Daily Archives: Eylül 8, 2025

Manevi Bir Embriyo Olun

Soru: Çalışmaya zar zor devam edebiliyor ve sanki sadece dışarı itiliyormuşum gibi hissediyorsam ne yapmalıyım?

Cevap: Yukarıdan, kalbimizde hayal kırıklığı ve egoist şikâyetlerle dolu bir yük gönderiliyor. İnsan taleplerini azaltmalıdır. Yerde yatarken, daha fazla düşecek yer yoktur.

Eğer kişi, ihsan etme niteliğinde kalmaktan başka hiçbir şeye ihtiyacı olmadığına karar verirse, bu durumdan dışarı atılamaz. Malhut’unu (egoist arzularını) iptal etmiş ve Bina’ya (ihsan etmeye) bağlanmıştır.

O, annesinin rahmindeki bir embriyo gibidir ve üsttekinin, Yaradan’ın ona dilediği her şeyi yapmaya devam edeceğine inanır!

Sonra üstteki, manevi doğuma kadar içinde giderek artan bir ihsan etme niteliği geliştirmeye başlar.

Gözün Açılması

Soru: Alma arzusunun kökümüzde olmadığı yazılmıştır. Fakat siz, ıslahımızın bir sonucu olarak, gözlerimizin açılmasıyla ödüllendirildiğimizi söylüyorsunuz. Bu ne anlama geliyor?

Cevap: Bu, alma arzusu yerine verme arzusuna sahip olduğumuz anlamına gelir. Bu içimizde gelişir, bize ihsan etme niteliğindeki gerçeği görmeyi öğretir ve böylece doğduğumuzdan farklı bir gerçekliği edinmeye başlarız.

Soru: Benim doğam olan alma arzum var ve de bana Tora ve emirleri çalışmayı ve verme arzusunu geliştirmeyi sağlayan bir şey var. Verme arzusu içinde gerçekliği hissedebilmem ne anlama geliyor?

Cevap: Bunlar, bir insanın içinde, birbiriyle değiştirilebilen iki niteliktir. Bu nedenle şimdi tek bir tanıma bağlı kalmaya gerek yok. Tüm bunları çalışacak ve kendimizde bunu yavaş yavaş değiştireceğiz.

Daire, Dikdörtgen, Üçgen, Çizgi

Ein Sof’un ışığı eşit olduğundan, kısıtlama da eşit oldu.

Geometri ilminde bilinir ki, daireden daha eşit bir görüntü yoktur.

Bununla birlikte, çıkıntılı dik açılı kare imgesi, üçgen imgesi ve benzer şekilde diğer tüm imgeler için durum böyle değildir. Bu nedenle, Ein Sof’un kısıtlaması daire formunda olmak zorundaydı (Baal HaSulam, On Sefirot’un Çalışması, Cilt 1, Bölüm 1, Madde 5).

Açıklama: Eğer üst – alt, sağ – sol arasında fark olsaydı, bu, 4 safhanın ifadesi olarak, 4 kenarlı bir dikdörtgen şeklinde ifade edilirdi. Üçgen ise, 4. safhanın eksik olduğu, yalnızca 3 safhaya sahip bir dereceyi gösterirdi. Yani yalnızca üç kenar vardır: üst, sağ, sol; ama alt ( son safha, 4. safha “Dalet”) yoktur.

Başka “görüntü” yoktur – geri kalan tüm şekiller zaten “harfler”dir.

Işığa Giden Yolu Açalım

Üst Işığın kaynağı, “hiçlikten” bir arzu noktası yarattı ve Yaradan’ın baskısıyla onu geliştirmeye başladı, ta ki sonsuzluk dünyası denen koşula ulaşana kadar. Bu koşulda, nokta artık bir nokta değil, onu yaratan ışıkla dolu bir küredir ve bir kısıtlama (Tzimtzum Aleph) uygular ve ışığı kendinden dışarı atar. Bizler bu kısıtlamanın altındayız.

İlk kısıtlamanın koşulu çok basittir: yukarıda ışık, haz, mükemmellik, sonsuzluk – her şey varken, aşağıda arzu, karanlık, boşluk – yokluk var! Ve aralarında, asla iptal edilemeyen bir koşul olan, ilk kısıtlamanın (Tzimtzum Aleph) sınırı uzanır. Arzu (Kli) ışığa benzemiyorsa, aralarındaki bu boşluk kalır.

