Daily Archives: Ağustos 20, 2025

Gerçeğin Dünyasına Giriş Kapısı

İnsan, “Gözyaşı kapısı”na nasıl gelir? Yaradan’ın benden gizlendiğini, hayatımda mevcut olmadığını, yaklaşmadığını ve Kendisini ifşa etmediğini hissederim. Yaradan’a daha yakın olmanın ve manevi dünyaya girmenin yolları olduğunu düşünmüşümdür ama şimdi hiçbir şeyin ifşa olmadığını, her şeyin kapalı olduğunu anlarım.

Ancak maneviyat arzusu ortadan kalkmaz; arzu çok büyüktür ama fırsat yoktur. Maneviyata ulaşmanın, ihsan etme niteliğine yaklaşmanın hiçbir yolu yoktur.

Ve sonra ihsan etme niteliğini edinmenin bir yolu olduğunu keşfederim! Yaradan ile bağ kurmanız gerekir. Artık anlarım ki, Yaradan’ı ifşa etmek ve O’nunla bağ kurmak; ihsan etme ve sevgi niteliğiyle bağ kurmak, herkesle birleşmek ve herkesle Yaradan’ın herkese duyduğu gibi ilgilenmek demektir. İşte buna Yaradan ile bağ kurmak denir.

Bu, daha önce düşündüğüm gibi değildir. Yaradan ile bağ kurarak daha fazlasını göreceğimi, daha fazlasını hissedeceğimi ve daha fazlasını anlayacağımı – yani dolacak olanın ben olacağını – ümit etmiştim. Ama şimdi görüyorum ki, Yaradan’ı ifşa etmek ve O’nunla bağ kurmak, herkese verme, herkesle ilgilenme fırsatına sahip olmak demektir. Herkesi öyle çok sevmek, herkese her şeyi vermek isterim ki, gözyaşlarına boğuluyorum! İşte bu, ‘gözyaşı kapılarının önünde durduğum’ anlamına gelir.

Bu çok iyi bir koşuldur. Sonuçta kendimi hiç düşünmek istemem ama herkese vermek isterim ve insanlara iyilik yapamadığım için acı çekerim. Başkalarına fayda sağlayamazsam tüm dünya ve hayatım bana karanlık gibi gelir.

Gözyaşı kapısı, sevgi ve ihsan etme dünyasına giriştir, kişinin kendisinden çıkıp mantık ötesi inanca gidiş yoludur. Gerçeğin dünyasına, gerçek gerçekliğe bu şekilde gireriz. Aslında, onun içinde varız, ancak şimdi dünyamızı hissettiğimiz ve kendi içimizde yaşadığımız sıkışık bir kapsülün içinde hapsolmuş durumdayız.

Baal HaSulam’ın Gelecek Nesillere Büyük Hediyesi

Baal HaSulam öyle bir yol yaptı ki, sıradan bir insan onun yolunu izlerse, tıpkı özel bir bilge öğrenci gibi Yaradan ile Dvekut’a (yapışma) ulaşabilir. Ondan önce, biri Yaradan ile Dvekut ile ödüllendirilmek için yüce bir bilge öğrenci olmak zorundaydı. (RABAŞ Çeşitli Notlar 75, “Ulustaki En Yücelerin Çalışması”)

Bu fırsatı, Kabala bilgeliğini bize ifşa eden ve onu daha da yakınlaştıran Baal HaSulam sayesinde elde ettik. Ve görüyoruz ki, O’nun metodunu takip ederek, gerçekten ilerliyoruz ve yavaş yavaş Yaradan’a yaklaşıyoruz. O’nunla ilk temasa ulaşmak için geriye sadece küçük adımlar kaldı.

Kabalistlerin eylemleri çok yönlüdür. Kabalistler, Kabala bilgeliğini, metodolojisini geliştirmek ve aynı zamanda kendilerini üst ışığı bize iletmek için bir kanal yapmak için çalıştılar. Yani, Yaradan’ı hem O’nun tarafından bize, hem de bizim tarafımızdan O’na yaklaştırmak için mümkün olan her yolu denediler.

Ve Baal HaSulam, “yolunu takip eden sıradan bir insan bile, Yaradan’a bağlılıkla ödüllendirilebilsin” diye son nesil için özel olarak hareket etti. Umarız biz de bunu hak ederiz.

