Monthly Archives: Ağustos 2025

Eşeğinizi Omuzlarınızdan Atın

Bizim yolumuz, haz alma arzusunun gelişimine bağlıdır. Hepimiz tek, birleşik bir arzunun içinde var oluyoruz. Işığın dört safhası, dünyalar, Partzufim ve manevi dereceler onun içine yerleştirilmiştir. Her şey onun içindedir.

Başka bir deyişle, bu arzu bir bileşiktir. Nasıl ki insan bedeni çeşitli organ ve parçalardan oluşuyorsa, bu arzu da birçok bileşenden oluşur.

Arzunun parçaları arasında daha gelişmiş olanlar vardır, daha az gelişmiş olanlar vardır. Ayrıca Aviut dediğimiz bayağılıkları bakımından da farklılık gösterirler. Bunun dışında, bazı parçalar doğaları gereği almaya daha yakındır, bazıları ise ihsan etmeye daha yakındır. Bu tür pek çok derecelendirme vardır. Dolayısıyla, bu büyük arzuyu parçalarına ayırırsak, her biri kendi ayrıntıları ve bileşenleri bakımından benzersiz olduğunu ortaya koyacaktır.

Bu parçalar arasında daha saf, daha az egoist olanlar bulunur ve bunlar ışığa daha yakın oldukları için önce bunlar uyanırlar. Bunlar dünyanın dört bir yanındaki dostlarımızdır. Onlar ihsan etmeye, ışığa, varoluşlarının nedenini keşfetmeye özlem duyarlar.

Onlar özgürlük ararlar. Ve bu dünyadaki yaşamdan özgürlük, ilk olarak şu soruda kendini gösterir: “Ne için yaşıyorum? Bu yaşam bana ne veriyor? Faydası nedir?”

Bu soru, sorunlardan ve acılardan doğar. Ama daha sonra, sebeplerini anlamaya çalışırken, kişi hayatın özünü araştırmaya başlar. Acı ikinci planda kalır; sonuçta, bu konuda ne yapılabilir ki? Artık en önemli şey, varoluşun sırrını açığa çıkarmaktır.

Bu, benim uyandığım ve günlük rutinden ve egoist tatminin peşinden boşuna koşmaktan kurtulmak istediğim anlamına gelir. Artık bir köle gibi haz alma arzuma hizmet etmeye devam edemem. Bu bana ölüm gibi gelir. Her gün, “eşeğimi” sürükleyip, beslemek, sulamak zorundayım, ta ki ölene kadar. O öldüğünde, ben de onun sadık hizmetkârı olarak onunla birlikte öleceğim.

Ama bunun yaşam değil ölüm olduğunu anlamaya başlayanlar, işte onlar ilerlerler. Eşek yemek istiyorsa, onu besleyin. Ama bırakın o sizi taşısın, siz onu taşımayın. Bu yaşam süresince, eşeğinizi beslediğiniz sürece, onu daha yüce bir amaca doğru götürme fırsatınız vardır. Eğer onu omuzlarınızda taşımıyor, üzerine biniyorsanız, işte o zaman insansınız demektir.

Bu, ölüm meleğinden, yalnızca bedensel varoluşla ilgili bitmek bilmez kaygılardan kurtuluşun ilk aşamasıdır. Eğer ona bakman, bir çözüm bulmak içinse, o başka bir meseledir; bu zaten hayatın kendisidir. Zira özünde siz, yaşamın kaynağına doğru bir yol çiziyorsunuz.

Bağ İçin Talep Etmek

Bu nedenle, eğer kendi iyiliğimiz için değil, sadece Yaradan’ın iyiliği için çalışmak istiyorsak, bu zor bir çalışmadır çünkü Yaradan’ın yarattığı Kli’ye karşı savaşmalıyız.

Işıkların ayrılması, kapların kırılması, Keduşa, Tuma’a, Sitra Ahra [diğer taraf] ve Klipot gibi öğrendiğimiz tüm eksiklikler, bu çalışmadan gelir. (Rabaş, 26. Makale, “Çalışmada ‘Kendini Kirletene Yukarıdan Kirletilir’ Ne Demektir?”).

Soru: Kişinin kendi yararı için olmayan çalışmanın zor olduğu, çünkü Yaradan’ın yarattığı Kli’ye karşı savaşmamız gerektiği söyleniyor.

Öyleyse, özellikle şimdi “en dar zamanlar” (bein ha-metzarim) döneminde, parçalanmanın dışsalda değil de, aramızda içsel çalışmamızda gerçekleşmesi için ne tür bir çalışma yapmalıyız?

Cevap: Sadece bunda ısrarcı olmalı ve Kelim’imizin içinden tekrar tekrar bağ, yapışma (devekut) vb. için talep etmekten korkmamalıyız. Zaten yaptığımız şey budur, yalnızca daha etkin olmamız gerekir.

