Daily Archives: Kasım 25, 2025

Dostlarıma Karşı Tutumum

Birbirimize karşı tutumumuzu doğrudan ölçemeyiz. Birbirimizi ne kadar sevdiğimizi veya nefret ettiğimizi ancak dışsal bir nesneye göre ölçebiliriz.

Diyelim ki siz bir şeyi seviyorsunuz ve ben ondan nefret ediyorum veya siz benden daha çok seviyorsunuz; bu sevgi de görecelidir. Ve ancak bu şekilde ölçülebilir.

Bu, insanlar arasındaki bağın hassas içsel, manevi ölçüm tekniğinin temelidir, çünkü bu sayede onlar da Yaradan’la bağ kurarlar. Bu ölçüm çok kişisel olmalıdır çünkü hepimizin tamamen farklı arzuları vardır. Bu bağı ne ölçüde ayırt edebildiğimizi incelememiz gerekir. Ama şüphesiz ki ben sizin nefret ettiğinizi ben seviyorsam, birleşemeyiz.

Birbirimize karşı tutumumuzu bu şekilde test edebiliriz. Dünyada milyarlarca farklı olgu var ve eğer birbirimizi sevmek istiyorsak, tutumlarımızın her birine uyumlu olması gerekir. Buna yapışma denir.

Başka nasıl sizi, siz de beni inceleyebilirsiniz? Bu, ancak hem sizin hem de benim dışımızda olan bir ölçüt ile mümkündür. Kendimizi onunla karşılaştırarak, uyumlu olup olmadığımızı belirleriz. Yaradan’a karşı tutumuzu kontrol ettiğimiz ölçüt, gruptur; çünkü O’nunla birlikte olduğumuz yer burasıdır.

Grupla doğru bir ilişki kurarsam, Yaradan’ın en başından beri orada, dostlarla birlik içinde olduğunu keşfederim. Denildiği gibi: “Yaradan, halkının arasında yaşar.” O zaten grubun içindedir. Tek sorun, benim orada olmamamdır. Bu nedenle tüm çalışmam, kendimi dokuz dosta bağlamak ve onları tam bir onluya tamamlamaktan ibarettir.

Gruba bağlandığım ölçüde Yaradan ile bütünleşirim. Başka bir referans çerçevesi yoktur. Grup, kendimi ayarlayacağım ölçüt, standart, diyapazondur. Dostlardan hiçbir şey talep edilmez, hatta onların aynı fikirde olmaları bile.

Onlara koşulsuz katılır ve kendimi her şeyde iptal edersem, beni tüm kalpleri ve ruhlarıyla kabul ettiklerini ve Yaradan’ın aralarında yaşadığını keşfederim. Grup son ıslah koşulundadır.

İnsan Yetiştiren Okul Nerede?

Soru: Günümüzde çocuklara okulda paylaşmayı ve vermeyi de öğretiyorlar, ancak dışarı çıktıklarında farklı değerlerin etkisi altına giriyorlar. Sadece bir uzman değil, bir insan yetiştirmek için mevcut eğitim sistemine neler eklemeliyiz?

Cevap: Tipik bir çağdaş okul, bir insan yetiştiremez veya başkalarına karşı doğru tutumu aşılayamaz; çünkü bu, ancak öğrencilerin etrafında öncelikle yaratılması gereken uygun bir çevre (toplum) ile mümkündür.

Dünyada hiçbir okul bunu bir hedef olarak belirlemez. Her yerde, öğrencilere sınavlarda resmi başarı elde etmeleri, yarışmaları kazanmaları ve diğerlerini geçmeleri öğretilir. Hayattaki temel amaç başarılı olmak ve mümkün olan en yüksek geliri getirecek bir meslek edinmektir.

Rekabetçi bir toplumda, bu doğru bir yaklaşımdı. Ancak bugün, “En güçlü olan her şeyi fetheden değildir, başkalarıyla birleşen kazanır (herkesle birlikte)” kuralının geçerli olduğu bütünsel bir topluma girdik. Bu nedenle, herkesin düşmanı değil, dostu olan yeni bir insan türü yetiştirme ihtiyacı doğmuştur.

Bu tür bir insanı yetiştirmek egoist doğamıza aykırıdır. Bu nedenle, özel bir metoda (Kabala bilgeliği) ve bir araca (ıslahın gücüne) ihtiyaç vardır. Aksi takdirde, insanlar birlik fikrini bir kez daha “Dünyanın bütün işçileri, birleşin!” şeklinde çarpıtacak ve yine sosyalizm veya kibbutzları inşa etmeye çalışacaklardır. İçsel egoizmimizle hareket ettiğimiz sürece, aklımıza başka hiçbir şey gelmeyecektir.

Bu nedenle, eğitim toplumun temel sorunudur. Bu sorunu çözmeden, toplum asla doğanın gerektirdiği şekilde kendini yeniden inşa edemez. Ve böyle bir yeniden inşa ancak Kabalistik ilkelerin uygulanmasıyla mümkündür.

