Daily Archives: Ağustos 3, 2025

Zohar Kitabı Neden Gizlendi?

Soru: Tora’nın bir tefsiri olan Zohar Kitabı neden yazıldı? Musa’nın yazdığı Tora yeterli değil miydi?

Cevap: Hayır, Zohar Kitabı, İkinci Tapınağın yıkılmasından sonra, Zohar Kitabı’nın yazarlarının bulundukları seviyeden yazılmıştır, öyle ki en yüce seviyeyi edinebilmişlerdir. Zohar Kitabı’nda böyle yazar.

Bu, karanlığın çöktüğü son nesildir.

Zohar Kitabı, mevcut koşulumuzda, onun yardımıyla son ıslaha yükselmeye başlamamız için yazılmıştır.

Soru: Tam olarak aynı zamanda, bugüne kadar çalışılan Mişna da yazıldı ve gizlenmedi. Birkaç yüzyıl sonra Talmud’un yazımı tamamlandı ve herkes onu da çalışıyor. Ama Zohar Kitabı gizliydi. Aralarındaki fark nedir?

Cevap: Gerçek şu ki, Zohar Kitabı özel bir dille yazılmıştır. Üst dünyanın sistemini, ona nasıl yaklaşabileceğimizi ve ne yapmamız gerektiğini anlatır.

Kabala bilimi gibi, İkinci Tapınağın yıkılışından günümüze gelene kadar 2000 yıl boyunca ifşa edilmemesi gerekiyordu.

Bu “2000 yıllık” koşula “maneviyattan sürgün” denir. Tapınağın yıkılmasıyla bir reddediş ve dünyamız seviyesine, yani en yüksek seviyeyi edinmeye başlamamız gereken en karanlık koşula bir iniş söz konusudur.

Bunun için Zohar Kitabı olan bir rehberliğe ihtiyacımız vardır. Bütün Kabalistler onunla büyüdüler.

Soru: Bugün herhangi biri, Zohar Kitabı’nı, Talmud’u ya da Mişna’yı okumaya başlasa, tek kelimesini bile anlayamayacaktır. Neden diğerleri gizlenmedi de Zohar Kitabı gizlendi?

Cevap: Zohar Kitabı, Kabala’nın dilinde yazılmıştır. Bu yüzden gizlenmiştir.

Ek olarak, manevi bir yükseliş koşulunda yazılmıştır. Yazarları, onları bir araya getiren, birleştiren ve üst dünyayı nasıl edinebileceklerini açıklayan büyük Kabalist Rabbi Şimon’un on öğrencisiydi. Aralarındaki bağda ifşa olan her şeyi yazdılar. Bu, Zohar Kitabı oldu.

Mişna ve Talmud üst derecelerden bahseder, ancak daha üstü kapalı, alegorik bir şekilde. Bu nedenle onları inceleyenler bizim dünyamız hakkında konuştuklarını düşünürler. Bu ilki.

İkincisi, Mişna ve Talmud’un yazarları, Zohar Kitabı’nın yazarlarıyla aynı seviyede değillerdi. Arada büyük bir fark vardır.

Baal HaSulam’ın belirttiği gibi, Zohar Kitabı’nı yazanlar, Üçüncü Tapınak seviyesinde yani en yüksek edinim seviyesindeydiler.

Her Birimiz Ve Hepimiz İçin Arvut

Soru: Arvut makalesinde denir ki: Topluluktan her bir kişiye Tora’yı kabul edip etmediği sorulmuştur, sonrasında tek bir kişinin bile Tora’yı kabul etmemesi durumunda, kimsenin Arvut’u (karşılıklı garanti) yerine getiremeyeceği yazılmıştır.

Cevap: Mesele şu ki, son ıslahta (Gimar Tikkun) bile kendilerinden isteneni hissetmeyecek belli bir insan tabakası kalacaktır. Şöyle diyecekler: “Tamam, hazırım. Gerekirse seninle gelirim.”

İçlerinde herhangi bir farkındalık veya zorunluluk hissi ortaya çıkmaz, çünkü doğaları gereği bunu yapamazlar. Bu sadece onların seviyesidir.

Yine de onlar da mükemmelliği ve sonsuzluğu hissedecekler. Sadece genel Arvut‘a katılım seviyeleri, “Tamam, imzalayacağım. Ne imzaladığım önemli değil.” tarzında olacaktır. Cansız seviyeye bu denli yakın olan böyle insanlar vardır.