Kesin olarak bilin ki, ARİ’nin zamanından bugüne kadar, ARİ’nin metodunu tam olarak anlayan hiç kimse olmamıştır… çünkü onlar üst köklerindedirler…

Ve şimdi Yaradan’ın izniyle, iyi amellerim nedeniyle değil fakat yüce olanın arzusuyla, ARI’nin ruhunu idrak etmekle ödüllendirildim. Ölümünden bugüne kadar hiç kimseye nasip olmamış bu olağanüstü ruh için neden benim seçildiğim ise beni aşan bir konu. (Baal HaSulam, Mektup 39).

Kabala bilgeliğinin tüm zorluğu, tüm Kabalistik kitapların okunmaya hazır olmasına rağmen, öğrencinin zihnini geliştirmek ve ruhunu düzenlemek için sürekli olarak çalışan bir öğretmenin ayrıntılı açıklamaları olmadan onları anlamanın imkânsız olduğu gerçeğinde yatmaktadır. Kabala bağımsız olarak çalışılamaz ve gerçek bir öğretmenle çalışmak bile uzun yıllar alır.

Bir öğrencinin, maneviyatta olan, üst ışığa bir bağlantı kanalı olarak hizmet edecek ve manevi çalışmasının her adımını, tıpkı dünyamızdaki bir bebeğe bakar gibi organize edecek tanınmış bir öğretmene ihtiyacı vardır. Bu olmadan, büyüme, sanki ormanda yalnız bırakılmış bir bebek gibi imkânsızdır.

Tutkuyla maneviyata erişmeyi ve çalışmaya başlamayı dileyen birçok insan var. Ancak öğretmenleri yoksa, kitaplardan tamamen mekanik bilgi çıkarabilirler, bu da onları hiçbir şekilde Yaradan’a yaklaştırmaz.

Ne de olsa, bu çalışma olağanüstü derecede zordur ve ancak öğrencinin öğretmen tarafından sürekli özen göstermesi ve uygun bir gruba katılması koşuluyla yapılabilir. İnsanların kendi icatları olan her türlü metodlara nasıl karıştıklarını görmek acı verici.

Baal HaSulam, Kabala bilgeliğini tüm uydurmalardan ayırdı, böylece Yaradan çalışmasıyla meşgul olmak isteyen bir kişi, doğru yolda olup olmadığını açıkça bilecekti. Ve bu nedenle, insanları Baal HaSulam’dan uzaklaştırmaya çalışan güçler var.

Her şeye rağmen, O’nun metodunu mümkün olan en geniş şekilde yaymayı ve her insana ruhunun farkındalığını ve ifşasını edinme fırsatı vermeyi başaracağımızı umuyoruz.

Rabaş, “Pri Haham Kitabına Giriş” adlı eserinde Baal HaSulam hakkında şöyle yazar: “Böyle bir ruh on nesilde bir dünyaya iner.” Gerçekte, onun ruhunun gerçek yüksekliğini kavramamız imkansızdır, tıpkı küçük çocukların babalarının ve annelerinin kim olduğunu anlayamamaları veya büyüdükleri evi takdir edememeleri gibi- bunun için önce büyümek gerekir.

Umuyoruz ki büyüyeceğiz ve öğretmenimizin gerçekte kim olduğunu anlayacağız, ki o bugün bile bizimle üst güç arasında bağ kuran bir bağlantı halkası olarak hizmet etmektedir. Onun metodunu uygulamaya çalışacağız; bu, ARİ ve RAŞBİ’nin metoduyla aynıdır. Başka bir metot yoktur; sadece bunun nasıl doğru bir şekilde uygulanacağını bilmek gerekir. Ve Baal HaSulam’ın içinde ARİ’nin ruhunun dahil olduğunu hissetmek gerçekten mümkündür.

Baal HaSulam, Kabala bilgeliğini göklerden hafifçe indirmek ve onu bize daha yakın hale getirmek için tüm gücünü verdi. Sadece modern neslin erişebileceği kitapların nasıl yazılacağı ve nasıl yayılacağı üzerine düşündü.  Bu adamın, 60-70 yıl sonra bizim bu kitapları alıp manevi çalışmanın tüm prensiplerini onlardan çıkarabilmemiz için ne kadar fedakârlık yaptığını biz anlayamıyoruz.

Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Kısım 86

Kendimizi Grubun Kararına Nasıl Boyun Eğdirebiliriz?

Toplumdaki diğer gruplardan farklı olarak, Kabala’da gruba boyun eğmek, aptallığa yol açan kendini sınırlama yoluyla elde edilmez. Normal bir toplumda, kişi toplumun taleplerine ne kadar uyarsa, o kadar iyi bir vatandaş veya dindar bir birey olarak kabul edilir. Bundan fazla bir şey gerekmez.

