Monthly Archives: Kasım 2025

İnsan Mantık Ötesi İnancı Nasıl Kazanır?

Mantık ötesi inanç nedir? Mantık dahilinde olan, bizim anlayışımıza göre, bu dünyadaki bir insanın egoizme dayanan zihnine göre olandır. Buna göre kişi algılar, hisseder, karar verir ve hareket eder. Buna “benim görüşüme göre” denir. Ama benim görüşümün üzerinde, üst olanın görüşü vardır. Bu nedenle kendi görüşümü O’nunkiyle yani Yaradan’ın görüşüyle değiştirmem gerekir.

Ama Yaradan’ın görüşünü bilmiyorum; bana onlum aracılığıyla ulaşıyor. Onlarla bağ kurarsam, kendimi yavaş yavaş iptal edip dostlarımla birleşerek kendi görüşümü onlarınkiyle değiştiririm.

Bu, bir görüşü basitçe diğeriyle değiştirmek değildir; yoksa bir melek, bir tür ruhsal hayvan haline gelirdim. Bunun yerine, bu eylemi mantık ötesinde gerçekleştiririm; kendi görüşümü korurum ve onun üzerine yükselirim. Böylece iki seviyeyi de işgal ederim ve ikisi arasındaki farkta, manevi insanın algısını keşfederim.

Kişinin duyusunda hiçbir şey yok edilmez veya silinmez. Aslında, kişi ek bir doğaya, Yaradan’ın doğasına sahip olur ve böylece “mantık ötesi inanç” elde edilir. Kendi bilgisi vardır ve bunun üstünde inancı vardır ve ikisinin arasında var olur.

Yaradan, haz alma arzumuzu boşuna yaratmadı. Bu, sürekli yanımızda olan bir temeldir ki “karanlık ışık gibi parlayacak.” Benim egoizmimin karanlığı, görüşüm, onun üstünde duran daha yüksek görüşü destekliyor. Tam da bu ikisi arasındaki çelişkiden, Yaradan’ın yüceliğini, yaratılanın küçüklüğüne karşı elde ederim.

Kendimizi iptal etmeyiz veya içimizdeki herhangi bir şeyi kaybetmeyiz. Her iki ayağımızın üzerinde sağlam dururken orta çizgiyi inşa ederiz ve ancak bu şekilde kendimizi bir insan, Âdem, yani ‘Yaradan’a benzer’ olarak konumlandırırız. Bu yaratılışta var olan her şey Yaradan’dan alınır, ancak kişinin kendi kararıyla.

Yaradan bana O’na bağlanan bir adaptör veriyor: işte bu onludur. Bu adaptör çok karmaşık, ama başka seçenek yok. Ne kadar yıl sürerse sürsün, onu bağlamalı ve kullanmalıyım. Kendimi iptal etmeliyim, aksi takdirde gruba bağlanmam çünkü fişim prizine uymuyor.

Dostlarımın içinde Yaradan ikamet ediyor; bana onlarla giderek daha çok birleşmeme yardım ediyor, ta ki O’nu onların içinde ifşa etmeye başlayana kadar. Yaradan ile dostlarım aracılığıyla çalışmaya başlıyorum, çünkü onlar benim ruhumdur ve Yaradan o ruhu dolduran ışıktır.

Önemli olan, çevreye entegre olmaktır; o zaman sadece daha yüksek bir dereceden değil, tamamen yeni bir nitelikte görüşler, arzular ve düşünceler almaya başlarım. Çünkü grubun içinde, bu dünyanın insanına özgü olmayan, ‘mantık ötesi inanç’ denen yeni bir algı vardır.

