Daily Archives: Kasım 10, 2025

Mükemmel Duaya Doğru

Ruhun yükselişi ve tamamlanması, öncelikle tüm ruhların birleşip, tek olmasıyla gerçekleşir; çünkü o zaman onlar Keduşa’ya [kutsallığa] yükselirler, çünkü Keduşa [ihsan etme] tektir. Bu nedenle, ruh olan dua [ıslah için Yaradan’a yakarış], öncelikle ruhların birliğine bağlıdır. (Breslov’lu Rabbi Nachman, Likutey Halachot, “Sinagog Kuralları”, 1).

Bir dua esas olarak topluluk içinde [grup içinde, onlu içinde] edilmelidir, yalnız değil… (Likutey Halachot [Çeşitli Kurallar], “Sinagog Kuralları”).

Elbette, tüm isteklerimizi birbirleriyle karşılaştıramayız; henüz çabalarımızın nasıl şekillendiğini, hangi yönlere odaklandığını, birbirimizi nasıl düzelttiğimizi, nasıl desteklediğimizi ve hepsini tek bir tatta nasıl birleştirdiğimizi görecek kadar yeterince yönlendirilmiş değiliz.

Bu nedenle şöyle denir:

Dua esas olarak topluluk içindedir yalnız değil, böylece kişi ayrı ve yalnız kalmaz, çünkü bu Keduşa’nın tam tersidir. [Yaradan’a ihsan etme] … kutsal topluluğu bir araya getirmeli ve bir olmalıyız (Likutey Halachot [Çeşitli Kurallar], “Sinagog Kuralları”, Birinci Kural).

Tamamen kişinin kendi çabalarından doğan, bu ortak arzunun yükselişi, tam bir duadır.

Bunu nasıl başarabiliriz? Bu bizim asıl sorumuzdur, çünkü sadece Yaradan’a dönerek, “MAN yükselterek” yani bizi bir araya getirecek ve birliğimizde Yaradan’ı ifşa edecek olan ihsan etme niteliğini alma arzusuyla, tüm sorunlarımızı çözebiliriz. Ve bizim aracılığımızla tüm dünya bu ifşayı hissedecek.

İnsanlar birdenbire dünyada ihsan etme niteliğinin olduğunu ve bunun alma niteliğinden daha büyük olduğunu anlamaya başlayacaklar. Alma niteliği yani egoizmimiz, sadece engin, daha yüce, sonsuz, mükemmel dünyayı bizden gizler.

Her Şey Sizin İçin Kişisel Olarak Gerçekleşir

Soru sadece hayatta kalmak değildi, hayatta kalmanın bir “nedeni” olmalıydı. Soru, ne uğruna hayatta kalmaktı? Uğruna hayatta kalınacak bir şey ya da biri, kişisel bir neden olmadıkça, hayatta kalmak neredeyse imkânsızdı. (Viktor Frankl, Avusturyalı nörolog, psikiyatrist ve filozof, Nazi toplama kamplarından sağ kurtulan)

Soru: Geleceğe bakarsam, çevremde olup biteni fark etmez miyim?

Cevap: Hayır, etrafınızdaki her şeye hedefinize ulaşmanız için birer koşul olarak bakıyorsunuz.

Soru: Bunun bana hedefime ulaşmam için verildiğini mi söylüyorsunuz?

Cevap: Evet ve tüm bunlar, nihai hedefi şekillendirmem için gereklidir.

Soru: Öyleyse bir noktada, en korkunç şey için bile minnettar olabilir misiniz?

Cevap: Elbette. Hissedersiniz ve sonunda fark edersiniz ki, olan her şey sadece sizin içindir, sizin kişisel olarak, hedefinize ulaşmanız içindir.

Işığın Dağılımı

Soru: Işığın, Kli’den ilk çıkışı aniden gerçekleşti, oysa ikincisi yavaş yavaş meydana geldi. Işığın bu çıkışı neyi gerçekleştirir?

Cevap: Gerçek şu ki, ışık esasen, Kli’ye girdiği şekilde yani yavaş yavaş çıkar. Bu nedenle, ışığın işleyişinin her safhası ayrı ayrı incelenmelidir.

Soru: Işığın birinci ve ikinci yayılışı arasındaki fark nedir?

Cevap: İkinci durumda, birinci yayılımdan kalmış Reşimot zaten mevcut olup, bunlar mevcut yayılımın üzerine eklenmiştir.

Bunun sonucu olarak, şimdi Kli’ye giren ışık artık çok yönlüdür ve Kli’nin adım adım, kademeli olarak aldığı ek anlayışları ve içsel frekansları içinde barındırır.

Yeni Bir Yer, Ev Olabilir Mi?

Soru: Eğer üst yönetimi, Yaradan’ı ele alırsak ve insan dünyasına, bu sekiz milyar insana Yaradan’ın yaptığı gibi bakarsak, kişinin olması gereken belirli bir yer var mıdır ve genel olarak onun yeri nedir? Yoksa kişiye özel olarak ait olan hiçbir şey yok mu?

Cevap: Bu saf psikolojidir. Bir insanı herhangi bir yere atmak mümkündür ve o, buna alışacak ve orayı evi olarak görecektir.

Soru: Bu, bir kişinin bu adımı atabileceği ve “Bu topraklar benim evimdir” diyebileceği anlamına mı geliyor? Bir yerden bir yere taşınıp bu şekilde yaşayabilir mi?

Cevap: Evet. İsrail’e taşınmam gerektiğini anladığım anda, hemen Belarus’tan Litvanya’ya taşındım. Kendimi farklı bir atmosferde buldum.

