Mantık Ötesi İnancı Nasıl Edinebilirim?

Eğer mantık ötesi inancın ne olduğunu veya onun nasıl edinileceğini henüz anlamıyorsam, bu benim suçum değildir; bu, yaratılanın doğasından kaynaklanır. Her birimizin içinde, kişinin kendi üzerine yükselmesine ve haz alma arzusunun üzerinde var olmanın ve egonun ötesine, dışa dönmenin nasıl mümkün olduğunu kavramasına izin vermeyen bir egoizm vardır. İşte bu duruma mantık ötesi inanç denir.

Alma arzumu kısıtlamalı (Tzimtzum) ve ihsan etmeye doğru yükselmeliyim.

İhsan etme uğruna hareket etmek şu anlama gelir:

  • Dışımda olan şey, kendimden daha değerli hale gelir.
  • Bunu tanımlayıcı ve belirleyici olarak kabul ederim.
  • Tüm hayatım gruba ve Yaradan’a bağlıdır.
  • Kendimi onlara teslim ederim, onların içinde eririm ve kendime tek bir nokta dışında hiçbir şey saklamak istemem: Adam HaRishon sistemindeki kök noktam.
  • Bu tek noktayla, dostların içinde var olmayı, içlerindeki her şeye dahil olmayı dilerim.

Bu, mantık ötesi inana sahip olduğum, ihsan etme gücüne eriştiğim ve bu güçle kendimi yavaş yavaş ve tekrar tekrar inşa etmeye başladığım anlamına gelir.

Nihayetinde, her insan bu içsel çalışmayı yapmalıdır çünkü maneviyatın anlamı budur: Bina derecesi, kendimizden daha yüksek bir dereceye göre düşünmeye, hissetmeye, anlamaya ve algılamaya çalıştığımızda Malchut’tan daha yüksektir.

Yerimi terk ederek değil, üzerine ek bir algı düzeyi inşa ederek yükselirim. Bu, daha zeki veya daha hassas olmakla ilgili değildir; bu yalnızca içsel, egoist bir gelişim olurdu.

Manevi gelişim, doğal algımın üzerine çıkmam ve her şeyi dostların önemi aracılığıyla algılamak istemem anlamına gelir.

Tüm derecelerin ve tüm koşulların realitede zaten mevcut olduğunu unutmamalıyız; sadece onlara girmek için çaba göstermemiz gerekir.

Kendimi inanç derecesine, Bina derecesine getiriyorum; yani benim dışımdakiler, grup ve Yaradan, kendimden daha önemli hale geliyor. Bu form içinde, dostlarımın içinde olup bitenleri görmeye, hissetmeye ve duymaya başlıyorum, kendi içimde değil. Ve bu ilişki, başkalarında olup bitenlere yönelik bu yönelim, bana manevi bir his veriyor.

Eğer sadece dostlarımın içinde olup bitenleri hissetseydim, bir melek olurdum.

Ama kendimi hissedersem ve aynı zamanda dostlarımın ve Yaradan’ın içindeysem, onlarla birlikte olup bitenleri algılayıp anlıyorsam, o zaman bir Kabalist olarak adlandırılırım ki bu, bir meleğinkinden çok daha yüksek bir derecedir.

Burada kişi, gerçek manevi niteliklere dokunmaya başlar.

Mantık ötesi demek, ihsan etme arzusuna göre, bağ kurmak için, dünyevi değil manevi tanımlara göre hareket etmek demektir. Maddi dünyada herkes ayrı ayrı var olur; hiçbir bağ yoktur. Herkes ihsan etmek için değil, kendisi için hareket eder.

Ama ben birlik ve karşılıklı ihsan etme koşulunu tesis etmeye, böyle bir gerçekliği hissetmeye ve tüm dünyaya onun aracılığıyla bakmaya çalışırım.

Herkesi farklı gözlerle görmek isterim; kendi gözlerimle değil, onlunun gözleriyle.

Aynı şey hislerim, kalbim, aklım için de geçerlidir; her şeyde kolektif bir algıya ulaşmaya, dünyayı tek bir kişi olarak değil, onlu olarak görmeye çalışırım.

Çünkü onlu, manevi bir yapı, bir Partzuf’tur ve içinde ifşa olan her şey manevi bir koşuldur.

Ne yazık ki, bu ögeye yorum yapma özelliği kapatılmış.

"Kabala ve Hayatın Anlamı" Yorumlar RSS Feed

Sonraki yazı: