Monthly Archives: Eylül 2025

Kimin Kararı?

Soru: Işığın dördüncü safhadan ayrılması ve ardından ilk üç safhayı tekrar doldurması, ışığın mı yoksa Kli’nin mi kararıydı?

Cevap: Çalıştığımız materyalden, bunun Kli’nin kararı olduğu açıkça anlaşılıyor. Işık, Kli’yi etkiler, onu doldurur ve kendi doğasına uygun olarak değişmeye zorlar.

Çalışmamıza, ışık kavramı ve Kli’nin ne olduğu ile başlıyoruz. Ardından Kli’nin farklı kısımlarının nasıl yavaş yavaş değiştiğini, kişinin kendisinin ne kadar değiştiğini ve kendisinde belirli nitelikleri uyandıran ışığa tamamen uyum sağladığı bir duruma nasıl ulaştığını öğreniyoruz.

Yaratılışın Uzun Rüyası

Tüm bu gerçeklik, hem üst hem de altta olanlar, ıslahın sonundaki nihai koşullarıyla, tek bir düşünceyle ortaya çıkmış ve yaratılmıştır. Bu tek düşünce, tüm işlemleri gerçekleştirir; o tüm işlemlerin özü, emeğin amacı ve özüdür. Nahmanides’in yazdığı gibi, “bir, eşsiz ve birleşik” olan, başlı başına mükemmelliğin ve aranan ödülün ta kendisidir. (Baal HaSulam, On Sefirot’un Çalışılması, Cilt 1, Bölüm 1, “İç Gözlem”).

Her şey, yaratılış amacı olan: “yaratılanları memnun etmek” için yaratılmıştır. Buna, tüm yaratılanlar, tüm eylemleri ve onların tüm hisleri, yaratılanların uyanışını ve ıslahın sonunda Yaradan’la tam bir eşitliğe ulaşmaları dahildir Tüm bunlar, yaratılanlar tarafından, sanki içlerinde değişimler gerçekleşiyormuş gibi, içinden geçtikleri bir süreç olarak deneyimlenir.

Ama gerçekte, hem yaratılanlar hem de onlarla gerçekleştirilen tüm eylemler, tüm hisler, içinden geçtikleri koşullar, ortaya çıkan tüm dünyalar, Sefirot ve Partzufim – bize görünen bu büyük gelişim sürecinin tamamı- yaratılışın amacında, Yaradan’ın düşüncesinde zaten mevcuttur; ondan başka hiçbir şey yoktur! Başka hiçbir şey yoktur; O’nun düşüncesinde var oluruz ve onun içinde tüm bu gelişim sürecini yaşarız. O’nun düşüncesinin içinde yaşarız!

Bu nedenle, dünya bu tek düşünceyle var oldu, yaratıldı ve düzenlendi ve dünya bu düşüncede son ıslahına ulaşacaktır. Her şey yalnızca Yaradan’ın amacında, yani ışığın, O’nun iyilik vermek ve mutlak iyilik koşuluna getirmek istediği yaratılanlarla ilişkisinde mevcuttur.

Ve bize sanki bağımsız olarak var oluyormuşuz, bazı eylemlerde bulunup çabalıyor, dua ediyormuşuz, yukarıdan bir cevap alıyormuşuz ve tüm dünyaları, Partzufim’i, Sefirot’u, uçsuz bucaksız alanları fethediyormuşuz gibi gelir. Ancak tüm bunları yaratılışın amacına uygun olarak hayal ederiz.

Elbette bu, var olmadığı düşünülen dünyamızda bile, çalışmalarımızı ve çabalarımızı hiçbir şekilde azaltmaz. Baal HaSulam, gözlerimiz açıldığında, o zamana kadar sanki bir rüyada olduğumuzu anlayacağımızı söyler.

İleriye Doğru Tek Bir Hareket

Soru: Yaklaşan kongre, özellikle tek bir duada gerçekleşecekse, bize zamanın hızlanmasında ne sağlayacak? Her bir dostun katılımı ne kadar önemli?

Cevap: Önemli olan, dostlarla bağda olmak, birbirimizi anlamaya çalışmak ve birbirimizi desteklemek için aynı eylemleri gerçekleştirmektir.

Bu şekilde, yavaş yavaş, bugünümüzün ve geleceğimizin ileriye doğru tek bir harekete bağlı olacağı bir koşula geleceğiz. Yani, grup içindeki koşulumuza bir bütün olarak, bizi bir derece daha hızlandırabilecek ve ilerletebilecek bir tür aracın içindeymişiz gibi bakacağız.

Birbirinizi Kalplerinizle Hissedin

Soru: Onluda birçok eylem gerçekleştiriyoruz, ancak bunlar gerçekten manevi zamanımızı hızlandırıyorlar mı? Yoksa duaya gelene kadar manevi zaman motorumuz henüz harekete geçmemiş ve hızlanmamış mı oluyor?

Cevap: En önemli şey duanızdır; her biriniz duanıza içinizden ne kadar yatırım yaparsanız, sonunda ortak bir arzu ve ortak bir niyet doğar. İşte sonucu getirecek olan tam da budur.

Birbirinizi kalplerinizle hissetmeye çalışın. Bu yeterlidir.

Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Kısım 150

Para Tutkusu Olmadan İnsan Nasıl Büyük Bir Tüccar Olabilir?

Günümüzde, finansal konularla ilgilenenlerin kendilerini tamamen bu konuya adamaları gerekiyor olabilir. Ancak bu mümkündür. Maneviyat ve maddesellik arasındaki başa çıkmanın zorluğu, bariyere kadar devam eder. Bariyere kadar bölünmüş durumdayız. Ya burada ya da orada olabiliriz ama aynı anda ikisinde birden olamayız. İkisini birbirine bağlayamayız.

Bariyeri aştığımızda, maneviyatı ve maddeselliği karşıtlar olarak değil, biri diğerinin üzerinde kıyafetlenmiş olarak görürüz. Maneviyatı, maddesel dünya aracılığıyla görürüz ve o zaman tüm maddesel eylemler manevi bir karakter kazanır ve aralarında hiçbir çelişki kalmaz. Maddesellik artık maneviyatı hiç rahatsız etmez. Aksine, dünyevi meselelerle ne kadar çok meşgul olursak, kendi manevi eylemlerimizi onlar aracılığıyla o kadar çok görürüz.

Dışarıdan bakıldığında materyalist ve hayvansal bir şey yapıyormuşuz gibi görünebilir, çünkü yapılan şeyi niyet belirler ve niyet görünmezdir. Bu nedenle buna “gizli olanın bilgeliği” denir. Birinin diğerinin içinde kıyafetlenmesi sayesinde, büyük ıslahlar yapabiliriz ve aslında maddesellik ile maneviyat arasında hiçbir çelişki yoktur.

Bir Olmak

Soru: Onlunun bir olması gerektiğini söylüyorsunuz. Bu koşul nedir?

Cevap: Bir, her birimizin tek bir birlikte, tek bir nitelikte, karşılıklı ihsan etme niteliğinde bir araya geldiğimiz anlamına gelir. Ve ne Yaradan’a ne de birbirimize karşı başka bir ilişki yoktur

Bir insanın diğer tüm nitelikleri, ihsan etme niteliğiyle bağlantılıdır. Kendimi iptal ederim, başkalarıyla bağ kurarım, kendimi diğerlerinden daha aşağıda veya daha yukarıda hissederim, böylece onları hedefin yüceliğiyle etkileyebilirim. Onları birleştirmeye, Yaradan’ı her birinin yerine koymaya çalışırım. Böylece “bir” denen niteliğe ulaşırız.

Soru: Bu koşulu yalnızca kısa bir süre için mi ediniriz, yoksa sürekli olarak sürdürmemiz mi gerekir?

Cevap: Bu koşul tek bir an için gelir, ancak edindiğimiz anda, Yaradan’ı ifşa ederiz.

