Daily Archives: Kasım 8, 2025

Çin’in Kadim Bilgeliği

Yorum: Kadim Çin bilgeliği şöyle der: “Her zaman olayların aydınlık tarafına bakın. Ve eğer aydınlık tarafa yoksa, karanlık olanları parlayana kadar cilalayın.”

Cevabım: Çünkü dünyadaki her şeyin arkasında üst ışık vardır. Ve size karanlık varmış gibi göründüğü yerde, o olgu parlamaya başlayana kadar kendinizi “cilalamalısınız”. Çünkü her olgunun içinde, onun içinde, üst ışık vardır.

Soru: Yani bunun karanlık değil, aydınlık olduğunu görmek için kendimi mi parlatmalıyım?

Cevap: Evet. Egoizminizi silin ve etrafınızdaki dünyanın sadece basit üst ışıktan oluştuğunu göreceksiniz.

Yorum: “Hayatın sırrı genç ölmektir ama mümkün olduğunca geç.”

Cevabım: Evet, çünkü genç olmak her zaman ileriye doğru çabalamaktır. Gençlik yıllarla ilgili değildir. 200 yıl yaşayıp yine de genç kalabilirsiniz ya da 20 yaşında bile yaşlı, tükenmiş bir insan olabilirsiniz.

Her şey sizin özleminize bağlıdır! Hayatın anlamını edinme arzusuna sahipseniz, o zaman daima gençsinizdir. Bu en önemli şeydir. Bu hem size hem de içinde bulunduğunuz topluma, çevrenize bağlıdır. Ama hiçbir koşulda özleminizin yok olmasına izin vermemelisiniz. Bu çok önemlidir.

Soru: Öğretmeninize “koşucu” deniyordu. Sizin için o gerçekten genç miydi?

Cevap: Onun yanında, yaşlı olan bendim. Aramızda kırk yaş bir fark vardı. O 1906’da doğmuştu, ben ise 1946’da. Çok güçlü, kuvvetli, enerjik, sürekli ileriye doğru çabalayan biriydi ve işte bu yönüyle gençti.

Yorum: “Vazgeçme isteği, zaferden hemen önce en güçlü hâlini alır.”

Cevap: Evet, durum her zaman böyledir. İnsan hedefe yaklaşırken, tuhaf bir şekilde bir zayıflık belirir: “Neden? Niçin? Yoruldum. Olamaz. Asla.”

O anda, kişi hedefe yönelik arzusu için sınandığını anlamalıdır. Bunu başarmak için, kişi yeni bir şey, daha da büyük bir istek eklemelidir. Daha fazla dürtü, tutku, değerlerin takdiri ve hedefin önemi aşılanmalıdır. Ve sonra hedefe ulaşacaktır.

Soru: Yani pratik olarak yakındır, ancak önünde tırmanamayacağı bir dağ mı vardır?

Cevap: Evet. Bu yüzden, o dağa koşarak çıkmak, tırmanmak için şimdi hedefin önemini artırmalıdır.

Soru: Peki, bu nasıl olur?

Cevap: Bu, hedefin önemi sayesinde içsel gücün harekete geçirilmesidir.

Soru: Ama mantıken, insan hedefe yaklaştıkça daha fazla güce sahip olmaz mı?

Cevap: Hayır, bu bir koşucu gibidir; son aşamada gücü sanki tükenmiş gibi gelir. İşte o anda, yeni bir kaynağı, ikinci bir nefesi devreye sokmalıdır. İnsan bunu öğrenir ve o zaman başarılı olur.

Yorum: “Kusursuz bir dost yoktur. Eğer kusur ararsan, sonunda dostsuz kalırsın.”

Cevabım: Elbette. İnsan bunu anlamalı ve dostu kusurlarıyla birlikte sevmelidir. Ve bu kusurlar dostunuzda olsa bile, aslında onlar sizin kusurlarınızdır.

Soru: Yani bir dosta baktığınızda, aslında kendinize mi bakıyorsunuz?

Cevap: Evet. Bu kusurların, sizin içinizde olduğunu anlamalısınız.

Yorum: Ama biz tam tersini yapıyoruz. Genelde çevremizdeki dünyayı eleştiriyoruz.

Cevabım: Kesinlikle, eleştiriyoruz. Ama aslında her şeyi kendi içimizde algılamamız gerekir. Bu çok zor!

