Monthly Archives: Aralık 2025

Maneviyata Giriş Hazırlığı

Soru: Hazırlık dönemi boyunca yaptığımız her şey, yeteneklerimizle ilgili hayal kırıklığına uğramamıza mı yöneliktir?

Cevap: Elbette! İlk aşama, tüm varlığımın düşüncelerimde, eylemlerimde ve arzularımda bütünüyle egoist olduğunu doğrulamak için gereklidir.

Bu egoizm beni Yaradan’dan koparıyor; asıl mesele bu. Ben sadece bir egoist değilim. Egoizm beni Yaradan’dan öylesine koparıyor ki, kendime, başkalarına ve O’na karşı öfkelenmeye başlıyorum ve bunun neden başıma geldiğini sorguluyorum. O’nunla benim aramda bir mücadele içindeyim ve yaşadıklarım için O’nu haklı çıkarıp çıkarmayacağımı bilemiyorum.

En rahatsız edici, korkunç şeyler, sıradan bir insanın karşılaşmadığı ölçüde, yoğun bir içsel sorgulama ve analiz eşliğinde başıma geliyor. Bana egoizmin alçaklığını göstermek için, toplum içinde son derece utandırıldığım ve kötü düşünce ve arzularımın “ortaya çıkmasından”, yargılanmaktan ya da dışlanmaktan çok korktuğum durumlar veriliyor.

Bu tür hisler, insanı sarsmak, onu koşullarının üzerine yükseltmek, onları hafife almamasını sağlamak ve bunların tamamının kendi egoizminin ürünü olduğunu fark ettirmek için bilinçli olarak yukarıdan gönderilir. Yani, ihsan etme niteliğinde olabilmek için, kendinizi düşünmemelisiniz, aksine kendinizin üstünde olmalısınız; bu utançtan kaçınmak için değil, ihsan etme niteliğinin her şeye değer olduğunu gerçekten ifşa etmek içindir.

Dolayısıyla, tarif edemeyeceğiniz türden içsel sorgulamalar vardır. İnanıyorum ki gelecekte, Kabalistlerin makalelerinde ele aldıkları konuları daha sanatsal ve psikolojik açıdan detaylı bir biçimde anlatan sanat eserleri ortaya çıkacaktır.

Gerçeklikten Kaçış

Soru: İnsanın gelişmesi ve değişmesi gerektiğini söylüyorsunuz. Bazı insanlar dünyada neler olup bittiğini ve nedenini akıllıca açıklayabiliyor. Bazı dinler bunu şöyle açıklıyor: “İnsanlar Tanrı’ya inanmadığı için Tanrı onları cezalandırır.” Bu kadar çok zeki insan arasından nasıl öne çıkabiliyorsunuz?

Cevap: Öne çıkmayacağım.

Yorum: Ama insanların gerçeği bilmesini istiyorsunuz.

Cevabım: Söyleyeceklerimi söylerim, fakat başkalarını eleştirmek istemem. Sebep–sonuç olgularının ciddi biçimde analiz edilmesini ve sorgulanmasını arzulayan bir kişi, bende rasyonel bir tohum görecektir, diğer herkeste ise onların başarısızlıklarını görecektir.

Yorum: Birçok insan Budizm’e geçiyor. Budizm’de huzur bulacaklarını düşünebilirler.

Cevabım: Böyle düşünebilirler; birkaç yıl orada otururlar ve sonra akılları başlarına gelir, çünkü bir çözüm bulamayacaklardır. Onların çözümü bu dünyadan kopmak, nirvanaya ulaşmak ve her şeyden elini eteğini çekmektir.

Budistlerin mutlu olduğu bir örneği nerede görüyoruz? Hindistan’da (kast sistemi ve bölünmüşlükle, insanların sefalet içinde yaşadığı ve herkesin ekmek parası için savaştığı ve sokaklarda dolaşan kutsal ineklere taptığı bir ülkede) böyle yaşamamız gerektiğine dair bir örnek nerede görüyoruz? En azından bu hayattan bir kaçış yolu bulup illüzyonlara kapılmaları mı? Yoksa ruhları yakıp ardından Ganj Nehri’nde mumlarla aydınlatılmış tekneler salma inanışları mı?

Bunda hiçbir şey görmüyorum, ne devlet yapılarında ne de “sevgi” diye bağırırlarken birbirleriyle olan ilişkilerinde. Kast sistemlerinde başkasına elini bile uzatamayacağın, başka bir kasttan biriyle evlenmenin mümkün olmadığı; bu kadar yoksulluğun, sınıflar arasında böyle bir ayrımın olduğu bir yerde nasıl bir sevgiden söz edilebilir?

Hangi konularda örnek olabilirler? Gerçeklikten kaçış konusunda.