Bu yüzden başka bir yol yoktur. İnsan kendini iptal etmeli, gruba girmeli ve şimdilik önceki deneyimini bir kenara bırakmalıdır. Çok yaşam deneyimi ve bilgisi olan yetişkin bir kişiden bahsediyoruz, fakat gruba göre kişi kendisini bir embriyo, bir ‘sıfır’ haline getirir. Ve kişi gruptan bilgi almaya ve büyümeye başladığında, eski nitelikleri, düşünceleri, arzuları, önceki ‘ben’i üzerine mantık ötesi inancı inşa eder. Biri olmadan diğeri var olamaz.

Her Şey Bağ Sayesinde Gerçekleşir

Soru: Yüksek seviyelere ulaşmak için acı çekmemiz gerekir mi?

Cevap: Bu elbette gerekli değil. Sadece arzumuz içinde hangi aşamalardan geçmemiz gerektiğini anlamamız ve bunu mümkün olduğunca çabuk yapmaya çalışmamız gerekir. Önemli olan, şu anda içinde bulunduğumuz, nerede olduğumuzu tam olarak anlamadığımız safhayı aşmak ve mümkün olduğunca çabuk bu safhadan çıkmaktır. Ancak bundan doğru bir şekilde çıkmalıyız.

Soru: Peki, doğru bir şekilde çıkmak için aramızdaki bağı hızlandırmamız mı gerekiyor?

Cevap: Her şey bağ sayesinde gerçekleşir.

Manevi Çalışma İle İlgili Sorular – 272

Soru: TES’e Giriş bölümünde şöyle yazıyor: “Kendi dünyanızı, kendi hayatınızda göreceksiniz.”

Bunu, birlik olmamızın bir ödülü olarak algılıyorum; yani, ışığı alıyoruz ve bu ışık bizi ıslah ediyor. Kişi bu bilgiyi egoistçe kullanmaktan nasıl kaçınabilir?

Cevap: Yaradan ile manevi yakınlık, yani ihsan etme niteliği hakkında düşünürsem, doğal olarak doğru bir şekilde ilerleyeceğim. Sürekli olarak düşünmem gereken şey budur.

Soru: Tora’daki çalışmaya başladığımızda, Lişma’nın ne olduğunu veya arzularımızın nerede olduğunu hala net olarak anlamıyoruz. Başlamak kolay, ancak Yaradan’a yönelirken hassasiyet ve gücü korumak çok zor. Bizi buna götürecek olan inanca sahip olduğumuza dair güveni nasıl kazanabiliriz?

Cevap: Bu, üzerinde çalışmamız gereken bir konu.

Soru: Tora’nın gücünü hissetme ve kusur ve yozlaşmanın olduğu yerine yönlendirme yeteneğine sahip miyiz? Yoksa üzerimizdeki ışığın eylemlerine güvenmek daha mı doğru olur?

Cevap: Bunlar tamamen farklı iki yön. Bunları daha sonra inceleyeceğiz.

Sonsuza Kadar Bağ Kurun

Soru: Kişi, Yaradan ile ilk kez ne zaman bağ kurar?

Cevap: Şu anda bu bağa sahip olmadığınızı mı düşünüyorsunuz? Bu konuda hiçbir şey bilmeyen yeni doğmuş bir bebek, annesiyle en güçlü bağı kurar. Ve daha sonra, haz alma arzumuzun üzerine perdeler örmek zorunda kalacağız.

Manevi olarak ne kadar gençsek ne kadar küçüksek, yolun başlangıcına ne kadar yakınsak, Yaradan ile bağımız o kadar güçlüdür. Sonuçta, şimdilik, bizi Yaradan’dan ayıran çeşitli bilgeliğin ve ortaya çıkan egoist arzuların rahatsızlığı yoktur.

Bağ noktası, Yaradan’dan ayrılan kişi tarafından, içinde ortaya çıkan haz alma arzusunu Yaradan ile birleştirerek oluşturulur. Ama şimdi arzularımız aracılığıyla doğal bir şekilde Yaradan ile birlemiş durumdayız.

