Monthly Archives: Ağustos 2025

Bir Dilden Diğerine

Yorum: Kabalistik bilgiyi İbranice ve Rusça olarak çevirdiğinizde, sanki iki farklı kişi varmış gibi oluyor. Sanki bazı şeyleri Rusçadan çeviriyormuşsunuz gibi.

Cevabım: Hayır, pratik olarak Rusçadan çeviri yapmıyorum, ancak bazen oluyor. Sonuçta Kabalada hissettiklerim İbranice aracılığıyla yaşandı.

Ve eğer kendimi hissiyat olarak ifade etmek ve sonra bunu bazı Kabalistik forumlarda iletmek istersem, o zaman elbette çeviri yaparım, zira dünyevi seviyedeki duyusal dilim hala Rusça. Ama bu nasıl olduğuna da bağlı; oldukça koşullara bağlı bir şey.

Dilden dile uyum sağlıyorum, her ne kadar telaffuzum çok iyi olmasa da ve kelime dağarcığım çok geniş olmasa da. Ama eğer Kabalaya yakınsa, o zaman bence daha çok İbraniceyle ilgilidir.

Eğer İbranice bir ders ya da konferans veriyorsam, İbranice düşünüyorum ve içimde hiçbir Rusça kelime olmuyor. Bazen bir şekilde uygun ifadeleri bulamadığım oluyor. Ama kelimeleri aradığımda, henüz kelimelere dökülmemiş duygularıma dayanarak arama yapıyorum ve bu nedenle, duygularımı önce Rusça, sonra da İbranice ifade ediyorum diye bir şey yok.

Hiçbir Hesap Yapmadan

Soru: İnsanların Kabala’ya bağlanmasındaki ölçüt nedir?

Cevap: Bağın ölçüsünü, nasıl, ne şekilde ya da hangi biçimde gerçekleştiğini tam olarak bilmiyoruz. Ancak birdenbire dünyada buna aidiyet hisseden bir grup insan olduğunu keşfediyoruz.

Öte yandan, Yahudi halkı arasında bundan nefret edenlerin, onu kabul etmek istemeyenlerin ve hatta sizi dünyanın tüm uluslarından daha fazla yok etmek isteyenlerin olduğunu görüyoruz. Fakat kırılma sırasında neden bazı tepkilerin ortaya çıktığını ve neden halkımız içinde bize karşı olanlar ve dünya ulusları arasında bizden yana olanlar olduğunu anlamak aklımızın işi değildir.

Bu hesapları yapmamalıyız. Işık kabı arındırır. Bizim görevimiz sadece bu düşünceyi, bu genel resmi herkese daha fazla açıklamaktır. Bu bilgi saran ışıkları daha da yakınlaştıracak ve bu ışıklar dünya çapında aydınlatmaları gerçekleştirecektir. Sürecin kendisine müdahale etmek bizim işimiz değildir.

Şöyle denir: Keskin bir kılıç boynuna yerleştirilmiş olsa bile, kişi merhameti inkâr etmemelidir (Rabaş, “Firavun’a Doğru Gel – 1).

Bilmiyoruz, ama en zor anlarda, tam da paramparça olmuşken, çaresizliğin ve hayal kırıklıklarının, ağırlığın, umutsuzluğun ve çıkmazların derinliğinden, aniden bir yol görünür; tutunma, ışığa doğru sıçrama. Tüm bunlarda mantık ötesi hareket etmeliyiz.

İdealist İnsanların “Özgeciliği”

Bizim dünyamızda kişi kendini memnun etmekten acizken, başkalarını memnun etmesi nasıl mümkün olabilir? Bu tamamen imkânsızdır.

Bununla uğraşan, dünya için gerçekten iyilik isteyen idealist insanlar görüyoruz. İhsan etmekten haz alan insanların oranı yaklaşık %10’dur. Bunlar sözde özgecilerdir. Sözde çünkü kendilerini doğal bir şekilde gerçekleştiriyorlar. İhsan etmekten haz alacak şekilde yaratılmışlardır ve bu yüzden ihsan ederler.

Eylemlerinin neye yol açtığını görebiliriz. Gerçekten herhangi biri için iyilik yapıyorlar mı? Ve bize bir şekilde bir kişinin acısını “tatlandırıyor” gibi görünseler bile, bu gerçekten iyi midir? Ne de olsa, acı en nihayetinde kişiyi analize ve içsel çalışmaya itmek için yukarıdan gönderilir. Ve belki de bu özgeciler eylemleriyle aslında kişiye çelme takıyor olabilirler? Bu ciddi bir sorudur.

“Komşunu kendin gibi sev” kuralını yerine getirmek için, her şeyden önce herkese, başkalarına ihsan ederek kendini nasıl gerçekleştireceğini anlamasını sağlamalıyız.

Ve bir kişi ihsan etme ve karşılıklı garanti yasasını anlamaya başladığında, doğal olarak öyle bir şekilde yaşamaya başlar ki, varlığı için gerekli olanın ötesinde hiçbir şeye ihtiyaç duymaz. Onun yaşamı basitçe böyledir ve yaşamındaki diğer her şey, yaşamının artık gerçekten ikamet ettiği yere, kendi dışına dağıtıma ve fazlalığını ihsan etmesine yöneliktir.

Belki bunu bir ihsan olarak görmüyoruz ama az ya da çok bunu biz de yapıyoruz. Tüm zamanımızı ve tüm fazlalıklarımızı, tüm çabalarımızı ve düşüncelerimizi, tüm enerjimizi dağıtıma yönlendiriyoruz.

Tarafsız Dağıtım

Soru: Eğer bir kitlenin ilgisini çekmeye yardımcı olacaksa, kitlelere bir şeyler anlatırken neden duygulara yer verilmemelidir?

Cevap: Mesele şu ki, bir açıklamaya duygu kattığınızda kendinizi, ya boş Kelim’inizi ya da doldurulmuş Kelim’inizi tanıtmış olursunuz. Ancak bu kişisel bir şeydir.

Ve mantıklı konuştuğunuzda, görünüşe göre duyguların üstünde olan gerçeklerden bahsedersiniz. Gerçekler gerçeklerdir. Onlar mantık ötesi inanç gibidirler. Hoşunuza gitsin ya da gitmesin, bu bir yasadır, gerçekliktir. Sonra bunu kendinizden ya da başkalarından bağımsız bir şey olarak başkalarına aktarırsınız.

Sizler sadece insanlara yasayı görme fırsatı veriyorsunuz; yasanın yanında ya da karşısında olmak istiyorlarsa bu onların bileceği bir iş. Aksi takdirde, başka bir ıstırap döngüsüne gireriz. Ve kişi bunu kendi duygularına çevirir.

Bu tür bir dağıtımın en iyisi olduğunu söyleyebilirim: söylediklerinizden ilham almış gibi görünmezsiniz, sanki “kendiniz” konudan tamamen çıkarılmış gibi konuşursunuz.

Bilgi veren bir mekanizma gibisiniz ve hepsi bu. İsrail ulusuna ya da dünya uluslarına ait olmanız fark etmez, insanlara neler olduğunu anlatan yardımcı bir güç, cennetten gelen bir tür melek gibisiniz.

Bu en iyisidir, zira o zaman herkes sizin tarafsız olduğunuzu hisseder.

Ancak tarafsız olmakla, insanlarla onların içinde duygular uyandıracak şekilde konuşmuş olursunuz. Dağıtımda bulmamız gereken form tam da budur, hem bize bağlı hem de bize bağlı değil.

Çünkü yaşam öyle bir hale gelecektir ki, kişi burada en iç noktasına dokunduğunuzu hemen hissedecektir.

Yaradan İle Bir Olun

Yaratılış düşüncesi her şeyi kapsar, beni bile ama ben kendim onu edinmek için çabalıyorum. Yaradan bana bir fırsat verdi, sanki içimde beyaz bir nokta yarattı, buna “Yaradan için çabalamak” denir. Ve ben bu arzuyu geliştiriyorum ve onu yukarıya yönlendiriyorum.

Gerçekten de Yaradan’dan başkasının olmadığını ve benim de bu kavrama dahil olduğumu onaylıyorum. Tüm gerçeklikte kendi adıma hiçbir şeyi değiştirmek istemiyorum, sadece Yaradan’ı edinmek, yaratılış fikriyle birleşmek istiyorum. Bu Yaradan’la birleşmek anlamına gelir.

Bunun için ne kadar çok çaba harcarsak, o kadar çok gelişir, form değiştirir ve zaman ekseninde ilerleriz. İçimizde her türlü değişiklik meydana gelecek ve O’nun formunu kabul etmeye başladığımızı hissedeceğiz.

Tıpkı dünyamızda olduğu gibi, bir kişiye yaklaştığımızda, yavaş yavaş onun alışkanlıklarını ve zevklerini benimseriz. Aynı şekilde, Yaradan’ın formunu kabul etmeye, O’nun düşüncesini benimsemeye başlarız; bu bizim formumuz haline gelir. O’nunla bu şekilde birleşiriz.

Yaradan bir düşünce yarattı ve biz onun bir parçasıyız, ona dahiliz. Ama bunun yanı sıra, bize kendimizi bu düşünceye benzer şekilde yeniden biçimlendirme ve böylece Yaradan’a dahil olma fırsatı verdi. Bu düşünce bize bir programın bilgisayara yüklenmesi gibi girer ama kendi arzu ve talebimize göre.

Sonra bizi yeniden biçimlendirir ve düzenler, böylece içimizdeki her şeyde, tüm “620” unsur ve arzularda, içimizde hareket eden üst gücü hissetmeye başlarız.

Yavaş yavaş, bu güç bizi doldurur, sanki bilgisayardaki bir ilerleme çubuğu çalışıyormuş gibi, yükleme yüzdesini gösterir ve yüzde yüze ulaşır. Yaratılış planı çabalarımıza göre üzerimizde bu şekilde etki eder ve içimize girer. Bu, Yaradan’la dolduğumuz ve O’na bağlı olduğumuz anlamına gelir.

Karşılıklı Garanti, Yaradan’la Bağ Kurmanın Aracıdır

Kişi kendi içsel yapısını nasıl analiz eder ve doğrular?

Bu zamanla giderek daha net hale gelir. Henüz bacaklara ihtiyacı olmayan bir yeni doğan bebek bacaklara sahip değil midir? Sahiptir! Ama neden, henüz onlara ihtiyacı yokken? O zaman bir yıl sonra çıksınlar! Ama hayır…”

Bunu açıkça hissetmesek de, henüz hissetmediğimiz parçalar bile zamanla gelişmektedir. Hepsi içsel gelişimimizin bir parçasıdır.”

Soru: Karşılıklı garanti gibi tüm eylemlerimiz, Yaradan ile birleşmek için bir araçtır. Birleşmek, almak istediğim ödüldür. İstediğim ödülü daha dikkatli bir şekilde sorgulamam mı gerekiyor: tam olarak bana ne verecek? Yoksa bunu daha sonra netleştirmek daha mı iyi? İhtiyaç duyulduğunda, her şey tezahür mü edecek?

Cevap: “Son eylem ilk düşüncenin içindedir.” Nihai hedefe öncelik vermedikçe herhangi bir eyleme başlayamayız. O hedef en başta yer almalıdır; aksi takdirde, yapılan eylem de, niyet de, düşünce de sadece hayvani olacaktır.

Böyle bir kişiye, “bilincinde dengeli olmayan biri ” denir. Eğer kişi neden eyleme geçtiğini bilmiyorsa, net bir hedefi yoksa, kafası karışık, çocuk veya deli olarak adlandırılır.

Soru: O zaman, anlamak istiyorum: Ne tür bir yapışma için çaba göstermeliyim?”

Cevap: Nihai amacı, ne kadar netleştirmiş olursan ol, netleştirdiğin ölçüde hayal et.

Önemli olan, bir şekilde ‘kuyruğundan tutmak’ ve şöyle diyebilmek: “İşte burada! Ona doğru çalışıyorum. Şimdi nihayetinde onu başarmak için bunu ve şunu yapmalıyım. ”

Destek Noktası Yaradandır

Soru: Bir yandan yaşananlarda insanların suçluluk duygusunu açıklama ihtiyacı, diğer yandan da bunu kabul etmelerini sağlama nasıl dengelenebilir?

Cevap: Baal HaSulam’ın Zohar Kitabı’na Giriş’in sonunda açıkladığı gibi, tüm ıslah içimizden, kendimizin en iç kısmından başlar.

Eğer kendi içinizde Yaradan’a bir destek noktası bulursanız ve bu noktadan kendinizi ve grubu etkilerseniz ve bu noktadan tüm dünyaya uzanırsan, bunu açıklayabilecek, haklı ve özgüvenli olacaksınız. Bunu yaparken herhangi bir zorluk olmayacaktır. Ama sadece Yaradan’a güvenme noktasına sahipseniz.

Manevi Çalışma İle İlgili Sorular – 234

Soru: Dün kongrenin çok yoğun bir günüydü ve bir yükseliş koşuluna ulaştık. Çaba gösterecek bir yer kalmadığını hissettim; o kadar yükselmiştim ki.

O yeri aramaya başladım ve içimde alma arzusunun, nefretin birçok karanlık madde kümesini keşfettim. Ona dokunmaya çalıştım ve ona büyük bir ışık geldiğini ve onu yakıt olarak kullanabileceğimi gördüm.

Ama ona dokunduğumda beni aşağılık birine dönüştürdü. Bu karanlık Malhut ile nasıl çalışabilirim ki onun içine düşmeyeyim ama onun vasıtasıyla yükseleyim? Bir bıçağın ucunda yürüyormuşum gibi hissediyorum.

Cevap: Sürekli olarak onu kendinize nasıl çekmek istediğinizi, ona nasıl tutunmak istediğinizi ve onunla birlikte nasıl yükselmek istediğinizi düşünmelisiniz. Buna göre hareket edin.

