Daily Archives: Kasım 16, 2025

Her Ruhtan Eşsiz Bir Mesaj

Yaradan için çalışmak isteyen kişi, kendini tüm yaratılanlara dahil etmelidir yani onların arzularını hissetmeli, tüm ruhlarla birleşmeli ve kendini onlara, onları da kendine dahil etmelidir.

İnsan, yalnızca Yaradan ile bağ kurmak için gerekli olanı kendisi için bırakır ve geri kalan tüm arzuları genel yaratılışa dahil olur. Arzu bize sadece bu amaçla yani herkesle bağ kurmak için verilmiştir.

Bunun için, kişinin tüm yaratılanlarla bağ kurması ve onları köklerine kadar yükseltmesi gerekir. Sonuç olarak, her birimizde sadece kalpteki nokta kalır ve diğer tüm nitelikler, arzular ve niyetler yalnızca herkesle bağ kurmak için, herkesin bu kalpteki nokta aracılığıyla Yaradan’la bağ kurmasını sağlamak ve bu kalpteki nokta aracılığıyla da Yaradan’ın yanıtını herkese iletmek için gereklidir.

Bu şekilde çalışan kişiye “Âdem” denir ve tek bir ruhun tüm büyük kabının haznesi olur. Her birimiz böyle bir kişi olabiliriz çünkü herkes kalbinde, Yaradan’la bağ kurduğu ve herkesten Yaradan’a, Yaradan’dan da herkese benzersiz bir mesaj ilettiği, kendine özgü bir noktaya sahiptir.

Anlaşılıyor ki her insan tam bir Adam’dır ve Yaradan tarafından, ruh tarafından yaratılan bu bütün yapı herkese aittir. Ancak her insan kendine özgü bir noktaya sahiptir ve kalpteki nokta aracılığıyla birbirine bağlıdır.

Yaradan, her birimize kalpteki noktayı vererek, diğer her şeyin ona bağlanmasına izin verdi ve onu her birimizin kendine özgü, bireysel, kişisel bir ruhu haline getirdi. Ve sonra kalpteki tüm noktalar tek bir ortak Kli’de: Adem’de birleşir.

Manevi Kimlik Kartı

Mantık ötesi inanç, manevi dünyaya giriş niteliğindedir çünkü tam olarak yerimizi belirleyen şeydir. Kişinin kim olduğunu, insanlıkla, egoizmle, Yaradan’la ve tüm realiteyle ilişkisinde nerede durduğunu gösteren bir kimlik kartı gibidir. Bu tek parametre – mantık ötesi inanç – kişiyi eksiksiz tanımlar.

Günbegün, yavaş yavaş ona girene kadar, mantık ötesi inanç üzerinde tekrar tekrar çalışırız. Bu uzun zaman alabilir, ancak her seferinde bir adım daha ileri gideriz.

Ve ayrıca, her gün bu olguya doğru ilerleyeceğimize ve bunun bir kişinin parçası haline gelip manevi derecesini belirleyeceğine: hakikat dünyasında yani manevi dünyada, dostlarla ve Yaradan’la bütünleşmiş ve manevi merdiveni çıkan bir kişi haline geleceğine, mantık ötesi inançla inanmalıyız.

Görevimizin çaba göstermek olduğu ve Yaradan’ın kurtarışının göz açıp kapayıncaya kadar geldiği söylenir. Bu, tüm dostları sevme özlemi duymaya başladığımız anlamına gelir. Ekrandaki tüm bu farklı yüzler içimde sevgi uyandırır çünkü onlar bana en yakın insanlar, hatta kendi ailemden bile daha yakınlar, çünkü bizler ortak ruh Adam HaRishon sistemi içinde birbirimize en yakın olanlarız.

Ve birinin Afrika’dan, birinin İtalya’dan, üçüncüsünün Uzak Doğu’dan olması önemli değil; bunun hiçbir önemi yok çünkü biz bu dünyanın maddi niteliklerine göre değil, manevi niteliklerine göre yargılıyoruz. Bu anlamda, birbirimize en yakın insanlarız, aynı ruhun yakın parçalarıyız.