Hemen ardından düşeriz ve her şey kaybolur, Yaradan hissiyatı kaybolur, içimizde nefrete varan ciddi rahatsızlıklar ortaya çıkar ve bunların üzerindeki çalışma yeniden başlar, bu da “bir, eşsiz” niteliğine yol açar. Ve yine Yaradan’ı ifşa ederiz.

Ve böylece, adım adım hedefe doğru ilerler, her seferinde yeni dünyalar ediniriz.

Bu nedenle, şimdilik sadece onlumuzu düşünmeliyiz. Eğer grubum ve diğer gruplar uygun onlularla çevriliyse, o zaman diğer onlulardan büyük bir güç artışı hissederiz. Bu nedenle, mümkün olduğunca çok sayıda onlunun olmasını ve mümkün olduğunca güçlü olmalarını isterim. Ancak prensip olarak, manevi çalışmam kendi onlum içinde yoğunlaşmıştır.

Zamanla, burada bizi ileriye taşıyacak bir tür iyi rekabet teşvik edilebilir. Ancak bunun hakkında konuşmak için henüz çok erken. Çok dikkatli davranmalıyız. Ama bu da gelecektir.

Sevgi – Yaşamın Kaynağı

Soru: Sevgi insana ne verir?

Cevap: Sevgi insana, onu canlandıran içsel bir ışıltı verir. Yaşam.

Ama sorun şu ki, sevgi aramızda ifşa etmemiz gereken çok daha derin bir ilişkidir.

Bu, bir insanın içsel eğilimlerine göre ortaya çıkan, doğası gereği ona aşılanan veya yetiştirilme yoluyla edinilen duygularla ilgili değildir. Öncelikle doğru değerleri ifşa etmeliyiz; gerçek sevgi denen şeyin ne olduğunu, karşılıklı nefret ve karşılıklı reddetmenin doğası içinde, ne ölçüde var olduğumuzu ve eğer öyleyse, hayatın kaynağı sevgi olduğuna göre, sevgiye ulaşmak için ne yapılması gerektiğini anlamalıyız.

Soru: Sevginin ne olduğunu ifşa etmeli miyiz?

Cevap: Hayatın sırrını ifşa etmeliyiz. Bu sır sevgiyle bağlantılıdır. Çünkü sevgi olmadan devamlılık yoktur.

Eğer cansız seviyede, artı ve eksi arasında bir çekim, bitkisel seviyede moleküller arasında birleşme ve ayrılma olmasaydı, canlı bedenler arasında böyle hesaplamalar, gelişim seviyesine bağlı olarak birinin diğerinden nefret etmesi veya sevmesi olmasaydı, hayvansal ve insan seviyesinde bir annenin çocuğuna duyduğu sevgi hissi olmasaydı, bunlar olmadan doğa gelişmez, en basit hücre bile var olmazdı.

Her şey sevgi ve nefrete, çekme ve itme gücüne göre var olur. Bu iki kuvvet dengelenmelidir.

Bu nedenle, Kabala bilgeliğinde “Sevgi tüm günahları örter” denmesi tesadüf değildir. Yaratılışın merkezinde yer alan bu iki temel kuvvet birbiriyle dengelenmeli ve ardından aralarında uygun ve kademeli bir gelişim sağlanmalı, ta ki hem sevgi hem de nefret sonsuz oranlarda gelişinceye kadar. Ve bu şekilde, gelişimimizin hedefi olan sonsuzluk dünyasını, hakikat dünyasını edineceğiz.

Bu nedenle sevginin gerçekte ne olduğunun açıklığa kavuşturulması için hâlâ bir yol bulmamız gerekiyor; çünkü sevgi yaşamın kaynağıdır.