Yorum: Başarısız olan işletmelerin çoğu, arkadaşlarla kurulanlardır. Sonrasında birbirlerinden nefret ederler.

Cevabım: Onlar eğitimli değillerdir. Bütün sorun bu, insanlığa birbirleriyle doğru bir şekilde nasıl ilişki kuracakları öğretilmiyor. Ve bu konuda hiçbir şey yapamıyoruz.

Her insan tam bir egoist! Ve insanlar bu şekilde yetiştirilmeye devam ediyor. Ne kadar fazla egoizme sahipsen, başkalarının önüne geçme şansının o kadar fazla olduğuna inanılıyor. Ama sonunda gerçek başarının, başkalarıyla doğru ilişki içinde olmak anlamına geldiğini anlamıyoruz.

Dünyanın egoizm yüzünden yanıp tükendiği bir koşula çoktan ulaştık. Artık egoistçe ilerleyemez hale geldi. Tüm büyük hayallerimiz ve diğer her şey sönüp gidiyor.

Ve geriye tek bir şey kalıyor — nasıl var olmaya devam edeceğiz? Bu, ancak birbirimizle olan bağımıza değer vermeye başlarsak mümkün olur. O bağın içinde bir amaç, boyutlar ve bambaşka bir dünya keşfedeceğiz.

Soru: Bir dostluğu sonuna kadar nasıl sürdürebileceğinize dair en önemli tavsiyeyi verebilir misiniz?

Cevap: Başkalarında gördüğünüz kötülüğün tamamen içinizde olduğunu anlamalısınız. Çevrenizde kötü olan hiçbir şey yoktur; sadece kendinizsiniz. Çevrenizdeki her şeyde güzel bir dünya görene kadar kendinizi ıslah etmeye çalışmalısınız. O zaman kendinizi manevi dünyada, Aden Bahçesi’nde bulacaksınız. İçinizdeki cehennemi cennete dönüştürün ve cennette olduğunuzu göreceksiniz.

Ama içinizdeki cehennemi değiştirmezseniz, cehennemdeymişsiniz gibi görünecektir.

Başkasında cehennem görüyorsanız, o sizin içinizdedir. Kendinizi değiştirin, harika bir dünyada olduğunuzu göreceksiniz.

Yorum: “Benim erdemlerimden söz ettiklerinde benden çalıyorlar. Kusurlarımdan söz ettiklerinde ise bana öğretiyorlar.”

Cevabım: Evet, bu doğru. Kabala’da denir ki, bir dost, kusurlarınızı onun aracılığıyla keşfettiğiniz kişidir. Çünkü bu şekilde ilerlemenize yardımcı olur.

Sizi öven kişiler yolunuzu zayıflatır; sizi gereksiz bir üstünlük, mükemmellik vb. duygusuyla doldururlar. Hiç yardımcı olmazlar.

Olumsuz niteliklerinizi hissettiğiniz kişiler arasında gerçekten gelişirsiniz.

Bu, bir dostun, yanında kendini rahat hissettiğin “Seninle kendimi iyi hissediyorum, çok hoş,” dediğin biri olmadığı anlamına gelir. Hayır, tam tersine. Gerçek dostlar, sizi uzaklaştırıyor gibi görünen ve yakınlaşmak için çaba göstermeniz gerektiğini hissettiğiniz kişilerdir. Sizi kendinizin ötesine geçmeniz için harekete geçirenler, gerçek dostlarınızdır.

Yorum: “Görünmez bir kırmızı iplik, zamana, mekâna veya koşullara rağmen kaderde buluşacak olanları birbirine bağlar. İplik, uzayabilir veya dolaşabilir, ancak asla kopmaz.”

Cevabım: Elbette. Çünkü başından beri hepimiz birbirimize bağlıyız. Herkes zaten kendi koşulu içinde var olur. Ve eğer ortak ruhun ıslahı sonucunda bir şekilde birbirimizle karşılaşmamız gerekiyorsa, bu zaten manevi genlerimiz tarafından önceden belirlenmiştir.

Bu yüzden, karşılaşmalarımız veya ayrılıklarımızda tesadüfi değildir. Endişelenmeyin.