Aramızdaki bağ, ancak her birimiz diğerine tutunmak, ona yardım etmek istediğinde oluşan sevgi duygusuyla mümkündür. Sevgi tüm günahları örter ve tüm zorluklara rağmen dostlarımla birleşmeyi arzularım.

Bu nedenle, ıslah için özlem, sevgi için özlemdir. Kabala bilgeliği yalnızca hislerden bahseder, zira Yaradan haz alma arzusunu, doyum hissetme arzusunu yaratmıştır. Dolayısıyla, ne hissetmek istediğimizi ve hangi algı organlarında hissetmek istediğimizi netleştirmeliyiz.

Mantık Ötesi İnancı Nasıl Edinebilirim?

Eğer mantık ötesi inancın ne olduğunu veya onun nasıl edinileceğini henüz anlamıyorsam, bu benim suçum değildir; bu, yaratılanın doğasından kaynaklanır. Her birimizin içinde, kişinin kendi üzerine yükselmesine ve haz alma arzusunun üzerinde var olmanın ve egonun ötesine, dışa dönmenin nasıl mümkün olduğunu kavramasına izin vermeyen bir egoizm vardır. İşte bu duruma mantık ötesi inanç denir.

Alma arzumu kısıtlamalı (Tzimtzum) ve ihsan etmeye doğru yükselmeliyim.

İhsan etme uğruna hareket etmek şu anlama gelir:

  • Dışımda olan şey, kendimden daha değerli hale gelir.
  • Bunu tanımlayıcı ve belirleyici olarak kabul ederim.
  • Tüm hayatım gruba ve Yaradan’a bağlıdır.
  • Kendimi onlara teslim ederim, onların içinde eririm ve kendime tek bir nokta dışında hiçbir şey saklamak istemem: Adam HaRishon sistemindeki kök noktam.
  • Bu tek noktayla, dostların içinde var olmayı, içlerindeki her şeye dahil olmayı dilerim.

Bu, mantık ötesi inana sahip olduğum, ihsan etme gücüne eriştiğim ve bu güçle kendimi yavaş yavaş ve tekrar tekrar inşa etmeye başladığım anlamına gelir.

Nihayetinde, her insan bu içsel çalışmayı yapmalıdır çünkü maneviyatın anlamı budur: Bina derecesi, kendimizden daha yüksek bir dereceye göre düşünmeye, hissetmeye, anlamaya ve algılamaya çalıştığımızda Malchut’tan daha yüksektir.

Yerimi terk ederek değil, üzerine ek bir algı düzeyi inşa ederek yükselirim. Bu, daha zeki veya daha hassas olmakla ilgili değildir; bu yalnızca içsel, egoist bir gelişim olurdu.

Manevi gelişim, doğal algımın üzerine çıkmam ve her şeyi dostların önemi aracılığıyla algılamak istemem anlamına gelir.

Tüm derecelerin ve tüm koşulların realitede zaten mevcut olduğunu unutmamalıyız; sadece onlara girmek için çaba göstermemiz gerekir.

Kendimi inanç derecesine, Bina derecesine getiriyorum; yani benim dışımdakiler, grup ve Yaradan, kendimden daha önemli hale geliyor. Bu form içinde, dostlarımın içinde olup bitenleri görmeye, hissetmeye ve duymaya başlıyorum, kendi içimde değil. Ve bu ilişki, başkalarında olup bitenlere yönelik bu yönelim, bana manevi bir his veriyor.

Eğer sadece dostlarımın içinde olup bitenleri hissetseydim, bir melek olurdum.

Ama kendimi hissedersem ve aynı zamanda dostlarımın ve Yaradan’ın içindeysem, onlarla birlikte olup bitenleri algılayıp anlıyorsam, o zaman bir Kabalist olarak adlandırılırım ki bu, bir meleğinkinden çok daha yüksek bir derecedir.

Burada kişi, gerçek manevi niteliklere dokunmaya başlar.

Mantık ötesi demek, ihsan etme arzusuna göre, bağ kurmak için, dünyevi değil manevi tanımlara göre hareket etmek demektir. Maddi dünyada herkes ayrı ayrı var olur; hiçbir bağ yoktur. Herkes ihsan etmek için değil, kendisi için hareket eder.