Başka bir deyişle: ıslah, nicelik ve nitelik olarak kademeli gelişir. Eğer şimdi Aviut Şoreş’li (Kök bayağılık) Kelim (kaplar)’in ıslahından bahsediyorsak, o zaman haydi bu seviyeye kimin ait olduğunu düşünelim. Dünyada kaç insan var? Ardından Aviut Alef (Birinci bayağılık) gelir. Aviut Alef, diyelim ki yarım milyar insanı kapsayabilir. Aviut Bet (İkinci bayağılık) ise iki milyar insanı… Ve bu böyle devam eder.

Kendinle Baş Başa, Bölüm 2

Soru: Kişi kendini izole ettiğinde ve düşünceleriyle baş başa kaldığında ona ne olur?

Cevap: Bu, kişinin kendisine ve yalnızlık arayışındaki amacına bağlıdır. Eğer kişi özel bir manevi hedef için çabalıyorsa, o zaman kendisini Manhattan’ın ortasında mı yoksa gerçek bir çölde mi izole ettiği çok az fark eder.

Soru: Eğer kişi düşüncelerini temizlemek ve iç sesini dinlemek niyetiyle çöle giderse, gerçekte kim olduğunu anlama şansı var mıdır?

Cevap: Eğer bir grup insan, içsel, ortak bir manevi hedefe ulaşmak için dünyanın geri kalanından uzakta çöle giderse, o zaman böyle bir yalnızlık kesinlikle mantıklıdır. Kuşkusuz çöl bunun için bir ormandan daha uygun bir yerdir, çünkü sessiz ve boştur.

Çöl, insanda hiçbir yanılsama bırakmaz; oradaki yaşamdan hiç iyi bir şey çıkmayacağı apaçık ortadadır, tıpkı sıradan insan hayatından da hiç iyi bir şey çıkmaması gibi. Bu yüzden çölde doğa ile uyum içinde hissederiz.

Çölü seviyorum çünkü orada yer ve gök dışında başka bir şeyiniz yoktur, özellikle de geceleri. Bu kişiye özel bir ruh hali, izlenim ve his verir, özellikle de birçok insan orada bir aradayken, hayatın anlamını ararken. Sonra çöl ve gökler onlarla konuşmaya başlar ve şunu gösterir: “Var olan tek şey bu ve siz burada, bu bomboş boşlukta tek başınasınız. Öyleyse yaşamın gizli kaynağını arayın!”

Soru: Özel bir amaç için çöle giden bir grup Kabalistten bahsediyorsunuz. Fakat eğer sıradan bir insan kendini çölde tecrit ederse, kendi içsel özünü keşfetme şansı var mıdır?

Cevap: Kendi başlarına, bu imkânsızdır. Tora’nın bile İbrahim, İshak, Yakup ve Musa’dan bahsederken tüm gruplara atıfta bulunduğuna inanıyorum. Çünkü tek bir kişi manevi olamaz; kişi, maneviyatla ilgili olarak ayrı bir unsur olduğunda değil, ideal olarak ondan az olmamak üzere yalnızca diğerleriyle bağlı olduğunda var olur.

Soru: “Bir grup içinde yalnızlık” bir çelişki değil midir? Ya yalnızlık ya da grup; ikisinden biri değil mi?

Cevap: Yalnızlık sadece bir grup içinde mümkündür! Çünkü bireyin yalnızlığı sadece hayvansal bir eylemdir, bedenin fiziksel olarak izole edilmesidir. Ancak bir grup içindeki yalnızlık, manevi yalnızlıktır. 

Birbirimizle bağ içinde olarak, hayatın anlamından ve onu sürdüren güçten ne kadar yoksun olduğumuzu ifşa etmeye başlarız.

Yaradan’ın Planını Anlayın

Adem’den Nuh’a ve Nuh’tan sonraki nesillerde, hem İsrail halkı hem de dünya ulusları arasında, Aviut (arzunun bayalığı) hala çok küçüktü.

İbrahim, babası Terah’ın puta tapan biri olmasına ve Avoda Zara (yabancı iş) ile uğraşmasına, yani dünyada Yaradan’ın yanı sıra her biri bağımsız hareket eden birçok güç olduğuna inanmasına rağmen, Yaradan’a duyulan özlemin onda ifşa olması bakımından kendi nesli içinde eşsizdir.

Kişi tüm bu güçlerin kendisini iyi ya da kötü yönettiğini “görürse”, her birine yönelir. Onların arkasında, hepsini birleştiren, düşünceye sahip olan, insanlık için bir programı ve hedefi olan ve tüm bu güçleri yalnızca habercileri olarak kullanan, kendi programları, özgür iradeleri ve kişiyle özel bir ilişkileri olmayan haberciler, başka bir gücün durduğunu düşünmez. Her şeyin tek bir güç tarafından yönetildiğine inanmaz.

