Daily Archives: Kasım 20, 2025

Bağ Olmadan İlerleyemeyiz

Soru: Yaradan’a memnuniyet getirdiğimizi nasıl doğrulayabiliriz? Ne hissetmeliyiz?

Cevap: Yaradan ile içsel bir bağımız olduğunu hissetmeliyiz, yani O’nun varlığını kalbimde, bana karşı tutumunu ve benim O’na karşı tutumumu hissetmeliyiz. Özünde bu, bağın temelidir.

Soru: Bunu kalbimle içsel olarak hissedeceğim, ancak çevreye göre Yaradan’a doğru yönlendirildiğime dair herhangi bir dışsal gösterge var mı?

Cevap: Kaynaklardan sürekli olarak, bunun dostlara olan sevgiye, onlarla kurulan bağa ve karşılıklı yardıma bağlı olduğunu öğreniyoruz.

Tüm bunlar grup içindeki bağla ilgilidir. Bağ olmadan ilerleyemeyiz.

Hayatın Dolambaçlarında Çukura Düşmekten Nasıl Kaçınılır?

Soru: İnsan kaderin tüm cilvelerini nasıl kabullenmeyi öğrenebilir? Burada şöyle diyor: “Kaderin tüm dönemeçlerini kabullen. Bu eğlenceli bir resim.” vb. Bunu nasıl öğrenebiliriz? Günümüzde kader çok keskin dönüşler yapıyor.

Cevap: Tüm bunları belli bir heyecanla, bir oyun gibi algılamanız gerekir. Rakibiniz satranç tahtasında bir hamle yaptığında veya masaya yeni bir kart koyduğunda, bir sonraki hamlenizi görmeye başlarsınız. Böyle bir “oyuncuyla” bağ içinde olduğunuz için sevinmelisiniz. Ve onunla olan bu bağ aracılığıyla Yaradan’ı ifşa etmek istersiniz.

Soru: Öyleyse, karşılık verdiğim her hamle, işte bu bir macera mı? İçimdeki macera. Ve tüm düşüncelerim “nasıl ve ne? midir”

Cevap: Evet.

Soru: Ve sonra şu cümleyi söylediniz: “Kendinizi Yaradan’la bağ içinde bulursunuz.” Bu düşünce aslında içimde mevcut olmasa bile, beni hayatta böyle bir yolculuğa çıkaran şey tam olarak bu değil mi?

Cevap: Evet, ulaşmak istediğiniz şey budur.

Grup Benim Manevi Diyapazonumdur

Birbirimize veya Yaradan’a karşı tutumumuzu doğrudan ölçmek imkansızdır; bu, yalnızca O’nda olmayan, içimizde olmayan, aramızda olan dışsal bir standarda göre ölçülebilir. Aramızda duran bu standarda göre, bizi bağlayan ve ayıran şeyleri bulabiliriz.

Bu standart, gruptur. Gruptaki dostlarıma kendimi bağlarsam, aynı ölçüde Yaradan’la bütünleşmiş olduğumu keşfederim. Grup bana, sevgi ve nefretimin “yüksekliğini” ve “ağırlığını” somut parametrelerle ölçme yeteneği verir ve bu sayede Yaradan’la bütünleşirim.

Onluya olan bağlılığımın ölçüsüne göre, ışıkla doluluğumun ölçüsünü belirleyebilirim. Sonuçta, ışığın kendisini ölçme imkânım yoktur, bu ancak dolaylı olarak, grup aracılığıyla mümkündür. Gruptaki ortak arzular aracılığıyla, onu dolduran ışığı hissetmeye başlarım.

Sadece kendi arzularımdan haz duyabilirim ve bu yeterli değildir. Bu arzulardaki haz aracılığıyla, onları dolduranla ve benim de doldurduğumla nasıl bağ kurduğumu kontrol etmem gerekir. Dolayısıyla, “Yaratılan sevgisinden Yaradan sevgisine varılır” koşulu vardır.