Soru: O’nun arzusunu kendi arzunuz olarak hissettiğinizde Yaradan’a birleşmiş olur musunuz?

Cevap: Evet.

Açıklamalar Ve Islahlar

Soru: Karşılıklı garantiye ulaşmak için çabalarken, kendi içimizde eylem yapmak yerine çok fazla çabayı dışarıya yöneltiyor olabilir miyiz?

Cevap: Eğer pratikte dışsal dağıtımın bizi birleştirdiğini, bize güven, güç ve yükseliş sağladığını ve bunları hizmet ettiğimiz topluluklardan geri aldığımızı görmeseydik, bu geçerli olabilirdi.

Dışarıda bir şeyler inşa ederek kendimizi de inşa etmiş oluyoruz. Doğru dengenin ne olması gerektiğini söylemek mümkün değil. Deniyoruz. Bu, esasen, “yapacağız ve duyacağız” denilen bir tür eylemdir.

Sürekli değişimlerden geçtiğimizi görüyoruz. Kişi içinde bulunduğu safhanın idrakine göre hareket etmelidir. Başka ne yapabiliriz? Yolumuz budur, çünkü arayış ve keşfetme, açıklığa kavuşturmalar ve ıslahlar gerçekleştirdiğimiz pratik çalışmadır.

Nihai safhaya ulaşmayı arzulamak iyidir. Ancak şimdi farklı şeyler keşfederek ve küçük eylemler gerçekleştirerek, onsuz ıslahın sonunun hissedilemeyeceği algı detayları yaratırız.

Islahın sonu ile yaratılışın başlangıcı arasındaki fark, yalnızca yol boyunca topladığımız, algımızın (Avchanot) eklenen ayrıntılarında yatar.

Aynı safhaya geri dönersiniz, sadece kendi içinizde daha çeşitli ve daha rafine hale gelirsiniz; algının daha zıt detayları ve ayırt edilebilir içsel nitelikler içinizde belirir.

Bu, bir zamanlar olduğunuz gibi Yaradan’la birleşmiş bir nokta olmak yerine, bir Partzuf olmanızı ve O’nun seviyesinde gerçekten var olmanızı sağlayan şeydir.

Dinlemeye İstekli Olmak

Dağıtıma dahil olmasaydım, evden çıkmazdım. Hem de hiç. Eğer kendimize dünyanın bizden bunu bekleyip beklemediğini, buna olumlu bakıp bakmayacağını sormaya başlarsak…

Dünya bize nasıl olumlu bakabilir ki?! En başından itibaren, buna uyum sağlamaya çalışma ihtimalini tamamen bir kenara bırakmalıyız! Tek bir şeyle ilgilenmeliyiz: kendimizi onların gözünde mümkün olduğunca hoş bir şekilde, ama görevimizden ödün vermeden nasıl sunabileceğimizle. Çarpıtma yok, görevin değiştirilmesi yok.

“Mümkün olduğunca hoş bir şekilde” demek, fikrimizi kavramaları zor olduğu için, bunu algılamalarını mümkün olduğunca kolaylaştırmamız gerektiği anlamına gelir. Ama bunun dışında taş gibi olmalıyız. Bize emanet edilen şey bu ve ben bunu yapıyorum. İnsanlar bunu gayet iyi karşılıyor.

Çeşitli ülkelerde, bana, İsrail’e veya Kabala’ya karşı olumlu bir tutumu olmayan binlerce insanın önünde konferanslar verdim.

Ama benimle onlar arasında bir fark olduğunu ve tam olarak bu fark hakkında, dünyanın amacı, neden var olduğu, benim onun içinde ne yapmam gerektiği ve sizin onun içinde ne yapmanız gerektiği ve neden binlerce yıldır bu karşıtlık içinde olduğumuzu, bunun nereden geldiği ve hangi nedenle olduğu hakkında konuşmaya geldiğimi açıkladığımda, beni dinlediler!

Dinlemeye isteklilik var çünkü sorun ortada. Dahası, sakin bir şekilde, bağırmadan, ne bana ne de konuya karşı muhalefet etmeden yanıt verdiler. Başından sonuna kadar dinlediler. Açıklama basitti. Bu her zaman sloganımız, her sunumumuzun ana mesajı olmalı.

Aksi takdirde, neden geldiniz? Üst dünyalar hakkında konuşmak için mi? Neden? Baal HaSulam der ki: Cennette kaç melek olduğu ve isimlerinin ne olduğu beni neden ilgilendirsin? Bizi gerçekten ilgilendiren şey hakkında konuşmaya geldin ve bunun bizi ilgilendirmesinin bir nedeni var. Ve izleyiciler de dinleyecektir.