Yaradan’ın Bir Enstrümanı Olmak

Sağ çizgiye ne zaman gireceğimize, sol çizgiye ne zaman gideceğimize karar vermek zor bir çalışmadır ve gelecekte bununla meşgul olmak zorunda kalacağız.

Her birimiz, bizi yolumuzdan alıkoyan kişisel rahatsızlıklarla karşılaştığımızda, onların üzerine yükselip, bütünlüğü yeniden tesis edeceğiz. Bizler, sırayla basılıp kaldırılan bir müzik aletinin tuşları gibiyiz.

Bazen birimiz daha büyük, bir diğerimiz daha küçük olur ve sonra bunun tersi gerçekleşir. Bu şekilde, Yaradan’ın bizimle nasıl konuştuğunu, bize nasıl on piyano tuşu gibi dokunduğunu ve dilini nasıl aktardığını hissedeceğiz. Yaradan’ın çaldığı müzik aleti hâline geleceğiz.

Melodi, hem minör hem de majör tonlarda, tüm koşullarımızı ve aramızdaki çatışmaları farklı seslerden oluşan bir senfoni halinde yansıtır. Bu nedenle her melodi çok farklıdır. Kral Davud’un Mezmurlar’ına bakarsanız, ne kadar kendine özgü olduklarını görebilirsiniz. Melodilerinin ne olduğunu bilmiyor olsak bile, yalnızca sözlerinden ve ritimlerinden bile onların ses olarak ne kadar eşsiz eserler olduklarını hayal edebiliriz.

Umarım, Kral Davud’un ilahilerini, onun göksel müziğini duyabileceğimiz bir dereceye yükselebiliriz; çünkü manevi dünyada hiçbir şey kaybolmaz. Kral Davud’un Mezmurlar’ı söylediği sesini duyabileceğiz.

Yaradan, bizimle tüm birincil kaynaklar aracılığıyla, Kabalistlerin eserleri aracılığıyla konuşur; çünkü onlar Yaradan’la yapışma hâlinden, edinimden, her zaman orta çizgide yazılmıştır.

Bir Çocuğa Annesinden Daha Yakın Kimse Yoktur

RABAŞ, babası Baal HaSulam’ın, onun yolunu izleyerek ve tavsiyelerine uyarak Yaradan tarafından O’na yapışmak için bize ebedi hayatın verileceğini vaat ettiğini söylemiştir.

RABAŞ’ın kendisi, yalnızca babasının çalışmalarını ve öğütlerini kullanarak yüksek manevi edinime ulaşmıştır. Bizim neslimize üst dünyayı ifşa etmek için Baal HaSulam’ın çalışmalarından başka pratik bir yöntem yoktur.

Bu nedenle onun ruhu bize özellikle yakındır. Sonuçta her şeyi bize olan faydasına göre değerlendiririz. Musa, RAŞBİ, ARİ, Baal HaSulam ve RABAŞ gibi Kabalistlerin mertebelerini karşılaştırmayız.

Nasıl ki bir çocuk için en önemli şey annesiyse, ben de benden önceki ruha: RABAŞ ve Baal HaSulam’dan manevi sonsuz yaşamı alma açısından, bağlıyım. Elbette daha birçok yüce ruhlar vardır, fakat biz manevi sisteme yalnızca RABAŞ ve Baal HaSulam aracılığıyla bağlanabiliriz.

Büyümeniz İçin Verimli Topraklar Arayın

Soru: Kişi çevresinin üzerindeyse, onu etkileyip ıslah edebilir mi?

Cevap: Kişi çevresinin üzerine çıkamaz! Ona tamamen bağımlıdır. Sıradan insanlar olsalar bile ve o büyük bir Kabalist olsa da, yine de onlar onu etkileyeceklerdir.

Meyve dolu güzel bir ağacı yerden söküp çölün ortasına diktiğinizi hayal edin. Ona ne olacak? Çölü çiçek açan bir bahçeye mi dönüştürecek?

Ruhumuz da çevresine aynı şekilde bağımlıdır.

Yaratılışın amacı hem grubun hem de benim kişisel çalışmamdır ve bu tek noktadaki Yaradan’dır. Tüm hayatınızın, çözmeniz gereken bu tek noktaya bağlı olduğunu hayal edin. Şu anda yaşayıp yaşamayacağınız buna bağlı! Ve bu her an böyledir.

Örneğin, bu noktaya basmazsanız nefes alamazsınız ve oksijen size ancak oradan gelir. Ve eğer ona basmasaydım, katılmasaydım, oksijen olmazdı.

Üst Gerçekliğe Nasıl Geçiş Yapılır?

