Daily Archives: Eylül 18, 2025

Zaman Kavramı

Soru: Zamanı maddi anlamda nasıl kullanacağımızı biliyoruz. Peki bu kavram maneviyatta nasıl kullanılıyor? Baal HaSulam bize neden zaman kavramını veriyor?

Cevap: Baal HaSulam, kendimizi zaman içinde gelişirken görebilmemiz ve böylece kendimizi ona göre değiştirebilmemiz için bize bu kavramı verir.

Zaman tamamen uydurulmuş, yapay bir kavramdır. Onun içinde, doğada gerçekten var olan hiçbir şey yoktur. Bu, insana yalnızca hayatını değiştirme olasılığını fark edebilmesi için verilmiştir.

Yaradan’ın Üç Kategorisi

Soru: Yaradan’ın şu üç kategorisi nedir: Bir, Eşsiz ve Birleşik?

Cevap: Bir, Eşsiz ve Birleşik kategorileri, dünyada tek bir güç olduğunu vurgular: Yaradan’ın gücü, ihsan etme ve sevgi gücü. Sadece O, Bir, Eşsiz ve Birleşik, her şeyi mutlak olarak yönetir. Kendisini, onlarla karşılaştırmak için kasıtlı olarak yarattığı güçler ve nitelikler bile O’nun kontrolü altındadır.

Soru: Aynı güç, neden farklı insanlara farklı şekillerde etki eder?

Cevap: Güç birdir, ancak insanlar farklıdır. Bu güce benzerliklerine veya tersine, ona karşıtlıklarına bağlı olarak, ona ya yaklaşırız ya da ondan uzaklaşırız.

Soru: “İnsanlar farklıdır” derken, sadece kişinin egoist seviyesini mi kastediyorsunuz?

Cevap: Evet, sadece Yaradan ile uyumları bakımından farklılık gösterirler. Diğer şeylerin önemi yoktur.

Sevgi Nedir Ki?

Soru: İnsanlık tarihi boyunca aşk hakkında birçok şarkı bestelenmiş ve birçok harika aşk romanı yazılmıştır. Öte yandan, aşk birçok trajediye ve savaşa da yol açmıştır. Aşk hakkında çok şey söylenmiştir. Belki de aşk, insanın en yüce duygusudur. Aşk nedir?

Cevap: Aşk, bir kişinin birine veya bir şeye karşı özel bir tutumudur. Denizi, müziği, hoş kokuları vb. severim. Buna da aşk denir.

Neden severim? Çünkü bana haz verir. Denizi, müziği, kokuları, gökyüzünü severim. Bana haz veren şeyleri severim. Tersine, bana acı veya sorun veren şeylerden nefret ederim. İnsanlara ve hayvanlara karşı duyulan sevgi veya nefret budur.

Bana haz veren şeyi sevip, bana acı veren şeyden nefret etmek “egoist sevgi”dir. Bizler hayvanlar gibiyiz; bizim için iyi olanı severiz ve bizim için kötü olan şeylerden uzak dururuz. Buna sevgi denir. Yani, bu bir nesneye duyulan sevgi değil, içimde uyandırdığı hisse duyulan sevgidir.

Örneğin, bir arkadaşımla karşılaşıyorum ve bana boşandığını söylüyor. “Ne oldu?!” “Aşk bitti.” Bu, aşkın birbirimizden haz alabildiğimiz ana kadar var olduğu anlamına gelir. Bugün bile doktorlar, eşler arasındaki aşkın 2-3 yıl içinde kaybolduğunu söylüyorlar.

Bu, Kabala bilgeliğinin bahsettiği sevgi değildir. Kabala bilgeliği, sevgiyi, birini veya bir şeyi kullanmaktan haz alan kişinin egosunun üzerinde bir şey olarak ele alır. Sevgi, iki seviyede inşa ettiğimiz bir şeydir.

Aramızda tartışmalar ve hatta nefret, yani birbirimizle anlaşmazlıklar içerebilecek bir ilişki seviyesi vardır. Aynı zamanda, bu anlaşmazlıkların üzerinde, “sevgi” denen özel bir bağ kurarız.