Hayatlarını fazla kargaşa olmadan sessizce yaşamak isteyen insanlar, içlerindeki yoğunluğu azaltmalı ve gizlemelidir. Gerçekte olduklarından biraz daha azmış gibi davranmalıdırlar. Böylece toplumun etkisini ve kurallarını kabul ederler ve karşılığında toplumun desteğini alırlar. İnsanlar hayatlarını bu şekilde huzur içinde sürdürürler ve sanki hiç doğmamışlar gibi hayatlarını sonlandırırlar.

Kabala ile meşgul olan bir grupta ise tam tersi geçerlidir. Grubu birleştirmek için arzularımızı, kişiliklerimizi ve içimizdeki her şeyi tam olarak kullanmamız gerekir, herkesten farklı olmak için değil, herkesi bir araya getirmek için. Bu, normal bir toplumdan nasıl farklıdır? Dış toplumda, yani manevi amaca doğru ilerleyen bir grubun dışında, arzularımızı güçlendirerek değil, kendimizi azaltarak ve gizleyerek birliği sağlarız.

Kabala’da, sosyal uyum için ne kadar çok çalışırsak, özgüvenimiz o kadar güçlenir, yeteneklerimiz o kadar artar ve grubu birleştirmeye o kadar çok katkıda bulunuruz. İki tür toplum, zıt yaklaşımlar kullanır. Kabala’da, her üyenin tüm gücünü ve enerjisini kolektifi birleştirmek için adadığı bir grup oluştururuz. Buna göre, birlik, önceden boyun eğme, kendini gizleme veya kolektifin içinde erime değil, çabanın bir sonucudur.

Kabala’da herkes öne çıkar ve birbiri ile bağ kurar. Böyle bir ortamda elde ettiğimiz birlik çok yüksek bir seviyededir.

Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Kısım 85

Kendimizi Farklı Bir Görüşe Nasıl Boyun Eğdirebiliriz?

“Çoğunluğu takip etmek” ve “bireyi takip etmek” gibi kavramlar vardır. Maneviyatta, “bireyi takip etmemiz” gerektiği belirtilir. Bu, insanlık arasında veya büyük bir grup içinde gerçekten benzersiz, eşsiz ve olağanüstü olan, görüş ve bilgisine saygı duyduğumuz bir bireyi takip etmek anlamına gelir. Böyle bir durumda, çoğunluğu göz ardı eder ve sadece o bireyi dikkate alırız. Milyonlarca diğer insana ve onların söyleyip düşündüklerine kayıtsız kalır ve sadece bu benzersiz ve olağanüstü kişinin söylediklerine odaklanırız.

Örneğin, milyonlarca insan bir zamanlar yaygın olarak kabul edilen belirli kanunlara inanıyordu. Sonra Albert Einstein gibi biri ortaya çıktı ve “Hayır, kanunlar farklı” dedi. Bu milyonlarca insan, zamanın bükülmesi, uzaması, hatta sıfırlanması ve uzayın bozulması hakkında söylediği garip şeyleri anlayamadı. Ayaklarının altındaki tanıdık temel ortadan kalktı ve onları havada asılı bıraktı. Kitleler anlayamasa da bu eşsiz ve olağanüstü birey, doğru olmasına rağmen henüz yaygın olarak kabul edilmese de, gerçekten yenilikçi, sağlam ve ileri bir bakış açısıyla kararlı bir şekilde durdu. Sonra, onu takip etmeyi seçtim. Nasıl? Mantığın ötesinde, çünkü ben de kalabalığın bir parçasıyım. Eğer ben de o eşsiz ve olağanüstü birey gibi olsaydım, kimi takip edeceğim sorusu bile ortaya çıkmazdı. Kimseyi takip etmeme gerek kalmazdı. Ama eğer manevi bir yol izliyorsam, o eşsiz ve olağanüstü bireyi takip etmeliyim, tek başına olsa bile, çünkü o yücedir.

Bu fikri entelektüel olarak anlayabiliriz. Ancak, bu anlayışı entelektüellikten eyleme dönüştürmek için güç bulmamız gerekir. Belirli bir eşsiz ve istisnai bireyin, kendi bakış açısında kararlı olduğunu ve haklı olduğunu biliyor olabiliriz. Öyleyse, ona katılmak için gücü nereden bulabiliriz? Sonuçta, mantıklarıyla hareket eden kitleler ona karşı çıkar. Kamuoyunun fikrine karşı ona nasıl katılabiliriz? Bunun, “Yüce olana tutunan yüce olur” ilkesiyle mümkün olduğu söylenir. Ancak, bunu nasıl başaracağımızı hala merak ediyor ve adım adım, o yüce olana bağlı kalmanın yolunu aramaya başlıyoruz.