İbrahim ile babası arasındaki niteliksel fark özünde budur. Kişinin tek bir güç olduğuna inanması ve onu araması gerektiği yaklaşımı, doğayı birçok güçten oluşan bir koleksiyon olarak gören eski görüşün yerini alır. Bu, “bedenin”, yani alma arzusunun özel bir arınmasını gerektiren niteliksel bir çaba ve ayrım anlamına gelir.

İbrahim bunu takipçilerine öğretti; tüm güçlerin ardında tek bir düşünce, tek bir arzu olduğunu öğretti. Tek tek güçlerin hiçbiri iyilik ya da kötülük içermez; hepsinin ardında hem kötüler hem de erdemliler için iyi ve iyiliksever olan ve kişiyi hedefe götüren tek bir düşünce vardır.

İyi ve kötü, bizim tarafımızdan farklı algılansa da, tek bir amaca hizmet eder. Yaradan’ın planını anlamalı ve kabul etmeli, onunla rasyonel ve doğru bir şekilde ilişki kurmalı ve kendimizi buna göre geliştirmeliyiz.

Yaradan gelişimimize kendi bağımsız arzumuzla katılmamızı talep eder. Bu, gerçekten bağımsız olabilmemizin tek yoludur; kendimizi gelişim yolunda güçlendirerek, yani O’nun programını kabul ederek ve gerçekleştirerek.

Esasen, İbrahim’in neslinde, İbrahim’in kendisi dışında hiç kimse bu fikri kavramamıştı. İnsanlar henüz ruhlarında gerçekliğin doğru resmini ifşa edecek hazır bir temele sahip değillerdi. Ancak İbrahim buna arınma, yani ruhtaki özel bir nitelik sayesinde ulaşmıştır.

Bir Kabalist Ne İster?

Bu dünyada görülebilecek her şeyi görmek ve başarılabilecek her şeyi başarmak istiyorum. Manevi dünyada bu bir sorun değildir. Ama bu dünyada maneviyatı somutlaştırmak, işte asıl görev budur.

Ne kadar yaşayacağım beni ilgilendirmiyor. Dünyanın, Kabala bilgeliğini varoluşunun devamı için bir metot olarak, Dünya’daki geçici yaşamdan başka bir boyuta: manevi olana yükselmek için bir metot olarak kabul ettiğini görmek istiyorum.

İnsanlar bunu hissetmeye başladıklarında, bu teoriyi ve yaşam biçimini kabul ettiklerinde, bir sonraki aşamaya yükselmeleri gerektiğini, şu anda algıladığımız ve deneyimlediğimiz tüm bu dünyanın, sadece onun üzerine yükselmek için var olan bir tür yapı olduğunu gördüklerinde, Baal HaSulam ve öğretmenim, büyük oğlu Rabaş’ın onlar için hazırladıklarını kabul ettiklerinde, o zaman bu gerçekten ışığa giden doğru yol olacaktır.

Ancak o zamana kadar, insanlığın ne gibi acılara katlanmak zorunda kalacağını kim bilebilir? Öyle ya da böyle bu sonuca ulaşacaktır, ancak bunun en az acıyla gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini kimse bilemez.

Bu nedenle tüm kararlarda hazır bulunmak ve insanlığın Kabala’yı nihai gelişimi için bir yöntem olarak kabul etme yolunda ilk adımlarını atmasına yardımcı olmak istiyorum.

Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Kısım 132

Dua Bir Araç Mıdır?

Dua sadece bir araç değildir. Dua aracılığıyla arzumuzu daha iyi hale getirmek, işlevsel kılmak ve başka bir şekle büründürmek için rafine ederiz. Dua nedir? Arzunun içindeki bir eksikliktir, arzunun değişmesi için bir taleptir.

Yaradan’a Doğru Gerçek Bir Talebin Üç Şartı

Soru: Öğrencilerinizden biri “deniyorum, istiyorum” dediğinde, “yetersiz istiyorsun” diye yanıtladığınızı duydum. Yaradan’a doğru gerçek talep nedir? Bir insan, Yaradan’dan gerçekten ıslah edilmeyi istemek için hangi koşula ulaşmalıdır?

Cevap: Gerçek bir talep birkaç şarttan oluşur.