Arzular Kaybolursa

Soru: Klasik bir söz vardır: İnsan hayatında bir ağaç dikmeli, bir ev yapmalı ve bir oğul sahibi olmalıdır. Diyelim ki kişi küçük evini yaptı, bahçesini dikti ve benzeri şeyleri gerçekleştirdi. Peki, bütün bunların anlamı nedir? Büyükbabalarından nefret eden torunlar etrafta koşuşturur; çocuklar onun nihayet ölmesini bekler. Ve hayatın sonunda hayal kırıklığından başka iyi bir şey olmaz.

Bir insan hayatının sonunda mutlaka hayal kırıklığına mı uğramalıdır?

Cevap: Zorunda değilsiniz; hayal kırıklığına uğramanıza gerek yok. Bu size bağlı. Kural olarak, doğal bir ölümle vefat eden insanlar, ölmeleri gerektiği konusunda hemfikirdirler. Onlar sadece tükenmişlikten ölürler.

Soru: Ama sevinçten değil mi, bir gülümsemeyle değil mi?

Cevap: Hayır, bunu söylemem çünkü bu bir tür kurtuluştur. Bir insan ölümü korkunç bir şey olarak düşünmez. Bu, ona çeşitli sorunlardan kurtuluş gibi görünür; özellikle çözülemeyen ve hâlâ üzerinde asılı kalan ve bıktığı sorunlardan.

Yorum: Sizin yaşınızdaki birçok insanın kendinden vazgeçtiğini gördüm.

Cevabım: Artık hiçbir şeyleri kalmamıştır. Özellikle kişi emekli olduğunda, bedeni ne kadar dayanırsa o kadar sürecek olan hayvansal varoluşunu sürdürmekten başka bir şeyi kalmaz. O zaman zaten yapılacak bir şey yoktur; istemsizce yaşarsınız, çünkü beden yaşıyordur.

Yorum: Ama aynı zamanda hiçbir şeyi algılamak da istemezler. Sanki kendilerini küçük dünyalarının içine kapatmış gibidirler.

Cevabım: Yorgun! Yorgun.

Yorum: Bir zamanlar her şeye hazırdı. Ona açıklarsınız…

Cevabım: Ona hiçbir şey açıklayamazsınız çünkü içimizde tüm eylemlerimize neden olan arzu çalışır.

50 yaş civarı ve sonrasında, bir kişinin arzuları azalmaya başlar. 40’a kadar kişi açık gözlerle yaşar. 40 ile 50 arasındaki biri istikrar kazanmaya başlar ve sonra arzuları yavaş yavaş azalır. Ve bu arzular tamamen kaybolduğunda, beden ölür.

Arzular, yaşamı, gelişmeyi veya bedenin ölmesine yol açar. Hepsi bu! Beden kendi başına binlerce yıl yaşayabilir. Ayrılan, arzudur.

Efendi’nin Günü Ve Efendi’nin Gecesi Nedir?

Gündüz ve gece, Dünya’nın dönmesine bağlı olarak güneşin doğuşuyla tanımlanabilir. Peki, Yaradan’ın günü ve Yaradan’ın gecesi nedir? Gündüzün ve gecenin nerede olduğunu nasıl kontrol ederim? Elbette bunun astronomi ya da fiziksel dünyayla hiçbir ilgisi yoktur çünkü orada cansız seviyedeki güçler çalışır.

Yaradan’ın günü ve gecesi, insanın içinden geçtiği koşulları ifade eder. Kişi ne kadar ilerler ve kendini Yaradan’la özdeşleştirirse, O’na o kadar yaklaşır; buna bağlı olarak da Yaradan için günün ve gecenin ne olduğunu hisseder. Kişi, bu sürece eşlik eden koşul değişimlerini hisseder. Yaradan’da hiçbir değişim yoktur; Yaradan’ın gecesi mi gündüzü mü olduğuna karar veren, kişidir.

Gecenin olmadığı gün, günün olmadığı gece yoktur. Tora elbette günlerden ve gecelerden manevi anlamda söz eder; yani Yaradan’ın günü ve gecesinden. Bu kavramların içine dalmalı, manevi gündüz ve gecelere göre yaşamaya başlamalıyız ve gelişimimizin tüm sürecini, sonsuz manevi doğanın sonsuz evrimini fark etmeliyiz.

Manevi çalışmamızda kişi, karanlığın ışık gibi parladığı ve akşam ile sabahın tek bir gün hâline geldiği noktaya gelmelidir.

Yaradan’ın gününde tüm dualar kabul edilir; çünkü o anda ben Yaradan’a yakınımdır ve O’nunla doğrudan bağdayımdır: ben O’nunla, O da benimle. Buna Yaradan’ın günü denir. O zaman Yaradan dualarımı kabul eder ve Yaradan’ın bana ne şekilde hitap ettiğini anlarım. Aslında, her zaman Yaradan ile bağdayız ama ben bunu anlamıyorum ve O’nunla iletişimde olduğumu da fark etmiyorum.