Soru: Ayrılmayı kolaylaştırmak için mi?

Cevap: Evet. İlk soru “Ne zaman gidiyorsun?” oldu. Belarus’ta bunu söylemekten korkuyorlardı. Hepsi bu. Her şey oldukça basitti.

Soru: Yani, kişi şu anda var olanı kabul etmeli ve onu kucaklamalı mı?

Cevap: Evet, geçmişini kesip atmalı.

Acı Çekmekte Fayda Vardır

Soru: İnsanlar arasındaki ilişkilerin sadece iyi şeyler üzerine kurulması mümkün müdür? Arkadaşlar arasında, karı koca arasında, kavgalar, boşanmalar ve ıstıraplar olmadan – sadece iyi ilişkiler, bu mümkün müdür?

Cevap: Hayır, her şey ancak yıkımdan elde edilir. Bu nedenle, tüm bu “iniş ve çıkışlar”, yükseliş ve düşüş dönemlerinden geçmemiş bir kişi, bunun kıymetini bilemez. Bu tür ilişkilere değer vermeyecektir.

Soru: Yani insanlar arasındaki bağdaki yıkım hissini bile destekliyorsunuz? Sanki her şey dağılıyormuş gibi?

Cevap: Elbette. İlişkilerini korumaları ve böyle bir duruma gelmelerine izin vermemeleri için, onların da bu duyguları yaşamaları gerekir.

Soru: Ama o duygular onların üzerinde asılı kalır, değil mi?

Cevap: Kesinlikle. Başka türlüsü nasıl olabilir ki? İki egoist! Egoizmlerini kesip atarak tatlı, zararsız küçük aptallara mı dönüşsünler?

Yorum: Bu iyi olmazdı.

Cevabım: Bu imkânsız! Biz karşılaşırız, birbirimize çarparız, sonra umutsuzluğa kapıldıktan sonra, sadece iyi ilişkiler kurmaya çalışarak hayatın nasıl inşa edilebileceğini anlamaya başlarız. Artık gençlikteki gibi, bazen kötü bazen iyi ilişkiler içinde olma ihtiyacı duymazsınız; sadece iyi ilişkiler içinde olmayı istersiniz.

Soru: Peki bu, genç yaşta yaşanan iniş çıkışlarla mı olur?

Cevap: Elbette. Bu olmadan, hiçbir şey var olamaz. Her türlü olumsuz duygu ve koşullardan oluşan bu cephaneliği biriktirmelisiniz ve o zaman onları engellersiniz.

Üst Uyuma Giden Yol

Yaradan, sonsuzluk dünyası olarak adlandırılan tek bir koşul yarattı. Tüm değişiklikler yalnızca bizim içimizde gerçekleşir. Bizler, o aynı sonsuzluk dünyasında var oluruz, fakat sonsuzluğu algılamak yerine sadece kendimizi algılarız.

Bir zamanlar, algımda tüm diğer ruhlarla birleşmiş hâlde, sonsuzluk dünyasını hissediyordum — sınırsızlığı, ebediliği ve mükemmelliği. Sonra koşulum yani algım değişti; kendimi karanlık, bozulmuş bir dünyada hissetmeye başladım, acı, sorunlar, kaos, baskı ve sınırlamalarla dolu bir dünyada.

Koşullar gitgide kötüleşti, ta ki en düşük hâle ulaşana kadar — kendimi, benim gibi olan diğerlerinin arasında, bizim dünyamızda, çevremdeki gerçeklikte var oluyormuş gibi hissettiğim bir hâle.

Bütün bunların hepsi yalnızca benim içimde, öznel gerçeklik algımda gerçekleşti. Dışarıda hiçbir şey değişmedi. Sanki gözlüklerimi çıkarıyorum ve etrafımda kimseyi görmüyorum ya da onları takıyorum ve tamamen farklı bir dünya görmeye başlıyorum.

Böylece, içsel niteliklerimiz sonsuzluk dünyası seviyesinden öylesine değişti ki, artık onun yerine bu dünyayı algılıyoruz — sonsuzluk dünyasına hiç benzemeyen bir dünyayı. Yine de her şeyin yüce bir uyum, ebediyet ve mükemmellik içinde var olduğu, ışığın, iyiliğin ve sevginin hüküm sürdüğü o aynı koşula — sonsuzluk dünyası denilen koşula — geri dönebiliriz.

Peki, bunun için neye ihtiyacımız var? Bu koşulu kendi içimizde uyandırarak onun algısına ulaşmalıyız. Sonsuzluk dünyası, içimizde, birçok örtü katmanının ardında gizlidir. Yavaş yavaş, daha derin bir gizlilikten daha az gizli olana doğru ilerledikçe, sonsuzluk dünyasını ifşa ederiz.

Sonsuzluk algısına geri döndüğüm safhalara dünyalar, gizlilikler denir (“dünya”, “Olam”, “gizlilik” Ha’alama kelimesinden gelir). Adım adım bu gizlilik azalır ve ben onun üzerine yükselirim.

Bu, dereceler merdiveninde yükselmek, dünyaların basamaklarını çıkmak, gizliliğin üstüne yükselmek ve gerçekliği giderek daha fazla hissetmek anlamına gelir.

Bunu nasıl yaparız? Sonsuzluk dünyası denilen durumu uyandırırız. Birlikte, sonsuzluk dünyasındaki bağı anlatan Zohar Kitabı’nı okuruz ve bu büyük arzu, içimizdeki o koşulu uyandırır.