Daily Archives: Ağustos 29, 2025

On Sefirot Çalışması’nı Okuma

Soru: On Sefirot Çalışması’nı okurken, olup biteni hissetmemiz gerekiyor. Peki zihnimizi nasıl kullanabiliriz? Onu maneviyata yönlendirebilir miyiz, yoksa bir şekilde onunla bağı kesmeli miyiz?

Cevap: On Sefirot Çalışması’nın neden bahsettiğini anlamaya çalışmalıyız. Başka bir deyişle, eğer ışığı almaktan, yansıtmaktan, alma yerini küçültmekten veya büyütmekten bahsediyorsa, tüm bunları bir şekilde kendimize tasvir etmeye çalışmalıyız.

Ve yavaş yavaş manevi dünyada manevi nesneler arasında gerçekte neler olduğunu hissetmeye başlayacağız.

Sonsuzluk Dünyasının Malhutu Ne Hisseder?

Soru: Sonsuzluk dünyasının Malhutu, dünyaları ve yaratılanları yaratma arzusunu nasıl hisseder?

Cevap: Her şey onun içinde gerçekleşir. Bunu uzak bir yerden alması gerekmez. Işık ona etki eder, arzusunu ortaya çıkarır ve onu doldurur. Bizler bu sürecin sonuçlarını inceliyoruz.

Soru: Malhut’un Yaradan’dan – Keter’den etkilendiği anlaşılıyor. O zaman, utanç nereden geliyor?

Cevap: Malhut henüz Yaradan ile birleşmediği için, onun ile Yaradan arasında bir fark vardır. Yaradan her şeyi mutlak surette verir, ancak o sadece O’ndan alır ve şu anda bu konuda hiçbir şey yapamaz.

Soru: Peki sonsuzluk dünyasının Malhut’u, Yaradan’ın niyetini yani dünyaların yaratılışını yine de hisseder mi?

Cevap: Hayır, o bir yandan Yaradan’ın gizli olduğunu, diğer yandan da O’nun verdiğini, doldurduğunu ve Kendisinden gelen her şeyde, arzusuna göre kendini ifşa ettiğini hisseder. Dolayısıyla aralarında fark vardır.

Maneviyatı Hayal Etmek Ne Anlama Gelir?

Soru: Kısıtlama şu anda, ders sırasında benim için ne anlama geliyor?

Cevap: Şu anda herhangi bir kısıtlama yapamazsınız çünkü On Sefirot Çalışması’nı okurken neler olduğunu hâlâ hissetmiyorsunuz. Bu nedenle, ders sırasında metnin aktardığına, betimlediği şeye mümkün olduğunca yakın olmalıyız.

Daha sonra tam olarak nelerden bahsedildiğini belirleyebileceğiz: Kim söylüyor – alan mı yoksa veren mi; eylem nereden ilerliyor – yukarıdan aşağıya mı, aşağıdan yukarıya mı vb.

Ancak şimdilik, dikkatlice okumalı ve ihsan etme ve alma niteliklerinde var olursak başımıza neler geleceğini hayal etmeye çalışmalıyız.

Soru: Maneviyatı hayal etmek ne anlama gelir?

Cevap: Maneviyatta hayal etmek, olan bitenin anlamını anladığım ve kendimi kitapta anlatılan eylemin içinde hayal etmeye çalıştığım anlamına gelir.

Arzunun Ölçüsünü Ne Belirler?

Soru: Kısıtlamadan sonra ışığın yayılması, arzunun ölçüsüne göre çizgiler halinde gerçekleşir. Arzunun ölçüsünü ne belirler?

Cevap: Arzunun ölçüsü, arzunun kendisine, ne istediğime bağlıdır. Ve ne kadar arzuladığım tartılıp değerlendirilmelidir: Hangi ışığı almak istiyorum, kendim için mi yoksa Yaradan rızası için mi istiyorum? Ve o zaman, onunla çalışabiliriz.

Işığın Merkez Noktadan Uzaklaşması

Soru: Kısıtlama, kendisinden sonra ifşa olacak arzular üzerinde mi gerçekleşti?

Cevap: Bizler, ışığın, yarattığı Kli’deki yayılmasını inceliyoruz. Bu nedenle, yazılanların dışında başka bir şeyden bahsedemeyiz.

Soru: Kısıtlamanın form farklılığından değil, Malchut’un verenle bağını artırmak istemesinden kaynaklandığını söyledik. Işık ayrıldığında ise tam tersi ortaya çıktı. Işığın ayrılmasının, yaratılanın alçaklığını ifşa etmesi ne anlama geliyor? Yoksa sadece aşamalar arasındaki farklılığı mı ortaya çıkarıyor?

Cevap: Evet, Baal HaSulam, kısıtlamanın tüm parametrelerinde tekdüze olmasına rağmen, ışığın o çemberdeki merkezinden eşit bir kuvvetle çekildiğini açıklamak istiyor.

