Önemin Derecesi
Şöyle yazılmıştır, “Efendi yücedir ve alçak olan görecektir,” sadece alçak olan bu yüceliği görebilir. Yakar (değerli) sözcüğünün harfleri, Yakir (bilecek) sözcüğünün harfleri ile aynıdır. Bu, kişi bir şey onun için değerli olduğu ölçüde, onun yüceliğini bilir anlamına gelir.
Kişi bir şeyden, onun önemine göre etkilenir. İzlenim, kişinin kalbine bir hissiyat getirir ve bu izlenimin önemini takdir ettiği ölçüde, içi sevinçle dolar. (Baal HaSulam, Şamati 26 “Kişinin Geleceği Geçmişe Duyduğu Minnete Dayanır ve Bağlıdır”)
Her şey, çevreye bağlı olan, önemin derecesine bağlıdır. Eğer insanlar her yerde maneviyattan söz ediyorsa, içimde bir arzu alevlenir ve ne olduğu hakkında hiçbir fikrim olmasa bile, bunu takdir etmeye başlarım. Bu durumda, yolu takip edecek yakıta ve güce, herkesin konuştuğu, benim görüş alanımdan kaçan geçici bir şeye sahip olurum. Bu bir sorun değildir; başkalarını gözlerim kapalı takip etmeye hazırımdır.
Toplum beni bu şekilde “hipnotize” eder ve ileriye doğru iter. Dünyamızda bu, en sonunda benim en ufak bir ihtiyacım olmayan şeyleri anlamsızca satın almamla sonuçlanır. Fakat bir grup içinde, bu, beni manevi bir hedefe doğru iter ve bu hedefi yavaş yavaş ifşa ederim, ta ki bütünüyle ifşa olana kadar. Bu yolun tamamı, manevi merdivenin tüm basamakları, yalnızca çevreden gelen, hedefin önemiyle aşılandığım için elde edilir.
Bu nedenle, eğer kişi aşağılığının, çağdaşlarından daha ayrıcalıklı olmadığının farkında ise, yani kişi bu dünyada en basit şekilde bile kutsal çalışma için ona güç verilmemiş birçok insanın var olduğunu görürse; hatta niyet etmeden ve Lo Lişma’da (O’nun hatırı için değil) bile ve hatta Lo Lişma’nın Lo Lişma’sında bile ve Keduşa’nın (kutsallık) kıyafetlenmesine hazırlık için hazırlanmada bile, bazen mümkün olan en basit şekilde bile olsa, kutsal çalışmayı yapma arzusunu ve düşüncesini kazandığı zaman, kişi bunun önemini takdir edebilirse, kutsal çalışmaya değer verdiği ölçüde, kişi bunu övmeli ve bunun için minnettar olmalıdır.
Bu böyledir, çünkü Yaradan’ın Mitzvot’unu (emirler) niyet olmadan bile, yerine getirmenin önemini takdir edemediğimiz doğrudur. Bu koşulda kişi, kalbinde sevinç ve mutluluk hissetmeye gelir.
Kişinin övgü ve şükran duyguları genişler ve kutsal çalışmanın her bir noktasında coşku duyar ve kimin hizmetkârı olduğunu bilir ve böylece giderek daha da yükselir. Bu yazılmış olan, geçmişte “Bana gösterdiğin bu lütuf için, Sana teşekkür ederim” sözlerinin anlamıdır ve bununla kişi güvenle şunu söyleyebilir ve der ki “ve Sen benimle bunu yapmaya yazgılısın,” der. (Baal HaSulam, Şamati 26 “Kişinin Geleceği Geçmişe Duyduğu Minnete Dayanır ve Bağlıdır”)
Yaradan’ın huzuruna çıkmaya layık kimse yoktur. Dahası, hiç kimse başkalarından önce Yaradan’ın huzuruna çıkmayı hak etmez. Ne tür bir erdem olabilir ki?
Dolayısıyla kişi, en azından sürece dahil oluyorsa, Yaradan onu Kendisine doğru çekiyor olsa bile maneviyata yöneliyorsa, buna minnettar olmalı; büyük bir önem ve anlam vermelidir. Kişi, kendi içinde geliştirdiği önem ve duyarlılık derecesi sayesinde, Yaradan’ın onu karşılıklı bir ilişki içinde nasıl yukarıya doğru çektiğini hisseder. Anlaşılan o ki, kişinin tüm hikâyesinin, insanı bugüne kadar bilinçli olarak yönlendiren tüm suçların ve yanlış adımların arkasında Yaradan vardır. İşte o zaman insan altıncı bir his edinmeye başlar: Yaradan’ın hissiyatını. Bu, yalnızca sahip olduğu önemin ölçüsündedir.
Formül neden bu kadar basittir? Neden Yaradan’dan bir karşılık alabilmek için sadece maneviyata önem vermemiz gerekir?
Aslında bu önem bilinci her şeyi kapsar. O’nun rızası için “Efendi yücedir ve alçak olan görecektir” denildiği gibi başımı eğmeliyim. O’nu gözümde yüceltirim yani verme niteliğini, ve kendimi alçaltırım yani alma niteliğini.
Bunun için çevreden güç alırım, bu da küçük bir birey olarak katılmam gerektiği anlamına gelir. Sonuçta, büyük olandan öğrenebilecek olan, küçük olandır çünkü onları gerçekten öyle algılar. İşte bu yüzden bir gruba katılırım ve bunu yaparak ihsan etme, komşuma sevgi ve birlik olma niteliklerini geliştiririm.
Aynı zamanda Yaradan’ın eylemlerini de çalışmam gerekir: tüm gerçekliği nasıl kurduğunu. Ayrıca bu mesajı başkalarına da yaymam gerekir. Sonuçta O’nu onurlandırırım ve bu nedenle ne istediğini öğrenirim. O, Kendini herkese göstermek, başkalarına ihsan etmek ister ve ben de bu doğrultuda hareket ederim.
Öyle anlaşılıyor ki, Yaradan’ın önemine dair tek bir kavram bile, bende var olan her şeyi, kapta ve ışığın önündeki her şeyi, bu eyleme eklemek yeterlidir.
"Kabala ve Hayatın Anlamı" Yorumlar RSS Feed

