Daily Archives: Kasım 24, 2025

Manevi Birlik İlkesi

Üst dünyada bağ kurmanın koşulu, “kendi iyiliği için değil, başkaları için” koşuludur. Fakat bu, bizim basitçe anlayamadığımız bir ilkedir.

Bizim dünyamızda sağlık hizmetleri, eğitim, yangın güvenliği gibi sistemler kurarız, ancak bunların hepsini kendimiz için yaparız. Yoksa bunlara katılmazdık. İşte bu bizim dünyamızdır. Bu bizim doğamızdır. Farklı olduğumuzu sanarak kendimizi kandırmamalıyız.

Fakat manevi birlik, bunun tam tersi bir ilke üzerine kuruludur: “Komşunu kendin gibi sev.”

Eğer bunu elde etmek istersem, başkalarıyla onlarla iyi hissettiğim için değil; birlikte daha fazla güvenlik, rahatlık ya da başarıya ulaşacağımız için değil; onların arzularını kabul edip kendi gücümle onları yerine getirdiğim için bağ kurarım. Hepsi bu!

Başka bir deyişle, sanki ben hiç yokmuşum gibi. Yalnızca başkalarının arzularını yerine getirmek için çalışan bir mekanizma vardır. İşte bu, “Komşunu kendin gibi sev” ilkesinin yerine getirilmesidir.

Bize Yaşam Veren Şey

Soru: Yağmurun yeryüzü için bir bereket vb. olduğu açıktır. Peki “yağmur” kelimesinin anlamı nedir? Bir insan için ne ifade eder?

Cevap: “Yağmur” kelimesi, tüm maddesel yaşamın temeli, kökü ve başlangıcını içerir. Çünkü yağmur, özünde göklerden yere inen bir berekettir. Yaradan’ın yaratılmışlara karşı iyi niyetini simgeler.

Soru: Lütfen söyleyin, bir kişinin içsel, manevi çalışmasında yağmurun gönderilmesi ne anlama gelir? Bu neyi ifade eder?

Cevap: Yağmur, yukarıdan inen ve maddesel dünyamızda yağmur, yani yukarıdan gelen su şeklinde tezahür eden büyük, iyi niyetli bir manevi berekettir.

Soru: Bu büyük bereket benim kalbim ve ruhum için ne ifade ediyor?

Cevap: Bizi ayakta tutan şeydir; bize yaşam veren şeydir.

Soru: Özellikle yağmur mu?

Cevap: Evet, özellikle su. Aynı zamanda manevi suya da işaret eder: üst sular ve alt sular. Bu, doğanın gücü, Yaradan’ın bize olan iyiliğidir; yukarıdan inen ve maddesel dünyada, üzerimizdeki eylemleri aracılığıyla kendini gösteren bir güçtür.

Soru: Kişi, “Ruhum öldü, içim kurudu, içimde her şey kurudu” dediğinde, bu bir yağmur dileği midir?

Cevap: Evet, bu durum korkutucu olabilir. Tıpkı annemizin rahminde suya gömülü olduğumuz ve sularla çıktığımız gibi. Bu şeyler basit değildir.

Soru: Yani pratikte, kötü hissettiğimizde her zaman yağmur mu dileriz?

Cevap: Evet. Yağmur, su, Rahamim yani merhamet anlamına gelir. Ve işte bu yüzden onu dileriz.

Tüm Gök Kubbelerden Geçen Bir Dua


Bir insanın duası, Ruah’ın [ruhun] işidir, Behina Bet’ten gelen bir çalışma olup konuşmaya bağlıdır. Bu, yüce sırların içindedir ve insanlar bilmezler ki bir insanın duası havaları yarar, gökyüzünü delip geçer, kapıları açar ve yükselir. (Raşbi, Herkes için Zohar, Cilt 5 “VaYakhel,” “Duanın Yükselişi”)

Duanın bir sütunun yanında edilmesi gerektiği yazılmıştır. Bu, gerçekten kişinin yanında dua edeceği fiziksel bir sütun anlamına gelmez. Mesele şudur ki, sonsuzluk dünyasından bizim dünyamıza kadar tüm Partzufim bir sütun şeklinde düzenlenmiştir; öyle ki üst Partzuf’un AHP’si, alt Partzuf’un Galgalta ve Eynaim’inin (GE) içinde yer alır ve böylece hepsi birbirinin içine geçmiş hâlde yer alır.

Farklı şekilde düzenlenmiş tek bir Partzuf bile yoktur. Her Partzuf, öyle bir konumda yer alır ki üst kısmı daha yüksek Partzuf’un içinde, alt kısmı ise daha düşük Partzuf’un içinde bulunur.

