Daily Archives: Kasım 4, 2025

Yaradan’ın Zor Elde Edilen Mükemmelliğini Edinmek

Arzunun dördüncü safhası olan “Behina Dalet”, yaratılandır ve nitelikleri bakımından Yaradan’dan en uzak olandır. Ancak aynı zamanda, O’na ulaşma kabiliyeti açısından O’na en yakın olandır.

Diğer safhaları, edinime göre değerlendirmek imkânsızdır çünkü içlerinde yansıyan ışık yoktur. Bu, yalnızca Behina Dalet onlarla çalıştığında ortaya çıkar.

Diyelim ki egoizmimle yani haz alma arzumla, bir melodiden, resimden ya da hikâyeden ilham alıyorum. Bu sanat eserlerinin kendilerinde hiçbir duygu ya da tutum yoktur. Ancak egoizmimle onlara karşı duyarlı olduğumda, onlara duygular yüklerim ve onlar aracılığıyla Yaradan’a ulaşırım. Onlar tek başlarına buna sahip değillerdir ve bu, ilk dokuz Sefirot’un kavramıdır.

İlk dokuz Sefirot, egoizmimle bağlantılı olarak, Yaradan’ın bana yani benim algıma göre, kendisini nasıl ifşa ettiğini anlamama yardımcı olan niteliklerdir.

Yaradan’ın algılanmasının zorluğu, O’nun “daireler halinde” (herhangi bir sınırlama olmaksızın) hareket etmesidir, oysa yaratılanın O’na “düz bir çizgide”, yani egoizmi sınırlayan perdeyle yanıt vermesi gerekir. Ancak, her seferinde mantık ötesi inançla basamaktan basamağa yükseldiğimizde, bu yükseliş sürekli, analog, bütünsel hale gelir. Yükselişimizi tamamladığımızda, onu ayrı bir şekilde, belirli bir basamak olarak algılarız.

Biz, mantık ötesi inançla yükseldiğimizde, “dairelerden”, Yaradan’ın mükemmelliğinden, bir şeyler ifşa ederiz.  Mantık ötesi inanç, yaratılışın “düz çizgisinden”, Yaradan’ın “dairesel mükemmelliğine” kadar maksimum dereceye yaklaşmamızı sağlar.

Birliğin gücü bize sonsuz olan ışıktan gelir. Ve böylece, ışık aracılığıyla ihsan etme niteliğinin bir ölçüsünü, herkesin eşit olduğu “dairesel mükemmelliğin” gücünü elde ederek, böylece kendi içimizde daireye, Yaradan’a yakın arzular oluştururuz. Ancak bunlar içimizde “düz çizgimiz” aracılığıyla oluşurlar.

Bizler, düz çizgi aracılığıyla yavaş yavaş daireye ulaşırız, ancak her zaman eksik olduğumuz zor elde edilen ilave bir unsur kalır. Bu, matematikte bir integrali hesaplarken alanı eğriye yaklaşan çok sayıda dikdörtgene böldüğümüz duruma benzer; her zaman yakalanamayan bir artık parça vardır.

Suya Susamış Biri İçin Bir Bardak

Dairelerde, yansıyan ışığı yükseltebilecek bir perde yoktur. Bu olmadan, yaratılan üst ışıkla bağ kuramaz. Orada öğrendik ki, çizginin kabı bir “boru hattı” olarak adlandırılır…

Dairelerin kapları çizgiden çok daha yüksek olmasına rağmen kendi başlarına ışık almazlar. Bunun yerine, içlerindeki tüm ışığı kendilerinden çok daha aşağı olan bu çizgi aracılığıyla almalıdırlar… (Baal HaSulam “On Sefirot’un Çalışılması” Cilt 1, Kısım 2, Bölüm 1, Madde 3 ve 30).

Sonsuzluk Dünyası’nın Malhut’unda, herkes dilediği kadarını alabilirdi. İçinizde, ışığın tam olarak doldurmadığı hiçbir arzu yoktu. Fakat kısıtlamadan sonra bir sınırlama ortaya çıktı: artık yalnızca perdeye sahip arzular doldurulabilir ve bu da yalnızca o perdenin ölçüsünde, “çizgi” aracılığıyla, yani perde vasıtasıyla gerçekleşir.

Diğer tüm arzular yani “Dairesel arzular”, çizgiden yalnızca zayıf bir aydınlatma alır. Çizgi onları doldurur çünkü perdeleri olmamasına rağmen hala kısıtlama altındadırlar.

Bu nedenle, “çizgi” içindeki arzular aktif olarak işler: ışığı çekerler, çizgiyi doldururlar ve bu çizgi aracılığıyla “dairesel arzuları” doldururlar. Dairesel arzular egoistçe almak istemezler; onlar sadece ihsan etme uğruna ışığı çekemezler. Sonuç olarak, “Nefeş” adı verilen hafif bir aydınlatma alırlar.

Dairesel arzular çok geniştir; onlar, sonsuzluk dünyasının tüm arzularını kapsar. Ancak kısıtlamadan sonra, yalnızca “çok ince bir çizgi” üzerinden aydınlatma alabilirler. Çizginin ışığı, bir zamanlar dairesel arzularda var olan ışığa kıyasla kapasitelerine göre o kadar küçüktür ki, dev bir yüzme havuzunu tek bir bardak suyla doldurmaya çalışmak gibidir.