Bizler, bunun üzerinde çok çalışıyor, çabalıyor ve inşa etmek için zaman harcıyoruz. Buna “sevgi tüm günahları örter” denir. Bu, sevginin tam olarak aramızdaki günahların, anlaşmazlıkların üzerinde inşa edildiği anlamına gelir.

İki insan, ancak bu şekilde birbirleriyle bağ kurabilir ve böylece aralarındaki bağ: iyi, güçlü, sağlıklı ve gerçekten insani olur. Bu bağ, onların egoist olduklarını ve yarın yine bir anlaşmazlık yaşayabileceklerini, ancak yine de bağlarını güzel ve nazik hale getirmek için çalışmaya devam edeceklerini anlayan insanlar arasındadır ve buna “sevgi” denir.

Bu, cinsel çekicilik, alışkanlık veya bugün benim için iyi olan, ancak yarın tam tersi olabilecek bir şey üzerine inşa edilen sevgi değildir.

Aksine, bu, insanlar arasındaki sevgidir: bir erkek ve bir kadın, çocuklar, bir ulus içinde veya bir grup insan arasındaki sevgi. Ancak tüm bunlara rağmen, birbirimizden haz almaya dayalı bir şekilde davranmayız, yani birinden haz aldığımız için onu sevmeyiz. Sonuçta bu, hayvansal seviyede bir davranış olurdu.

İnsan seviyesinde, birbirimizden aldığımız her şeyin – hazlar veya tam tersi – ötesinde, aramızda sevgi bağları kurarız, hatta hoşlanmadığım alışkanlıkları nedeniyle diğerinden nefret edebilecek noktaya bile gelebiliriz. Yine de onu sevmek zorundayım, örneğin, aynı ulusa ait olduğumuz için.

O zaman, bu dünyanın seviyesindeki – fiziksel, ulusal vb.-  alışkanlıklar konusunda da birbirimize nasıl daha yakın olabileceğimiz üzerinde çalışırız.

Başka bir deyişle, sevgi, birbirleriyle bağlanmak zorunda oldukları ve bu bağı seçtikleri için, birbirleriyle bağ kuracak insanlar arasındaki ilişkide en yüce değerdir. Sonra onlar bunun üzerinde sürekli çalışırlar.

Bu nedenle, “sevgi tüm günahları örter” denir. Aramızda “günahlar”, çeşitli anlaşmazlıklar vardır ve bunların üzerinde sürekli sevgi inşa ediyoruz. Dahası, anlaşmazlıklar ne kadar fazla olursa, bunların üzerinde sevgi o kadar güçlü olmalıdır.

İnsanları bu şekilde eğitmeliyiz. O zaman tüm dünya, tüm insanlık üzerinde sevgi şemsiyesini açabileceğimiz bir duruma gelebileceğiz. Sevgi tam olarak budur. Aksi takdirde, bu sadece bedeniniz için iyi olan bir şeyi sevdiğiniz, fizyolojik bir sevgidir; bu hayvansal sevgidir, oysa insan sevgisi, beni diğerinde mutsuz eden her şeyin üzerinde inşa edilir. Beni diğerine bağlı kalmaya zorlayan bir neden, daha yüksek bir değer vardır.

İkimiz de, normal şartlarda ülke, hayat ve diğer her şey konusunda her türlü anlaşmazlığımız olduğunu biliyoruz, ancak her halükarda, farklı olmamıza ve yapımızın farklı olmasına rağmen, birbirimize bağlı olmamız gerektiği sonucuna varıyoruz.

Bu bağı, sevgimizi, yavaş yavaş, adım adım, fiziksel bedenlerimizin ötesinde, aramızdaki bağda birlikte ulaşmamız gereken üstün hedefimize dayanarak inşa ediyoruz.

Dünya – Niyetlerimizin Sonucu

Soru: Eyleme değer bir niyet nedir?