Bu demektir ki siz, şu anda hissettiğinizden başka hiçbir şey hissetmeyeceksiniz. Ve buna bilinçdışı manevi durum veya “bu dünya” denir. Bugün içinde bulunduğumuz hayatın en küçük ölçüsü budur; her türlü farkındalığın altında, karanlıkta, sanki hayali bir gerçeklikteymiş ve var olabilecek en derin uykudaymış gibi.

Bir keresinde, insanların binlerce ışık yılı mesafeler boyunca uzaya gönderilmek üzere, özel bir sıvı içeren kapsüllere nasıl yerleştirildiklerini anlatan bir bilim kurgu filmi izlemiştim. Ve her biri kendi kapsülünün içinde, başka bir gezegene varana ve orada uyanmaya başlayana kadar uyudular. Şimdi kendimizi benzer bir durumda, uykuda, gerçek gerçeklikten kopuk buluyoruz!

Işığı alabilmemin koşulu, ihsan etme niyetidir. Doyma, Haz alma arzusu değişmez, sadece “ne için”, “neden”, “anlam” değişir.

Işığı, doyumu kendim için, egoistçe, Tzimtzum Aleph koşuluna aykırı olarak, kendime niyet ederek almak istersem, buna “yukarıdan aşağıya” almak denir.

Işığı almak istersem (her iki durumda da yalnızca alırım, çünkü içimde yalnızca alma arzusu vardır ve yalnızca alma niyeti, alma koşulu değişir), ancak bana verene haz verme niyetiyle almak istersem, buna “aşağıdan yukarıya” alma denir.

Yalnızca böyle bir durumda ışık, üst dünyanın ifşasıyla dolup taşar. Üst ışığı aşağıdan yukarıya nasıl alabileceğimiz bizim için net değildir; kastedilen, verene haz vermektir. Bu koşul, ışığa giden yolu açar! Bu koşulu yerine getirin ve tüm sonsuzluk dünyası sizin olsun!

Mutlak Sevgiye!

Soru: Başkalarına zarar vermeseydik hastalanmayacağımız doğru mu?

Cevap: Tabii ki! Hiçbir hastalık, hiçbir şey olmayacaktı. Her şeyin kökü budur.

Soru: Aynı zamanda, doğamız gereği bir başkasına iyilik yapmanın da imkânsız olduğunu mu söylüyorsunuz?

Cevap: İmkânsız.

Soru: O zaman lütfen bizi bu çıkmazdan kurtarın. Ne yapmalıyız?

Cevap: Peki, biraz hayal kuralım.

Farz edelim ki öyle bir virüs icat ettik ki, hepimizi bir şekilde “ısırdı” ve biz de birbirimizi en yakın akrabalarımız gibi hissetmeye başladık. Tıpkı kendilerini bir bütünün parçası gibi hisseden erkek ve kız kardeşler gibi.

Yorum: Yani, biz kendimiz bir şey yapamayız ama böyle bir virüs gelirse…

Cevabım: Belki de en azından bunu birazcık istemeyi başarabiliriz. Asıl görevimiz bu.

Bunun için öncelikle bugün kim olduğumuzu anlamalı ve var olan kötülüğü inkâr etmemeli, onunla uzlaşmamalıyız. Tamamen zıt bir niteliğin olabileceğini anlamaya çalışmalıyız. Çünkü doğada tüm nitelikler çiftler halinde, birbirine zıt olarak bulunur.

Eğer bunu gerçekten arzularsak, bu tersine dönüş başımıza gelebilir.

Soru: Ama bu olmak zorunda mı?

Cevap: Bence evet. Çünkü doğa her zaman iki zıt nitelikte kendini gösterir. Dolayısıyla şu anki durumumuzdan sonra kırılma noktasına ulaştığımızda dedikleri gibi bir tersine dönüş, bir nevi faz değişimi olacağını düşünüyorum.

Yorum: Ve her şeyin sevgiyle yaratıldığını ve sevgiye yol açması gerektiğini anlamaya başlayacağız.

