Daily Archives: Kasım 15, 2025

Yaradan’ın Tiyatro Okulu

Tıpkı tiyatrodaki aktörlerin her şeyin gerçek olduğunu düşünmemize sebep olacak kadar rollerini en iyi şekilde yapmalarını beklediğimiz gibi, din yorumcularımızın da din inancını gerçek realiteymiş gibi algılamamız için kalbimize derinden dokunmalarını bekleriz. (Baal HaSulam, Son Neslin Yazıları)

Kabalistler insanlara daha yakın olmalı ve onlara yaklaşmalıdır ki böylece sözleri insan kalbine hitap etsin ve kalp onları anlasın. Burada hala yapılacak daha çok iş var çünkü egoist insan kalbi sadece belirli klişelere açık olmaya alışkındır. İnsanlar söylediklerimizden çok uzak. Bu, onlar için anlaşılmaz, yabancı ve iticidir.

Kabala bilimi ile modern, kaba insan bilinci arasında, özellikle gerçekliğin algılanması, özgür irade ve karşılıklı sevginin, yani zihnin kabul etmediği şeylerin farkına varılması konusunda büyük bir mesafe vardır. Sonuçta, hayvansal beş duyumuzla gördüğümüz maddi dünyamızı değil, bambaşka bir boyutu var olan bir gerçeklik olarak algılamalıyız.

İnsanların bunun farkında olmadığını anlamalıyız. Onlar, biz Kabalistlerin gördüklerini ve hissettiklerini göremezler veya hissedemezler. Burada kendi zayıflığımızla karşılaşırız. Bizi anlamadıkları için insanları suçlayamayız. İnsanları anlamadığımız için kendimizi suçlamamız gerekiyor.

Yorum: Baal HaSulam neden sanatçılarla net bir karşılaştırma yapıyor?

Cevabım: Ebeveynler de çocuklarıyla aynı şekilde oynarlar. Sanatçı olmak ne demektir? Bu, başkalarından daha yüksek bir seviyede duran bir kişinin, izleyicinin bunu gerçek olarak hissedebilmesi için gerileyip daha düşük bir seviyede hareket etmesi gerektiği anlamına gelir.

Bir Kabalist, tıpkı bir sanatçı gibi, her şey hakkında doğru konuşmalı ve başkalarının bu metodun nasıl uygulandığını anlaması için örnekler kullanmalıdır.

Genellikle insanlar bizim onların seviyesine inmemizi değil, onları yükseltmemizi isterler. Ve eğer kitlelere ulaşırsak, dünyadaki insanların %90’ının, hatta daha fazlasının bu metodolojiye hâkim olmaktan aciz olduğunu anlamalıyız.

Bu nedenle onlara kendi seviyelerinde açıklamalıyız ki, küçük olanın büyüğe tutunması gibi, onlar da bize katılsınlar ve böylece doğru yolda olduklarından emin olsunlar.

Soru: Genel kitleler için hareket etmenin yanı sıra, her şeyden önce birbirimiz için mi hareket etmeliyiz?

Cevap: Elbette, birbirimizle daha fazla bağ kurabilmemiz için, her birimiz başkalarının özelliklerini özümseyerek bütünsel olarak bir araya geliriz.

Soru: O zaman neden babasının serçe parmağını tutan bir çocuk gibi bizi takip eden bir dış insan çemberine ihtiyacımız var?

Cevap: Gerçek şu ki, biz onlar için varız. Yaradan, onların Kendisine yaklaşmalarını ister. Biz ise aracı halkayız, O’nun elçileri ve işçileriyiz. Bu yüzden bize Yaradan’ın işçileri denir. Ve onlar ise Yaradan’ın Kendini göndermek istediği adrestir; O, bizim aracılığımızla onların Kendisine bağlanmasını ister.

Soru: Onları doldurduktan sonra, aktarıcı olarak bizden geriye bir şey kalır mı?

Cevap: Hiçbir şey, sıfır ve bundan büyük bir memnuniyet duyarız.

Soru: Aktarıcılar neden aktör olmak zorundadır?

Cevap: Oyunculuk, bir yandan bağlı olduğunuz Yaradan seviyesinden, diğer yandan insanların daha düşük seviyesine iniş ve bunun kendiniz aracılığıyla dönüşümüdür. Yaradan’ın rolünü üstlenmeli, O’nu metodolojisi, yönetim sistemi ve diğer her şeyle öyle bir şekilde oynamalısınız ve seviyeleri kademeli olarak düşürmelisiniz ki küçük olanlar için her şey açık olsun.

