Yaradan’a Doğru Üç Adım


Bizler, “bu dünya” denilen bir koşulun içindeyiz. Bu dünyada olmamızın sebebi, kendi çabalarımızla Yaradan’a benzerlik seviyesine yükselmek, O’nun seviyesine ulaşmaktır, şöyle dendiği gibi: “Yaşamın boyunca kendi dünyanı göreceksin.”

Kabala bilimi, Yaradan’ı bu dünyadaki yaratılışa ifşa etmenin bir metodudur. O’nu nasıl ifşa ederiz? O’na benzer hale gelerek. Sadece ışık gibi bir arzuyu, manevi kabımı edinirsem, içindeki ışığı, Yaradan’ı ifşa edebilirim.

Kendimi, ışığı ifşa edip beni dolduracak bir kap haline nasıl getirebilirim? Bunun için bize iki araç verilmiştir. Birincisi, dışarıdaki arzuları, yani başkalarının arzularını içine alacak kadar genişlettiğim maddi arzumdur.

İçimde sadece, ne olduğunu bilmediğim halde, maneviyata doğru ilerlemek isteyen bir nokta vardır. Sadece bir şeyin eksik olduğunu hissederim. Bu sadece bir arzu noktasıdır. Bu noktada, ne bir hacim ne de üst, alt, sağ ya da sol yönler vardır.

Orada bastırılamaz bir arzu dışında hiçbir şey hissedemiyorum – bir şey istiyorum ama tam olarak ne olduğunu bilmiyorum. Maneviyatı hayal etmeye çalışabilirim ama ne bulursam bulayım, hepsi bu dünyanın aleminden gelen bir fantezidir, gerçek realite değil.

Bu noktaya nasıl hacim ekleyebilirim? Özel, bütün, mükemmel bir organizmayla, Yaradan tarafından yaratılan büyük bir arzuyla: sonsuzluğun Malhut’uyla bağ kurmalıyım. Benim için bu bir gruptur ama aslında tüm insanlıktır. Ama tüm insanlığın ne olduğunu bilmediğim için bir grup benim için yeterlidir. Bu ilk bileşendir.

Eğer bir grupla bağ kurmaya çalışır ve onun bir parçasıyla bağ kurabilirsem, sanki ondan belli bir bölgeyi kesip alır gibi, o parça bana ait olur. Böylece aslında bir hacim kazandığım ortaya çıkar ve bu hacim benim arzumdur. Artık bir nokta değil de bu kadar büyük bir arzuya sahipsem, onun içinde bir şeyleri hissetmeye başlayabilirim. Peki, o zaman neyi kaçırıyorum? Işık gibi olma arzusundan yoksunum. Yani, birinci aşama arzunun edinilmesi, ikinci aşama arzunun ıslahı ve üçüncü aşama ise arzunun doldurulmasıdır. Hepsi bu!

Arzuyu edinmek için, kendimi grubun önünde, onların birliği önünde iptal etmeliyim; onlara, rahim duvarına tutunmuş bir damla meni gibi bağlı olmalıyım. Bu, birinci aşamadır.

İkinci aşama dostlarımla birlikte olmaktır, gruba girmemi, onlarla olan bağımı, verme uğruna gerçekleştirmeye çalışmalıyım ki, şu anda kazandığım arzu ışığa benzesin.

Bunu, saran ışık (O”M) olarak adlandırılan, kaynağa geri dönen ışığı kullanarak başarırım; bu, “Tora’nın Işığı” olarak da adlandırılır.

Bundan sonra arzu, Hohma ışığıyla dolar.

Bu nedenle, büyük bir güce sahip olan Zohar Kitabı gibi bir kaynağı okurken, kendimizi ortak bir arzu içinde hissetmeli ve ortak arzumuzun ıslah edilmesini, ışık gibi verici olmasını istemeliyiz.

Böyle bir ıslahı meydana getirmek için, Zohar Kitabı’nı okurken bunu beklemeliyiz ki arzularımız, birliğimiz ihsan etme uğruna olsun, böylece tek bir bütün gibi hissedelim ve gerçekten bir Şehina, üst ışığın, Yaradan’ın ifşa olduğu bir “yer” olalım. Bu “yeri” en azından bir dereceye kadar vermek uğruna ıslah edersek, bu ölçüde Yaradan onun içinde ifşa olacaktır.

Yani, kaynağa geri dönen ve hepimize ortak ve bütünsel bir bağ hissi veren ışığın yardımıyla, grupla bir bütün olarak, karşılıklı verme, karşılıklı garanti ve birlik içinde bağ kurarım. O zaman, aramızdaki birlik ölçüsünde, içimizde hüküm süren Yaradan’ın ışığı olan ihsan etme niteliğini ifşa ederiz.

Bu nedenle, bu görevi unutmamaya çalışalım ve kendim için böyle bir resmi inşa etme çabasında sürekli kalmanın, şu anda Zohar Kitabı’nı okurken yapacağımız içsel çalışmamız olduğunu fark edelim. Sonuçta, Zohar okuması sırasında, büyük bir ışık ortaya çıkar. Işık için, ıslah etsin ve doldursun diye doğru arzuyu hazırlıyor muyuz?

 

Ne yazık ki, bu ögeye yorum yapma özelliği kapatılmış.

"Kabala ve Hayatın Anlamı" Yorumlar RSS Feed