Önemli olan, gelişiminizin her aşamasında başkalarıyla karşılaştığınızda olabildiğince nazik, dostane ve samimi olun. O zaman asla hata yapmaz ve her zaman ruhunuzun ıslahı yönünde ilerlersiniz.

Hiçbir şey tesadüf değildir. Tüm karşılaşmalarımız önceden belirlenmiştir. Bu kaderdir!

Uzmanlık Alanı, İnsan

Soru: Lise öğretmeni olarak çalışıyorum ve birçok gencin okulu bırakmasına neden olan sorunlar konusunda derin endişelerim var. Onlara sizin bahsettiğiniz türden bir eğitimin temellerini vermek istiyorum. Ancak, her ders için bana ayrılan haftada birkaç saatlik süre içinde bunu yapmam mümkün mü?

Cevap: Açıkçası bu şekilde hiçbir şey yapılamaz. Neden bir çocuğun okulda geçirdiği zamanın yarısını yararlı faaliyetlere, yani kendini, gelecekteki ailesini, dünyayı, yeni bir toplumu nasıl inşa edeceğini, yakınlarıyla ve yabancılarla, arkadaşlarıyla nasıl doğru ilişkiler kuracağını öğrenmeye ayırmıyoruz?

Eğitim budur; amaçlanan bir insanı inşa etmektir. Sadece çocuk doğurmak yetmez; onları insan olarak yetiştirmemiz, şekillendirmemiz gerekir. Ancak bugün bu gerçekleşmiyor. Okul insan yetiştirmiyor, kimyager, matematikçi, fizikçi, bir alanda uzman yetiştiriyor, hepsi bu.

Ancak bu, yine de insan olmak anlamına gelmez. Okullarda “bir insanın inşası” gibi bir ders yoktur. Bu konuyu gündeme getirmek ve ulusal bir tartışma konusu haline getirmek gerekir; sonuçta bu konu hepimizi ilgilendirir ve her aileyi etkiler. Hem çocuklar hem ebeveynler, aynı zamanda bu durumdan memnun olmayan Eğitim Bakanlığı’nın kendisi de sıkıntı içindeler.

Öncelikle, Eğitim Bakanlığı’nın bir eğitim kurumu yerine bir yetiştirme kurumuna nasıl dönüştüreceğine karar vermek gerekiyor. Bu, en büyük ulusal sorundur.

Soru: Çocuklarla geçirdiğim iki saat içinde bir şeyler başarabilir miyim?

Cevap: Sorun şu ki ne yapacağınızı bilmiyorsunuz. Bir yıl içinde, insanı oluşturan mozaiğin bir parçasının inşa edileceğini garanti edecek bir programa sahip değilsiniz. İnsan yetiştirmek, öğrenilmesi gereken bir sanattır. Bu, ulusal ölçekte bir program olmalıdır.

 

Hayatın Asıl Bilgeliği

Soru: Normal insanların yaşaması gereken bir ilke verebilir misiniz?

Cevap: İlke çok basit: endişelenmeyin. Hepsi bu kadar.

Soru: Yani tüm bu kariyer basamakları değersiz mi?

Cevap: Her şeyin gözlerimizin önünde paramparça olduğunu görebiliyoruz.

Soru: Peki ya hayatın anlamını aramak?

Cevap: Hayatın anlamını aramak, her şeyin O’nun planına göre gitmesi gerektiğini anladığınız, Yaradan ile bir denge noktası bulmaktır. Ve sonunda O’nun planına razı olur ve sakin bir şekilde akışına bırakırsınız.

Soru: Esasında, tüm bu hayat yolu, her şey, her şey az önce söylediğiniz şeye mi indirgenmeli? Yaradan ile bu temas noktasını aramak mı?

Cevap: Evet, o akışı bulun, ona katılın ve onunla birlikte yol alın.

Soru: Peki sizin şu anda yaydığınız bu sakinlik ne zaman gelecek? Tüm bu koşuşturma, arayışlardan sonra mı; yoksa bir şeye, bir tür gerçeğe dokunduktan sonra mı? Ne zaman?

Cevap: Bence Kabala’yı 20 yıl çalıştıktan sonra gelebilir. Ve eğer doğru çevrede bulunuyorsanız, daha da erken gelebilir. Çünkü oradan, buradan, her yerden ve herkesten bir şeyler duyacaksınız.