Soru: Oyunculuk becerilerim yoksa ve oyunculuk yapamazsam ne olur?

Cevap: Yapabilirsiniz! Kabalistler de dahil olmak üzere birçok bilim adamı insanlığın geleceği hakkında düşünüyor. Düşüncelerini kitlelere nasıl aktaracaklarını düşündüler ve zekice şeyler yazdılar. Ama kimse bir şey anlamadı!

Ve bazıları roman yazdı. Onlar sadece yazarlar değil, aynı zamanda düşüncelerini sanatsal bir biçimde ifade eden büyük filozoflar ve öğretmenlerdi. Hayat felsefelerini anlaşılabilir bir şekilde aktarmak isteyenler, romanlarının karakterleriyle ilişki kuran kitleler için daha erişilebilir olduğu için, onu edebi bir eser şeklinde sunmuşlardır.

İnsanların her şeyi algılamasının ve özümsemesinin tek yolu budur; aksi takdirde yapamazlar. Onlara aynı şeyi bilimsel terimlerle anlatmaya başlarsanız, her şey hemen kurur.

Soru: Yani Kabalistler olarak bizim sanatımız, insanların empatisini uyandırmak mı?

Cevap: Kesinlikle. Her türlü semineri düzenliyorsunuz ve bu onları yavaş yavaş yeni bir koşula getiriyor.

Soru: Her kültür ve ulus kendisine uygun bir şey düzenleyebilir mi?

Cevap: Elbette. Kendine özgü bir şekilde, biçim olarak ulusal, içerik olarak Kabalistik.

İhsan Etmeyle Sarhoş Olmak

Bütünlükle ödüllendirilen erdemliler, o yüce birleşme için MAN yükselttiklerinde artık kendileri için hiçbir alımda bulunmazlar. Yükselttikleri MAN da almak için değil, ihsan etmek içindir.

Dolayısıyla, yaptıkları iyi işler ve yükselttikleri MAN aracılığıyla Nukva’nın perdesini ıslah eder ve onu bu büyük birleşmeye uygun hale getirirler. Bu uygunluk, aslında Nukva’nın perdesinden yukarıya doğru yükselen yansıyan ışıktır, çünkü aşağıdan yukarıya yükselen her şey, kendisi için almayı reddetme ve ihsan etme anlamına gelir. O anda, üst ışıkla çarpışarak çiftleşme meydana gelir ve üst ışık, yükselen yansıyan ışığın kıyafetine bürünür. (Raşbi, “Herkes için Zohar’”, Cilt 1, Zohar Kitabı’na Giriş, “Benimle Ortaklık İçindesin”, Madde 63)

Soru: Grup içinde dostlarımızla çalışırken yansıyan ışığı yükseltmek ne anlama gelir?

Cevap: Bizim durumumuzda, aşağıdan yukarıya yükseliş, aramızdaki daha büyük bir bağa uyanmamız ve aramızda karşılıklı ihsan gücünün hüküm sürmesini dilememiz anlamına gelir; bu, Yaradan’ı memnun eder. Tıpkı annelerini mutlu etmek için kavga etmeyi bırakan çocuklar gibi.

Yansıyan ışığı yükseltmek, içinde yaşamak istediğimiz ihsan niteliğinin değerini yüceltmek, ihsanın içinde yer almak ve ona karşılık vermek demektir. Bu, bir sünger üzerine sıvı döküp, onun her gözenek tarafından tamamen emilmesini istemek gibidir.

Aynı şekilde, ihsan etme niteliğini de özümsemek istiyoruz ki, tüm kılcal damarlarımıza ve hücrelerimize, tüm atomlarımıza girsin ve tüm varlığımızı o kadar derinden doyursun ki, elektronlar bile ters yönde dönmeye başlasın. İhsan etme zihnimize, kalbimize, hislerimize, dünya algımıza ve onun analizine – tüm kararlarımıza – tam olarak girmelidir.

Her şeyin ne kadar değişeceğini hayal etmek imkânsız. Bazen insan, belirli olayların etkisi altında büyük ölçüde değişir, ancak burada çok daha büyük bir dönüşümden bahsediyoruz. Bu niteliğin içimize girmesini ve egoistik muhakemesini kaybetmiş bir sarhoş gibi, yeni bir otorite altında olduğumun farkında olmasam bile, her bakımdan üzerimizde tam kontrol sahibi olmasını istiyoruz.

