Daily Archives: Kasım 5, 2025

Yaradan’a Yakarış Nasıl Oluşur?


Soru: Eğer arzumun içindeki his doğrudan Yaradan’a bir yakarışsa, o zaman diğer insanlarla, onlu ya da Kabalisttik bir grup şeklinde kurduğum dışsal bağlantım, Yaradan’a yönelik bir talep oluşturmama nasıl yardımcı olur?

Cevap: Yaradan’a kişisel olarak yalvaramazsınız. Sevdikleriniz, akrabalarınız veya çocuklarınız için talepte bulunmak yardımcı olmaz. Bunu kendi hayatlarımızdan da görüyoruz.

Yaradan’a ancak doğru bir şekilde formüle edilmiş bir taleple, grup aracılığıyla yakarışta bulunmak mümkündür. Eğer ben onluya bağlıysam ve birlikte ortak bir arzu geliştirirsek, o zaman bu arzu Yaradan tarafından hissedilir.

Ben, Malhut olarak, en alttayım. Yaradan, Keter olarak yukarıdadır. On Sefirot (Keter, Hohma, Bina, Hesed, Gevura, Tiferet, Netzah, Hod, Yesod ve Malhut) aracılığıyla Yaradan ile bağ kurmalıyım. Eğer bunu doğru yapmazsam, Yaradan’a ulaşamayacağım. Ve grup aracılığıyla yakarışta bulunduğumda, kendimi iptal ederim.

Bu demektir ki, gruba girmek zorundayım, onun içinde erimeliyim ve o zaman talebim bir dereceye kadar özgecil olur ve kişisel olarak benim olmaz.

İşte Yaradan’a bu şekilde yalvarırız. Aksi takdirde, bunu yapma imkânımız yoktur.

Toh Ve Roş’ta Işığın Algılanmasındaki Fark

Işığın, Toh’ta (beden) ve Roş’ta (baş) algılanması arasındaki fark nedir?

Toh’ta, o zaten bir Kli’dir, gerçek bir alma ve yapışma kabıdır. Oysa Roş’ta bu yalnızca bir hissiyattır; Kli burada sadece varlığıyla katılır, alma eylemiyle değil.

Tüm duyumlar Partzuf’un Roş’unda hissedilir, çünkü algı her zaman başta gerçekleşir.

Bu nedenle, ihsan etme ve bağ kurmanın tüm eylemleri, Guf’tan Roş’a yükselerek ışığı ileten kısma yaklaşır.

Sonuç olarak, Roş değişime uğrar ve ışığı daha derinden kendi içine çeker. Sonra, her seferinde bir tersine dönüş meydana gelir, bu sürecin bir sonucu olarak, Guf, Roş’ta ifşa olan ışığın daha fazlasını almaya başlar.

Einstein Sözleri, Bölüm 2

Yorum: Lütfen Albert Einstein’ın bazı sözleri hakkında yorum yapın.

Yalnızca absürdü deneyenler imkânsızı başarabilir.

Cevabım: Evet, imkânsız olan absürttür. Tamamen absürt eylemlerle bir şeye ulaşmaya çalışan, onlarla hemfikir olan ve Kabala’da “mantık ötesi inanç” olarak adlandırılan, mantığının üzerine çıkan kişi gerçekten ilerleyebilir. Diğerleri ise bir yozlaşma halindedir.

İnanç aynı zamanda bilgidir, ancak her zaman benim üstümdedir.

Soru: Öyleyse dünyevi mantığı kabul etmiyor musunuz?

Cevap: Dünyevi mantık hayvansal mantıktır. Aklımla kavrayabildiğim şey, ne olursa olsun, hayvansal akıldır, hayvansal mantıktır.

Einstein müthişti çünkü bir Kabalist olmasa da bir Kabalist gibi düşünüyordu. Yani, ben doğayı mantığıma aykırı olarak kabul ediyorum: “Şu hız, şu kütle – bu değişebilir mi? Değişir.”

Kütle değişir. Nasıl değişebilir? Değişir işte.

Zaman geriye doğru akabilir. Neden? Nedenini bilmiyoruz ama akabileceğini kabul edelim. Duyularımızla algıladıklarımız, sorgusuz sualsiz, ebedi bir sabit olarak kabul edilmemelidir.

Çalışmasının sonuçlarını hemen görmek isteyen biri, ayakkabıcılık işine girmelidir.

Cevap: Evet, çok güzel söylenmiş. Bir şey yapıp sonucunu hemen görmek iyidir. Hatta para bile kazanırsınız. Gününü bitirirsin, bir çift bot yaparsın, birkaç ruble kazanırsın, içersin, yersin, yatağa gidersin ve huzur içinde horlarsın.

Yorum: Ama insanın istediği de budur: “Gün güzel geçti.” kutucuğunu işaretlemek.

Cevabım: İçimizdeki hayvanın istediği de budur. Her birimizin içindeki hayvan sadece bunu ister! Kuş tüyü bir yatağa uzanıp horlamak ve hepsi bu.

Soru: Yani bunun bir hayvansal koşul olduğunu mu söylüyorsunuz? İnsan koşulu böyle değil mi?

Cevap: Bir insan bununla yetinemez. Yapabileceğiniz hiçbir şey yok. Siz, tatmin olamamanız için yaratıldınız!

Soru: Ama yine de hayatta huzur var mıdır?

Cevap: Hayır, hayatta huzur yoktur. Her şey kişinin doğasına bağlıdır. Bunu isteyebilirsiniz, ama hayır – ve aslında, bunu bile istemezsiniz! Nasıl isteyebilirsiniz ki?!

Herkes bir şeyin imkânsız olduğunu bilir. Sonra bunu bilmeyen bir aptal gelir ve o keşfi yapar.

Cevap: Ve en önemlisi, herkes ona nasıl yapılması gerektiğini söyler, ama o yapamaz, katılmaz. O şekilde yapmak istemez.

Soru: Ama ona bunu söyleyenler bunun imkânsız olduğunu biliyor mu?

Cevap: Evet, ama yine de kendi yöntemiyle yapar, farklı bir şekilde çarpıtır ve sonuç olarak yeni bir yol açar.

Soru: Öyleyse bilime, özünde aptallar mı girmeli sizce?

Cevap: Bilime, bilimi inkâr edebilen ve bunu yaparak her seferinde onu ilerletebilenler girmelidir.

Sonuçta, bilimin kendisi de prensipte, tıpkı Einstein veya Tesla gibi, bilginin ötesinde inançla ilerler; her ne kadar onlar hakkında çok az şey bilsek de. Kastettiğim devrimciler tam da bu türlerdir.

Üçüncü Dünya Savaşı’nın hangi silahlarla yapılacağını bilmiyorum ama Dördüncü Dünya Savaşı taş ve sopalarla yapılacak.

Cevap: Kesinlikle doğru. Ona tamamen katılıyorum!

Bir sonraki dünya savaşı olursa, insanlığın kendini dizginleyebileceğini sanmıyorum. Bu sadece Yahudilerin tarihsel görevlerini yerine getirip getirmemesine bağlı. Eğer birleşirlerse, savaş olmayacak ve iyi bir yoldan birliğe ulaşacağız. Eğer birleşemezlerse, hem bizim hem de dünyanın çektiği büyük acılarla…

Soru: Bir sonraki savaş olursa, insanlığın kendini imha silahları kullanmaktan alıkoyamayacağını mı düşünüyorsunuz?

Cevap: Kendini dizginleyemeyecek – kesinlikle! Tek soru, ne ölçüde dizginleyemeyeceğidir.

Çünkü sınırlı nükleer savaşların mümkün olduğunu söyleyenler var, ancak kimsenin geri çekilebileceğini hayal edemiyorum.

Sonuçta, nükleer silahlar şu anda sessizce oturup bekleyen birçok ülkenin elinde.

Korkarım Einstein haklı. Bir dünya savaşı çıkarsa, insanlığı binlerce yıl geriye götürecektir.

Manevi Çalışma İle İlgili Sorular – 269

Soru: Malchut de Rosh, nasıl Peh’e ne kadar ışık girmesine izin verip, Guf’a geçmesini belirler?

Cevap: Bunu söyleyemem, ancak Malchut de Rosh’un içsel nitelikleriyle hareket etme ve bağ kurma şeklimizle, onun niteliklerini ve eylemlerini hissetmeye ve böylece onları anlamaya ve gerçekleştirmeye başlarız. Malchut de Rosh’a bu şekilde bağlı kalırız.

Soru: TES’te, ışığın ayrılışı için bir üst Zivug olduğu ve memnuniyet vermek, ışığı yaymak için bir üst Zivug olduğu yazılıdır. Ve her ikisi de sevinç olarak tanımlanır. Işığın ayrılışından gelen sevincin ne olduğu belirsizdir. Kim seviniyor ve ne için seviniyor?

Cevap: Bir Partzuf’u gerçekleştiren her bir eylem, üst arzuyu tatmin etmeyi amaçlar.

Soru: Yansıyan ışığa dönüş, Kli’nin Yaradan’ın onu doldurma arzusunu hissettiği anda gerçekleşir diyebilir miyiz?

Cevap: Bunu söyleyebiliriz.