Başka bir deyişle, kişi her zaman Yaradan’a bağlı haldedir; tek fark, bu bağın yüzde kaçının Yaradan’a, yüzde kaçının kişiye ait olduğudur. Şu anda bunun 40/60 olduğunu varsayalım, benim manevi derecem de budur. 125 adım %100 olarak kabul edilirse, şu anda merdivenin üçte ikisindeyim.

İçimde ortaya çıkan ve ıslah ettiğim arzular ne kadar fazla olursa, üst gücün yardımıyla elde edilen bağ da o kadar büyük olur, artık bunu üstlenebilir ve kendi gücümle sürdürebilirim.

Ancak Yaradan ile olan bağımızı asla koparmayız. Anlayışımız, farkındalığımız ve tek bir sabit, değişmez koşula ulaşmamız dışında hiçbir şey değişmez.

Yaradan’ı İfşa Etmek İçin Bir Enstrüman

Çevremde olan her şey ile hemfikir olmamalıyım, çünkü gördüğüm her şey egoist duyularım aracılığıyla algılanıyor. Yine de tüm bunları doğru bir şekilde kullanarak kendimi doğru yola yönlendirmek isterim.

Gerçekliği değiştirmek ya da olduğu gibi bırakmak istemem; algımı, duyularımı değiştirmek isterim, böylece tek bir güç, tek bir enerji, tek bir niyet, tek bir kaynağın ifşa olduğu gerçek resmi görebileyim.

Yaradan’ı doğrudan ifşa etmek için çabalamam, daha çok O’nun ifşa olması için gerekli aracı (Kli) elde etmek için çabalarım. Çünkü benden on kilometre uzaktaki bir şeyi nasıl görebilirim? Dürbüne yani bir araca ihtiyacım var. Yaradan’ı ifşa etmek için gerekli araç ise aramızdaki bağdır. Tüm çabalarımızı yönlendirdiğimiz yer burasıdır.

Birlik olup odaklandıkça, görüşümüzün netliği artar. O zaman, bulanık bir resim yerine, milyarlarca insan, hayvan ve bitki yerine, tek bir gücü ve tek bir kaynağı giderek daha net görmeye başlarım.

Yukarıdaki ışık mutlak bir dinginlik içindedir; ihtiyacımız olan tek şey, onu ifşa etmek için bir araçtır (Kli), nitelikleri ışığın kendisininkine benzeyen bir araç.

Onlu ve dünya grubu, içlerinde bulunan kişiyi korur, tampon görevi görür, dış sarsıntıları yumuşatan bir koruma görevi görür, tıpkı onlunun gizli Sefirot’u gibi.

İnsan her koşula nasıl doğru tepki vermeli? Neler olduğunu anlamıyorum, ne yapacağımı da bilmiyorum. Önemli olan, mümkün olduğunca gruba entegre olmak ve bu enstrümanı kullanmak, kendimi diğerlerine göre sürekli ayarlamaktır.

Onlu içindeki tek bir Sefira olsam da, onu tüm yapıya göre ayarlarım ve sonra benden ne beklendiğini anlarım. Tıpkı bir gitar telinin diğerleriyle karşılaştırılarak ayarlandığı gibi, ben de sürekli olarak gruba göre kendimi ayarlamalıyım; aksi takdirde koşulum değişmeyecektir.

Dostlarım kendimi onlara göre doğru şekilde ayarlamama yardım ettikten sonra, ben onları yükseltmeliyim. İşte asıl çalışmam burada başlar. Bu, sürekli bir değişim ve etkileşim sürecinin gerçekleştiği canlı bir sistemdir.

Manevi Dünyaya Bir Asansör

Mantık ötesi inanç, sürekli geri dönmemiz gereken bir konu. Bununla ilgili olarak, yükselişler ve düşüşler yaşayacağız, tüm çalışmalarımız bu noktaya odaklıdır.