Cevap: Bizim dünyamız bir eylem dünyasıdır. Tüm dünyevi hareketlerimiz, eylemin kendisine dayanır. Hareketlerimiz niyetle değil, yalnızca eylemle ölçülür. Bizim dünyamızda, niyeti doğru bir şekilde fark edip etmediğimizden, yeniden üretip üretmediğimizden, değerlendirip değerlendirmediğimizden ve tartıp tartmadığımızdan emin olamayız; oysa eylemler, geride açık ve somut bir sonuç bıraktıkları için görülebilir, ölçülebilir ve karşılaştırılabilirler.

Niyetler, hem başkaları hem de kendimiz için anlaşılmaz olan ve bir dakika içinde unutulan içsel motivasyonlarımızdır. Bununla hiçbir şey yapılamaz.

Kabala bilimi, hem eylemlerden hem de niyetlerden oluşan özel varlıklar olduğumuzu söyler. Bir insan ne kadar gelişmişse, salt hayvansal varoluştan o kadar uzaklaşır, niyeti o kadar güçlü olur ve eylemi belirleyen şey niyettir. Yani, eylemin kendisi önemsiz olabilir, ancak ardındaki niyet büyüktür. Bu gibi durumlarda, eylemi gerçekleştiren kişi tam olarak niyete odaklanır.

Örneğin, birine küçük bir hediye verirsem veya benim için çok zor olan ama tüm ruhumu koyduğum bir eylemde bulunursam, eylemimin sonucunu alan kişi, bunu eylemin kendisiyle değil, çaba ve iyi niyetle ölçer.

Niyeti nasıl ölçebiliriz? Bu bir sorundur çünkü dünya giderek küreselleşiyor. Bizler aramızda tek bir ilişki sistemi kurmalıyız. Ancak bunu yalnızca eylemlerle değerlendiremeyiz.

Sonuçta, katkısı, maaşını ve başkalarının ona nasıl davrandığını belirleyen bin birimlik üretimle ölçülen bir fabrikada çalışan bir makinist gibi çalışmıyorum. Günümüzde, niyetlerin ölçüldüğü giderek daha fazla meslek ortaya çıkıyor. İnsanlar arasındaki ilişkileri ölçmeye çalışıyoruz: onları nasıl etkilediğimi, benim sayemde nasıl uyandıklarını, nasıl hizmet alışverişinde bulunduğumuzu vb. Yani niyet giderek daha büyük bir önem kazanıyor.

Ve bu nedenle dünyamız büyük bir sorunla karşı karşıya. Ne kadar gelişirsek, hayvansal koşuldan ne kadar uzaklaşırsak, niyetleri ölçme ihtiyacı o kadar artar. Yine de onları ölçemeyiz.

Dolayısıyla, insanın tutumu, dünyayı tanımlar. Dünyanın kendisi de niyetlerimizin bir sonucu haline gelir.

Ve burada bir sorun ortaya çıkar: Dünya, aşırı üretimden veya birbirimizle geçinememekten değil, niyetlerimizin yanlış olmasından dolayı krize girer. Fakat onları nasıl doğru hale getireceğimizi, nasıl değerlendireceğimizi ve tartacağımızı bilmiyoruz.

Birdenbire, bizim için hiç beklenmedik bir şekilde, kendimizi maddi olmayan bir dünyada buluruz çünkü aramızda ölçemediğimiz veya açıklayamadığımız sayısız duygusal, ruhsal ve manevi bağ ortaya çıkar. Niyetler, eylemlerden daha önemli hale gelir ve dünya garip ve insan yaşamına uygunsuz hale gelir. Dünya, sadece insanların hayvansal koşulu için yaratıldığından, “bizi kendinden dışarı itmeye” başlar.

Bizler, şu zamanda hayvanlar gibiyiz. Hayvanlar birbirlerinden utanmazlar: Seni yemek istiyorum; kaçmayı başarırsan kaçarsın, kaçamazsan seni yerim. Her şey niyetlere değil, net eylemlere dayanır. Ve niyetler, kesinlikle nettir çünkü eylem ve niyet örtüşür.