Ama ben birlik ve karşılıklı ihsan etme koşulunu tesis etmeye, böyle bir gerçekliği hissetmeye ve tüm dünyaya onun aracılığıyla bakmaya çalışırım.

Herkesi farklı gözlerle görmek isterim; kendi gözlerimle değil, onlunun gözleriyle.

Aynı şey hislerim, kalbim, aklım için de geçerlidir; her şeyde kolektif bir algıya ulaşmaya, dünyayı tek bir kişi olarak değil, onlu olarak görmeye çalışırım.

Çünkü onlu, manevi bir yapı, bir Partzuf’tur ve içinde ifşa olan her şey manevi bir koşuldur.

Bağımsızlığa Ulaşın

Yaratılanın iki yönü, iki niteliği vardır ve bunlar olmadan kendini Yaradan’dan ayıramaz. Yalnızca kendi içinde var olanı algılar ve bu nedenle yaratılanın dışında bir Yaradan yoktur.

Yalnızca ilk eylem, yani bir şeyin yoktan yaratılması, görünüşte dışsaldı ve ebedi, mükemmel özden kaynaklanıyordu. Kabalistler bu mesajı şöyle ortaya koyar: İhsan etme niteliği, yaratılışın siyah noktasını, kendi dışında bir şeyi yaratmıştır.

Sonraki tüm eylemler yaratılanın içinde, tam da o noktanın içinde gerçekleşir. Orada ışık yayılmaya başlar; ihsan etme niteliği tezahür etmeye başlar ve onunla karşılaştırıldığında yaratılan kendini tanır, alma ile ihsan etme arasındaki farkı algılar.

Doğasının farkına varan yaratılan, doğal olarak ıslah için, ihsan etmenin asli niteliğiyle maksimum eşitlik ve benzerliğe ulaşmak için muazzam bir özlem duyar.

Bu sürecin bir kısmı zorla gerçekleşir. Birbirine zıt iki nitelik, dünyaların inişine neden olur ve aralarındaki ilişki özel bir şeye yol açar: ne almaya ne de ihsan etmeye, ne Yaradan’ın ne de yaratılanın niteliğine ait olan, tarafsız bir ara nitelik.

Yaratılanın içinde, kirlilik ve kutsallık arasında, tarafsız bir kısım olan Klipa Noga ortaya çıkar. Bu yeni gerçeklik, yaratılana bağımsızlık, kendini ifade etme yeteneği verir. Dahası, yaratılan artık ne olduğuna ve neyle ilişkili olduğuna karar verme yeteneğine sahip olmakla kalmaz, aynı zamanda buna mecburdur.

Bu, özel bir çalışma gerektirir çünkü yaratılan, her iki karşıt gücü de eşit şekilde kabul etmelidir. Peki o zaman neyin iyi neyin kötü olduğunu nasıl belirleyebilir?

Bu ikilem bize yansır; ışık ve karanlık, duyguların karmaşası, mantık ötesinde inanç, belirip kaybolan bir şey olarak tezahür eder. Bu orta nitelik, düşüncelerimizde ve arzularımızda kendini gösterir ta ki sonunda kendi kararımızla bağımsızlığımızı ifşa edebileceğimiz, bağımsız bir konuma ulaşırız.

Bu çok zordur. Doğa bizi kendi dışında, yaratılışın dışında bağımsız olmaya hazırlar. O zaman, hem Yaradan’ı hem de yaratılışı, tüm evreni dışarıdan göreceğiz. İki karşıt gücün bizi hazırladığı şey budur.

Orta niteliğe dayanarak, kendimizi eksiksiz bir manevi Partzuf olarak inşa etmek için, hem üstündeki kutsallığı hem de altındaki kirliliği birleştiririz. Bunun içinde, her iki gücün doğru bir şekilde kullanımıyla, Yaradan ve yaratılan bir olur ve tüm yaratılışı içimizde kucaklarız.