Cevabım: Bu, bizim ötemizde yani bizim dışımızda gerçekleşecek. Bize öyle bir şekilde etki edecek ki, değişeceğiz, tamamen zıddımıza dönüşeceğiz: mutlak sevgiye.

Hiçbir Şey İstemiyorsanız Ne Yapmalısınız?

İnsanlar hayatın anlamını evlilikte bulamayacaklarını anlıyorlar. Hayatın anlamını işte de bulamıyorlar.

Yorum: Ve görünen o ki, arkadaşlıkta da bulamıyorlar.

Cevabım: Ve tabii ki arkadaşlıkta da. Anlamı – hiçbir yerde bulamıyorlar. Öyleyse ne anlamı var? Yatakta yatıyorum, neden kalkayım? Hiçbir sebep yok, hareket etmek, düşünmek, konuşmak, herhangi bir şey yapmak için basitçe hiçbir sebep yok. İşte bir tür dünya-donması böyle gerçekleşir.

Yorum: Ve bugün, giderek daha da fazla gerçekleşiyor.

Cevabım: Evet, elbette.

Öyleyse ne anlamı var? Ancak bu, hayatın anlamını, yani bu durumun üstündeki anlamı ifşa edersek mümkündür. Ve en azından bir şekilde bunun hakkında konuşabilir, gösterebilir ve insanları sarsabilir, harekete geçirebiliriz. Aksi takdirde, elbette, sonunda birileri sizi sonsuza dek uyutan haplar satmaya başlayacak.

Ve insanlar onları satın alacak. Evet, alacaklar! Onları memnuniyetle ağızlarına atacaklar, bir bardak suyla mideye indirecekler, huzur içinde uzanacaklar ve hepsi bu. Peki, sonrasında başlarına ne gelir, ne fark eder?

Yorum: Ama bu mantıksız geliyor. Bir insan kendini gerçekten kötü hissediyorsa, teoride nasıl… diye düşünmeli.

Cevabım: Ama bir çıkış yolu göremiyorsa ne yapabilir? Yaşamak için ne var ki?!

Yorum: En azından başka biriyle bir şekilde, herhangi bir şekilde bağ içinde olmak yok mu?

Cevabım: Var. Bu yüzden bazı kulüplerde toplanıyorlar. Ama genel olarak, bunun bile bir sonu geliyor.

Soru: Bu bir çözüm değil mi, emin misin?

Cevap: Hayır, elbette hayır.

Soru: Yani insan hayatın anlamını keşfedene kadar değil. Böyle bir atılım gerçekleşiyor mu ve bu eğilimin nedeni bu mu?

Cevap: Evet, insan böyle bir engeli yani her şeye karşı mutlak isteksizliği aşmak zorundadır. Ve ancak bundan sonra insan bambaşka bir hayatı keşfeder. Bir bakıma bu ölümdür. Bu sınırı geçtikten sonra, insan hayatın var olduğunu keşfeder, ancak bu farklıdır ve artık içinde var olmaya başlayabilir.

Soru: Yani bir insanın yaşamaya başlamak için gerçekten ölümden geçmesi gerektiğini mi söylüyorsunuz?

Cevap: Kişi bu hayattan, egoist hayattan, bir şeylerin peşinden koşmaktan, bir şekilde vazgeçmeyi anlamalı, kabul etmeli ve istemelidir. Kişi bunu bir şekilde kabul ettiğinde, bu farklı formlarda yapılabilir, o zaman bir sonraki hayata hazır olur.

Soru: Ruhu umutsuzlukla sızlayacak kadar yalnız bir insana tavsiyeniz nedir?

Cevap: Tavsiyem, web sitemize gidip okumanızdır. Başka bir şey değil. Gerçekten bunu söylemek istemiyorum ama önerebileceğim başka bir şey yok.

Üst Gücü Nasıl Çekeriz?

Soru: Bizi ıslah edecek olan gücü çekme olasılığımız olduğunu söylediniz.

Ama bu gücün kendiliğinden geldiğini ve bize Man yükseltme, belirli eylemlerde bulunma olanağı verdiğini öğreniyoruz. Onu nasıl çekebiliriz?