Mantık ötesi inanç, ihsan etmenin almaktan daha üstün hale gelmesidir, yani kişinin ihsan etme gücüyle yaşadığı bir koşula girmesi demektir. Doğal olarak, kişi yükselir ve tekrar düşer, ancak yavaş yavaş bu alanı, “Yaradan’ın kutsadığı alanı” fethetmeye başlar ve burada anlayış, farkındalık ve inanca tutunma arzusu içinde kalır.

Aldığım şeyi kontrol etmezsem, buna mantık ötesi inanç denir. Akıl yürütmediğim için, aldığımı doğrulamadım, sadece körü körüne inandım. Bu tür bir inanç aslında akıldan daha düşüktür; bilgi yoktur, sadece körü körüne inanç vardır. Maneviyatta bu durum inanç olarak kabul edilmez, sadece dinde kabul edilir.

Mantık ötesi inanç için, önce kendi fikrime sahip olmalı ve ona göre neler olduğunu bilmeliyim. Zarfta 1.000 dolar değil, 999 dolar, hatta sadece 1 dolar olduğunu biliyorum, ama yine de onu 1.000 dolar olarak kabul ediyorum. Bu fark, benim manevi derecemi belirler. Bu net iki noktaya sahip olmalıyım; mantık ve inanç, Malhut ve Bina.

Mantık ötesi inanç, o 999 doları tüm kalbimle 1.000 dolar olarak kabul ettiğim anlamına gelir. Elbette, bir mağazada bu şekilde davranmamalısınız, biz bu dünyadan değil, sadece manevi dünyadan bahsediyoruz. Manevi alemde, kişi mantık ötesi inançla ilerlemelidir, çünkü orada kendi anlayışımızın ötesinde, her seferinde daha da fazla Yaradan ile olan ilişkimizi inşa ederiz. Maneviyat, aklın gücüne değil, inancın gücüne dayanır.

Kabalistler’in söylediklerine dayanarak ilerlerim, çünkü kendi egoizmimin görüşüne güvenmek istemem. Üst olanla ilişkide kendimi iptal ettiğim ölçüde, üst olanın aklı ve kalbiyle birlikte ilerleyebileceğim inanç gücünü edinirim.

Maddi dünyada bu işe yaramaz, çünkü tek bir boyut vardır. Ancak manevi dünyada iki derece vardır: ben ve üstteki (üsttekinin AHP’ı). Üsttekinin AHP’nın görüşünü takip ederim. Kendimi üstteki görüşe dahil ederim ve ona bağlı kaldığım için onunla birlikte yükselebilirim. Bu, ancak onun inancım haline gelen görüşünü kabul ettiğim için mümkündür.

Aşağı ve yukarı dereceler arasındaki fark budur. Yukarıdakinin algısında (Kelim) orada 1.000 dolar vardır; benim algımda ise 999 dolar. 1 dolar eksik olduğunu, cebimde 1.000 dolar değil, 999 dolar olduğunu biliyorum, hissediyorum ve anlıyorum. Ama üstte olanın Kelim’inde 1.000 dolar var ve ben içimdeki o boşluğu üst olanın gücüyle dolduruyorum, O’nun sayesinde kendimi bütün hissediyorum.

Mantık ötesi inanç hakkında şöyle denir: “Gözleri var ama görmezler; kulakları var ama duymazlar.” Benim gözlerim, kulaklarım, kalbim ve zihnim var; ben zeki biriyim; kendi seviyemde her şeyi anlıyor ve hissediyorum, “sadece gözlerimin gördüklerine göre yargılıyor”, sağlam bir şekilde ayaklarımın üzerinde duruyorum.

Ama soru şu: Kendimden daha yüksek bir seviyeye nasıl yükselebilirim? Ne tür bir asansörle? “Ben” durumundan “Ben + 1” durumuna yükselmek için, duygularımı ve aklımı daha yüksek bir seviyedeki duygular ve akıl ile değiştirebileceğim asansör nerede?

Bunun için, mantık ötesi inançla gitmeliyim.

