Daily Archives: Ağustos 29, 2025

Hangisi Daha Avantajlı?

Soru: Baal HaSulam, ihsan etme arzusunun, alma arzusu üzerinde üstün geldiği üç ön aşama olduğunu yazar. Bu, belirli bir aşamada hem ihsan etme arzusunun hem de alma arzusunun aynı anda var olduğu anlamına mı geliyor? Bu nasıl aynı anda olabilir?

Cevap: Maddi hayatta bile, biraz ihsan etmek ve aynı zamanda almak istediğimizde bu olur, çünkü biz iki zıt arzudan oluşuruz.

Soru: Ama biz sadece alma arzusundan oluştuğumuzu öğreniyoruz.

Cevap: Evet, ama alma ya da ihsan etme arasında seçim yapmamız gerektiğinde, arzumuz için hangisinin daha avantajlı olduğunu tartarız.

Işık İfşa Olsun Diye

Soru: On Sefirot Çalışmasını dinlerken, bunun dostlar arasında ifşa olması ve kişiyi yoldan saptırmaması için koşul nedir?

Cevap: Sizi hiçbir şekilde yoldan saptırmayacaktır. İlerleyeceksiniz. Bu nedenle, ilerlemenizde nasıl birlikte olabileceğinizi düşünmeniz yeterlidir ve bunun gerçekten de sizi daha fazla etkilediğini göreceksiniz.

Ya zaten var olan şeyin içinde kalacaksınız ya da ilerleyeceksiniz, neler olduğunu anlamaya çalışacak ve ışığın kendiliğinden üzerinize parlaması için hangi niteliklerin eksik olduğunu giderek daha fazla hissedeceksiniz. O zaman her şeyi anlayacaksınız.

Edinimin Referans Noktası

Soru: “Edinmediğimiz hiçbir şeyi ismen bilemeyiz” denir. Bu, özün kendisini, en temelini ifade eder. Bunu unutmamamız gerektiği bize şiddetle hatırlatılır.

Edinimin referans noktası nedir? Bu özü ne zaman adlandırabiliriz?

Cevap: Arzularınız ışığı almaya uygun hale geldiğinde, ışık arzunuzun içinde parlar. O anda, kendisi, siz ve eylem hakkında net bir tanım verir. Şu anda bunu ayrıntılı olarak konuşmak için henüz çok erken ama çok yakında konuşabileceğiz.

Manevi Çalışma İle İlgili Sorular – 247

Soru: Sonsuzluk dünyasının Malhut’unun, üst ışıkla form eşitliğine gelmek için kendini süslediği söylenir. Bu ne anlama gelir?

Cevap: Malhut, yaratılışın başlangıcında ortaya çıkan sonsuzluğun ışığıyla dolmak için, alabileceği biçimi seçer.

Soru: Tzimtzum’dan önceki gerçeklik ile son ıslahtan sonraki gerçeklik arasındaki fark nedir?

Cevap: Gerçek gerçekliğin ifşa olmasıdır.

Soru: Tzimtzum, esasen, Yaradan ile form eşitliğinin mümkün olduğu tek eylem midir?

Cevap: Şu an için evet. Daha sonra ise Kli’nin ne kadar ve nasıl alacağına bağlı olacaktır. Eşitlik bu şekilde olacaktır.

Soru: Tzimtzum eylemi, ihsan etme arzusunun kısıtlanmasıyla bağlantılı mıdır?

Cevap: Evet, Tzimtzum eylemi, alma arzumuzun kısıtlanmasıdır.

Tam Arzu

Yorum: Bazen o kadar umutsuz hissediyorum ki boğazım düğümleniyor.

Cevabım: Bu normaldir, ancak bu tür durumlar doğru ve rasyonel bir şekilde kullanılmalıdır. Tek ayakla yürüyemezsiniz, ancak iki ayakla yürüyebilirsiniz. Yaradan’a olan arzu ve arzunun gücü dengelenmelidir. Bu yüzden birçok kişi bunu ifade etmek ister, ancak yapamaz.