Bununla birlikte, bu onlara bir miktar yaşamsal enerji sağlar. Öte yandan, böyle bir aydınlatma almak onları daha hassas hale getirir ve daha derin içsel arzuları uyandırır. Yani, bu ışık arzuları yerine getirmez, aksine onların içinde doyuma ulaşma özlemini harekete geçirir.

Ve ıslahın sonuna kadar bu şekilde çalışırız. Bir arzuyu ıslah eder etmez, bir Zivug yaptığımda ve kendimi doldurduğumda, hemen düşüş için bir yer yaratırım. Her zaman ilerlemek için çalışırız, sonra düşeriz, tekrar çalışırız, tekrar yükseliriz, tekrar düşeriz. İlerleme böyle gerçekleşir.

Sevmek Ve Sevilmek

Soru: Kişinin sevildiğini hissetmesi neden çok önemlidir?

Cevap: Bunun nedeni, kişinin sosyal bir varlık olması ve hepimizin Adam HaRişon adı verilen tek bir sistemden gelmemizdir, bu sistemde tek bir kalple, hep birlikte tek bir arzuda var olduk. Birbirimize bağlıydık ve evrim süreci boyunca birbirimizden uzaklaştıktan sonra bile hâlâ içsel bir güçle birbirimize bağlıyız.

Çevrenin bir insan üzerindeki bu kadar güçlü etkisi nereden geliyor? Zira kökümüzde, doğamızın en derininde, fiziksel olarak uzak olsak da tek bir kaynakta, tek bir koşulda, tek bir arzuda birbirimize en sıkı şekilde bağlıyız.

Ben doğa tarafından böyle yaratıldım ve bu nedenle başkalarının benim hakkımda ne düşündüğü ve söylediği benim için çok önemlidir. Bu küçük çocuklar için bile geçerlidir.

Soru: İnsan için hayatta en önemli şey, sevildiğini hissetme arzusudur. Neden?

Cevap: Çünkü çevrenin insan üzerindeki etkisi çok güçlüdür.

Doğam gereği, bir hayvan olarak fazla bir şeye ihtiyacım yoktur, ailem ve çocuklarım için biraz yiyecek, bir barınak yeterlidir. Ama var olmak için gerekli olanların ötesinde bir şey elde etmek istediğimde, toplumun gözünde tanınmak, sevilmek, saygı görmek, zengin ve zeki olmak uğruna hayatımı mahvederim.

Yıllardır büyük bir ev, özel bir araba almak için çalışıyorum. Peki, neden tüm bunlara ihtiyacım var? Çünkü bu, çevrenin gözünde saygı görüyor. Başka bir deyişle, çevremin kölesiyim.

Soru: İnsan birini sevdiğinde, bu onu çok doldurur. Bir insana bu kadar derinden nüfuz eden daha güçlü bir duygu yoktur. Birine âşık olduğunda neden kendini iyi hissediyor? Neden bu şekilde yaratıldık?

Cevap: Soru farklı şekilde sorulabilir: Neden hem sevilme hem de birini sevme ihtiyacı duyuyorum? Bu doğamızdan gelir, içimizde çevreyle ilişkilerimizi hissetme, onlardan sevgi alma ve onları sevme arzusu vardır.

Soru: Benim de onları sevmem, benim için neden önemli?

Cevap: Bu, üst kökten kaynaklanır. Biz bu şekilde yaratıldık ve bizi doğuran, besleyen doğanın üst gücünden bir izlenim alırız; aynı şekilde evden, ebeveynlerden ve aileden de. Bu yüzden benim de birini sevme arzum vardır.

Bu, dünyaya karşı olan tutumumdur; çünkü aksi halde kendimi, benim de nefret ettiğim nefret dolu insanların arasında var oluyormuş gibi hissederim. Kendi evlerinde bile sevgi hissetmeyen insanlar vardır ve onların ne kadar yanlış ve kötü şekilde büyüdüklerini görürüz. Anne babalarından, ailelerinden ve çevrelerinden sevgi görmeyen bu insanlar, bu eksiklik yüzünden yozlaşmış bireyler haline gelirler.

Ve bu doğadan gelir. Biz, izole bir şekilde var olabilecek yaratıklar değiliz. Genç hayvanların bile annelerinin sevgisine ve sürülerinin yardımına ihtiyaç duyduklarını görürüz.

Soru: Hiç sevgi hissetmemiş bir insan, başkalarına sevgi verebilir mi?

Cevap: Hayır, böyle biri ne sevgi verebilir ne de sevgi alabilir. Böyle biri çok mutsuz, eksik bir varlıktır ve var olması bile zordur.

Soru: Farz edelim ki yüz yıl sonra robot ebeveynlere sahip bir çocuk doğacak. Bu ebeveynler onunla ilgilenecek, ona kraliyet sarayındaymış gibi her şeyi sağlayacaklar fakat sevgi hissi hariç. Bu çocukta ne eksik olacak?

Cevap: Her şey! O, kendisinin her şeyle dolduğunu hissedemeyecektir. O, bu tutumdan yoksun kalacaktır çünkü bizler, Adem denen bir sistemden geliyoruz ve bu sistemde hepimiz içsel olarak tek bir beden gibi birbirimize bağlıyız. Eğer aramızda herhangi bir bağ hissetmezsek, kayboluruz. Doğa bizi desteklemez ve var olamayız.