Sanat Sineması, Dostoyevski, Elmaslar…

Soru: Sinemanın farklı kategorileri var. Sanat sineması, deneysel sinemadır. Daha ciddi filmler var, Hollywood var ve hepsi kendini önemli bir şey olarak konumlandırıyor. Eskiden sanat sinemasına hayrandım. Ama şimdi bu filmleri bile izleyemiyorum çünkü özünde, Dostoyevski hakkında söylediğin gibi, bir adamın yaşlı bir kadını öldürüp bunun hakkında yazması gibi, düz deneyimlerdir. Aslında bunun hiçbir faydası yok. Bu, insana gerçekten ne kazandırır ki?

Cevap: Sorun şu ki, insanın kendini ölçebileceği net bir ölçüt yok.

Örneğin, Dostoyevski’nin bir yandan aşk, diğer yandan nefret hakkında harika ifadeleri var. O, kendini nasıl konumlandıracağını bilmiyor.

Yani, insanların mutlak bir referans noktası, bir standardı yok. Bu da işi çok zorlaştırıyor.

Ve bahsettiğiniz sanat, çeşitli deneysel filmler ve diğer her şey, insan doğasında net bir temel olmadığı, kendimizi ölçebileceğimiz hiçbir şey olmadığı için sonu gelmez bir gevezelik.

Sonuç olarak, tüm bunlar hayvansal varoluş seviyesinin üzerine çıkmaya başlayan insan tarafından ihmal edilmeye mahkûmdur. Bunlar zeki, arayış içinde olan insanlardır, ancak kafaları karışıktır. Her şey yolundadır, tek bir şey hariç: Kendilerini ölçebilecekleri hiçbir şey, mutlak bir nokta yoktur.

Bu nedenle, yazılanlara rağmen, sonsuza dek kalacak hiçbir imge yaratamazlar. Sonuçta, eğer bu, Yaradan’a göre doğru ölçütlere sahip olmayan bir kişinin iç dünyasının tasviriyse, bu hiçbir şey vermez. Dolayısıyla her şey aynı kalır:  yaşlı bir kadını öldürdü, başka bir şey değil.

Sanat bu yüzden ölüyor, bu yüzden insanlar, insanlığın binlerce yıldır yarattığı tüm büyük eserleri ihmal etmeye başlıyor. Buna değer veren sadece birkaç naif entelektüel kalıyor.

Her şey yok olacak, belki müzik hariç, zira bir müzik eserinde her insan bir şekilde kendini ifade edebilir. Ama edebiyat, resim veya başka bir şey…

Resmin hâlâ bir geleceği var çünkü değeri hakkında yanlış bir uzlaşım var, zira sermayeyi koyacak başka bir yer yok. Diyelim ki Rembrandt bir milyon dolar değerinde, Rubens beş yüz bin dolar, bir diğeri şu kadar vs. Onların resimleri, para birimi olarak kalacak. Resim de böyle değerlendirilecek, başka bir şey değil.

Peki, elmaslar neden değerli? Gerçek şu ki, dünyada çıkarılması yasaklanmış birçok elmas yatağı var, aksi takdirde fiyatları düşer ve insanlar hiçbir şeysiz kalırdı. Ama diyelim ki kasamda 30 veya 100 milyon değerinde küçük bir taşım var. Ama aniden piyasaya birkaç kilo elmas atarsanız, taşımın fiyatı otomatik olarak on kat düşer. Bunu yapmanıza izin vermeyeceğim! Yani tüm bunların değeri görecelidir.

Ama klasik müzik kalacak çünkü tüm insani duyguları yansıtır ve onun içinde insan kesinlikle her şeyi ifade edebilir. Ahengi, ruhun yapısına uygundur. Resim kalacak çünkü menkul kıymet gibidir. Edebiyat ise hiç kalmayacak.

Soru: Öyleyse edebiyatın ne faydası var? Klasiklerin Tolstoy’un, Puşkin’in?

Cevap: Onları kim okuyacak?! Eminim ki şimdi bile artık okunmuyordur. Genç nesil bu kitapları okuyor mu?! Hayır.

