Doğa Koruyucu Perdesini Kaldırmaya Başladı, Bölüm 2

Soru: İnsanlık, doğada içgüdüsel olarak var olan ama insanoğlunda bulunmayan dengeyi nasıl yaratabilir?

Cevap: İnsanoğlu, doğa ile denge kurma içgüdüsüne sahip değildir. İşte bu yüzden, insana kendi çabalarıyla insan toplumunu inşa etme ve dengeye ulaşmasını sağlayan bağ kurma gücünü ve aklı edinme fırsatı verilir.

Bu nedenle çevre kirliliğiyle mücadele etmek anlamsızdır, zira kirliliğin asıl kaynağı, yeni bir çağa girmiş olan insandır. Eğer insan kendi ıslahıyla ilgilenmezse, doğaya yapılan en küçük müdahale, sadece bir gramlık uygunsuz bir katkı bile, doğanın tüm sistemini dengesizliğe sürükler. İşte şimdi görmeye başladığımız şey budur.

İnsanlık yok olmayacak, ancak son ana kadar her türlü felaket mümkün: doğa bizi denizde boğacak, donduracak, aşırı sıcakta kavuracak ve orman yangınlarında yakacak.

Soru: Amerika Birleşik Devletleri, uzun yıllar boyunca Pasifik Okyanusu’ndaki iki mercan adasında nükleer silah denemeleri yaptı ve bu adalar doğal olarak insan yaşamına elverişsiz hale geldi. Ancak doğa orada başka hiçbir yerde olmadığı kadar olağanüstü bir şekilde gelişti. Bunun sonucunda bilim insanları, insan varlığının neden olduğu zararın, nükleer radyasyonun verdiği zarardan daha büyük olduğu sonucuna vardılar. Bu nasıl olabilir?

Cevap: Doğa, alt seviyelerde kendisine verilen zararı nasıl iyileştireceğini bilir, ancak elbette bunun da bir sınırı vardır. Eğer hasar çok büyükse, değişimler geri döndürülemez hale gelecektir.

Soru: Bir insan, “insan seviyesinde” ne tür bir zarar verir?

Cevap: İnsan, son yüz yıla kadar doğaya hiçbir zarar vermemiştir. İnsanın verdiği tüm zarar, doğayla denge içinde olmaması gerçeğinde yatmaktadır ki bu, doğanın temel unsuru olarak onun yükümlülüğüdür.

Asıl sebep, doğaya verilen mekanik zarar değildir, insanın onu yakması ya da kurutması değildir; ARİ’nin zamanından itibaren, 15. yüzyıldan ya da en azından o dönemi “son nesil” olarak tanımlayan Baal HaSulam’ın zamanından itibaren, kendimizi doğayla dengeye getirmeye başlamış olmamız gerektiği gerçeğidir. Doğanın bütünsel sistemiyle olan tutarsızlığımız – bu dengesizlik – tüm felaketlere neden olan şeydir.

Elbette bu, doğayla dengeye ulaştığımızda onu kirletmemize izin verileceği anlamına gelmez, aksine, doğaya zarar vermek aklımıza bile gelmezdi; içgüdüsel olarak doğru şekilde davranırdık.

Doğa ile dengede olmak, insanlar arasında — düşüncelerde, arzularda ve niyetlerde — iyi ve bütünsel ilişkiler kurmak, insan toplumuna, tüm genel doğaya ve üst sisteme zarar vermemek demektir.

Düşüncelerde bütünsel olmak, doğanın tüm sistemini tek bir organizma olarak algılamak demektir. Ve insanlar arasındaki doğru bağlara uygun olarak, tüm diğer – cansız, bitkisel ve hayvansal – seviyeler yükselir, genel sisteme dahil olur ve insanla birlikte ıslah edilir. O zaman hiçbir felaketler olmayacak ve her şeyde denge sağlanacaktır.

Çok katı bir kural geçerlidir: “Birey ve kolektif eşittir.” Bu, tek bir kişinin, tüm insanlık kadar zarar verebileceği anlamına gelir.

Ne yazık ki, bu ögeye yorum yapma özelliği kapatılmış.

"Kabala ve Hayatın Anlamı" Yorumlar RSS Feed