Yaradan’a Yaklaşmanın İşaretleri

Önümüze çıkan tüm engeller ve gecikmeler, bir nevi yaklaştırmadır, Yaradan bizleri yakınlaştırmak ister ve tüm bu engeller sadece bizleri yakınlaştırır, zira bunlar olmasaydı, Yaradan’a yakınlaşma imkânımız olmazdı. Bu böyledir çünkü doğamız gereği, Yaradan yücelerin yücesi iken bizler saf maddeden yaratıldık, bundan daha büyük bir mesafe yoktur. Ancak kişi yaklaşmaya başladığında, aramızdaki mesafeyi hissetmeye başlar. [Kendisiyle Yaratıcı arasındaki mesafeyi. Bu uçurumun şimdi ortaya çıktığını düşünmesin. Kesinlikle hayır! O oradaydı ve kendini ona ancak şimdi ifşa ediyor.] Dolayısıyla, üstesinden gelinen her engel [bu sadece bağ içindedir], o kişi için, yolu daha da yakınlaştırır.

(Bu böyledir çünkü kişi, uzaklaşan bir çizgide ilerlemeye alışır. Dolayısıyla, kişi her ne zaman uzak olduğunu hissetse, bu, süreçte herhangi bir değişikliğe neden olmaz çünkü uzaklaşan bir çizgide ilerlediğini baştan biliyordur çünkü gerçek budur, Yaradan ile aramızdaki mesafeyi tarif edecek kelime yoktur. (Baal HaSulam, Şamati 172, “Engeller Ve Gecikmeler Konusu”)

Başlangıçta, Yaradan’dan son derece, kutupsal olarak, azami derecede uzak olduğumuzu ve her yeni koşulumuzun – ne olursa olsun, mutlak değer açısından bir ölçüye göre – bize daha uzak görünse de, Yaradan’a her zaman daha yakın olduğunu kabul etmemiz gerekir. Sonuç olarak ben kendi gerçek durumumu ifşa ederim ve sonra onu ıslah ederim – sol adım, sağ adım ve bu şekilde devam eder.

Gördüğümüz gibi, bir insanın bu yoldan sapmadan tutunmasına yalnızca çevre yardımcı olabilir. Kendini daha kötü hissettiğinde, gerçekte artık Yaradan’a daha yakın olduğuna kendini nasıl ikna edebilir? İçlerindeki her şey onlara daha uzakta ve daha kötü olduklarını söyler. Kendilerini lanetlerler ve kınarlar.

Ama aslında ona ifşa edilen şey, sadece daha önce orada olandır, ancak şimdi onu ıslah etmek ve böylece gruba daha da yaklaşmak ve diğer hesaplara rağmen onlarla birleşmek için görmüştür.

Bu nedenle, giderek artan bir mesafede yürümeye alışmamız gerekir. Sonuçta, yolumuzda büyük uzmanlar hâline gelirsek, her küçük dönemeç ve her küçük engel bize büyük görünecektir.

Küçükken bu engelleri görmeyiz, fark etmeyiz ve bize hiç yokmuş gibi gelir. Ve sonra her küçük sapma, her küçük değişiklik büyük bir engel olarak hissedilecektir. Bir uzman ile sıradan bir insan arasındaki fark budur.

Bu nedenle, Yaradan’a yaklaştıkça, Rabbi  Şimon’un öğrencileri gibi, birbirimizi daha çok iteceğiz ve birbirimizden daha fazla nefret edeceğiz.

Yaklaşmak istemeyeceğiz; onluları kınamaya, hissettiklerimize ve gördüklerimize inanmaya başlayacağız: “Bu insanların yanında nasıl olabilirim? Eskiden farklıydılar! Onlardan uzaklaşmam lazım!” Ve benzeri şeyler. Bizi ancak karşılıklı yardım, karşılıklı destek, karşılıklı garanti kurtarabilir.

Yol boyunca “vagonumuzdan” düşen kaç arkadaşımız oldu! Yazık mı? Elbette, onlar geri gelecekler. Ama her seferinde, her adımda, öyle bir onlu, öyle bir Kli (kap) yaratacağımızı düşünmeliyiz ki, kimse ondan düşmeyecek.