İlk şart, belirli bir şeyi umutsuzca arzuluyorum ve bunun ne olduğunu tam olarak biliyorum. Aynı zamanda isteğimi başka bir şeyle değiştiremiyorum; o kadar acil ki, onu alamamaktansa ölmek daha iyidir.

İkinci şart, kime döneceğim, kimden isteyeceğim. Yani bir şeyden yoksun olmam yeterli değil; tam olarak ona kimin sahip olduğunu bilmeliyim. Başka bir deyişle, alabileceğim bir kaynak var. Onu tanımlamam ve tam olarak ihtiyacım olan şeyin orada olduğunu birebir bilmem gerekir.

Üçüncü şart, bu kaynağın bana yanıt verdiğinden emin olmaktır. Bu, yalnızca kafamı vurarak hiçbir şey elde edemeyeceğim bir duvar değildir. Belki de bu, benim O’na dönmemi bekleyen bir kaynaktır. O’nun nazik bir kalbi, bana karşı kibar bir tavrı vardır ve O, benim O’na dönmemi beklemektedir. Ama öncelikle O’na dönmek ve ikinci olarak da en acil istekle dönmektir.

Ayrıca O’nun başka bir şartı daha olabilir ki, o da: O’na dönme fırsatına sevinmeliyim, çünkü tam olarak O’nun benim arzuladığım şeye sahip olduğunun farkına varmam sayesinde O’nu buldum. En önemli şey budur! Çünkü tüm açlığım ve O’nun açlığımı gidermek için sahip olduğu şey, O’nunla iletişim kurmam için sadece bir sebeptir.

İşte o zaman talep gerçek olur. Yani açlığı gidermek ve O’ndan bir şeyler almak için değil, ama açlığın ve onun tatmininin ötesinde O’nunla bağ kurmak içindir. İşte o zaman bu talep gerçekten sonucunu, aramızdaki birleşmeyi getirecektir.

Yaradan’a Eşit Olun

Şu anda içinde bulunduğumuz koşul, bozulmuş halimiz, sadece bize böyle görünür. Gerçekte, hala aynı ıslah olmuş bir koşuldayız. Hiçbir şey değişmedi, yazıldığı gibi: “Ben, Yaradan, değişmem.” (Malaki 3:6).

İleri manevi dereceleri ifşa eden ve bir seviyeden diğerine yükselen Kabalistler, hiçbir şeyin değişmediğini söylerler. Her şey sadece bize göre gizlidir ve onu açığa çıkarması gereken de biziz.

Bu ifşa, ancak gerçekten asıl koşulumuza dönmeyi istediğimizde, kendi çabalarımızla mümkündür.

Baal HaSulam’ın Bir Bilgenin Meyveleri, Mektuplar kitabındaki bir mektupta açıkladığı gibi, yolun başından Gimar Tikun’a (Son Islah) yükselen bir kişi, ancak kendi çabasıyla Yaradan’a, zaten kökte bir nokta olarak bağlı olduğu aynı duruma, ulaşır.

Çabalarıyla farkındalığını arttırır, gerçeklik algısını genişletir ve bunu eskisinden 613 kat yoğun hisseder.

Çünkü o daha önce Yaradan’a yapışmış bir nokta, bir damla sperm gibiydi. Fakat kendi çalışmasıyla o koşula geri döndüğünde, Yaradan ile Dvekut (birleşme) seviyesinin tamamına ulaşır. Yaradan’a eşit hale gelir.

“Atzilut dünyasının ZON’ları aynı seviyede sürekli çiftleşme (Zivug) halindedir.” ifadesinin anlamı budur.

Çölde Bir Gece

Tek başına yükselmek imkânsızdır. Sonuçta, daha yükseğe çıkmak demek, herkesle daha da fazla bağ kurmak, aramızda hiçbir fark olmadan birleştiğimiz en üst seviyeye kadar çıkmak demektir. Dolayısıyla başkalarından ne kadar çok destek alırsam ve ben de onlara ne kadar destek olursam çalışma alanımız o kadar genişler.

Peki, bu üst olan nedir? Bu bizim bağımızdır. Şimdi gerçekten birleşirsek, üst olan ve duygularımız hakkında sadece hayaller kurmaz, bu eylemi pratikte uygulayabiliriz. Fiziksel eylemler dünyasında yaşamamız boşuna değildir; bu eylemleri manevi dünya yerine onun içinde deneyimleyebilmemiz ve oyun oynayan çocuklar gibi onları burada gerçekleştirebilmemiz içindir.