Bir yandan Yaradan’a karşı bir arzuları vardır ama diğer yandan, bu sadece kuru bir arzudur, bir çocuğun arzusu gibi. Yaradan’a ulaşmak için, bu arzuya ek olarak şunlar da olmalıdır: tam olarak ne istiyorum, ne için, neden vb. O zaman Yaradan’ın cevap vereceği tam bir arzunuz olur.

Son Hisaron

Soru: Onlunun çabalaması gereken Hisaronot’un (eksiklikler) bir ana, nihai Hisaron’u (eksiklik) var mıdır? Varsa, onlu Yaradan’dan hemen böyle bir Hisaron (eksiklik) talep edebilir mi, yoksa belirli aralıklarla çabalamaları mı gerekir?

Cevap: Özel bir eylem gerekmez. Sadece dostlarınıza, herkesi Yaradan’a yükseltmek istediğiniz tek bir bütün olarak hissedip algılayabileceğiniz kadar yakın olmaya çalışmanız yeterlidir. O zaman bu gerçekleşecektir.

Mesleki Tükenmişlik Sendromu

Yorum: Çalışanların çok yüksek bir yüzdesi mesleki tükenmişlik belirtileriyle karşılaşmış, yorgun ve sinirli hissetmiş, işlerine karşı kayıtsız kalmış ve mesleki yeteneklerine güvenlerini kaybetmişlerdir. Bazıları ise işle ilgili stres nedeniyle sık sık baş ağrısı ve uykusuzluktan şikâyetçi olmuştur.

Bu sorunların açıkça tartışılıp ele alınması halinde, bu tür zorlukların çoğunun önlenebileceği düşünülmektedir.

Tükenmişlik sendromundan açıkça muzdarip olan kişiler, genellikle motivasyonsuz ve pasif davranırlar. Sonuç odaklı değildirler ve yapıcı problem çözme eğilimi göstermedikleri için onlarla çalışmak zordur; hatta onlar dahil olduklarında problemler daha da kötüleşir.

Cevabım: Tatminsiz bir ego; ödüller, tatiller, problemler hakkında konuşmak vb. yoluyla, ancak geçici olarak yatıştırılabilir çünkü bu soruna, dünyamızda gerçek bir çözüm yoktur. Ego, doğal büyüme sınırına ulaşmıştır ve artık hiçbir şey onu tatmin edemez. Onu daha fazla uyarmaya çalıştığımızda, sadece boşuna çaba harcar.

Sonunda, tek bir çıkış yolu kalır: işini, kendini doldurmaktan başkalarını tatmin etmeye çevirmek.

Kendimizi kendi başımıza değiştirmek imkansızdır, ancak bizi yaratan güç, yarattığını değiştirebilir. Ve bunu yapmaya hazırdır, ancak sadece bizim isteğimiz üzerine, böylece onunla temas kurabiliriz.

İçten İçe Tükendiğimde Ne Yapmalıyım?

Yorum: Normal bir hayat sürüyordum, normal bir şekilde çalışıyordum, işime tutkuyla bağlıydım ve sonra birdenbire, bam, bomboş hissettim. Birdenbire, hiçbir şeyin anlamı kalmadı. Çalışma var, iş var, para var ama bunların hiçbirinde anlam göremiyorum.

Cevabım: Bu doğaldır. Bu, bir insanın büyümesidir. Bu, insanın kademeli gelişimidir.

Kişinin egoizmi artık tatmin olmuyor. Bu hala bizim temelimiz olan aynı egoizm. Ama tatmin olduğu zamanlar vardı; işten, onurdan, şöhretten, bilgiden, paradan ve tüm bunları bir şekilde gerçekleştirme fırsatından haz alıyordu. Ve bugün, hayır. Başkalarının görüşü önemli değil; bir merdiveni tırmanmak önemli değil.