Yani, benim Partzuf’umun üst kısmı, daha yüksek olanın alt kısmıyla birliktedir; Partzuf’umun alt kısmı ise daha düşük olanın üst kısmıyla birliktedir. Böylece, üst kısmımda (GE), en yükseğin AHP’siyle birlikte on Sefirot’u oluştururum; alt kısmımda (AHP) ise, daha düşük olanın GE’siyle birlikte on Sefirot’un içinde bulunurum.

Böylece, üstteki on Sefirot’ta daha yüksek olana, alttaki on Sefirot’ta ise daha düşük olana bağlıyım. Peki ben neredeyim? Ben, beni ikiye bölen kısımdayım; buna Klipat Noga denir. Bu, Partzuf’u ortadan ikiye ayırır.

Klipat Noga, bizim tüm özgür seçimimizdir. Eğer şimdi, üstteki on Sefirot’ta (1) daha yükseğe bağlanmaya ve bununla en altı yukarı kaldırmaya (2) karar verirsem ve yalnızca bunun için çalışıyorsam, bu, ortadaki Klipat Noga’da bulunan özgür seçimimi kullandığım anlamına gelir.

Özgür seçim, daha alt seviyeyi ıslah etmek için Yaradan’la yani daha yüksek bir seviyeyle bağ kurmamdır. Bizim çalışma şeklimiz budur.

Arzular Zihni Genişletir

“Düşünce, arzunun bir sonucudur.” (Baal HaSulam, Şamati 153, “Düşünce Arzunun Sonucudur”).

Bu gerçekten doğrudur, çünkü insandaki en önemli şey arzudur. Düşünceler yalnızca bu arzuları gerçekleştirmek için ortaya çıkar.

Arzular kalpte doğar ve biz yalnızca onu dinleriz. Zihin ise ancak kalpten gelen arzuları gerçekleştirmek gerektiğinde devreye girer. Bu nedenle asıl olan arzudur, akıl ise sadece bir yardımcı araçtır, isteneni elde etmek için kullanılan bir vasıtadır.

İnsan ne istiyorsa onu düşünür. İstemediği bir şeyi düşünmez.

Bizim dünyamızda bu doğaldır. Herhangi bir insana bakabilir ve arzularını anlayarak hangi düşünceleri olduğunu tahmin edebilirsiniz. Tüm düşünceleri sadece arzuladığı şeyi gerçekleştirmeye yöneliktir. Ve arzularının hiyerarşisi olduğu kadarıyla, hangi düşüncelerin baskın olduğunu, hangilerinin daha az önemli olduğunu, neyin onu daha çok ya da daha az meşgul ettiğini anlayabilirsiniz. Başka bir deyişle, arzular pratikte bizi yönetir.

Örneğin, insan ölüm gününü asla düşünmez. Aksine, her zaman sonsuzluğunu düşünür, çünkü istediği budur. Bu nedenle, insan her zaman kendisi için arzu edilen şeyi düşünür.

Düşünce ikincildir, yardımcıdır. Sadece bir insanın arzuları olduğu için gelişir. Bu nedenle insan, arzularını elde edebilmek için zekâsını geliştirir. Atasözünde söylendiği gibi: “Bir yenilmiş adam, iki yenilmemiş adama bedeldir.” Çünkü yenilmiş olan, zorlanmış ve mecbur bırakılmış kişi daha bilge olur, çünkü kendini gerçekleştirebilmenin yollarını arar.

Bu nedenle, büyük arzular olduğunda zihin her zaman gelişir. Ve tam tersine, arzu yoksa, büyük bir zihin de yoktur. Bu nedenle, çocuklarınızı geliştirmek istiyorsanız, onlarda büyük arzular uyandırmalısınız, onları şımartmamalısınız.

Şımartmak, bir çocuğun henüz arzu etmeden ona bir tür tatmin sunmaya çalışmak demektir. Tam tersine, bırakın arzulasın, biraz eksiklik hissetsin, istediğini nasıl gerçekleştireceğini araştırsın. Onun zekâsı bundan gelişecektir. Sadece bu yolla, başka hiçbir şekilde değil.

Mantık Ötesi İnanca Nasıl Yükseliriz?

Mantık ötesi inanç, kendi anlayışımla çeliştiğinde bile üst olanın görüşünü kabul etmem anlamına gelir, nitekim şöyle yazılmıştır: “Gözleri var ama görmezler; kulakları var ama duymazlar.” Bu, her seferinde kendimi daha yüksek bir seviyeye çıkarabileceğim anlamına gelir; sanki bir sonraki basamağa doğru çekiliyormuşum gibi, bildiğim her şeyle çelişse bile, kendi görüşüm yerine üst olanın görüşünü seçerek yükselirim.