Belki de klasiklerin, Tolstoy’un tüm eserlerinin elli sayfada sunulduğu kısaltılmış versiyonları vardır. Peki, bugün kim oturup Savaş ve Barış’ı okur? Kimin buna vakti var? Genç bir insan için sunduğu tüm olanaklarla günümüz internetinin yerini alabilir mi? Bu bambaşka bir dünya! Ve bunun için gençleri suçlayamayız.

Ruhun Kökü Nedir?

Soru: Ruhun kökü nedir ve onu nasıl ediniriz?

Cevap: Ruhun kökü, ruhun kaynağı olarak adlandırılır; yani aranızdaki bağda ifşa olan Yaradan’dır. Egoizminizin içinde değil, iki egoist arasında karşılıklı ihsan etme niteliğinde ifşa olur.

Bu, her birinizin içindeki kişisel egoya rağmen, siz egoistler arasında ortaya çıkar ve tam da Yaradan’ın ifşa olduğu yer burasıdır.

Bu nedenle, egoizmleri ne kadar büyükse ve kendileri üzerinde ne kadar çok çalışırlarsa, Yaradan da aralarında o kadar çok ifşa olabilir. Ama her zaman onların arasında!

Alışkanlığın Gücü

Yorum: İnsan, içinde yaşadığı dünyanın ne kadar berbat, iğrenç ve sınırlı olduğunu anlasaydı, birçok şeye bambaşka bir gözle bakardı.

Cevabım: Ama insanların toplama kamplarında, çalışma kamplarında, cezaevlerinde, her yerde yaşamaya nasıl alıştıklarını da biliyoruz.

Cezaevinden ayrılıp yanındaki köyde kalan bir arkadaşım vardı. Şaşırmıştım! “Burası güzel. Başka neye ihtiyacım var ki?” dedi. Bu, iyi bir gıda kaynağına, kültüre, her şeye sahip olan Leningrad ile kıyaslandığında böyleydi!

Alışkanlık! İnsanın başka hiçbir şeye ihtiyacı yoktur. Dahası, cezaevlerinde basit ilişkiler vardır, her şey açık ve nettir: sen kimsin, ben kimim. Tüm düzen çok daha basittir.

Yorum: Evet, insan zaten içinde yaşadığı tanıdık dünyaya gömer kendini.

Cevabım: Bu korkunç bir şey! Çevremizi sürekli bu şekilde algılıyoruz; sadece bizi mutlu eden, ihtiyaç duyduğumuz, yetiştirilme tarzımıza ve iç dünyamıza uygun olanı algılıyoruz. Gördüğümüz tek şey bu!

Ama sonsuz bir dünyasındayız! Aramızda ve çevremizde inanılmaz miktarda derinlik, olgu, güç ve eylem dönüyor! Bunların hiçbirini fark etmiyoruz çünkü istemiyoruz. Sadece önceden programlandığımız, alıştığımız şeyleri fark ediyoruz. Diğer her şey bilinçaltında eleniyor. İşte böyle yaratılıyoruz. Alışkanlık, bilincimizi etkileyen korkunç bir şey!

Soru: Gerçekliğin başka bir boyutuna geçtikten sonra, kişinin yaşadığı koşulları çok renkli bir şekilde anlatıyorsunuz. Ancak, çalışmak ve diğer her şeye ek olarak, bunun için bir arzu geliştirmeyi hedeflemek yeterli mi? Kişi gerçekten isterse, daha yüksek bir boyuta geçebilir mi?

Cevap: Hayır, arzu yeterli değildir çünkü arzumuz egoisttir; onu özgecil bir arzuya dönüştürmeliyiz.

İnsan, egoist arzusunun içinde üst dünyayı hissedemez. “Ama ben onu istiyorum!” Hayır, istemiyorsunuz; üst dünya olarak hayal ettiğiniz başka bir şey istiyorsunuz. Onu şimdi isteyemezsiniz çünkü her şey vermek, başkalarını sevmek ve kendinden çıkmakla ilgilidir. Sizin böyle arzularınız yok! Dolayısıyla bunu istediğiniz konusunda yalan söylemeyin.