Belki herhangi bir metal veya malzemede bir tür yorgunluk olduğunu söyleyebilirsiniz, burada da aynıdır.

Yorum: Buna “tükenmişlik” deniyor. Böyle bir terim bile var.

Cevabım: “Tükenmişlik”, güzel söylenmiş, evet.

Egoizm bir sonraki çalışma moduna geçti. Artık her şeyin, eskiden tatmin, doygunluk, kibir tatmini vb. getiren şeylerin ona verilmesi yeterli değil. Artık değil. Ne yapmalıyım? Neden bir şey yapmam gerektiğini bilmiyorum. Neden yaşamalıyım veya çalışmalıyım? Bilmiyorum! Basitçe hiç ilgilenmiyorum.

Hiçbir tatmin, hiçbir doygunluk, hiçbir doyum yok. Neden çalışayım? Neden yaşayayım? Hiçbir neden yok. Hepsi bu. Bana bir hap verin, hepsi bu. İnsanlar bu noktaya gelecek!

Yorum: Evet, kesinlikle öyle olacaklarını hissediyorum.

Cevabım: Neden olmasın? Acıdan kurtulmanın bir yolu. Unutmak ve uykuya dalmak istiyorum.

Soru: Öyleyse hapı veriyorsunuz. Şimdi diyelim ki bizi bu çıkmaza soktunuz. Hatta bunun olacağını da açıkça hissediyorum. Neredeyse eminim ki olacak. Peki, böyle bir durumda insan ne yapmalı? Sürekli böyle evrensel bir haykırış olacağını söylüyorsunuz.

Cevap: Evet, ama bu haykırış, hayatın anlamını anlamak için gerçek arzunun farkındalığıdır. Başka bir deyişle, tüm bunlara neden ihtiyacım var?

Öyle bir dereceye kadar ki, bir insan için, özellikle de bir kadın için en önemli şey olan çocuklar bile artık neşe getirmeyecek.

Her şeye, kesinlikle her şeye sahip olacaksınız ama işinizi mekanik olarak bile yapamayacak, onlar için bir şey yapamayacaksınız. Hiçbir şey! Bu, egoist Kli’nin boşluğundan kaynaklanan gerçek umutsuzluktur.

Soru: Peki kurtuluş ne zaman gelecek?

Cevap: Bu durumdan kurtuluş, göklere doğru büyük bir feryat yükseldiğinde ve insanlık neden gerçekten var olduğunu anlamaya başladığında gelecek, daha önce değil.

Bu, ancak hayatın anlamını anlamak için gerçek bir ihtiyaç ortaya çıktığı zamandır. Bunu göreceğiz!

Yaradan’a Doğru Üç Adım


Bizler, “bu dünya” denilen bir koşulun içindeyiz. Bu dünyada olmamızın sebebi, kendi çabalarımızla Yaradan’a benzerlik seviyesine yükselmek, O’nun seviyesine ulaşmaktır, şöyle dendiği gibi: “Yaşamın boyunca kendi dünyanı göreceksin.”

Kabala bilimi, Yaradan’ı bu dünyadaki yaratılışa ifşa etmenin bir metodudur. O’nu nasıl ifşa ederiz? O’na benzer hale gelerek. Sadece ışık gibi bir arzuyu, manevi kabımı edinirsem, içindeki ışığı, Yaradan’ı ifşa edebilirim.

Kendimi, ışığı ifşa edip beni dolduracak bir kap haline nasıl getirebilirim? Bunun için bize iki araç verilmiştir. Birincisi, dışarıdaki arzuları, yani başkalarının arzularını içine alacak kadar genişlettiğim maddi arzumdur.

İçimde sadece, ne olduğunu bilmediğim halde, maneviyata doğru ilerlemek isteyen bir nokta vardır. Sadece bir şeyin eksik olduğunu hissederim. Bu sadece bir arzu noktasıdır. Bu noktada, ne bir hacim ne de üst, alt, sağ ya da sol yönler vardır.