Yaradan’a Olan Arzunun Merkezinde

Soru: Şöyle bir söz vardır: “Dostu için dua edenin duası, önce cevaplanır.”

Eğer dostu için dua eden bir kişi, dostunun aldığını fakat kendisinin almadığını görürse, bu bir kusura mı işaret eder, yoksa normal midir?

Cevap: Eğer kişi, dostunun çok fazla enerji harcadığını, grubun yaptığı tüm eylemlere katıldığını görürse, o zaman bunun dostun çalışması olduğunu anlar. Ve bunun tersi de doğrudur.

Biz, gerçekten nerede olmamız gerektiğini hissetmeliyiz.

Her birimiz ve hepimiz birlikte, arzularımızın tamamı toplanıp birleşerek Yaradan’a yöneldiğinde, Yaradan’a olan arzunun merkezinde olmalıyız. En önemli şey budur.

Manevi Çalışma İle İlgili Sorular – 244

Soru: Parçalanmanın ifşasına nasıl hazırlanabiliriz?

Cevap: Birbirimizle ne ölçüde bağ kurarsak, aramızdaki parçalanmayı çalışmaya ve onu hissetmeye o kadar derinlemesine dalabiliriz. Bu şekilde ıslaha giden yolumuzu kısaltabiliriz; yani parçalanmayı ıslah etmek için onu kendimize daha da yakınlaştırabiliriz.

Soru: Çalışmada ne kadar çok çaba harcarsak, dünya da kötülüğünü o kadar ifşa ediyor. Dünyanın başlangıçta ıslah olmuş olduğu konusunda, Yaradan’ı nasıl haklı çıkarabiliriz?

Cevap: Dünyanın başlangıçta ıslah olmuş olduğunu yine de ifşa etmek zorundayız. Ancak o zaman doğru duaya yani aramızda ve Yaradan’la yakınlık için duaya ulaşabiliriz.

Soru: Onluda aramızda birlik hissediyoruz, fakat tüm onlular arasında tek bir Kli içinde birleşme hissi yok. Bu parçalanmayla nasıl çalışmalıyız?

Cevap: Bunun üzerinde çalışmalıyız. Çalışmak demek, her onlunun içinde var olan egoizme rağmen bağ kurmak demektir.

Basit Bir Seçim

Soru: Yaradan’dan gelen tüm koşullarda, arzularımızı ve niyetlerimizi Atzilut dünyasının Malchut’una yönlendirmek için nasıl sıralayabiliriz? Seçimi nasıl yaparız ve bu ne tür bir seçimdir?

Cevap: Seçim çok basittir: onlunun tamamı birleşmelidir.

Ortak arzunuz, ortak niyetiniz, ortak hedefiniz temelinde – sahip olduğunuz her şeyle –  tek kalp tek adam olarak birbirinizle bağ kurduğunuzda, o zaman bunu istemeye başlarsınız.

Atzilut Dünyasıyla Bağı Hissedin

Soru: Atzilut’ta ıslah için kutsallık kıvılcımları yükseltmemiz ne anlama geliyor?

Cevap: Henüz bunu hissetmiyoruz, ancak ortak çabalarımızla, hep birlikte Atzilut dünyasının derecesine zaten bağlı olduğumuzu ve tüm arzularımızın, acılarımızın ve arzularımızın o dereceden Yaradan’a yönlendirildiğini hissedeceğimizi umuyoruz.

Tam da bu dereceden, O’ndan üst ışık formunda destek almayı umuyoruz, bu da bizi Atzilut dünyasına yükseltecektir.

Manevi Dünyalara Girin

Soru: Günlük faaliyetlerimiz sırasında, kutsallığın kıvılcımlarının bir yerlerde yükseldiğini hissetmiyor, düşünmüyor veya inanmıyorsak, bu, onları yükseltmediğimiz anlamına mı gelir? Yoksa onları yükseltiyoruz ama bu bizden gizli midir?

Cevap: Bu sizden gizlenmiştir. Grup ile bağ içinde gerçekleştirdiğiniz her eylem manevidir. Sizler yine de, eylemlerinizle, üst Partzuf’ta sizi ona bağlamak ve üst ışığı sizin aracılığınızla, onun aracılığıyla ve daha da ötesinde Assiya dünyasının Malchut’una iletmek için bir arzu uyandırırsınız.

Soru: Örneğin, derslerden sonra bir dua oluşturuyoruz, sonra gün içinde toplanıp dua ediyoruz vb. Bu eylemlere, Atzilut’a kıvılcımları nasıl yükselttiğimize dair düşünceler eklemek, bunun hakkında düşünmek ve konuşmak yararlı mıdır? Bu, kutsallığın kıvılcımlarına karşı duyarlılığı artırır mı?