Bu nedenle giderek daha fazla bağ kuracağız ve bu eylemle üstteki gibi olacağımızı hayal edeceğiz, çünkü O herkese ihsan eder. Ne kadar birleşirsek, üstteki AHP’a o kadar yaklaşır ve kendimizi orada herkesi etkileyen tek kaynağa bağlarız.

Bunu yapar ve birbirimizi güçlendirirsek, ortak talebimizi, yukarıdan karşılıklı ihsan etme gücünü talep edebileceğimiz ortak bir duayı yaratmış oluruz.

Sonuçta bağ kuramadığımızı hissederiz. Bu bizim için, yalnız olan birine kıyasla daha da zordur. Tek başına, kişi bu kadar güçlü bir şekilde ihsan etme arzusunun eksikliğini hissetmez. Ve bir grupta aktif olarak çalıştığımızda, kendi sağlamalarımıza göre bağ kurmanın hiçbir yolu olmadığını hissederiz. Ne kadar konuşsak, birlikte şarkı söylesek, dans etsek ve zıplasak da hiçbir şey işe yaramaz.

GE’miz yukarıdakinin AHP’ına benzer hale gelir; yani endişelerimizin, sorunlarımızın, kaygılarımızın, özel hesaplarımızın üzerine çıkarız ve tüm düşüncelerimiz yukarıdakinin AHP’ı gibi yukarıdadır. İşte O’na böyle yaklaşır ve yapışırız. Şimdi üsttekine tutunabileceğimiz kısmi bir manevi kaba, GE’ye sahip oluruz.

Elbette bu henüz tam değil sadece kısmi bir kaptır. Ancak “çölde kırk yıl dolaşma”, Bina (Hafetz Hesed) aşaması, ihsan etmek için ihsan etmek, inanç seviyesi olarak adlandırılan belirli sayıda eylemden sonra, arzumuzun bir kısmında Üst ile bağ kurma, O’nunla aynı seviyeye yükselme yeteneği kazanırız.

Dolayısıyla, eğer karanlığı hissediyorsak ve bu bireysel, bilinçsiz bir deneyim değil de bağımızın imkânsızlığına dair ortak bir duyguysa, karanlık olarak algıladığımız şey buysa, o zaman bu ortak duygu gerçek bir duanın başlangıcı olabilir.

O zaman bu duyguyu güçlendirmek ve GE’miz, ihsan etme arzularımız ve O’na bağlılığımız konusunda bize yardımcı olacak olan üstteki AHP’ın ışığını almak için çöle gitmeye değer.

Egoizmin Ürettiği Enerji

Soru: Bir kişinin bir şey için gücü varsa, o zaman bunun bir Klipa, yani saf olmayan bir şey olduğunu söylüyorsunuz, öyle mi?

Cevap: Eğer bir kişi maneviyata ulaşmadan önce bir şey yapma arzusuna sahipse, o zaman bu arzu egoisttir.

Soru: Ama kişi arzu duymadan nasıl hareket edebilir? Diyelim ki bir şeyin yapılması gerekiyor.

Cevap: Arzu olmadan hiçbir şey yapamazsınız, hiç kimse yapamaz. Bunun için size ilham veren ve yukarıdan güç isteyen bir grup içinde olmalısınız. Kişisel olarak siz anti-egoist veya özgecil arzulara sahip değilsiniz. Bu nedenle, tüm arzularınız yalnızca egoist olabilir. Yani, eğer bir şey yapmak için enerjiniz varsa, bunu size egoizminiz veriyor demektir.

Soru: Mesleğimle ilgili bir şey yaptığımda bunu arzu duymadan gerçekleştiremem, değil mi?

Cevap: Tabii ki hayır. Ama arzunuzun egoist olduğunu bilin. Kendinizi göstermek, tanınmak, neler yapabileceğinizi kendinize kanıtlamak ve benzeri şeyler istiyorsunuz.

Soru: Ama yine de, size bazı şeyleri yaptıran içsel bir dürtü var mı?

Cevap: Elbette var. Bu güç arzusu, şöhret, kendini kanıtlama ihtiyacıdır: “Ben yetenekliyim, yapabilirim, bunu herkese ve kendime de kanıtlayacağım.”

Soru: Yani, kişi başka yönler de bulunabilir. Neden özellikle Kabalistik bilgiyi aktarmaya bu kadar ihtiyaç var? Örneğin, eğer dünyanın bu şekilde inşa edildiğini kendim keşfettiysem, neden bunu herkese anlatmak istiyorum?

Cevap: Çünkü bu sizin için önemlidir ve başkaları için de önemli olmasını istersiniz. Basit insan egoizmi, bir şeyi başkasına empoze etme arzusudur.