Bu dünyanın mevcut gerçekliğinin hissiyatından üst gerçekliğe, yani gelecek dünyaya geçmek, mantıktan mantık ötesi inanca, almaktan ihsan etmeye geçiş demektir. Burada kelimelerle herhangi bir şeyi açıklamak imkânsız olsa da bu, sağır bir kişiye farklı müzik seslerinin varlığını anlatmak gibidir.

Ama kaynağa geri dönen ışığı uyandırmamıza yardımcı olabilecek egzersizler vardır ve bu bize ihsan etme gücünü verir. Sonra yavaş yavaş varoluşu bu ihsan etme gücüyle düşünmeye başlarız, almanın gücüyle değil. Bu mümkündür.

Birleşmeye çalıştığımızda, yani kişisel egoist arzumuzu iptal edip gruba ihsan etme ortak arzusuna yöneldiğimizde, içimizdeki temeller yavaş yavaş değişir.

İşte bu şekilde, mantık ötesi inanca; haz alma arzumuzun içinde değil, onun üzerinde, yani manevi dünyada başlayıp biten eylemleri hissetmemizi, anlamamızı, kararlar almamızı ve gerçekleştirmemizi sağlayan manevi yaklaşıma geliriz.

Çalışmanın tadını kaybettiğimizde öfkelenir ve kaderi, Yaradan’ı, Kabala bilgeliğini ve öğretmeni suçlarız. Çalışmaya ve gruba karşı duyulan haz kaybının; hayvansal, maddi, egoist zevkler uğruna değil, Yaradan’a memnuniyet getirmek için çalıştığımız manevi bir seviyeye yükselmeye bir davet olduğunu anlamıyoruz.

Yavaş yavaş, adım adım, bu tür bir çalışmaya alışırız. Asıl mesele, tat ve ruh hali kaybının yukarıdan, Yaradan’dan kişisel olarak bireye, onu egoizmden koparmak, egoist hazlardan biraz olsun özgürleştirmek ve kişisel çıkarlarından bağımsız hissetmesini sağlamak için geldiğini fark etmektir.

Sanki gökle yer arasında asılı duruyormuşum gibi hissederim; çünkü hiçbir haz beni cezbetmez, hareket edecek güç ve sebep de yoktur, hayat hiçbir tatmin vaat etmez. Bu, Yaradan’ın insanı egoist niyetlerden, tüm bu dünyadan koparan muazzam bir yardımıdır.

O zaman geriye kalan tek seçenek, hiçbir yakıt olmadan, egoist bir motivasyon olmadan, yalnızca Yaradan’ın yüceliği uğruna çalışmaktır: derse gelmek, etkinliklere katılmak, grubun içinde yaşamaktır! Bana egoist bir umut veren önceki hazları, geleceği ve gelecekteki ödülü hayal etmek istemediğim, sadece her an Yaradan’a tutunmaya çalıştığım yeni bir koşulla değiştirmeye çalışırım.

Yaradan için bir şeyler yaptığımı hissetmek, bana çalışma için yakıt verir ve o anda canlıyımdır. Bir sonraki saniyede ise tekrar başka bir çaba göstermem gerekir ve böylece tekrar tekrar, her an devam eder. Bu şekilde ilerleyeceğim; Yaradan, beni haz alma arzumdan koparmaya ve arındırmaya yardımcı olacak ve sonra O’nun memnuniyeti için hareket edebileceğim. İşte bunun için var olacağım.

Yaşamak ve hareket etmek için gücümüzün kalmadığını hissettiğimiz, dünyanın kararıp karanlığa gömüldüğü, hiçbir umut ve tatmin vaat etmediği bu anlar, Yaradan’dan gelen büyük bir yardımdır. İşte böylece O, bizi kendi gerçekliğimizden, bu dünyadan koparır ve O’nun için çalışma fırsatını verir.

Eğer Yaradan bizi bu dünyanın hazlarından ve tatminlerinden koparmasaydı, manevi bir dereceye ulaşma şansımız hiç olmazdı. Sonsuza dek Firavun’un kölesi olarak kalır, bize sadakatle ödeme yapan Firavun için itaatle çalışırdık. İşte bu, egoizm içindeki hayatımızdır.

Bu nedenle, boşluk, güçsüzlük, umutsuzluk ve kayıp duygusunun geldiğinde, egoizmden kopuş, tam olarak mantıktan, mantık ötesi inanca; yani ihsan etme derecesine geçiş imkânının olduğu, her şeyi cennet uğruna, Yaradan’ın rızası için yapacağıma karar verdiğim durumdur.

Yaradan tarafından düzenlenen bu tür egzersizleri defalarca yapmak gerekir ve bunun için O’na şükretmeli, nihayet bu dünyadan manevi dünyaya yükseldiğiniz ve geçişte olduğunuz için sevinmelisiniz. Bu tür eylemleri hızlandırmalı ve güçlendirmeliyiz ki her biri bizim için bir sıçrama olsun ve bunun tamamı, çevremizle, onluyla olan bağımıza bağlıdır.