Yukarıdan, bana sürekli boş bir alan ifşa edilir ve ben bu alanı inançla doldurmalıyım. İnançla doldurduğumda, bu alanın akılla dolduğunu hissederim. Sonra yine karanlık açılır, inançla doldurulması gereken boş bir alan.

Ve bu inanç gücüyle, bir sonraki dereceye yükselirim ki bu da yine akıl olur.

Bizler böylece büyürüz: İbur–Yenika–Mohin (embriyo–emzirme–olgunluk), her seferinde yükselir ve bize ifşa olan karanlığı ve boşluğu, üstümüzde, bir sonraki derece olarak algılarız.

Doğa Bizi Yalnız Bırakmayacak

Soru: Büyük “N” ile “Nature”ın (doğa) Yaradan kavramına eşdeğer olduğunu söylediniz. Bu iki İbranice kelimenin Gematria’sı (sayısal değeri) aynıdır. Yani Yaradan’dan bahsediyoruz, değil mi?

Cevap: Evet.

Yorum: Ve diyorsunuz ki, eğer biz Yaradan ile iyiysek, O da bizimle iyi olacaktır.

Cevabım: Elbette. O’nun emirlerini yerine getirin, O’nun sizinle de aynı şekilde nasıl ilişki kurduğunu göreceksiniz! Emirler, Doğa’nın kanunlarıdır.

Doğa kanunları, bilimden bildiğimiz fizik, matematik vb. değildir. Doğa kanunları, kişinin dünyaya karşı tutumunun seviyesiyle ilgilidir: insanların birbirleriyle nasıl ilişki kurduğu, kişinin cansız, bitkisel ve hayvansal doğayla nasıl ilişki kurduğu, kişinin evrenle, her şeyle nasıl ilişki kurduğuyla ilgilidir. İnsanın Yaradan’a karşı tutumundan kastedilen budur.

Genel olarak, bu sadece sevgi olmalıdır; sizin dışınızdaki her şeye karşı doğru ve içten bir tutum.

Yorum: Yani, zaten kendime karşı sevgim var, bundan kaçış yok.

Cevabım: Bu sizin egoizminizdir.

Soru: Peki ya benim dışımda olanlara, başkalarına olan sevginin var olmadığını mı söylüyorsunuz?

Cevap: Hayır, elbette hayır.

Soru: Ya da belki de yeterli değil?

Cevap: Hayır! Hiç yok.

Soru: İnsan nasıl kendinden çıkıp etrafındaki bir şeyi sevebilir? Kişinin atması gereken adımlar var mıdır? Temelde, Doğa’nın bize açtığı bu savaşa nasıl direneceğimizden veya onu nasıl durduracağımızdan bahsediyoruz. Mümkünse, lütfen somut bir tavsiye verin. İnsan nasıl kendinden çıkıp kendisi dışındaki bir şeyi sevebilir?

Cevap: “Komşunu kendin gibi sev” ifadesi tam olarak bu anlama gelir. Bu, tüm Tora’nın temel ve genel emridir.

Soru: “Komşu” derken başka birini mi kastediyorsunuz?

Cevap: Genel olarak, etrafınızdaki her şeyi ifade eder. Bu sevgiyi kendi içinizde geliştirmeli ve vermeye başlamalısınız. Sadece “bunu biraz daha çok, şunu biraz daha az sev” gibi mantıklı bir şekilde değil. Sevmek! Sevmek, kalbinizin size nasıl ilişki kuracağınızı söylemesi anlamına gelir.

Yorum: İşte sorun tam olarak bu. Kalpten sevmenin ne anlama geldiğini gerçekten anlamıyoruz.

Cevabım: Bunun üzerinde çalışmalısınız. Bu, bir düğmeye basmak gibi değildir. Kendinin dışındaki birini sevmek bütün bir süreçtir.

Soru: Sevmek ne anlama gelir?