Yine de ışık, herkes tarafından eşit olarak paylaşılan ortak merkezden ayrılır ve geriye kesinlikle eşit bir alan kalır.

Manevi Eylemler

Soru: Baal HaSulam, ışığın kısıtlanması ve geri çekilmesiyle ilgili tüm tartışmaların, yalnızca Kli’nin merkez noktasındaki alma algısı seviyesinden bahsettiğini yazar. Bu, onun, bir Kli olarak bunu edindiği bir durumu tarif ettiği anlamına mı geliyor?

Cevap: Hayır, Kli’deki hissi değil, kendimiz için yavaş yavaş ifşa etmeye başlamamız gereken şeyi tarif ediyor.

Bunu kitaplar aracılığıyla, çalışma materyallerinin yardımıyla elde edebilir ve onun çalışmalarında yazdıklarına göre, bu eylemleri kendi üzerimizde gerçekleştirebiliriz. Kendimiz için bir kısıtlama (Tzimtzum), perde (Masach), yansıyan ışık (Or Hozer) oluşturmalı ve bunlarla çalışmalıyız.

Manevi Çalışma İle İlgili Sorular – 249

Soru: Işığın merkez noktada eşit olarak kısıtlanması ne anlama gelir?

Cevap: Belirli bir yöne veya niteliğe öncelik verilmediği anlamına gelir. Bu yüzden her şey bir döngü içinde gerçekleşir.

Soru: Yaradan’ın yaratılana yönelik koyduğu kısıtlama, O’nun bize karşı sergilediği en büyük ihsan niteliğidir. Eğer O’na yönelik bir kısıtlama yaparsak, bu aynı zamanda Yaradan’a karşı da aynı ihsan niteliği olur mu?

Cevap: Deneyin, göreceksiniz.

Soru: Yaradan’ı memnun etmek ve bir kısıtlama yapmak için, şimdi hangi eylemi gerçekleştirmeliyiz?

Cevap: Bilmiyorum, bunu kendiniz netleştirmelisiniz.

Soru: Dünyamızda alma arzusunun büyümediğini, sadece yükselip arındığını ve bu nedenle ondan haz alma yeteneğimizi kaybettiğimizi söyleyebilir miyiz?

Cevap: Hayır, ihsan etme arzusuna giderek yaklaşıyoruz. Bunu giderek daha fazla anlamaya başlıyor ve ona yaklaştığımızı hissediyoruz.

Yaradan, Tüm Taleplerin Köküdür

Soru: “Herkes kendi bozukluğuna göre yargılar.” diye yazılmıştır. Bir Kabalist, bir yandan dünyanın kötü koşullar ve savaşlarla dolu olduğunu görür. Diğer yandan, tüm bunları kendisinin yaptığını anlar ve kendini bunlarla ilişkilendirir. Bu iki durum nasıl bir araya gelebilir? Nasıl mümkün olabilir?

Cevap: İnsan dünyaya baktığında kendini, kendi yansımasını görür. Tüm bunların kendi içinde olduğunu anlar. Ancak hiçbir şeyi kendi başına düzeltemeyeceği için ona bir grup (onlu) verilir. Kendini suçlayacak hiçbir şeyi yoktur. Her şeyi olduğu gibi kabul eder.

İnsan Yaradan’ı suçlayabilir. Bununla kendisinin hiçbir ilgisi yoktur. Bu, kendisinin bozulmuş ruhudur ve onu ıslah edebilmesi için verilmiştir.

Kendini ne kadar ıslah ederse, görüşü o kadar keskinleşir ve dünyayı daha da bozulmuş görür, çünkü en küçük kusur bile ona çok büyük bir şey gibi görünür. Aynı zamanda, Yaradan’a karşı tek bir talebi vardır: O’ndan ıslah eden ışığı almak. Ve bunun için Yaradan’a minnettardır çünkü dünyanın olumsuz ve zaten ıslah edilmiş olumlu niteliklerini kendi içinde özümseyerek, Yaradan’ın yüceliğini edinmeye ve O’na benzemeye başlar.

Soru: Bu, bir Kabalistin kendisinden başka kimseye karşı hiçbir talebi olmadığı anlamına mı gelir?

Cevap: Kendisine karşı da değil, zira her şey Yaradan tarafından yapılır. Yaradan, tüm koşulların, var olan her şeyin köküdür ve bu nedenle tüm yakarışlar O’na yapılmalıdır. Açıklığa kavuşturulması gereken tek şey, kişinin O’na nasıl yalvarması gerektiğidir. Yaradan neden bize böylesi kötü nitelikleri verdi? Neden onları Kendisiyle bağlamamıza yardım etti? Onlarla ne yapmalıyız?