Eğer bir dostum bana içinde 1.000 dolar olan bir zarf uzatır ve ben güvenerek miktarı kontrol etmezsem bu mantık altı inançtır. Güvenim, bildiklerimle çelişmez ve bu yüzden inanç gerektirmez.

Bilgi, bu maddi dünyada sahip olduğum zihin ve algıdır; sadece gözlerinin görebildiğine dayanan bir yargıç gibi. Ancak inanç, bu bilginin üzerinde durur, tıpkı Bina’nın Malhut’un üzerinde durması gibi. Ve Malhut derecesinden Bina’ya yükselmek için, mantık ötesi inançla ilerlemeliyim.

Eğer parayı sayar ve 1.000 dolar yerine 999 dolar bulursam, o 999 dolar benim bilgimdir ve geriye kalan “1 dolar” ise inancımın ölçüsüdür. Fakat zarfın içinde yalnızca 1 dolar varsa, hatta tamamen boşsa, yine de üst olanın görüşüne inanır ve onu doğru kabul edersem, o zaman kendimi kendi mantığımın üzerine yükseltmiş olurum ve üst olanın bakış açısından görmeye başlarım.

Üst olanın aklı, grubun ya da öğretmenin görüşüdür. Her seferinde mantık ötesi inanca yükselmeye çalışırsam, bu manevi derecelere yükseldiğim anlamına gelir. Eğer üst olanın aklını kabul etmeye hiç çaba göstermezsem, ne manevi dünyaya girerim ne de yaklaşırım.

Mantık ötesi inanç, bu dünyada kişiye verilen tek özgür seçim noktasıdır.

Eğer üsttekinin görüşünü kabul edersem ve zarfın 1.000 dolar olduğunu kabul edersem, oysa ben sadece 999 dolar saydım, o zaman O’nun derecesine ulaşırım. Ve sonra zarfın nasıl parayla değil, Yaradan’ın yüceliğiyle dolduğunu bizzat görüyorum.

Mantık ötesi inanç, bizi maddi dereceden manevi dereceye, daha düşük bir manevi dereceden daha yüksek bir dereceye taşıyan özel bir mekanizmadır, benzersiz bir yöntemdir. Yükselmenin tek yolu budur: Üstün olanın görüşünü kabul etmek.

Her seferinde sanki bir sonraki derecede yeniden doğmuş gibiyimdir, tekrar tekrar. Yeni koşula, öncekinden hiçbir şey taşımayan, yeni doğan gibi girerim; Üst olanın aklına tutunup ilerlerim.

Kendi duyularımla zarfın içinde yalnızca 1 dolar görürüm. Yine de duyularımın ötesinde, 1.000 dolar olduğunu kabul etmeliyim. Bilgimi yok etmem; onu olduğu gibi bırakırım. Bildiklerim ile bilginin ötesinde duran şey arasındaki uçurumu net bir şekilde görürüm.

Bu uçurum, Malhut ile Bina arasındaki farkı tanımlar. Bir yandan, “Yargıcın elinde yalnızca gözlerinin gördüğü vardır” — bu Malhut’tur. Fakat bu bilginin tersine gitmeli ve üst olanın bilgisine, yani Bina’nın—inancın bilgisine öncelik vermeliyim.

Ve tam bu aralıkta—Malhut ile Bina arasındaki bu ayrılıkta, bilgi ile bilgi ötesi inanç arasındaki bu farkta—üst dünya ve manevi gerçeklik kendini ifşa etmeye başlar.

Onludaki tüm çalışma, mantık ötesi inançla ilerler. Dostlar arasında hiçbir sevgi görmeyebilirim; tam tersine, sanki birbirimizi parçalamaya hazırmışız gibi görünürüz. Yine de birbirimizi sevmek için çalışırız. Üst olanın gözünde onlumuz mükemmeldir ve tam bir birlik içinde durur; bizim gözümüzde ise durum tamamen farklı görünür. İşte bu fark, incelememiz ve üzerine yükselmemiz gereken şeydir.

Ve bu çelişki varlığını sürdürür. Bunu uzlaştıramam, çünkü bu mesafe Bina ile Malhut arasındaki boşluğun ta kendisidir; kapanamaz, hatta aksine giderek genişler.

Bu, Yaradan ile yaratılan arasındaki farkın içimde uyanmaya başlamasıdır. Ve ben ne kadar inancı takip edersem, kendi aklıma ve hayvani bedenime tutunmak yerine Yaradan’a o kadar bağlanırım. Manevi ilerleyiş işte böyle gelişir.