Işığın kendisini yargılayamayız, ancak onun doldurduğu arzuları yargılayabiliriz; tıpkı elektriğin kendisinden değil, yalnızca elektriksel olgulardan bahsedilmesi gibi. Nitekim elektriğin telin içinden değil, etrafından geçtiği söylenir.

Bu nedenle grup, Yaradan’la olan bağımın mükemmel bir ölçütüdür; tıpkı bir müzik aletindeki telin sesini değerlendirmek için kullandığımız bir diyapazon gibidir. Tele dokunup ses çıkarmaya başlayana kadar, onun hakkında hiçbir şey söylenemez. Kişi ışığı ancak arzularla (Kelim) değerlendirebilir.

Benzer bir örnek, bir melodiyi değerlendirirken kullandığımız müzik notalarıdır. Notalar, hangi tellerin çekilmesi veya hangi tuşlara basılması gerektiğini gösterir. Bunlar, içimizdeki müziğin seslerini duymak için çalıştığımız arzuların notalarıdır. Bir nota, sesin kendisini değil, onu üreten enstrümanı gösterir. Dolayısıyla, grupla bağ kurma enstrümanlarını edinerek, Yaradan’la bütünleşmeyi ediniriz.

Yaradan Orta Çizgide İfşa Olur

Sol çizgi, bilgiyle hareket etmeyi ve dünyayı ıslah olmamış olarak görmeyi ifade eder. Yani, dünyanın birçok sorunla boğuştuğunu, dostlarımın kusurlarla dolu olduğunu ve Yaradan’ın iyi olmadığını görürüm. Haz alma arzum büyümüş ve ifşa olmuştur, bu yüzden her şeyi eleştirir ve bunu dile getiririm. Buna sol çizgi denir.

Ancak bu bir çizgidir, sadece maddi yaşama duyulan basit bir memnuniyetsizlik değildir; ben manevi çalışmayı, grubu, ilerlememizi ve çalışmalarımızın mükemmelliğini eleştiririm. Sol çizgi beni manevi çalışmadan uzaklaştırır, ancak beni tamamen maddi şeylere yöneltmez. Aksi takdirde, bu artık sol çizgi değil, düpedüz egoizm olur.

Çalışmamdaki sol çizgi, grupla ve Yaradan ile bağ kurmaya doğru ilerlemek istediğimi, ancak bunu başaramadığımı gösterir. Başaramadığım şeyleri ve bunun nedenlerini tam olarak tartıp sayabilirim. Buna sol çizgi denir.

Herhangi bir durumdan orta çizgiye ulaşma sıklığımız ne kadar fazla olursa, çalışmalarımızdaki ilerleme ve ivme de o kadar fazla olur. Bu noktalardan, orta çizgiyi inşa ederiz ve bu çizgi, içinde Yaradan’ın ifşa olacağı kadar güçlü hale gelir.

Orta çizgi doğada yoktur; onu biz inşa ederiz ve bu nedenle şöyle denir: “Beni sen yarattın.”

Eğer biz kendimize yardım etmezsek, kimse yardım etmeyecektir. Sonuçta, biz zaten onlunun içindeyiz ve onluda herkes herkesten sorumludur. Yaradan beni doğru yere getirir ve “Bunu kendin için al” der. Eğer almazsam, almam; bu benim özgür seçimimdir. Yaradan başka bir şey yapmaz. Daha sonra Yaradan bana ızdıraplar yoluyla yardım eder, ama bunun ne zaman olacağını kim bilir ki?

Maneviyatta Dahi Aklınızı Yitirmemelisiniz

Yaratılan, boş bir arzudur, Yaradan ise Işıktır. Bu boşluk, kendisine tamamen zıt olan Işık ile nasıl bir bağ kurabilir? Aksi takdirde, doğası gereği boş bir alma arzusu olan yaratılan, sonsuza kadar boş kalır.