Yaradan’ın gününü beklemek, mantık ötesi inanç için yani ihsan etme nitelikleri için çabalamak demektir. İnanç öyle güçlü olmalıdır ki, Yaradan’ın dünyayı iyilikle yönettiğini açıkça görebilelim.

Bir Kişi Ölür Ve Sonra İdrak Eder

Soru: Ben değişirim ve dünya değişir. Formül bu mu?

Cevap: Formül bu. Ama beni değiştiren kim?

Soru: Bu önemli bir soru. Beni değiştiren Yaradan mı? Neye karşılık olarak? Yoksa bu sadece O’nun iradesi mi?

Cevap: Bu, benim yavaş yavaş O’nun otoritesi altında olduğumu ve O’nun tek başına yarattığı dünyayı O’nun yönettiğini anlayabilmem içindir. Ve tüm bu dönüşümlerden geçmemi sağladığı için O’na minnettarım.

Yorum: Ama bu gerçekleşene kadar…

Cevabım: Önemli değil. İnsan öldüğü zaman sonunda böyle bir koşula ulaşır. O zaman anlar ve idrak eder.

Yorum: Size dikkatlice soracağım: “O kim?” Siz “İnsan ölür” dediniz, sonra da “anlar ve farkına varır” dediniz.

Cevabım: Kişi, kendi ruhu içinde.

Yorum: Ama o ölü.

Cevabım: Peki “ölü” ne demek?

Yorum: Bu ilginç. “Ölü” ne demek? Siz dediniz ki: “İnsan ölür ve sonra anlar.”

Cevabım: Ve sonra anlar, fark eder ki, Yaradan onu bu hayatın tüm koşullarından geçirdi.

Soru: Peki o kim? Kim anlıyor?

Cevap: İnsan.

Yorum: Ama o artık burada değil. Öldü.

Cevabım: Gömüldü mü, yakıldı mı? Ne fark eder?

Soru: Peki o kişi, insan nerede?

Cevap: Ruh. Kişi budur.

Soru: Öyleyse bu ruh ölümsüz mü?

Cevap: Elbette. Ne sanıyorsun, o sadece bir et parçası mı?

Soru: Öyleyse, bir insanda her şeyi hisseden, her şeyden geçen ve sadece onun var olduğunu söyleyen sonsuz bir şey olduğunu mu söylüyorsunuz?

Cevap: Evet.

Soru: Peki bu dış kabuk, bu nedir?

Cevap: Onu gömebilmeniz içindir.

“Sırları Bilen O, Tanıklık Ettiğinde”

Kişi, tam bir tövbenin kendisine bahşedildiğinden ne zaman emin olur? Bunun için kişiye açık bir işaret verilir: “Sırları bilen O, kişinin aptallığa geri dönmeyeceğini tanıklık ettiğinde.” Bu, kişinin yüzün ifşasını edineceği anlamına gelir ve o zaman, kurtuluşunun kendisi, kişinin aptallığa geri dönmeyeceğini tanıklık edecektir. (Baal HaSulam, “On Sefirot’un Çalışılmasına Giriş”)

Soru: Kişinin bir daha asla aptallığa dönmeyeceği ne anlama gelir?

Cevap: Bu, kişinin Yaradan’ın ifşası aracılığıyla, O’nunla olan bağının derecesini açıkça fark ettiği bir koşuldur. Bu farkındalık onu düşmekten korur. Yaradan ona karşı tutumunu ona açıklar ve bu nedenle artık düşmez.

Manevi Çalışma İle İlgili Sorular – 278

Soru: Yaradan bir kişi hakkında tanıklık eder. Bu, ödül ve ceza derecesinin başında mı gerçekleşir, yoksa kişi bu çabayı tamamlayıp bu dereceyi geçtiğinde mi gerçekleşir?

Cevap: Başında gerçekleşir.

Soru: Kişi, Yaradan ile doğrudan bağlı olarak arzularını ıslah etmek için mi çalışır, yani eylemlerinin sonucunu görür mü?

Cevap: Evet.

Soru: Kişi, yüzün ifşasıyla ödüllendirildiyse, bu noktadan itibaren özgür seçim nelerden oluşur?

Cevap: Kişi kendini sürekli olarak kişisel arzularının üstünde bir seviyeye yükseltmelidir. Hepsi bu kadar.

Acı Çekmemize Gerek Yok

Acı çekmeyi savunmuyorum. Acı çekmeyi seçen ve bunun kendilerini yücelttiğine inanan birçok insan var. Bu doğru değildir.