Soru: İnsanların birbirlerine karşı değil de yalnızca Yaradan’a veya kendilerine karşı talepleri olsaydı, dünya farklı mı görünürdü?

Cevap: Talepleriniz olmasaydı dünyayı ıslah edemezdiniz. Kimsenin talebi olmasaydı, herkes sadece hayvan olurdu. Hayvansal seviyede, biri diğerini yer ama talepsizce. İnsanlar birbirlerine karşı talepte bulunmalı ve aynı zamanda onların köklerinin Yaradan olduğunu anlamalıdırlar. O, ruhlarımızı bilerek kırdı ki, onları birleştirmeye çalışıp başarısız olalım, başaramayalım ve sonra O’ndan onları düzeltmesini ve ruhun ıslahında O’nun ortağı olmayı talep edelim.

O zaman, en başından beri ne istediğini, neden tek bir ruhu yarattığını, onu parçalara ayırdığını ve ardından ruhun ıslahını üstlenip, O’ndan yardım dilememiz için bize yöneldiğini açıkça anlardık.

Ve tek ortak ruhun ıslahına doğru attığımız her küçük adımla, O’ndan yardım ister, O’nun ortağı olur ve böylece O’nun seviyesini ediniriz. İnsanlığın nihai koşulu, Yaradan’a eşit olmaktır.

Manevi Çalışma İle İlgili Sorular – 248

Soru: Maneviyatta “nesne” nedir?

Cevap: Maneviyatta nesne, ışığı alma arzusudur.

Soru: On Sefirot’un niteliklerinin on Sefirot’un içinde ifşa olması için, olgunlaştığımız hissine kapılıyoruz. Bu süreci hızlandırmak için birbirimize nasıl yardımcı olabiliriz?

Cevap: Makalelerde ve On Sefirot Çalışması’nda okuduklarımızı uygulamaya çalışmalıyız. Bu sayede neyi, nasıl, kiminle ilişkili olarak yapmamız gerektiği daha net anlaşılacaktır.

Soru: On Sefirot Çalışması’nda açıklanan şey, maneviyat bilimidir ve günlük hayatımıza neredeyse hiç değinmez. Maneviyatta incelediğimiz kısıtlama kavramları, kendimi çeşitli aşırılıklardan alıkoyduğumda günlük hayattaki kısıtlamalarla ne ölçüde bağlantılıdır? Bu, manevi ilerlemeye ne kadar yardımcı olur?

Cevap: Manevi ilerlemeye çok yardımcı olur. Bunu kesinlikle söyleyebilirim.

Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Kısım 115

Embriyo Erkek Mi Yoksa Dişi Midir?

Maddi dünyamızda bir embriyo erkek veya dişi olabilir. Maneviyatta kişi çeşitli koşullardan geçer: cansız, bitkisel, hayvansal, konuşan, meleksi ve Yaradan’a benzeyen. Bu koşulların her biri binlerce aşama içerir.

Bu, her ruhun önce Nekeva, sonra Zachar ve tekrar Nekeva ve sonra Zachar olarak gelişim gösterdiği anlamına gelir. Ancak dünyamızda, bu dönüşümlü durumlar, erkek veya dişi olmak üzere sabit bir fiziksel form alır, çünkü maneviyat açısından dünyamız cansızdır yani değişmez.

Bu nedenle, maneviyatta her aşama, her eylem, her nitelik, orada var olan ve sürekli değişen her şey, tıpkı bir embriyoda olduğu gibi, dünyamızda sabit ve değişmez bir form alır.

Bunun ötesinde, ruhların tiplerinde de çeşitlilik vardır. Bu, arzunun, Adam HaRishon’un hangi kısmından kaynaklandığına bağlıdır. Ruh, Adam HaRishon adı verilen, genel ruh içindeki bireysel bir arzudur ve onun doğası, bu manevi bedenin hangi kısmından geldiğine bağlıdır.

Adam HaRishon’un bedeninde sağ taraf, sol taraf, üst taraf, alt taraf, göğüs üstü, göğüs altı vb. gibi sayısız ayrım vardır.

Benzer şekilde, insan vücudundaki hücreler de birbirinden farklıdır. Her hücre kendine özgü bir şey içerir, farklı işlev ve davranışlar sergiler ve diğer hücrelerle kendine özgü çeşitli şekillerde bağlantı kurar.

Bu durum maneviyatta da geçerlidir. Ruhlar da aynı şekilde birbirine bağlıdır. Fiziksel hücrelerimiz, maneviyatta olup bitenlerin yalnızca bir sonucu, bir kopyası, fiziksel bir tezahürüdür.

Bundan, birbirimizden ne kadar farklı olduğumuzu, ancak aynı zamanda tek bir bedenin parçaları olarak nasıl birbirimize bağlı olduğumuzu anlayabiliriz.