Bu iki zıtlık nasıl birleşebilir? Sonuçta, tüm doğayı yöneten form eşitliği yasasına göre, zıt kutuplar misali birbirlerine yaklaşamazlar veya birleşemezler. Bu nedenle, alma arzusu ile ihsan etme arzusunu harmanlamak gerekir.

Roş’ta (baş), ihsan etmek için alma niyeti ortaya çıkar. Ancak Guf’ta (beden) egoist güç yani kişinin kendi rızası için alma arzusu ortaya çıkar. Böylece baş ve beden arasında bir kırılma meydana gelir, aralarındaki bağ kopar, uyum içinde düşünme ve hareket etme yeteneği kaybolur.

Başta bir düşünce varken, bedende tamamen farklı bir arzu vardır. Kalp ve akıl artık bir arada değildir.

Kalbin Sertleşmesi – Yükselmeye Bir Davet

Kongre nedeniyle, onlumuzdan biraz uzaklaştığımızı ve sonra yeniden yakınlaştığımızı, tıpkı bir sarkaç gibi ileri geri sallandığımızı hissettik; birbirimizle veya Yaradan’la olan bağımızın ve derse karşı tutumumuzun derecesi değişiyordu. Güç ve arzu azalıyor, bir zayıflık geliyor, ardından güç geri dönüyor. Sarkaç hareketinin her ileri ve geri tam dönümü, yükseliş ve düşüş, fark edilmeden geçmez; üzerimizde bir iz bırakır.

Güçlü inanca sahip bir kişinin, Yaradan ile bağını kaybetmeden her durumu aşma gücünü her zaman bulması gerektiği anlaşılıyor ister hüzünle ister sevinçle, sanki hiçbir şey onu sarsamayacakmış ya da sonsuz birlikten koparamazmış gibi.

Ama gerçekte durum böyle değildir. Yaradan’a yönelen bir kişi, sürekli değişimler yaşar. Gittikçe daha büyük bir zayıflık hissetmesi gerekir, ancak aynı zamanda daha fazla güven ve Yaradan’la daha sıkı bağ kurmanın yolunu bilmeli. Böylece kişi ilerlemeye ve gelişmeye devam eder.

Eğer kişi kendinde böyle değişiklikler hissetmiyorsa, güçsüzlük ve belirsizlik yoksa, düşüş yoksa ve doğru yönden sapma korkusu yoksa, Yaradan’a ve hayatının amacına doğru giden yoldan sapma korkusu yoksa, işte bu gerçekten ciddi bir endişe sebebidir.

Kişinin, kendisini değiştirecek saran ışığı grup aracılığıyla almaya başlayabilmesi için, mümkün olduğunca çabuk ve tüm gücüyle grupla bağ kurması gerekir. Eğer bize her şey yolundaymış gibi geliyor ve hiçbir şey bizi rahatsız etmiyorsa, işte o zaman endişelenmenin zamanıdır.

Bu dünyada, ağır bir yük hissetmeden ilerleyen kişi güçlü kabul edilir. Sırtına on kilo daha koyarlar, o yürümeye devam eder; yirmi kilo daha eklerler, yine hiçbir şey olmamış gibi gider. İşte güçlü insan, kahraman budur!

Ama maneviyatta bunun tam tersidir. Bir kahraman, yol boyunca üzerine eklenen her gramı çok hassas bir şekilde hisseden ve hemen Yaradan’a dönüp, ihsan etme gücü ve güven eksikliğinin düzeltilmesi için talepte bulunan kişidir.

Manevi ilerleyiş farklıdır; artmış bir duyarlılıktadır. Yaradan bize nitelik ve nicelik bakımından eklemeler yapar ve biz her zaman, çevre aracılığıyla O’ndan yeni güç isteme fırsatına sahibizdir. Böylece ilerleriz.

Yolda ilerlemek, yalnızca kişinin içinde hissettiği ve Yaradan’ın onda uyandırdığı değişikliklere bağlıdır. Her defasında kendi zayıflığımı anlamam ve devam edebilmek için nasıl güçlenmem gerektiğini kavramam gerekir. Doğam gereği, inanç ve ihsan etme gücü bende eksiktir. Bu nedenle giderek daha fazla çevreye ve Yaradan’ın onu güçlendirmesine ihtiyaç duyarım; O’na çevre aracılığıyla yönelir ve bu şekilde yolda devam ederim.

Herkesin, kongrenin onda meydana getirdiği değişiklikleri kontrol etmesi gerekir. Biri reddediş hisseder, diğeri çekim hisseder, üçüncüsünün zihni ve duyguları sisli olur. Bazıları kendilerini onluda bulamaz; dostlara bakar ama onları artık eskisi gibi hissetmez, kalplerinde aynı şekilde göremez. Daha büyük bir onluya katılmak, onda öyle bir etki yaratmıştır ki dostlarıyla önceki bağlantısını kaybetmiş gibidir.

Kongre sonrası ortaya çıkan ve olağan rutinimize dönmeyi beklerken göz ardı edemeyeceğimiz pek çok durum vardır. Benim, bende neler olup bittiğini, neden böyle olduğunu ve kongrenin beni nasıl etkilediğini kontrol etmem gerekir. Bu çok önemlidir.

Onludaki herkes farklı hisseder ve bizim de şunu kontrol etmemiz gerekir: Eski hâlimize dönebiliyor muyuz, yoksa yeni hâlimiz çok daha net, daha yüksek ve daha keskin mi?

Sonuçta, aramızdaki bağı daha çok takdir etmeye ve neden birlikte olmak için onlumuza geri döndüğümüzü daha iyi anlamaya başladık. Artık sadece Kabalistlerin tavsiyelerine uymuyoruz; bu olmadan ilerlemek için güvenimizin ve gücümüzün olmayacağını, güç alacak bir yerimizin ve Yaradan’a yönelecek bir noktamızın kalmayacağını da idrak ediyoruz.

Onlu, bizim için manevi bir kaynağa, bir pınara dönüşür. Kendimizi onun içinde sabitleyebildiğimizi ve ıslaha geri dönebildiğimizi hissederiz. Hepimizin, on Sefirot gibi, özel bir niteliği vardır. Bu nedenle birbirimizden çok farklıyız. Ancak ortak bir çalışma ve ortak bir hedef tarafından bağlanırız. Böylece, on kişiden ne eksik ne fazla Yaradan’a yönelik tam bir tutum oluşturabiliriz.

Onlu, bir Kli’ye, bir araca dönüşür; onunla bir şeyi değiştirebilir, bir şeye etki edebilir ve daha geniş ya da daha yüksek bir seviyeye bağlanabiliriz.

Onlunun merkezi, manevi dünyaya geçtiğim küçücük bir iğne deliğidir. Bunu yapabilmek için tüm düşüncelerimi ve arzularımı sınırlamam, sıkıştırmam ve tek bir noktaya yoğunlaştırmam gerekir ki, bu nokta beni onlunun merkezi aracılığıyla üst dünyaya götürsün.

İnsan Mantık Ötesi İnancı Nasıl Kazanır?

Mantık ötesi inanç nedir? Mantık dahilinde olan, bizim anlayışımıza göre, bu dünyadaki bir insanın egoizme dayanan zihnine göre olandır. Buna göre kişi algılar, hisseder, karar verir ve hareket eder. Buna “benim görüşüme göre” denir. Ama benim görüşümün üzerinde, üst olanın görüşü vardır. Bu nedenle kendi görüşümü O’nunkiyle yani Yaradan’ın görüşüyle değiştirmem gerekir.

Ama Yaradan’ın görüşünü bilmiyorum; bana onlum aracılığıyla ulaşıyor. Onlarla bağ kurarsam, kendimi yavaş yavaş iptal edip dostlarımla birleşerek kendi görüşümü onlarınkiyle değiştiririm.

Bu, bir görüşü basitçe diğeriyle değiştirmek değildir; yoksa bir melek, bir tür ruhsal hayvan haline gelirdim. Bunun yerine, bu eylemi mantık ötesinde gerçekleştiririm; kendi görüşümü korurum ve onun üzerine yükselirim. Böylece iki seviyeyi de işgal ederim ve ikisi arasındaki farkta, manevi insanın algısını keşfederim.

Kişinin duyusunda hiçbir şey yok edilmez veya silinmez. Aslında, kişi ek bir doğaya, Yaradan’ın doğasına sahip olur ve böylece “mantık ötesi inanç” elde edilir. Kendi bilgisi vardır ve bunun üstünde inancı vardır ve ikisinin arasında var olur.

Yaradan, haz alma arzumuzu boşuna yaratmadı. Bu, sürekli yanımızda olan bir temeldir ki “karanlık ışık gibi parlayacak.” Benim egoizmimin karanlığı, görüşüm, onun üstünde duran daha yüksek görüşü destekliyor. Tam da bu ikisi arasındaki çelişkiden, Yaradan’ın yüceliğini, yaratılanın küçüklüğüne karşı elde ederim.

Kendimizi iptal etmeyiz veya içimizdeki herhangi bir şeyi kaybetmeyiz. Her iki ayağımızın üzerinde sağlam dururken orta çizgiyi inşa ederiz ve ancak bu şekilde kendimizi bir insan, Âdem, yani ‘Yaradan’a benzer’ olarak konumlandırırız. Bu yaratılışta var olan her şey Yaradan’dan alınır, ancak kişinin kendi kararıyla.

Yaradan bana O’na bağlanan bir adaptör veriyor: işte bu onludur. Bu adaptör çok karmaşık, ama başka seçenek yok. Ne kadar yıl sürerse sürsün, onu bağlamalı ve kullanmalıyım. Kendimi iptal etmeliyim, aksi takdirde gruba bağlanmam çünkü fişim prizine uymuyor.

Dostlarımın içinde Yaradan ikamet ediyor; bana onlarla giderek daha çok birleşmeme yardım ediyor, ta ki O’nu onların içinde ifşa etmeye başlayana kadar. Yaradan ile dostlarım aracılığıyla çalışmaya başlıyorum, çünkü onlar benim ruhumdur ve Yaradan o ruhu dolduran ışıktır.

Önemli olan, çevreye entegre olmaktır; o zaman sadece daha yüksek bir dereceden değil, tamamen yeni bir nitelikte görüşler, arzular ve düşünceler almaya başlarım. Çünkü grubun içinde, bu dünyanın insanına özgü olmayan, ‘mantık ötesi inanç’ denen yeni bir algı vardır.

Bu yüzden başka bir yol yoktur. İnsan kendini iptal etmeli, gruba girmeli ve şimdilik önceki deneyimini bir kenara bırakmalıdır. Çok yaşam deneyimi ve bilgisi olan yetişkin bir kişiden bahsediyoruz, fakat gruba göre kişi kendisini bir embriyo, bir ‘sıfır’ haline getirir. Ve kişi gruptan bilgi almaya ve büyümeye başladığında, eski nitelikleri, düşünceleri, arzuları, önceki ‘ben’i üzerine mantık ötesi inancı inşa eder. Biri olmadan diğeri var olamaz.

Her Şey Bağ Sayesinde Gerçekleşir

Soru: Yüksek seviyelere ulaşmak için acı çekmemiz gerekir mi?

