak, böylece O’nun içinde yaşaması gereken bir Kli yaratıyorum.

Kendimi buna teslim etmeye hazırım, ancak şu anda eksik olan şey bunun Yaradan’ın rızası için olması gerekliliğinin anlaşılmasıdır, böylece Yaradan bu bağın içinde yaşayacaktır.

Bu anlayışın eksikliği O’nun gizlenmiş olduğu gerçeğinden kaynaklanıyor.

Ama yakında, ıstıraptan, gerekliliği anlamaktan, O’nun burada olması gerektiği ifşa olacaktır. Bu üç faktör: ben, grup ve Yaradan bir olarak birleştiğinde, bu gerçekleşecektir.

Tora’nın İçsel Kısmına Dönüş

Günümüzde dünyanın ıslahı İsrail ulusuyla, özellikle de Tora ile meşgul olan ve onun dışsal kısmının çalışmasını içsel kısmıyla değiştirenlerle başlar. 

Birinci ve İkinci Tapınak’ın yıkılmasından önce, insanlar Tora’nın sadece içsel kısmıyla ilgileniyorlardı, yani her insan ruhunun “inceliği” sayesinde manevi dünya hakkında bilgi sahibiydi. Ve Yaradan ile diğerlerinden daha derin ve yüksek bir bağ içinde olan peygamberler, ulusun manevi liderleri olarak hizmet ettiler.

Ancak yıkım gerçekleştiğinde ve peygamberler insanların arasından kaybolduğunda, bilgeler dönemi başladı. İnsanlar içsel eylemler yerine dışsal eylemlerle meşgul olmaya başladılar ve bu durum günümüze kadar devam etti.

 

Zohar Kitabına Giriş’in son kısmında Baal HaSulam, artık Tora’nın dışsal kısmından içsel kısmına dönmek ve bizi bir zamanlar kaybettiğimiz karşılıklı garantiye (Arvut) ulaştırabilecek eylemlerde bulunmak gerekliliğini yazar. Bu, birinci ve ikinci tapınakların yıkılması olarak bahsedilen şeydir.

Eğer, ışığı bizi karşılıklı garantiye götüren Tora’nın içsel kısmına dönersek, kendimizi ıslah eder ve Tora’yı, üst ışığı almaya layık oluruz.

O zaman, bu bizimle gerçekleşeceği için, tüm uluslar bize katılacaktır, zira sürgünlerden sonra öyle bir ruh karışımı oldu ki, bugün küçük “ince” kısım dışsal olanı içsel olanla değiştirir ve karşılıklı garantiye ulaşmayı ve Tora’yı almayı hak ederse, daha sonra tüm dünya katılabilecek ve bu “ince” kısım aracılığıyla karşılıklı garanti koşuluna göre ıslah eden ışığı alabilecektir. Ve o zaman üst ışık, Yaradan, tüm ruhların içinde ikamet edecektir.

Buradan, prensibin değişmeden kaldığını görüyoruz: üst kuvvet, form eşitliğine göre “ince” kısım üzerinde etki eder ve “ince” kısım “kaba” kısımla karışır ve ardından karşılıklı ihsan meydana gelir.

Bunlar basittir. Genel olarak, tüm Tora’da, tüm Kabala’da, tüm realitede çok basit bir yasa vardır. Ve tam da bu basitliğinden dolayı onu algılamak bizim için çok zordur. 

Basitliğiyle bizden çok uzaktır, çünkü ihsan ederken basittir, alırken değil.

Karşılıklı Garanti Olmadan Manevi Edinim Olmaz

Soru: Kişi Yaradan ile bağa ulaştığında artık ortada dost kalmıyor, sadece kendisi ve Yaradan oluyor. Bu durum karşılıklı garanti konusundaki çalışmayla nasıl örtüşüyor?

Cevap: Sıradan, basit, iyi ya da kötü olmayan, bilinmeyen bir şeye karşı arzu geliştirmiş bir egoist, nasıl olur da başkalarıyla bağ kurma, tek bir kap haline gelme, egosunu ıslah etme ihtiyacı hissedebilir?

Kişi bir gruba getirilmiştir. Bu ona bağlı değildir; onun penceresinden tesadüfi görünse bile bu yukarıdan düzenlenmiştir.

Gruba yerleştirilmesi sayesinde yavaş yavaş duymaya başlar. Bazen bu birkaç yıl sürer.

Yıllardır bizimle birlikte olmalarına rağmen hala gerçekten anlamayan pek çok insan var.

Her şey saran ışığa bağlıdır – grubun, her bir üyenin ıslahını ne kadar önemsediği, kişiyi ne kadar etkilediği. Eğer grup, her birinin sadece kendini düşündüğü egoist bireylerden oluşuyorsa ve grup içinde asgari düzeyde bile olsa karşılıklı garanti gerekliliği henüz ateşlenmemişse ki bu koşul olmadan Mahsom’u (bariyer) geçmek mümkün değildir, o zaman her bir kişi, Yaradan’a yönelik kendi özel arzusunda takılıp kalacaktır.