Cevap: Sevmek, bir başkasıyla kendinmiş gibi ilişki kurmak demektir. Bundan daha basit ne olabilir ki?

Yorum: Doğru. Ve bu adımı atamayız.

Cevabım: Hayır, nasıl olduğunu bile bilmiyoruz.

Soru: Peki bunu nasıl yapabiliriz?

Cevap: Bilmiyorum. Belki önce bir insanın kendini nasıl sevdiğini anlatan bir film izlemeliyiz ki, başkalarını nasıl sevmem gerektiğini ondan öğrenebileyim.

Soru: Kopyalamayı mı kastediyorsunuz?

Cevap: Evet. Bana bir filmde, kendimi hiçbir filtre olmadan nasıl sevdiğimi gösterin. Ve bundan, başkalarını nasıl sevmem gerektiğini anlayayım ki bu örnek her zaman önümde olsun.

Yorum: Yani, sürekli tatlı, iyi, sıcak, nazik, içten bir şey almayı isteyerek yaşıyorum; başkalarının bana böyle davranmasını istiyorum.

Cevabım: Esas olarak, her zaman haklı olmak istiyorsunuz.

Soru: Birdenbire bunu bir kenara bırakıp “Sen haklısın” mı demem gerekiyor?

Cevap: Evet.

Soru: Bu ciddi bir iş. Doğa o zaman sakinleşecek mi?

Cevap: Elbette sakinleşecek! Çünkü tüm bu olumsuzlukların esas başlatıcısı olan siz, basitçe kendinizi resimden çıkaracaksınız. Doğa bizi ıslah eder ve tam olarak bu farkındalığa götürür.

Soru: Doğa gerçekten böyle midir?

Cevap: Evet. Doğa bize karşılık verir. O dünyayı, bu yeryüzünü, insan ellerine verdi: “İstediğini yap.”

Yorum: Ama özünde, Doğa’nın kendisi veriyor, ihsan ediyor.

Cevabım: Sizin verdiğiniz ve ihsan ettiğiniz ölçüde o da veriyor ve ihsan ediyor.

Yorum: Yani, burada eşittir işareti koyuyorsunuz, eğer ben de ona benzersem her şey yoluna girecek.

Cevabım: İnsan, Yaradan’la eşitliğe gelmelidir. Bu yüzden Doğa bu konuda boyun eğmeyecektir.

Soru: Yani kısacası, Yaradan’a denk olmalıyız, öyle mi?

Cevap: Evet. Başka ne var?

Soru: Ancak bunu nasıl başarabiliriz ki! Doğa, biz buna ulaşana kadar sakinleşmeyecek mi?

Cevap: Hayır! Tam olarak yazılan bu: “Yaradan’ın seviyesine yükselin.”

Yorum: Anlaşıldı. Ama biliyorsunuz, sismologlar bunun durmayacağını, sarsılmaya, sarsılmaya ve sarsılmaya devam edeceğini şimdiden öngörüyorlar. Dünya’nın çekirdeğinde bir şeyler oluyor. Teknik detaylara girmeyeceğim ama giderek daha fazla yerin ciddi şekilde sarsılacağı söyleniyor. Onların söyledikleri bu.

Cevabım: Yaradan, Dünyamızla bir topla oynuyormuş gibi görünüyor.

Soru: Peki, dediğiniz gibi, bu kararı verip Yaradan’a doğru ilerlemeye başlayana kadar bu böyle mi devam edecek?

Cevap: Evet.

Soru: Sadece kararı vermemiz mi gerekiyor? Bizden istenen tek şey bu mu?

Cevap: Anlaşmak! Kabul etmek, hemfikir olmak demektir. Bu, herkesin oybirliğiyle karar alıp eve gittiği bir toplantı gibi değildir. Burada, “Komşunu kendin gibi sev” ilkesine göre yaşamak için tüm insanların oybirliğiyle anlaşması gerekir.