Cevap: Bu elbette gerekli değil. Sadece arzumuz içinde hangi aşamalardan geçmemiz gerektiğini anlamamız ve bunu mümkün olduğunca çabuk yapmaya çalışmamız gerekir. Önemli olan, şu anda içinde bulunduğumuz, nerede olduğumuzu tam olarak anlamadığımız safhayı aşmak ve mümkün olduğunca çabuk bu safhadan çıkmaktır. Ancak bundan doğru bir şekilde çıkmalıyız.

Soru: Peki, doğru bir şekilde çıkmak için aramızdaki bağı hızlandırmamız mı gerekiyor?

Cevap: Her şey bağ sayesinde gerçekleşir.

Manevi Çalışma İle İlgili Sorular – 272

Soru: TES’e Giriş bölümünde şöyle yazıyor: “Kendi dünyanızı, kendi hayatınızda göreceksiniz.”

Bunu, birlik olmamızın bir ödülü olarak algılıyorum; yani, ışığı alıyoruz ve bu ışık bizi ıslah ediyor. Kişi bu bilgiyi egoistçe kullanmaktan nasıl kaçınabilir?

Cevap: Yaradan ile manevi yakınlık, yani ihsan etme niteliği hakkında düşünürsem, doğal olarak doğru bir şekilde ilerleyeceğim. Sürekli olarak düşünmem gereken şey budur.

Soru: Tora’daki çalışmaya başladığımızda, Lişma’nın ne olduğunu veya arzularımızın nerede olduğunu hala net olarak anlamıyoruz. Başlamak kolay, ancak Yaradan’a yönelirken hassasiyet ve gücü korumak çok zor. Bizi buna götürecek olan inanca sahip olduğumuza dair güveni nasıl kazanabiliriz?

Cevap: Bu, üzerinde çalışmamız gereken bir konu.

Soru: Tora’nın gücünü hissetme ve kusur ve yozlaşmanın olduğu yerine yönlendirme yeteneğine sahip miyiz? Yoksa üzerimizdeki ışığın eylemlerine güvenmek daha mı doğru olur?

Cevap: Bunlar tamamen farklı iki yön. Bunları daha sonra inceleyeceğiz.

Sonsuza Kadar Bağ Kurun

Soru: Kişi, Yaradan ile ilk kez ne zaman bağ kurar?

Cevap: Şu anda bu bağa sahip olmadığınızı mı düşünüyorsunuz? Bu konuda hiçbir şey bilmeyen yeni doğmuş bir bebek, annesiyle en güçlü bağı kurar. Ve daha sonra, haz alma arzumuzun üzerine perdeler örmek zorunda kalacağız.

Manevi olarak ne kadar gençsek ne kadar küçüksek, yolun başlangıcına ne kadar yakınsak, Yaradan ile bağımız o kadar güçlüdür. Sonuçta, şimdilik, bizi Yaradan’dan ayıran çeşitli bilgeliğin ve ortaya çıkan egoist arzuların rahatsızlığı yoktur.

Bağ noktası, Yaradan’dan ayrılan kişi tarafından, içinde ortaya çıkan haz alma arzusunu Yaradan ile birleştirerek oluşturulur. Ama şimdi arzularımız aracılığıyla doğal bir şekilde Yaradan ile birlemiş durumdayız.

Başka bir deyişle, kişi her zaman Yaradan’a bağlı haldedir; tek fark, bu bağın yüzde kaçının Yaradan’a, yüzde kaçının kişiye ait olduğudur. Şu anda bunun 40/60 olduğunu varsayalım, benim manevi derecem de budur. 125 adım %100 olarak kabul edilirse, şu anda merdivenin üçte ikisindeyim.

İçimde ortaya çıkan ve ıslah ettiğim arzular ne kadar fazla olursa, üst gücün yardımıyla elde edilen bağ da o kadar büyük olur, artık bunu üstlenebilir ve kendi gücümle sürdürebilirim.

Ancak Yaradan ile olan bağımızı asla koparmayız. Anlayışımız, farkındalığımız ve tek bir sabit, değişmez koşula ulaşmamız dışında hiçbir şey değişmez.