Ancak hayvansal seviyeden insan seviyesine yükseldiğimizde, niyetlerimizi hesaba katmaya başlamak zorundayız. Ve niyetlet ancak Kabala ilminin yardımıyla değerlendirilebilir.

Soru: Saf haliyle niyete bir örnek verebilir misiniz? Nedir bu niyet?

Cevap: Diyelim ki size karşı belirli bir niyetim var. Siz bunu ne görüyorsunuz ne de biliyorsunuz. Ben bunu kendi içimde belirlemeli, bilmeli ve test etmeliyim. Eğer niyetimle size zarar vermek istiyorsam, o zaman kendime zarar veririm.

Öte yandan, niyetler dünyası çok daha basittir. Onun içine girdiğimizde, sanki tüm eylemleri yok eder, tüm dünyamızı “siler” ve geriye sadece noktalar ve bu noktaların birbirlerine yönelik niyetleri kalır. İşte manevi dünya budur.

Her biri, en azından kendi etrafındaki belirli bir yarıçapta, başkalarıyla belirli bir niyetle ilişkili olan 7 ila 8 milyar nokta hayal etmeye çalışın: iyi ya da kötü, artı ya da eksi. Niyet, ya bir başkasını, sizin anladığınız şekilde değil, onun anladığı şekilde iyi hissettirmeye ya da onun anladığı şekilde değil, sizin anladığınız şekilde kötü hissettirmeye yöneliktir.

Soru: Gerçekten sadece iki niyet olabilir mi?

Cevap: Sadece iki, başka bir şey yok. Ve her biri büyüklüklerine göre derecelendirilebilir. Başkalarına karşı tutumlarımız, dünyamızı ve üst dünyaya geçişimizi belirler.

İnsanların sahip olabileceği tüm olası niyetleri sıralıyor ve yalnızca onların aralarında var olanları dikkate alıyoruz. Başkalarına karşı olumluysalar, manevi; olumsuzsalar, dünyevi olarak adlandırılırlar.

Dünyevi seviyedeki tüm niyetlerimiz, yalnızca kendimiz içindir ve başkalarının zararınadır.

Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Kısım 147

Hazırlık Döneminde Hangi Arzu Büyür?

Hazırlık döneminde, maneviyat için “uyumama izin vermeyene kadar” denilen arzuyu geliştiririz. Baal HaSulam bunun, sevdiği şeyi öylesine arzulayan şehvetli bir insan gibi olduğunu yazar ki, gözlerinin önünde sadece bu arzu durur ve gece gündüz onu unutamaz. Buna tam Lo Lişma denir. Ve kişi bundan Lişma’ya geçiş yapar.

Bu geçişi nasıl yaparız? “Çabaladım ve buldum” iledir. Neden “buldum”? Çünkü esasen arzumuzun doldurulması için çabalarız, ancak bunun yerine ihsan etmek için bir ıslah alırız ve farklı türde bir dolum alırız. Burada bir tür optik yanılsaması vardır çünkü özlemini çektiğimiz şeyi almayız. Ancak doyumu almaya başladıktan sonra, bunun gerçekten özlemini çektiğimiz şey olduğunu görürüz, bunu bilmesek bile. Bu arzu içimizde farklı bir form almıştır.

Merdivenin Basamakları Hakkında Sohbetler, Kısım 146

Manevi Doyumu Nasıl Alırız?

Maneviyatın hazzını ancak ihsan etme niyeti olan bir arzuda alabiliriz. Yani, bir eklemeye ihtiyaç vardır ve bu ekleme, arzuya gelen ihsan etme niyeti, ancak yukarıdan, çalışma yoluyla, saran ışık aracılığıyla bir şifa olarak alınabilir. Baal HaSulam’ın “On Sefirot’un Çalışılmasına Giriş” kitabının sonunda yazdığı şey budur; bir arzu ne kadar büyük olursa olsun, bir niyet eklemesine sahip olmalıdır.