Cevap: Bizden istenen, çalışmanın yanı sıra yapmamız gereken netleştirmelerdir ve güçlerimizin birleşip daha da kuvvetlenmesi için birbirimizle nasıl bağ kuracağımızdır.  Çalışmamız ve farkına varmamız gereken şey budur.

Soru: Niyetimizin kendimiz için mi yoksa ihsan etme amacıyla mı olduğunu nasıl kontrol ederiz?

Cevap: Sürekli kontrol edin ve kendinize bu soruyu sürekli sorun, böylece bunun içinizde nasıl yavaş yavaş ifşa olacağını göreceksiniz.

Arzu Değiştiğinde

Soru: Kişi, “ihsan etme uğruna” niyetiyle, alma niteliğini ıslah ettiğinde, Yaradan’ın böyle bir prosedürü uygulamak zorunda kalmasından rahatsızlık duyması mümkün müdür?

Cevap: Hayır, böyle bir şey yoktur. Uydurmayın.

Kişideki arzu değiştiğinde, tüm gerçekliği yeni arzusuyla görür ve içinde hiçbir soru kalmaz, onunla tamamen hem fikir olur.

Manevi Çalışma İle İlgili Sorular – 251

Soru: Utanç koşulunu ıslah etmek için, Yaradan bizi öyle uzak bir dünyaya yerleştirdi ki, O’nun, yaşamın kaynağı olduğunu bile hissetmiyoruz. Manevi dünyanın perspektifinden hayatın ne olduğunu nasıl hissedebilir ve hayal edebiliriz?

Cevap: Yavaş yavaş, bunu hissedeceğiz. Şimdilik, mümkün olduğunca düşünmeye çalışın ve hissetmeye çabalayın.

Soru: Bunu O’nun için yapmak istediğimiz gerçeğine tutunmak istediğimizde, “Yaradan’a memnuniyet verme uğruna” niyetiyle olan eylemi ne kıyafetlendirir?

Cevap: Niyetiniz yani düşündüğünüz şey, içinizdeki bu eyleme neden olan şeydir.

Soru: Utanç duygusu, “sonsuz haz almaya özlem duymamak” için bir tür koruma mıdır?

Cevap: Evet.

Soru: Eğer onluda Yaradan’ı hissetmediğimizi fark edersek ne yapmalıyız? Hangi pratik eylemler uygulanabilir?

Cevap: TES (On Sefirot’un Çalışması) çalışmasında bize ne emredilmişse, hepsini kabul etmeli ve uygulamaya çalışmalıyız.

Soru: Utancın içimizde ortaya çıkması için çabalamalı mıyız, yoksa bu Yaradan’ın bir armağanı mıdır?

Cevap: Utanç, Yaradan’ın planlarına uymadığınız hissidir.

“Edinmediğimiz Şeye İsim Vermeyiz”

Soru: “Edinmediğimiz şeye isim vermeyiz” ilkesi ne anlama gelir?

Cevap: Hala netleştirme sürecinde olduğu için, henüz edinmediğimiz bir şeyi anladığımızı iddia edip ileri gitmeyiz. Herhangi bir manevi nesne veya olguya, onun eylemine, dünyalarda yarattığı şeye göre isim verilir. Onun tüm sonuçlarını henüz tam olarak bilmiyorsak, ona manevi olgunun özünü tanımlayan gerçek bir isim veremeyiz.

Soru: Yaradan’ın adı nedir? Yaradan’ın birçok adı vardır. Bu ne anlama gelir?

Cevap: Yaradan’ın adı, O’nun etkisinin kendimizde hissettiğimiz sonuçlardır. Dahası, bir isim ışıkla dolu bir arzudur ve orada bulunan ışığın türüne göre Yaradan’ın adı belirlenebilir. Dolayısıyla, O’na bir isim veren benim.

Yorum: Başkaları tarafından verilen isimleri sıklıkla kullanırız. Yani, birileri ismi vermiş ve başkaları da kullanmıştır.

Cevabım: Eğer bir isim, bir nesnenin veya olgunun tanımını gerçekten belirlemiş bir Kabalist tarafından verilmişse, o zaman materyali çalışırken onu kullanırız.