Cevap: Evet, duyarlılığı artırır. Ancak diğer yandan bu, henüz ustalaşmadığınız ek nitelikleri de beraberinde getirir; yani henüz bu seviyelerde değilsiniz.

Böylelikle yavaş yavaş, bir ders daha, iki ders daha, hep birlikte buna adım adım gireceğiz. Diyelim ki bugün dersimizin BYA dünyalarının Malchut seviyesinde olduğu düşünülüyor. Ve yarın, yarından sonraki gün, belki de bir seviye daha yukarıda olacağız ve daha da ileri gideceğiz.

İlerlemenin Temeli Nedir?

Soru: Baal HaSulam, parçalanmanın esas olarak var olmadığını söylüyorsa, bu, kişinin kendisi için alma arzusunun da gerçekten var olmadığı anlamına mı gelir?

Cevap: Vardır, ancak ifşa olmuş bir formda değil.

İlerlememizin, ıslah olmamış Kelim’e göre kendi koşullarımızı ifşa etmemize ve bu nedenle giderek daha fazla parçalanmış hissetmemize dayandığını anlamamız gerekir. Bu şekilde, koşulumuz yalnızca mevcut durumumuzda neyi aradığımıza ve neyi elde etmeyi arzuladığımıza bağlıdır.

Prensip olarak, parçalanmış Kli’ye yaklaşırız ve ardından onu parçalar halinde analiz etmeye başlarız.

Oradan, Kli’nin parçaları arasındaki parçalanmaya dayanarak, Yaradan’a bir dua yükseltiriz ki böylece O, bir araya gelmemize, aramızdaki ayrılığı fark etmemize ve tüm yolumuzu net bir şekilde görmemize yardım etsin.

Dostlar Toplantısının İlke Ve Amacı

Dostlar toplantıları, Kabalistler arasında yüzyıllar boyunca uygulanmış ve oldukça etkili ve popüler olmuştur. Kabalistler, manevi çalışmalarını tartışmak üzere bir araya gelirlerdi.

Ben, Kabala ile hiçbir bağlantısı olmayan yeni öğrencileri öğretmenime getirdiğimde, onları 10 – 15 kişilik gruplara ayırmaya başladı. Bizim için, haftalık toplantılarda okuduğumuz makaleler yazdı.

Birinin evinde ya da diğerinin evinde buluşur, bu makaleleri birlikte çalışırdık. O zamanlar dostlar toplantısı böyleydi.

Bugün, Kabala’yı uzun yıllar çalıştıktan sonra, dostlar toplantımız farklı bir şekil aldı. Küresel grubumuz, dünyanın dört bir yanından birkaç bin kişiyi kapsıyor. Bu nedenle, tüm dostlarımız için video yayınları, birçok dile çeviriler vb. içeren, büyük ve birleşik toplantılar düzenliyoruz.

Bu hâlâ bir dostlar toplantısı sayılır mı? Bence tam da olması gerektiği gibi çünkü aramızdaki bağlara, özel bir önem veriyoruz.

Bu toplantılarda, belirli bir makaleyi çalışıp çalışmamamız önemli değil; çünkü prensip olarak bunu düzenli derslerimizde yapıyoruz. Önemli olan, birbirimize daha da yakınlaşmaya çalışmamızdır çünkü duyusal ve bilinçli olarak ne kadar yakınlaşırsak, Yaradan hissiyatına o kadar yaklaşırız. Dostlar toplantısının ilkesi ve amacı budur.

Dostları, Islah Olmuş Olarak Görürseniz

Soru: Dostları, tamamen ıslah olmuş olarak gördüğümüz koşul nedir? Bu koşulda, onlar gibi olmak,  onlara yakınlaşmak için, çalışma gücü vardır. Burada ne tür bir çalışma gereklidir?

Cevap: İhtiyacımız olan en önemli şey, başımıza gelen her şeyin, birbirimizden uzak olmamızdan, bir arada olamayıp birbirimizi destekleyemememizden kaynaklandığını ifşa etmektir. Kendi içimizdeki ıslah ihtiyacını uyandırmak, yani aramızdaki yakınlaşma ihtiyacını uyandırmak dışında, ıslah olmuş koşula yaklaşmanın başka bir yolu yoktur. O zaman başarılı oluruz.

Soru: Peki,  dostlarımızı zaten ıslah olmuş olarak gördüğümüzde, bizden ne tür bir çalışma talep edilir?

Cevap: Bu, bize sadece ıslah olmuşuz gibi geliyor. Kökümüze, Yaradan’a kıyasla ne ölçüde hala ıslah olmamış olduğumuzu belirlemeliyiz. O zaman tam olarak neyi ıslah etmemiz gerektiğine dair net bir anlayış kazanacağız.