Orada bastırılamaz bir arzu dışında hiçbir şey hissedemiyorum – bir şey istiyorum ama tam olarak ne olduğunu bilmiyorum. Maneviyatı hayal etmeye çalışabilirim ama ne bulursam bulayım, hepsi bu dünyanın aleminden gelen bir fantezidir, gerçek realite değil.

Bu noktaya nasıl hacim ekleyebilirim? Özel, bütün, mükemmel bir organizmayla, Yaradan tarafından yaratılan büyük bir arzuyla: sonsuzluğun Malhut’uyla bağ kurmalıyım. Benim için bu bir gruptur ama aslında tüm insanlıktır. Ama tüm insanlığın ne olduğunu bilmediğim için bir grup benim için yeterlidir. Bu ilk bileşendir.

Eğer bir grupla bağ kurmaya çalışır ve onun bir parçasıyla bağ kurabilirsem, sanki ondan belli bir bölgeyi kesip alır gibi, o parça bana ait olur. Böylece aslında bir hacim kazandığım ortaya çıkar ve bu hacim benim arzumdur. Artık bir nokta değil de bu kadar büyük bir arzuya sahipsem, onun içinde bir şeyleri hissetmeye başlayabilirim. Peki, o zaman neyi kaçırıyorum? Işık gibi olma arzusundan yoksunum. Yani, birinci aşama arzunun edinilmesi, ikinci aşama arzunun ıslahı ve üçüncü aşama ise arzunun doldurulmasıdır. Hepsi bu!

Arzuyu edinmek için, kendimi grubun önünde, onların birliği önünde iptal etmeliyim; onlara, rahim duvarına tutunmuş bir damla meni gibi bağlı olmalıyım. Bu, birinci aşamadır.

İkinci aşama dostlarımla birlikte olmaktır, gruba girmemi, onlarla olan bağımı, verme uğruna gerçekleştirmeye çalışmalıyım ki, şu anda kazandığım arzu ışığa benzesin.

Bunu, saran ışık (O”M) olarak adlandırılan, kaynağa geri dönen ışığı kullanarak başarırım; bu, “Tora’nın Işığı” olarak da adlandırılır.

Bundan sonra arzu, Hohma ışığıyla dolar.

Bu nedenle, büyük bir güce sahip olan Zohar Kitabı gibi bir kaynağı okurken, kendimizi ortak bir arzu içinde hissetmeli ve ortak arzumuzun ıslah edilmesini, ışık gibi verici olmasını istemeliyiz.

Böyle bir ıslahı meydana getirmek için, Zohar Kitabı’nı okurken bunu beklemeliyiz ki arzularımız, birliğimiz ihsan etme uğruna olsun, böylece tek bir bütün gibi hissedelim ve gerçekten bir Şehina, üst ışığın, Yaradan’ın ifşa olduğu bir “yer” olalım. Bu “yeri” en azından bir dereceye kadar vermek uğruna ıslah edersek, bu ölçüde Yaradan onun içinde ifşa olacaktır.

Yani, kaynağa geri dönen ve hepimize ortak ve bütünsel bir bağ hissi veren ışığın yardımıyla, grupla bir bütün olarak, karşılıklı verme, karşılıklı garanti ve birlik içinde bağ kurarım. O zaman, aramızdaki birlik ölçüsünde, içimizde hüküm süren Yaradan’ın ışığı olan ihsan etme niteliğini ifşa ederiz.

Bu nedenle, bu görevi unutmamaya çalışalım ve kendim için böyle bir resmi inşa etme çabasında sürekli kalmanın, şu anda Zohar Kitabı’nı okurken yapacağımız içsel çalışmamız olduğunu fark edelim. Sonuçta, Zohar okuması sırasında, büyük bir ışık ortaya çıkar. Işık için, ıslah etsin ve doldursun diye doğru arzuyu hazırlıyor muyuz?