Soru: Bu emirde 613 veya 620 emrin tamamının yer aldığını söyleyebilir miyiz?

Cevap: Elbette.

Yaradan’ın Yüceliği Her Şeyi Örter

Atalarımızın yazdığı gibi (Berachot 32): “Kabalist Şamlay dedi ki, ‘Kişi, her zaman Yaradan’ı övmeli ve sonra dua etmelidir.’ Buraya nasıl geldik? Musa’dan, şöyle yazdığı gibi: ‘Ve o anda Yaradan’a yalvardım.’ Ayrıca yazılıdır ki, ‘Ey Efendimiz, Tanrı’mız, Sen başladın,’ ve ‘Sana dua ediyorum, bırak geçeyim ve iyi toprakları göreyim.’”

Ve Yaradan’ı övmekle başlamak zorunda olmamızın nedeni şudur, birisi, diğerinden başka bir şey istediği zaman, iki koşulun olması doğaldır:

  1. O, ondan istediğim şeye sahiptir; zenginlik, güç ve saygınlık gibi.
  2. Onun iyi bir kalbi, yani başkalarına iyilik yapma arzusu vardır.

(Rabaş, Makale 17, Toplantının Gündemi”).

Soru: İnsan neden önce Yaradan’a övgüde bulunmalıdır?

Cevap: Çünkü hayatta veya dünyada Yaradan’ın yüceliğinden başka hiçbir şey hissetmek istemiyorum. Daha fazlasına ihtiyacım yok.

Bu, tüm düşüncelerimi, arzularımı, eylemlerimi ve dünyaya bakış açımı belirler. Dünya görüşümü şekillendirir ve gerçekliğin doğru bir resmini oluşturur. Yaradan’ın yüceliği her şeyin üstündedir.

Eğer bir tutarsızlık, sorun veya tehdit ortaya çıkarsa, Yaradan’ın yüceliği her şeyi örter. Bunu önüme koyanın, O’nu gözümde daha da yüceltebilmem için bizzat O olduğunu anlarım. Üzerinde çalışmam gereken tek şey budur.

O’na ihsan etmek, O’nun rızası içim hareket etmek ve kendimi düşünmemek için Yaradan’ın yüceliğine ihtiyacım vardır, böylece O’nun önemi egoizmimi gölgeleyecektir.

Soru: Peki Yaradan bu konuda bana yardım eder mi?

Cevap: Eğer O’ndan talep edersem bana yardım etmeye hazırdır. Ama her seferinde, O’ndan talep etmek ve O’nun yüceliğini hissetmem gerektiğine ikna etmek benim için daha da zorlaşır; aksi takdirde, sürekli olarak O’na yönelmiş kalamam.

Soru: Bu, Yaradan’ın sürekli olarak Kendisine dönmemi istemesinden mi kaynaklanıyor?

Cevap: Yaradan kesinlikle Kendisine dönmemizi ister, ancak bizi özgür irademizden mahrum bırakmamak için asla Kendine doğru çekmez.

Soru: Peki, bu tek noktaya saldırmak için mi çevreye (onlu, grup, öğretmen) ihtiyacımız var?

Cevap: Evet, yalnızca Yaradan’ın yüceliğini ifşa etmek için. Tek başıma bunu ifşa edemem. Diğerleriyle çalışmalıyım. Yaradan bana yalnızca onlu aracılığıyla ifşa olur. Onlu, O’nun bana etki ettiği prizmadır.

Soru: Bu durumda, dostlar için dua nedir?

Cevap: Orada ne dostlar ne de “ben” vardır. Orada yaratılışın tamamı, Yaradan’ın yarattığı her şey, ben ve O varız. Yaradan’ın ışığının tüm yaratılanlara iletimi için bir kanal olmak isterim. Yaradan’ın hizmetkarı olmanın anlamı budur.

İhsan Etme Virüsüyle Enfekte Olmuş

“Ve bilgelik gökkubbenin ışıltısı gibi parlayacak.”