“İhsan ediyorum, çalışıyorum, dağıtım yapıyorum, çeviri yapıyorum, benden istenen her şeyi yapıyorum, peki hakkım olan nerede?!” Ve sormakta da haklı. “Bana sadece ne yapacağımı söyle, ben de yapayım!” Ancak grup tek bir Kli’de birleşmenin gerekliliğini ortaya çıkarmamıştır. Ve bu olmadan, manevi edinim olmaz.

Yüz kişi bir arada oturuyor olabilir ama karşılıklı garanti içinde sadece on beş kişi olabilir. Ancak birkaç kişi içtenlikle bunun olmasını isterse, az sayıda olsalar bile, göreceli bir ifşa elde edeceklerdir.

Öte yandan, meselenin artık sadece bizimle değil, tüm dünyayla ilgili olduğunu ve bir bütün halinde dünyaya uygun olarak nasıl ilerleyeceğimiz konusunda artık farklı koşulların geçerli olduğunu anlamalıyız.

Başka bir deyişle, bu bir dağıtım ve buna ne kadar yatırım yaptığımız meselesi haline geliyor.

Bedensel Ve Manevi Arvut Arasındaki Fark

Soru: Arvut (karşılıklı garanti), henüz ne gördüğümüz ne de hissettiğimiz bir yasa. Bunu gerçekleştirmek için çabalamamızı sağlayacak yakıtı ne sağlayacak?

Cevap: Esasen iddianız şu: “Yaradan, birbirimize bağlı olduğumuzda ifşa olur. Aramızdaki en küçük bağ bile O’nu ifşa edecektir. Ama şu anda, henüz birbirimize bağlı olmadığımız için, O’nun ifşa olacağını veya ne iyilik getireceğini bilmiyoruz. Bu yüzden beni bağ kurmaya iten hiçbir şey yok.”

Başka bir deyişle, bağa karşı tutumunuz egoist. Almaya dayalı: “Bana bunun iyi olduğunu göster, sonra diğerleriyle bağ kuracağım.” Tıpkı savaş zamanlarında olduğu gibi: “Kimseye ‘Askeri arabana al!’ demeye gerek yok.” Herkes naziktir; herkes yardımcı olur. Neden? “Tabii ki onu arabaya alırım! Böylece düşmanların olduğu yere gidip beni koruyabilir!”

Buna “nezaket” mi diyorsunuz?”. Maneviyatı da aynı şekilde mi ifşa etmek istiyorsunuz?

Maneviyata doğru ilerlemek, egonuzdan uzaklaşmaktan ayrılamaz. İşte tam da bu yüzden maneviyat gizlidir. Bu yüzden manevi hazların sizden gizlenmesine şikâyet etmeyin. Eğer onlar ifşa olsaydı, egonuz onların peşinden koşar ve daha da büyük bir egoist olurdunuz. Buna Arvut denmezdi. Bu tür bir Arvut’u, bir bankada veya sosyal sigorta ile yapabilirsiniz.

Neden Tora’ya İhtiyaç Duyarız?

Sürekli olarak tek bir temel ilke, Arvut (karşılıklı garanti) ilkesi üzerinde çalışmalıyız. Atalarımız da bunun üzerinde çalıştılar, ancak Aviut (bayağılık) seviyeleri gereği özel bir yöntem olan Tora’ya gerek yoktu.

Onların yöntemi basitti. Onlar bunun böyle olduğunu anladılar ve ruhlarının saflığıyla, tıpkı doğada yaşayan bir Bedevi’nin, doğayı tamamen hissettiği ve binlerce kilometre ötedeki şeyleri duyumsadığı gibi üst olanı hissettiler. Bu sadece yaratılışla olan doğal bir bağdı. Ancak egoizm büyüdüğünde, bir yöntem ve araçlar gerekli hale gelir.

Bu yöntem nedir? Tora aslında ne hakkındadır? Atalarımızın sahip olduğu aynı bağa, ancak farklı bir alma arzusu düzeyinde, nasıl ulaşacağımızı öğretir. Bu arzu büyüdükçe daha fazla eyleme, ayrıca bireysel çabaya ve tüm grubun kolektif çalışmasına ihtiyaç duyulur.

Ataların kendi aralarında Arvut üzerinde çalışmasına gerek yoktu. Onlar için bu, bir annenin çocuğuna olan sevgisi gibi doğal olarak geldi. Bu gereklilik, Yaradan’ın ifşasıyla açıkça ortadaydı; var olmanın başka bir yolu yoktu.

Ancak alma arzusu bir kez ortaya çıktığında, her şey değişir. Aviut (bayağılık) artar ve herkes birbirinden uzaklaşır. Bu ayrılığın üstesinden gelmek için çeşitli yöntemler, araçlar, çabalar ve öğrenme gereklidir.