Kendinize Bakın

Soru: Şüpheye düştüğümüzde ne yapmalıyız? Bu nesilde kime ya da neye bakmalıyız?

Cevap: Tam olarak aramızda olan şeye bakmalıyız.

Derslere katılan, Baal HaSulam’ın eserlerini dinleyen ve çalışan büyük bir grup var. Bu yüzden, isteyen herkesi bir araya getirmeye çalışacak şekilde hareket etmeliyiz.

O zaman, beş temel soruyu soran ve bunları kendisi cevaplayan Baal HaSulam’ın sözlerinin anlamını hissedebileceğiz.

Yaradan Ve Yaratılanın Buluşması Uğruna Yaşam

Tüm genel gerçeklik sisteminde yalnızca iki şey vardır: Yaradan ve yaratılan yani, üst ışık ve O’nun kendi içinde yarattığı, geliştirdiği siyah bir nokta olan arzu. Bu nokta öyle bir duruma kadar gelişti ki, artık kendini bağımsız olarak var olan bir şey, yani bu dünyada yaşayan ve kendi haline bırakılmış bir insan olarak hissetmeye başladı.

Artık kendisini yöneten, ilerleten ve üzerinde sürekli çalışan o üst ışığın içinde olduğunu fark etmez hale geldi. Bu siyah nokta — yani bu dünyadaki insan — varoluşunun tamamının, yaptığı, söylediği, düşündüğü, hissettiği, karar verdiği her şeyin ışık, yani o yüce güç tarafından belirlendiğini hiç bilmez. İşte biz böyle bir gizlilik içindeyiz.

Ve tüm çalışmamız, bu üst gücü ifşa etmek ve onun bizim içimizde işlediğini, bize tek bir şey dışında hiçbir şeyde özgürlük bırakmadığını fark etmektir: onun geri dönmesini ve üzerimizde hüküm sürmesini dilemek, aslında zaten öyle yapar, yalnızca biz bunun farkında olmayız.

Bu nedenle iki dünya vardır: Sanki kendi halimize bırakıldığımız alt dünya ve her şeyin yalnızca yukarıdan, ışıktan, Yaradan’dan geldiğini ifşa ettğimiz üst dünya. Bu çalışmadaki en önemli şey, özgür irademizin yerini belirlemektir — yani gizlenme ile ifşa arasındaki o noktada, gerçekten özgürlüğümüzü bulabildiğimiz yeri. Yalnızca orada, gerçekten yaratılmış bir varlık olarak var oluruz.

Ve bunun dışında, farkında olarak ya da farkında olmadan, tamamen Yaradan’ın kontrolü altındayız. Ancak birinin ve diğerinin arasında, bizim kendi bağımsızlığımızı kurabileceğimiz özel bir nokta vardır. Bu nokta sadece mantık ötesi inançla yürümeye çalışarak bulunabilir. O zaman yavaş yavaş, insanın öneminin üzerinde olan Yaradan’ın önemi açığa çıkar.

Bu yukarıdan ifşa edilir ve kişi, en azından bazen, Yaradan’ın kendisinden daha önemli olduğunu hissetmeye başlar ve tüm hayatını, tüm gücünü O’na yatırmaya hazırdır. Bu duygu gelir ve kaybolur ve yeniden ortaya çıkar. Bu tür çalışmalara, alma arzusunun üzerinde ihsan eden, mantık ötesi inanç denir. Ondan önce her şey, kişinin içinde ortaya çıkan haz alma arzusuna dayanıyordu.

Ona “yaşlı ve aptal kral” denir, ancak aynı zamanda, bu iki güç arasındaki kişinin bağımsızlığını orta çizgi olarak kurması için bir fırsat yaratmak için, ona karşı inanç gücüyle birlikte sürekli olarak büyür. Orada, ortada, orta çizgide, Yaradan ve yaratılan buluşur.

Bu çalışmanın gerçekleştirilmesi ancak grup içinde, onlu içinde mümkündür. Bu nedenle, Sina Dağı çevresinde karşılıklı sorumluluk ve birliğin sağlanması, yukarıdan inancın gücünü almak için gerekli bir ön koşuldur.