Soru: Peki o zaman tüm bu ilkelere geri dönersek, o zaman bunlar gerçek olur mu? Sakin olun, acele etmeyin, planlarınızla Tanrı’yı güldürmeyin.

Cevap: Planlarınıza ve eylemlerinize müdahale etmezsiniz. Sadece yaşarsınız ve hayatın akışını daha derinden kavramaya çalışırsınız.

Soru: Neyi kavrıyorum ki?

Cevap: Yaradan’dan gelen ve sizi sürükleyen şeyi kavrıyorsunuz. Bu aslında zamandır. Hayat nehridir.

Soru: Zamanı nasıl yorumluyorsunuz? Benim için zaman, saatin tik takları, geçen zaman veya yaşlanma olabilir.

Cevap: Hayır, hayır. Zaman sadece bir akıntıdır. Bir akıştır. Ve siz de buna katılıyormuş gibi hissediyorsunuz, bu akıntıya kapılmaya ve kendinizi ona bırakmaya hazırsınız.

Soru: Peki bu doğru ilke mi, hayatınızı yaşamak için doğru yol mu?

Cevap: Evet, zaten başka bir şey yapamazsınız. Tersine, bilgelik boyun eğmede yatmaktadır.

 

Baal HaSulam Aramızda

Yom Kippur’da (Kefaret Günü), Baal HaSulam’ın ölüm yıldönümünü anıyoruz.

Aramızdaki birliği daha da güçlendirmek ve cennetin kapılarının açılacağı birliğe layık olmak için, her fırsatı değerlendirmeye çalışmalıyız. Bunun yakında başarılacağını içtenlikle umuyorum. İlerleme konusunda çok net işaretler görüyorum. Bunun her an gerçekleşebileceğini umalım.

Nerede toplanırsak toplanalım, kaynağımıza ister ders sırasında ister herhangi bir etkinlikte yaklaşıyor olalım, bu sadece erdemli olan ile dışsal bir temas belirtisi olsa bile, aramızdaki bağın ifşa olmasını, onun öğretisinin içimizde açığa çıkmasını, sözlerinin içsel anlamını anlayabilmemizi, onun mesajının gizli kalmamasını, hem onun hem de öğretisinin bizler içinde yaşamaya devam etmesini, böylece tüm dünyaya, aramızdaki ve tüm insanlık arasındaki birliğe destek olabilmemizi ve Yaradan’ın ifşa olmasını arzu etmeliyiz.

Bu, samimi ve içten bir yakarış zamanıdır. Özel bir dışsal eylem gerekmez; önemli olan kalpteki çalışmadır. Bunu hep beraber gerçekleştireceğimizi ve bizi birliğe ulaştıracak her türlü çabayı göstereceğimizi umalım.

Baal HaSulam’ın tüm arzusu, tüm özlemi çok büyük ölçüde bize yöneliktir. Henüz bunu hissedemiyoruz, ama o şüphesiz aramızda çok pratik ve güçlü bir şekilde hareket ediyor. Onu ifşa edeceğiz, çünkü o gerçekten bizim manevi babamızdır.

Kendin İçin Mi Başkaları İçin Mi Yaşamak Daha İyi?

Soru: “Kimseye aldırış etmeyin, sadece kendiniz için yaşayın.” Böyle bir tavsiye hakkında ne düşünüyorsunuz?

Cevap: Bu hiçbir şeyi çözmez. “Kendin için yaşa”, yani kendim için yaşayacağım, başkasını düşünmeyeceğim. Ve sonra ne olacak?

Yorum: Bir gün aynı şekilde öleceğim, bu açık. Beni endişelendiren herkesin beni unutacak olması. Onlara bu kadar sıcaklık verdiğim herkese.

Cevabım: Bunu söylemeye gerek yok. Unutacaklar.

Soru: O zaman beni herkes, hatta uğruna çok iyilik yaptıklarım bile unutursa sonuç nedir?

Cevap: Başkalarının içinde yaşamaya niyetim yok çünkü onlar da ölümlüdür. Peki, onlara yatırım yapmamın ne anlamı var?

Soru: Amaç nedir?

Cevap: Sadece Yaradan’a yaklaşmak için.

Soru: Yani benim kendi bireysel amacım var mı?