 

Doğa Koruyucu Perdesini Kaldırmaya Başladı, Bölüm 2

Soru: İnsanlık, doğada içgüdüsel olarak var olan ama insanoğlunda bulunmayan dengeyi nasıl yaratabilir?

Cevap: İnsanoğlu, doğa ile denge kurma içgüdüsüne sahip değildir. İşte bu yüzden, insana kendi çabalarıyla insan toplumunu inşa etme ve dengeye ulaşmasını sağlayan bağ kurma gücünü ve aklı edinme fırsatı verilir.

Bu nedenle çevre kirliliğiyle mücadele etmek anlamsızdır, zira kirliliğin asıl kaynağı, yeni bir çağa girmiş olan insandır. Eğer insan kendi ıslahıyla ilgilenmezse, doğaya yapılan en küçük müdahale, sadece bir gramlık uygunsuz bir katkı bile, doğanın tüm sistemini dengesizliğe sürükler. İşte şimdi görmeye başladığımız şey budur.

İnsanlık yok olmayacak, ancak son ana kadar her türlü felaket mümkün: doğa bizi denizde boğacak, donduracak, aşırı sıcakta kavuracak ve orman yangınlarında yakacak.

Soru: Amerika Birleşik Devletleri, uzun yıllar boyunca Pasifik Okyanusu’ndaki iki mercan adasında nükleer silah denemeleri yaptı ve bu adalar doğal olarak insan yaşamına elverişsiz hale geldi. Ancak doğa orada başka hiçbir yerde olmadığı kadar olağanüstü bir şekilde gelişti. Bunun sonucunda bilim insanları, insan varlığının neden olduğu zararın, nükleer radyasyonun verdiği zarardan daha büyük olduğu sonucuna vardılar. Bu nasıl olabilir?

Cevap: Doğa, alt seviyelerde kendisine verilen zararı nasıl iyileştireceğini bilir, ancak elbette bunun da bir sınırı vardır. Eğer hasar çok büyükse, değişimler geri döndürülemez hale gelecektir.

Soru: Bir insan, “insan seviyesinde” ne tür bir zarar verir?

Cevap: İnsan, son yüz yıla kadar doğaya hiçbir zarar vermemiştir. İnsanın verdiği tüm zarar, doğayla denge içinde olmaması gerçeğinde yatmaktadır ki bu, doğanın temel unsuru olarak onun yükümlülüğüdür.

Asıl sebep, doğaya verilen mekanik zarar değildir, insanın onu yakması ya da kurutması değildir; ARİ’nin zamanından itibaren, 15. yüzyıldan ya da en azından o dönemi “son nesil” olarak tanımlayan Baal HaSulam’ın zamanından itibaren, kendimizi doğayla dengeye getirmeye başlamış olmamız gerektiği gerçeğidir. Doğanın bütünsel sistemiyle olan tutarsızlığımız – bu dengesizlik – tüm felaketlere neden olan şeydir.

Elbette bu, doğayla dengeye ulaştığımızda onu kirletmemize izin verileceği anlamına gelmez, aksine, doğaya zarar vermek aklımıza bile gelmezdi; içgüdüsel olarak doğru şekilde davranırdık.

Doğa ile dengede olmak, insanlar arasında — düşüncelerde, arzularda ve niyetlerde — iyi ve bütünsel ilişkiler kurmak, insan toplumuna, tüm genel doğaya ve üst sisteme zarar vermemek demektir.

Düşüncelerde bütünsel olmak, doğanın tüm sistemini tek bir organizma olarak algılamak demektir. Ve insanlar arasındaki doğru bağlara uygun olarak, tüm diğer – cansız, bitkisel ve hayvansal – seviyeler yükselir, genel sisteme dahil olur ve insanla birlikte ıslah edilir. O zaman hiçbir felaketler olmayacak ve her şeyde denge sağlanacaktır.

Çok katı bir kural geçerlidir: “Birey ve kolektif eşittir.” Bu, tek bir kişinin, tüm insanlık kadar zarar verebileceği anlamına gelir.