Böylece, gökkubbenin ıslahıyla Parsa, Atzilut’un KHB TM’si, bölündü ve parçalandı ve onlardan on iki Partzufim ortaya çıktı:

  1. Keter dört Partzufim’e bölündü: Atik ve Nukva, AA ve Nukva.
  2. Hohma ve Bina dört Partzufim’e bölündü: üst AVİ ve YESHSUT.
  3. Tifferet ve Malchut dört Partzufim’e bölündü: büyük ZON ve küçük ZON.

Bu nedenle, bu on iki Partzufim’e “gökkubbenin ışıltısı” denir, çünkü onlar gökkubbenin gücüyle yaratılmış ve ortaya çıkmışlardır.

İlk ışıltı, ışıltının aydınlığında parlayanların ışıltısıdır.

İkinci ışıltı, birçok yönden parlayan ve ışıldayan ışıltıdır.

İlk ışıltı Partzuf Atik’tir ve ikinci ışıltı da onun Nukva’sıdır. Atik’in kendisi, yarılmamış gökkubbenin üzerindeki, tatlandırılmamış Malchut’tan gelir. Ancak bu Malchut, tatlandırılmış Malchut’un köküdür ve Bina’nın ışıklarını söndürüldükten sonra yakar (RAŞBİ, Herkes İçin Zohar, Cilt 3, VaYera “Ve İşte, Üç Adam – 1”).

Zohar, Atik ve Arich Anpin’den ZON’a geçen ve Nukva’ya giren ışığın bütünüdür.

BYA (Beria, Yetzira, Assiya) alemlerinden yükselen ve Atzilut aleminin Malkut’una giren ruhlar, bu ışığı orada açığa çıkarırlar ve bu nedenle Zohar (ışıltı) olarak adlandırılırlar.

Zohar’ı incelerken, tüm sistem arzumuz, niyetimiz ve duamız (MAN) tarafından harekete geçirilir.

İsteğimiz yukarı doğru yükselir, Atik’e ulaşır ve oradan ışık bize doğru inmeye başlar. Bu ışığa Zohar denir.

Bu ışık bizi düzeltir ve doldurur.

Ayrıca tüm sistemi destekler ve canlandırır, harekete geçirir ve tüm parçalarını yaratılış amacına geri döndürür.

Yaradan’ın Gerçekliğini Görün

Mantık ötesi inanç, kişinin gerçekliği Yaradan’ın gördüğü gibi görmesini sağlar.

Genellikle dünyayı egoist bilgimizle, kişisel çıkarlarımızın merceğinden algılarız. Yaradan, bizi bilinçli olarak, kendimizi ve dünyayı ayrı ve sınırlı hissettiğimiz bir egoizm içinde yarattı.

Ancak mantık ötesi inançla kendimizi ihsan etme derecesine, Bina seviyesine yükseltir ve Yaradan’ın vizyonuna, O’nun dünyasına, O’nun gerçeklik algısına gireriz.

Bu nedenle, mantık ötesi inanç, kendini kandırma veya hayal gücü değildir. Aksine, bizi gerçek dünyaya, hakikat dünyasına taşır. O zaman kendimizi Yaradan’ın gerçekliği içinde görür ve her şeyi O’nun gözünden görürüz.

Mantık ötesi inanç, en yüksek derecedir; Bina’nın, ihsan etmenin, Yaradan’ın Kendisinin niteliğidir. Bu niteliğe eriştiğimizde, bize göre buna mantık ötesi inanç denir, çünkü mantık egoizmimizin bakış açısını temsil ederken, inanç Bina derecesini, yani ihsan etmeyi, Yaradan’ın seviyesini temsil eder.

Dolayısıyla, inanç için çabaladığımızda, hayalperest veya idealist olmayız. Aksine, bunu yaparak, egoizmimizin lekelemediği bir gerçeklik olan hakikat dünyasına ulaşırız.