Cevap: Elbette, aksi takdirde, insanlar ne içindir?

Yorum: “Başkaları için yaşıyorum” dediğimde, sanki başkaları için yaşıyormuşum gibi geliyor. Ama siz, “Yaradan’a yaklaşmak için başkaları için yaşıyorum” diyorsunuz.

Cevabım: Elbette, çünkü başkaları da bugün burada ve yarın yok.

Yorum: Yani diğerleri ve diğer her şey sadece ben hareket edeyim ve Yaradan’a yaklaşayım diye var oluyorlar.

Cevabım: Kesinlikle.

Yorum: Bu, demek oluyor ki, bu amaç her zaman kişinin önünde ana hedef olarak, merkezi bir amaç olarak kalmalı.

Cevabım: Ebeveynlerimin bana ne kadar yatırım yaptığını hatırlayabilirim ve bu asla benden ayrılmaz. Ama torunlarıma baktığımda, onlar pek önemsemez; büyüklerinin onların varlığı için ne kadar fedakârlık yaptığını hissetmezler. Ve böyle devam eder; bir kuşaktan sonra bu his neredeyse tamamen kaybolur.

Soru: Yani bu dünyadaki her şey geçici, gelip geçici ve sadece Yaradan’a yakınlığımız kalıcıdır?

Cevap: Elbette.

Soru: Peki, Yaradan’a yaklaşmak ne demektir?

Cevap: Yaradan’a yaklaşmak, birbirimize karşı sonsuz bir ilgi zincirine girmek demektir. Karşılıklı ilginin sonsuz olduğunu hissetmeliyiz.

Soru: Bu sonsuz mu, yoksa sonsuzluğa mı götürür?

Cevap: Bu, sonsuzluğu algılamaya götürür.

Soru: “Sonsuza dek yaşayabilirsin, sonsuzluğu hissedebilirsin” dediğimizde, gerginleşiyoruz ve bunu reddediyoruz. Acaba bunun nedeni hep kendimiz için yaşamamız mı?

Cevap: Kesinlikle.

Soru: Eğer kendimizi başkalarına yönlendirebilseydik, sonsuzluk artık bir hayal gibi görünmez miydi?

Cevap: O zaman sonsuzluğu hissetmeye başlardık. Sanki başkalarının içinde yaşar ve orada sonsuzluğu hissederdik. Duygularımızla Yaradan’a daha da yaklaşırdık ve zaman yok olur; geriye yalnızca his kalır.

Soru: Yaradan nasıl bir şeydir? “Yaradan’a yaklaşmak” dediğimde, gerçekte neyi arzuluyorum?

Cevap: Başkalarına karşı mutlak ilgiyi. Diğer kişi için!

Soru: Kendi kendimi düşünmeden mi?

Cevap: Eğer kendimi unutup yalnızca diğerini düşünürsem, o zaman sonsuzluğa girerim.

Soru: Peki “karşılığında ne alacağım?” gibi bir düşünce hiç yok mu? Böyle bir şey var mı?

Cevap: İşte bu ödülünüzdür. Tam olarak diğerine karşı tutumunuzda, sonsuzluğu hissetmeye başlarsınız.

Soru: Yani nihai hedef Yaradan’a yakınlık mı ve çevremizdeki her şey bu amaç için mi verilmiş?

Cevap: Evet.

Soru: Peki ya savaşlar, acılar, trajediler ve hastalıklar?

Cevap: Onlar olmadan bunları hissedemezdik. Onlar da gerekli. Kötü eğilim, bizlerin onun üzerinde yükseldiğimizi hissedebilmesi için bilinçli olarak yaratıldı.

Soru: Görevimiz bunların hepsinin üzerinde yükselmek mi?

Cevap: Evet.

Yorum: Anladım. Teşekkür ederim. Bunu bile aydınlattınız. İnsanlar için tüm bu acılar büyük bir sıkıntıdır, ama siz diyorsunuz ki: “O da amaç için.”

Cevabım: Bu gerekli.

Soru: Peki bu olmadan yapılabilir mi? Hayatı sadece sorunsuz bir şekilde geçirmekle?

Cevap: Hayır, bir kişi bunu yapamaz. Öfkeden, kötü eğilimden geçmelidir; aksi takdirde iyiyi hissedemeyecektir.