Soru: Acı çekmemek ne demektir?

Cevap: Eğer bunu açıkça anlıyorsanız ve acı çekmeniz birisinin zorluklarını hafifletip ilerlemesine yardımcı oluyorsa, o zaman evet. Ama bu sadece sizin hayal gücünüzde varsa…

Yorum: “Benim acım bir başkasının hayatını, kaderini ve ruhunu hafifletiyorsa” diyerek çıtayı yükselttiniz. “Benim için” değil, “başkası için” dediniz.

Cevabım: Elbette başkası için.

Soru: Öyleyse, bu birisi için örnek teşkil ediyorsa ve ben bunun mümkün olduğunu göstermek için bunu yapıyorsam, denemeli miyim?

Cevap: Evet.

Yorum: Bu çok yüce!

“Özel Etkiler” Üzerinden Çalışmak

Soru: Bir kişinin Kabala çalıştığını varsayalım. Ancak çevresinde her türlü olumsuz eylem, nefret, sindirme vb. olaylar yaşanıyor. Siz şöyle diyorsunuz: “Bunların hiçbir etkisi yoktur. Hedefe doğru, net bir yol izleyin. Ve olan her şey, sizi dikkatinizi dağıtan özel etkilerdir; bunlar sizi ana yoldan saptırır.”

Ama ne için? Kişi bu “özel etkilere” dikkat etmez ve hedefe odaklanırsa, bunlar neden gereklidir?

Cevap: Onları aşmak için. Onların üstüne çıkmalı ve hedefe bağlanmalısın. Bu “özel etkiler” ve dünyada yaratılan her şey, seni hedefe yönlendirmek, seni yükseltmek, hareketini keskinleştirmek ve hızlandırmak için gereklidir. Sadece bunun için! Seni hedefe daha keskin bir şekilde yönlendirmek ve ona doğru hareketi hızlandırmak için. Başka bir şey için değil.

Yorum: Yani biri boğazınıza bıçak dayasa, “Affedersiniz, şimdi derse yetişmem gerekiyor” ya da başka bir şey diyorsunuz. Ve “Korkma, hepsi senin iyiliğin için” diyorsunuz.

Cevabım: Evet, her şey bu şekilde düzenlenmiştir. Ve bu, kişi kendi içinde Yaradan’ın imajını bir şekilde yaratmak için kendisi üzerinde çalıştığında hissedilir. O, kendisi tarafından yaratılan, gözünün önünde, içinde ve dışında bulunan tüm bu imgelerin, kendi içinde Yaradan’ın imajını doğru bir şekilde oluşturabilmesi için olduğunu görür.

İmaj, görsel bir imaj değil, nitelikler, diyelim ki karakter anlamına gelir. İhsan etme ve sevgi niteliğinin karakteri.

Mahsom Öncesi Ve Sonrası

Kişi mahsom’u geçtikten sonra, ilerler – ruhu ona öğretir. Nerede olduğunu anlar.

Soru: Kabalistlerin aktardıkları metot, öncelikle hazırlık aşaması için mi tasarlanmıştır?

Cevap: Hayır. Kabalistler birçok seviyeden bahsederler. Örneğin, Zohar Kitabı, manevi yükseliş merdiveninde ilerlerken, sadece üç çizgiden bahseder. Kabala bilgeliğinde, devam eden manevi hareketten bahsediyoruz.

Elbette, hazırlık aşamalarını ele alan makaleler ve mektuplar da var. Ancak prensip olarak, ana materyal ciddi manevi ilerlemeyle ilgilidir.

Hazırlık aşaması şöyledir: elinden geleni yap ve sonra ne olacağını gör. Ne kadar konuşursanız konuşun, kişi yine de tam olarak anlamaz.

İnsanları yanıltan ana sorun, ya Kabala’yı dinlerle karıştırıp bazı dışsal eylemlerde bulunmaları gerektiğine inanmaları, ya da sonucu doğrudan kendi çabalarına bağlı olan dünyamızdaki işlerle karıştırmaları, ya da hiçbir şey yapmadan her şeyin gelmesini beklediğiniz Doğu yöntemleriyle karıştırmalarıdır.

Kabala bilgeliğinde manevi çalışma, orta çizgi üzerinde inşa edilmiştir. Çok çaba sarf etmeli, kendi gücünüzden hayal kırıklığına uğramalı ve sizi ıslah etmesi için ışığa içten bir talepte bulunmalısınız. Bunu yaparak, ışığın üzerinizde etki etmesi için gerekli koşulları yaratırsınız. Yaradan, sizin acı çekmenize veya yalvarmanıza ihtiyaç duymaz; aksine, arzunuz değişmeye hazır hale gelir ve sonra da değişir.